Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Esmer, Yusuf(28)
- Battal, Fetullah(27)
- Öztürk, Mesut(22)
- Ayata, Ümit(21)
- Korkmaz, Özge(18)
- Bayraktar, Bülent(17)
- Maden, Sedat(17)
- Ustabulut, Mete Yusuf(16)
- Degirmenci, Yavuz(15)
- Ag, Aliriza(14)
- Bulut, Mehmet(14)
- Göktaş, Bora(14)
- Pabuçcu, Hakan(14)
- Apak, Ömer Ceyhun(13)
- Dayı, Özkan(13)
- Güzel, Ferdi(13)
- Kaplan, Kadir(13)
- Yıldız, Şaduman(13)
- Arslaner, Ayla(12)
- Durmuş, İbrahim(12)
- Gıdık, Betül(12)
- Kan, Muhammed Enes(12)
- Kul, Murat(12)
- Küçük Demir, Betül(12)
- Semerci, Vahide(12)
- Bayramoglu, Turgut(11)
- Dursunoğlu, İsmail(11)
- Kuzu, Mehmet(11)
- Kırbaş, Zila Özlem(11)
- Sefali, Abdurrahman(11)
- Sönmez Sarı, Ebru(11)
- Tosun, Figen Çam(11)
- Akeren, Zahide(10)
- Bulut, Ayhan(10)
- Doğan, Zeki(10)
- Filiz, Tunahan(10)
- Gül, Volkan(10)
- Gültekin, Ömer Faruk(10)
- Imamoglu, Ilyas Kays(10)
- Kahya, Cem(10)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025Aşırı Turizm Algısının Yaşam Kalitesine Etkisinde Turist-Yerli Halk Etkileşiminin Kalitesinin Aracı Rolü
Ünlü, Hami
Aşırı turizm, turizm faaliyetlerinin yol açtığı olumsuz etkilerden dolayı halkın turizme karşı hissettiği olumsuz duygular olarak ifade edilmektedir. Aşırı turizm algısının yerli halk üzerinde etkisini belirlemeye yönelik olarak birçok çalışma yapılmıştır. Aşırı turizm gerçekleştiği destinasyonlarda yerli halkın turizm faaliyetlerinden ilk başta ekonomik etkiden dolayı memnun olduğu fakat zamanla olumsuz etkilerin ortaya çıkmasıyla birlikte bu durum tam tersine döndüğü görülmüştür. Bu araştırma, aşırı turizm algısının yaşam kalitesi üzerindeki etkisinde turist-yerli halk etkileşiminin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeli üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma Trabzon’da yaşayan bireylerin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yerli halktan kolayda örnekleme yönteminden yararlanılarak toplanmış ve 402 veri ile analizler yapılmıştır. Araştırma hipotezlerinin test edilmesi amacıyla doğrudan etkileri belirlemek için yapısal eşitlik modellemesi uygulanmıştır. Turist-yerli halk etkileşimi kalitesinin aracılık rolünün belirlenmesi için PROCESS makrosunda Model 4 uygulanmıştır. Araştırma sonucunda turist-yerli halk etkileşiminin aşırı turizm algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiye anlamlı bir şekilde aracılık ettiği belirlenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2025Theological Authority, Critical Reason, and The Epistemological Disintegration of Belief Systems
Aksakalli, Ayhan
This study examines the transformation of theological authority in an era shaped by epistemological skepticism, capitalist structures, and digital technologies. While traditional metaphysical frameworks once positioned God as the foundation of knowledge and morality, modernity has fractured this certainty, leading to competing structures of belief. The decline of divine authority has not eradicated the need for transcendence, but has instead redirected it into economic ideologies, algorithmic governance, and digital utopias. Capitalism now dictates human behavior with quasi-theological force, while artificial intelligence and transhumanism offer new visions of omniscience and immortality. This study argues that secularization has not resulted in the disappearance of belief but in its reconfiguration. As theological structures dissolve, they are continuously reinvented, raising the fundamental question: Has metaphysics truly ended, or has it simply been displaced into new ideological and technological domains?
- MakaleAçık Erişim2025An Analysis of the Narrations on Wiping the Neck
Türkoğlu, Hamdi
This study addresses the matter of wiping the neck in the narrations, aiming to identify the foundations of this practice within the ḥadīth literature. While numerous ṣaḥīḥ (sound) narrations provide a detailed description of ablution (wuḍūʾ), they do not include any information regarding the wiping of the neck. Likewise, it is noteworthy that in thematically classified ḥadīth sources, while chapter headings (bāb) have been established for the wiping of the head, ears, or feet, there is a conspicuous absence of any such heading for the wiping of the neck. Conversely, some narrations, which have been identified as weak (ḍaʿīf) or fabricated (mawḍūʿ), do mention the wiping of the neck. The narrations concerning this practice have been transmitted through Wāʾil b. Ḥujr and ʿAbdallāh b. ʿUmar. It has been established that the narrations originating from Wāʾil b. Ḥujr are weak, while the report transmitted from ʿAbdallāh b. ʿUmar is not found in the foundational ḥadīth collections and has been deemed fabricated. In response to these narrations, ḥadīth scholars (muḥaddithūn) and jurists (fuqahāʾ) have adopted varying approaches. Some scholars, such as al-Ghazālī, accepted these narrations—despite their being understood as weak or fabricated—as proof (dalīl) and consequently considered the wiping of the neck to be a Sunnah (prophetic practice). In contrast, some scholars, including al-Nawawī, have deemed the wiping of the neck a reprehensible innovation (bidʿa), stating that no ṣaḥīḥ (sound) narration on this matter exists from the Prophet. According to another viewpoint, while acknowledging the weakness of the narrations, the act of wiping the neck is regarded as recommended (mustaḥabb). Furthermore, there exist some ṣaḥīḥ narrations indicating that the Prophet, when wiping his head, would pass his hands to the nape of his neck. However, this action has not been interpreted by the scholars (ʿulamāʾ) as evidence for the distinct practice of wiping the neck; rather, it has been understood as an integral part of the motion of wiping the head.
- MakaleAçık Erişim2024Seismic behavior assessment of RC buildings controlled by passive and active techniques
Uyar, Mehmet; Ergün, Mustafa
In this paper, a numerical study was carried out on the effectiveness of the active earthquake control method in improving the earthquake response of RC buildings. High damping rubber bearing design was made according to the criteria of the Uniform Building Code. Three different types of isolators were obtained geometrically. Passive earthquake control of the building was provided by placing these isolators under the columns. For active earthquake control of the building, controller design was realized by integrating it into the FE transient analysis in ANSYS. The active earthquake control design was studied using a force-based and displacement-based controller with acceleration and displacement feedback. The linear dynamic earthquake analysis in the time history of all three states of the building (un-controlled, passive, and active-controlled) was made using the acceleration record of the Seferihisar (İzmir) earthquake. When the results are examined, it is seen that the active earthquake control method provides almost all of the positive behavior expected from the passive earthquake control method. In addition, it eliminates some of the disadvantages of the passive earthquake control method.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Depresyonda motor aktivitenin makine öğrenmesi ile değerlendirilmesi
Aras, Selim; Aras, Neriman; Engin, Mustafa Alptekin
Psikiyatrik hastalıkların neredeyse tümünde olduğu gibi depresyonun da klinik olarak değerlendirilmesi gözleme ve subjektif hasta şikâyetlerine dayanmaktadır. Psikomotor retardasyon (gerileme) depresyonun önde gelen semptomlarından biridir ve bunun göstergesi olarak depresyonlu hastalarda fiziksel aktivite azalır. Bu çalışmada, depresyonu olan ve olmayan bireylerin günlük fiziksel aktivite verileri ile oluşturulmuş bir veri setini referans olarak kullanarak, depresyon tanısı için makine öğrenimi temelli objektif bir tanı destekleyici yöntem geliştirmek amaçlanmıştır. Geniş bir öznitelik araştırması yapıldıktan sonra, Fisher Öznitelik Seçimi ile en iyi dört öznitelik belirlenmiş ve Toplu Torbalı Ağaç yöntemini kullanarak 0,88 doğruluk ile referans çalışmasından daha iyi bir sınıflandırma sonucu elde edilmiştir. Ayrıca, referans çalışma ile karşılaştırmak için sınırlandırılan dört öznitelikten daha fazlası seçildiğinde doğruluğun 0,90’nın üzerine çıktığı belirlenmiştir. Böylece, fiziksel aktivite verilerini kullanarak geliştirilen makine öğrenimi temelli yöntemle depresyonu olan ve olmayan bireyleri yüksek doğruluk payı ile ayırt edilmesi başarılmıştır. Bu çalışma, aktivite verilerinin depresyonda tanı destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğine dair umut verici sonuçlar ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, fiziksel aktivite gibi farklı biyobelirteçlerin de makine öğrenimi ile birlikte kullanıldığında, psikiyatrik değerlendirmedeki objektif tanı destekleyici kriterlerin eksikliğini giderebilecek potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Selçuklu dönemi iran’ında arapça yazan müellifler
Dayı, Rumeysa Bakır
On birinci yüzyılda İran coğrafyası Selçuklu hâkimiyetine girmiş, İslâmî dönem içerisinde kültür, sanat ve edebiyat açısından parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Selçuklu devlet adamlarının desteği ile Fars edebiyatının yanı sıra Arapça ve Arap edebiyatı da gelişim göstermiştir. İslamiyet’in yaygınlaşması ve Arapların İran’ı fethetmesi ile Arapça da siyasi bağlamda kendini göstermiş, Arapların İran topraklarına göç etmesi ile hızlanmıştır. Arap dilinin İran topraklarında yaygınlaşması, İran lehçeleri üzerinde daha çok sarayda kullanılan Pehlevice’nin üzerinde etki bırakmış hatta onu gölgede bırakmıştır. Siyasi ve divani konularda Arapçanın zorunlu hale gelmesi, Arapça kelimelerin de dile girmesine yol açmıştır. İslam kültüründe dini ve edebi ilimlerin Arapçaya çevrilmesi ve İran’da eğitim merkezlerinin açılması, Arap dilinin İranlılar arasında giderek yaygınlaşmasını sağlamıştır. Pehlevice’den Arapçaya çeviri yoluyla başlayan dil çalışmaları, şiir nazmetme ve dilbilim çalışmaları ile ortaya çıkmış, saray idaresinin desteği ile de hız kazanmıştır. Bu çerçevede Arapça ve Farsça bir milletin edebi, kültürel ve günlük hayatında ortak bir dili haline gelmiştir. İran halkı Arapça ile tanıştıktan sonra Farsça ve Arapça kelimeleri birleştirmiş iki dili tek bir potada harmanlamışlardır. Hatta bazı kelimeleri olduğu gibi alıp kendi dillerine yansıtmışlardır. Selçuklu İranı’nda, Arapça söz söyleyen büyük şair ve yazarlar ortaya çıkmış, Arap edebiyatı İran’da yükselişe geçmiştir. Bu durumda dini ve siyasi otoriterler içerisinde belli bir konuma ulaşmak isteyen kişiler, bu dili öğrenmek, yazışma ve konuşmada bu dili kullanmak zorunda olduklarını fark etmişlerdir. Arapça nazım ve nesir yazanlar, sultanların yanında ve hizmetinde büyük ikram ve iltifat görmüşlerdir. Özellikle bu dönemde müelliflerin eserlerinde Arapçayı tercih etmelerinin en önemli nedenlerinden biri kültürel etkileşimin yanında Arapçanın edebî sanatlar açısından daha hazır oluşu ve daha yerleşmiş anlatım tarzına sahip oluşudur. Ayrıca bu dönemde nesir konularında dinî, ilmî ve edebî alanlarda çeşitlilik meydana gelmiş, bu da İranlı müelliflerin dikkatini cezbetmiştir. Zira Arap ve İran topraklarında mensur çalışmalar Arap müelliflerden önce İran asıllı müellifler tarafından kaleme alınmış, tercüme hareketleri ile Arapçaya kazandırılmıştır. Örneğin Arap nesrinin gelişimi konusunda hem Pehleviceyi hem Arapçayı iyi bilen Ibn Mukaffa’nın ve Arapça risale yazan ve bu türü yeniden düzenleyen Yahyâ el-Kâtib’in adı zikredilebilir. Söz konusu bu 8.yy ediplerin yanında Selçuklu döneminde de ünlü Arapça yazarlar bulunmaktadır. Kübrevî tarikatının lideri büyük âlim Seyfüddîn el-Bâharzî, dil ve edebiyat âlimi Hâtib-i Tebrizî, saray kâtibi ve şecere âlimi Tuğrâî, tarihçi, şair ve yine soy bilimci Ebîverdî, ünlü Selçuklu vezirlerinden Enûşirvan b. Hâlid İran asıllı Arapça eserler kaleme alan müellifler arasında bulunmaktadır. Çalışmada, Selçuklu dönemi İran coğrafyasında Arapçanın tercih edilme nedenleri ele alınıp İran’da Arapça eserler kaleme alan ve Arapça yazılan eserleri şerh eden İranlı müellifler incelenecektir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024COVID-19 Pozitif Sağlık Çalışanlarının Semptom, Laboratuvar ve Toraks Bilgisayarlı Tomografi Bulgularının Değerlendirilmesi: Rektrospektif Çalışma
Hintistan, Sevilay; Kazak, Aysun; Kuralay, Çıgdem; Apaydın, Emine; Akeren, Zahide
Amaç: Araştırma, Türkiye'nin kuzeydoğusunda COVID-19 pozitif sağlık çalışanlarının semptomlarını, laboratuvar ve toraks bilgisayarlı tomografi bulgularını incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve retrospektif tasarıma sahip bu araştırmanın örneklemini COVID-19 pozitif olan 146 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Veriler, hastane bilgi yönetim sisteminin elektronik verileri ve sağlık çalışanlarının kişisel sağlık kayıtları kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: COVID-19 pozitif sağlık çalışanlarının %52,7'si hemşire, ebe ve sağlık memuru, %50,6'sının semptomatik, %49,4'ünün asemptomatik olduğu ve semptomatik olanların en fazla öksürük, kas-eklem ağrısı ve yorgunluğu yaşadığı belirlendi. Sağlık çalışanlarının lökosit, nötrofil, lenfosit, trombosit ortalaması, C reaktif protein, D-dimer değerlerinin yüksek olduğu ve %24,1'inin COVID-19 uyumlu toraks bilgisayarlı tomografisi olduğu tespit edildi. Semptomatik sağlık çalışanlarının asemptomatik sağlık çalışanlarına kıyasla lökosit sayısı medyanının daha düşük, C reaktif protein ve prokalsitonin değerleri medyanının daha yüksek olduğu bulundu. COVID-19 uyumlu toraks bilgisayarlı tomografisi olan sağlık çalışanlarının lökosit, medyan ve trombosit değerleri ortalamasının daha düşük, C reaktif protein medyanının daha düşük ve D-dimer medyanının daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Çalışmada sağlık çalışanlarının yarısının semptomatik olduğu ve lökosit, nötrofil, lenfosit, C reaktif protein ve trombosit değerlerinin COVID-19 uyumlu torasik bilgisayarlı tomografi gelişimini etkilediği belirlenmiştir. Sonuçlar, araştırmalar için bilgi tabanı oluşturmak, sağlık çalışanları ve kurum yetkilileri tarafından korunma düzeylerini iyileştirmeye yönelik yöntemleri uygulamak için kullanılabilir.
- MakaleAçık Erişim2024Milli Takım Düzeyindeki Bedensel Engelli Para-Karate Sporcularının Spora Katılım Motivasyonları ile Yaşam Kalite ve Yaşam Doyum Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Kul, Murat; Boz, Emre; Çetintaş, Yasin
Para-Karate sporcularının spora katılım motivasyonları ile yaşam kaliteleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi bu araştırmanın temel amacıdır. Bu amaç doğrultusunda milli takım seçmelerine katılan 24 para-karate sporcusu (n=11kadın-13erkek) çalışmaya dâhil edilmiştir. İlişkisel tarama modelinde gerçekleştirilen bu araştırmada verilerin toplanması adına 4 ayrı form kullanılmıştır. Bunlar; “Kişisel Bilgi Formu”, “Engelli Bireylerde Spora Katılım Motivasyonu Ölçeği”, “Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği” ve “Yaşam Doyum Ölçeği”. Dijital ortamda toplanan bu verilerin analiz sürecinde ise SPSS (26. Versiyon) paket programının tanımlayıcı analizlerinin yanı sıra Spearman Korelasyon Katsayısı testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Veri analizinin neticesinde para-karate sporcularının spora katılım motivasyonları ile yaşam kalite ve yaşam doyum düzeyleri arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda içsel motivasyon ve dışsal motivasyon alt boyutlarının hem yaşam doyumunun hem de yaşam kalitesinin yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2024Kahramanmaraş Depreminden Etkilenen Ergenlerin İyi Oluş Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi
Kırbaş, Zila Özlem
Amaç: Bu çalışma depremden etkilenen ergenlerin iyi oluş düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte olan araştırma, Türkiye’de deprem yaşanılan illerin birinde liselere devam eden 154 öğrenci ile Nisan 2023- Haziran 2023 tarihleri arasında yapıldı. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Ölçeği (EPOCH)” ile toplandı. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t test ve One-Way ANOVA kullanıldı. Bulgular: Çalışmada Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Modeli: EPOCH Ölçeği toplam puanı 65,30±11,59 bulundu. Ölçeğin alt boyut puanları sırasıyla bağlılık 3,17±0,77, kararlılık 3,35±0,69, iyimserlik 3,03±0,94, ilişkililik 3,86±0,88 ve mutluluk 2,89±0,83 bulundu. Ölçeğin iyimserlik ve ilişkililik alt boyut puanları ile ergenlerin okul başarı durumları arasında anlamlı fark bulundu (p
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Üniversite Öğrencilerinin Akademik Rekabet ve Hedef Belirleme Yaklaşımları: Ölçek Geliştirme Araştırması
Durmuş, İbrahim
Üniversiteler, öğrencilerin gelecek hedeflerini inşa etmelerinde oldukça değerli bir yere sahiptir. Öğrenciler eğitim-öğrenim faaliyetlerinde birçok etkenle rekabet halindedir. Araştırmada literatürde oldukça sınırlı çalışılan, üniversite öğrencilerinin akademik rekabetlerini ve hedef belirleme yaklaşımlarını ölçmek amacı ile beş farklı değişken oluşturulmuştur. Bu değişkenlerden birinde öğrencilerin hedef belirlemesinde etkili olan; hedeflerine bağlılıkları ve akademik çabaları incelenmiştir. Diğer taraftan öğrencilerin akademik rekabet düzeyleri; pozitif akademik rekabet, kişisel gelişim rekabeti ve akademik kıskançlık rekabeti ölçekleri oluşturulmuştur. Araştırma örneklemi Bayburt Üniversitesi’nde farklı seviyelerde eğitimi devam eden 391 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın genel modelinde öğrencilerin pozitif akademik rekabet düzeylerinin; hedeflerine bağlılığı, kişisel gelişim rekabetlerini ve akademik kıskançlık rekabetlerini pozitif yönde etkilemiştir. Öğrencilerin akademik kıskançlık rekabetleri hedeflerine bağlılıklarını negatif, hedeflerine bağlılıkları ise akademik çabalarını pozitif yönde etkilemiştir. Spesifik modellerde öğrencilerin akademik çaba, akademik kıskançlık rekabeti, not ortalaması, hedef sayısı, eğitim düzeyi ve aylık gelirlerinin düzenleyici, kişisel gelişim rekabetinin ise aracı etkileri olmuştur.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Ahşap Bazlı Kompozit Yüzey Kaplı Yonga Levhaların Formaldehit Gaz Emisyonu ve Uygulanan Standartlar
Ayata, Ümit; Camlibel, Osman; Bostancıoğlu, Ayşe; Yüksek, Damla
Her geçen gün kullanım alanı artan ahşap bazlı kompozit malzemeler beraberinde birtakım hava kirletici kimyasal maddeler de getirmektedir. Özellikle ahşap esaslı kompozit levhalarda, kapalı ortam kirleticisi olarak isimlendirilen formaldehit içerikli reçine kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Formaldehit esaslı reçinelerle üretilmiş ürünlerde zamanla levhalardan salınım formaldehit gaz emisyonu oluşabilmektedir. İnsan sağlığına zararlı olan bu kimyasal maddenin üretimi ve kullanımı sırasında uyulması gereken kurallar ve ülkelerin bu konuyla ilgili belirledikleri standartlar mevcuttur. Bu çalışmada mobilya atölyelerinden üretici firmaların levhaları, örnekleme secim metodu ile 8 mm ve 18 mm yongalamlar alınmış ve bu levhaların formaldehit emisyonu TS 4894 EN 120 ölçüm yöntemlerine göre analiz edilmiştir. Bu analiz sonucunda 18 mm yongalamların en düşük formaldehit gaz emisyonu 4,80 mg/100 g sonuçla E1 sınıfında yer almıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Investigating the Relationship Between the Financial Conditions Index with Economic Growth and Net Capital Inflow: Causality Analysis for Türkiye
Kuloğlu, Eşref; Akar, Nuri Çağrı
The global economic crisis, which had a devastating effect worldwide with the bankruptcy of Lehman Brother's investment bank in the United States of America in 2008, revealed that countries should indicate risks and take precautions accordingly. In this sense, the importance of the Financial Conditions Index (FCI), which was created by considering the monetary policy instruments of the country's central banks and various macroeconomic and financial variables as a whole, has also increased. FCI, the index that has taken place in the literature since the 1990s, with the growth of countries, has been investigated in empirical studies conducted after the global economic crisis. In this study, the related index is calculated using Principal Component Analysis (PCA), and the data generated is analyzed with growth and net capital inflow items. According to the results of the related analysis, while there is bidirectional causality between FCI and real gross domestic product (GDP) growth, one-way causality was found between FCI and net capital inflow. The index created accordingly is the Granger cause of the net capital inflow.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleYalnız künye2024The Effect of STEM Education on the Pre-school Pre-service Teachers’ Lifelong Learning Tendencies
Yalçın, Paşa; Çakır, Zehra; Yalçın, Sema Altun
The research aims to explore the effect of STEM education on pre-service teachers' lifelong learning tendencies. 22 pre-service teachers studying in the 4th grade participated in the research. The research was carried out within the scope of the STEM education elective course given in the pre-school teaching department in the faculty of education. A methods approach was employed in the research. In the research, in which the explanatory mixed design was applied, the quantitative data were collected with the Lifelong Learning Tendency Scale. Qualitative data were obtained with a semi-structured interview form. At the end of the study, it was determined that STEM education had a positive effect on the pre-service teachers' lifelong learning tendencies and developed their lifelong learning skills. It was found, with STEM education, that producing machines, robots, and vehicles with simple materials contributed to their seeing the materials around them with different eyes and their desires to learn and produce new things. It was also stated that they contributed to self-directed learning, increased their willingness to explore and research, and activated their learning by doing and experiencing skills. It was concluded that they enjoyed doing the activities, which made the information permanent and created their desire to use these activities in their lessons in order to create fun and permanent learning environments in the future.
- MakaleAçık Erişim2024Covid-19 Pandemisi Sonrası Spor Bilimleri Fakültesi Akademisyenlerinin Siberkondria Düzeyleri ve İnfodemide Davranışları Beslenme Durumları ile Bazı Değişkenler Arasındaki İlişkinin İncelenmesi: Pilot Çalışma
Erkılıç, Tugçe Orkun; Bayraktar, Bülent; Erkılıç, Ali Ozan
Bu çalışma Covid-19 sonrası dönemde akademik personelin siberkondria ile infodemi düzeyleri arasındaki ilişkiyi ve beslenme durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma, Bayburt Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde görev yapan 23 Akademik personel ile yapılmıştır. Tüm katılımcılara demografik özelliklerinin ve beslenme durumlarının ve besin tercihlerinin belirlenmesine yönelik bir anket uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Siberkondri Şiddet Ölçeği-Kısa Formu, İnfodemi (Dijital Ortamda Sağlık Bilgisi Edinme ve Teyit) Ölçeği ve Besin Tüketim Sıklığı formu kullanılmıştır. Çalışmada, ölçeklerin alt faktörlerinden aşırılık ile Web 1.0 ve Sağlık Bilgisi edinme arasında ve alt faktörlerden güvence ile Web 2.0 ve Dijital sağlık bilgisi edinme arasında pozitif bir ilişki belirlenmiştir. Katılımcıların aşırılık düzeyi yani sağlıklarıyla ilgili araştırmalarının artan ve tekrar eden yapısı arttıkça, sağlık bilgisi edinme düzeylerinin de arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Aynı zamanda katılımcıların profesyonel tıbbi tavsiye almaya yönlendiren araştırmalar (güvence düzeyi) arttıkça, dijital sağlık bilgisi edinme düzeylerinin de artması üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda Covid-19 sonrası dönemde akademik personelin siberkondria ile infodemi düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Covid-19 pandemisi sonrası siberkondri ve infodemi davranışlarındaki artış, bireylerin beslenme durumları ile doğru besine yönelmesi konusunda diyetisyenlerin önemi ve gerekliliğini ortaya koymuştur. Mevcut sonuçlarımızın bu alanda gerçekleştirilecek çalışmalar ve araştırmacılar için önemli katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Spor ve Farklı Değişkenlere Göre Üniversite Öğrencilerinin Kan Bağışı ile Vicdan Algılarının İncelenmesi
Tatlısu, Bülent
Üniversite öğrencilerinin kan bağışı tutumları ile vicdan algılarının spor ve farklı değişkenlere göre incelenmesinin amaçlandığı bu çalışma da genel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” ile birlikte “Kan Bağışı Tutum Ölçeği” ve “Vicdan Algısı Ölçeği” kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 Windows paket programı ile analiz edilmiştir. Bağımsız değişkenin kategori sayısına bağlı olarak ikili gruplarda bağımsız örneklem t-Testi, çoklu gruplarda ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile Posthoc testlerinden Lsd testi kullanılmıştır. Analiz sonuçları ,05 anlamlılık düzeyine göre yorumlanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin yaşlarının, aile gelir düzeylerinin, öğrenim gördükleri bölümlerinin, sınıf düzeylerinin, spor yapma durumlarının ve haftalık spor yapma sürelerinin Kan bağışı tutumları üzerinde etkili bir değişken olduğu; cinsiyetin, yapmış oldukları spor türünün ve spor yaşlarının etkili değişkenler olmadığı; vicdan algı durumlarını yaşlarının, öğrenim gördükleri bölümlerinin, sınıf düzeylerinin, spor yapma durumlarının, haftalık spor yapma sürelerinin ve spor yaşlarının etkilediği; cinsiyetin, aile gelir düzeylerinin ve yapmış oldukları spor türünün etkilemediği görülmüştür. Sonuç olarak sporun hem kan bağışı tutum durumuna hem de vicdan algı durumuna etken bir değişken olduğu tespit edilmiştir.
AtıfOpenAlex3
İncele - MakaleAçık Erişim2024Hegemonyanın siyasal ve finansal etkileşimi çerçevesinde bıden doktrini ve abd-çin rekabetinin türk dünyasına olası etkileri
Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih
Hegemonya, bir sistemin alt elemanları ve başka sistemlerin işleyişi üzerinde belirleyici olma gücünü ifade eder. Uluslararası ilişkiler disiplini ve onun alt branşları olan uluslararası ekonomi ve politika alanında hegemonya, genellikle bir devletin-ittifak sisrteminin diğer devletler veya ittifak sistemleri üzerindeki siyasal etkisi olarak tanımlanır. Dünya Savaşları'nı takiben, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 'nde Demokrat partili başkanlar, ABD’nin küresel siyasette tek hegemonik güç olduğu bir uluslararası siyasi ve ekonomik düzeni oluşturma he- defini benimsemişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, denizlerde hâkimiyeti sağlayan ABD ve karasal Av- rasya’yı kontrol eden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)' nin hegemonik garantörlükleri altında So- ğuk Savaş paradigmasından beslenen ve çatışma dinamiklerinin sürekli olduğu iki kutuplu bir uluslararası dü- zen kurulmuştur. 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona ermiştir ve ABD, küresel düzende tek hegemonik güç olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, 1978'den itibaren uygulanan reformlar ve ekonomik-siyasi açıklık politikaları sayesinde Çin, 2000'lerden itibaren küresel düzende ABD'nin başlıca hegemonik rakibi olarak kendini göstermiştir. 2016 başkanlık seçimi sonrası ABD Trump doktrini ile Çin’in ana düşmanı, Rusya’nın ana rakibi olduğu bir politika çerçevesi uygulamıştır. Ancak ABD’nin batı ittifakı sisteminde Çin ile tek başına rekabet etmesi, ABD’nin hegemonik gücündeki zayıflamayı derinleştirmiştir. 2020 başkanlık seçimleri sonrası Biden yö- netimi, Çin’e karşı birleşik batı ittifakı ve Asya-Pasifik ittifak sistemlerini kurarak hegemonik rekabeti daha ileri bir dereceye yükseltmiştir. Bu çalışmanın amacı; hegemonyanın ekonomi ve finans politikaları ile ilişkisi çerçe- vesinde Biden doktrini ve ABD-Çin rekabet dinamikleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkinin Türk Dün- yası ile Türkiye üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmektir. ABD ve Çin arasındaki hegemonik rekabetin boyutlarını analiz etmek amacıyla SWOT analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem, bir durumun güçlü ve zayıf yönleri ile fırsatlar ve tehditlerini karşılaştırmayı mümkün kılar. ABD-Çin rekabetinin Türk Dünyası için hem avantajlar hem de dezavantajlar sunabileceği öngörülmektedir.
- MakaleYalnız künye2024Milli devletçilik bağlamında azerbaycan cumhuriyeti’nin eğitim siyaseti (1918-1920)
Sadık, Ramin
Azerbaycan 19. Yüzyılın başlarından itibaren Çarlık Rusyası tarafından işgale uğradıktan sonra her alanda olduğu gibi eğitim alanında da rejimin asimilasyon politikasıyla yüzleşti. Kendine sadık bir toplum yetiştirme maksadı taşıyan rejim, bir yandan bölgede yeni okullar tesis ederek Rusça eğitime önem verdiği gibi bir yandan da özellikle Azerbaycan gençlerinin yükseköğrenim hakkını engellemeye çalıştı. Buna rağmen imkânı olan aileler evlatlarını Rusya’nın farklı üniversitelerine yollayarak eğitim almalarını sağladılar. Eğitimlerini tamamlayan gençler ise yurda geri dönünce bilgi ve birikimlerini halkın aydınlanmasına adadılar. Neticede 20. Yüzyılın başlarında Azerbaycan’da milli ruhta ve çağdaş görüşte bir aydın sınıfı doğdu. Bu sınıf okul, gazete ve siyasal kuruluşlar üzerinden bütün çabalarıyla halkın ufkunu açarak zihinlerde Azerbaycan’ı bağımsızlığa kavuşturacak düşüncenin tohumunu serpti. Böylece bağımsızlık arzusu toplumun ana gayesi olurken, Rusya’da meydana gelen devrimler bağımsızlığa giden yolun diğer şartlarını oluşturdu. Neticede 28 Mayıs 1918’te dönemin aydın sınıfı Azerbaycan’ı bağımsızlığa kavuşturdu. Bu çalışmada 1918-1920 yılları arasında bağımsız olan Azerbaycan Cumhuriyeti hükumetinin milli devletçilik bağlamında eğitim alanında yaptığı icraatlar incelendi. Sadece 23 ay gibi kısa süreli varlığına rağmen hükumetin bölgede milli okulların açılmasına, kadroların yetiştirilmesine, üniversite tesisine ve yurtdışına öğrenci gönderilmesine yönelik gayretleri bütün tafsilatıyla kaleme alındı. Daha önceki hiçbir çalışmada Azerbaycan Cumhuriyeti hükumetinin eğitim siyasetine milli devletçilik bağlamıyla yaklaşmasının üzerinde durulmadığı gerçeğinden yola çıkılarak ortaya konan hipotezin desteklenmesi amacıyla konunun yazımı sırasında döneme ait arşiv kayıtları, gazeteler, kaynak eserler titizlikle gözden geçirildi ve metinin yazımı esnasında kullanıldı
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Green Supplier Assessment with Fuzzy Expert System Approach
Teke, Çağatay
Today, reasons such as increasing pollution on a global extent and limited raw material resources are increasing the interest in green supply chain management (GSCM). GSCM includes the processes starting from the very beginning of the production process of a product, completing the production, delivering the product to the customer, and recycling the product at the end of its useful life. Its main purpose is to eliminate or minimize the damages caused to the environment in all of these processes. In order to achieve this goal, it has great importance to assess the suppliers, which are one of the most important components of the production process, in terms of becoming a green supplier. In this study, a fuzzy expert system model has been developed to assess the green suppliers based on green production technology, environmental management system, pollution control, product cost, quality, and lead time criteria. Mean Square Error (MSE) and coefficient of determination (R2) have been calculated to measure the performance of the developed model. These calculated values show that the green supplier assessment performance of the developed model is quite high.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024The Effect of Cadmium and Lead Exposure on the Development and Physical Structure of Quinoa (Chenopodium Quinoa Willd.)
Çakır, Özlem; Yazici, Abdullah; Gül, Zeynep
The presence of soil affected by Cd and Pb and their metals is increasing daily. Quinoa is a plant that can grow in harsh conditions due to being a halophyte plant. This study was planned to examine the effects of lead and cadmium metals, two of the most common metals today, on plant growth, physiology and some biochemical properties of quinoa. Within the scope of the study, heavy metal applications were made as 1 control (no application), 4 doses of Cd (50, 100, 150 and 200 mg/kg), and 4 doses of lead (500, 1000, 1500, 2000 mg/kg). In this study, which was carried out in Atatürk University, Plant Production and Application Center greenhouse conditions, it is observed that the metals applied negatively affected the parameters in the plant, and cadmium metal had a more toxic effect than lead metal. It is determined that the fresh weight of the plant lost 62% at the Cd 200 level and 45% at the Pb 2000 level compared to the control group.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024İlhanlılar Zamanında Tıp ve Eczacılık Bilimlerine Genel Bir Bakış
Dayı, Özkan
Moğol istilasından sonra yeni bir değişim ve dönüşüm dönemine giren Ön Asya coğrafyası ilmi alanlarda farklı bir gelişim çağına girmiştir. Bu bölgede on üçüncü yüzyılın başında savaşın, katliamların ve göçün yıkıcı etkisini yaşayan bilimsel durum, Moğolların Ön Asya’ya hâkim olması ve ardından bir Moğol şube devleti olan İlhanlı devletinin tesis edilmesi ile yeniden canlanmaya başlamıştır. Süreç içerisinde tıp ve eczacılık ilminde değişimin nasıl cereyan ettiği çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Bu bağlamda süreç boyunca Moğol yönetimlerinin tıp ve eczacılık ilmine oldukça ilgili oldukları bilinmektedir. Özellikle İlhanlılar zamanında Hâce Nasîrüddîn Tûsî ve onun yardımcıları arasında bulunan tabipler, Vezir Sa‘dü’d-Devle, Vezir Reşîduddîn Fazlullah ve dönem içerisinde yetişen diğer âlimler İlhanlı tahakkümünde tıp ve eczacılığın gelişmesine sebep olmuşlardır. Yine bu dönemde açıdan veya yeniden faal hale getirilen hastaneler, tıp ilminin İlhanlı yöneticileri nezdinde değer ve ilgi gördüğünü kanıtlamaktadır. Bu dönemde tıp ve eczacılık eğitimi veren kurumların tesis edildiği bilinmektedir. İlhanlı ülkesinde bu alanda araştırmaların yapıldığı, İlhanlı coğrafyasının dışında yer alan Hint ve Çin diyarlarına tıp ve eczacılık incelemeleri için elçilerin gönderildiği dönemin kaynak eserlerine yansımaktadır. Çalışmamızda bu bilgiler dikkate alınarak İlhanlılar zamanında tıp ve eczacılık ilminin genel durumu, dönemin tıp âlimleri, bu alanda yazılan eserleri, İlhanlı ülkesinin tıp eğitim merkezlerini ve hastanelerini aktarmayı amaçlamaktayız.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele















