Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

  • MakaleAçık Erişim2026
    Market-based financial literacy under macro-financial and political risk conditions: A rolling ARX–PCA proxy index for the BIST 100

    Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih

    This study develops a time-varying Market-Based Financial Literacy Proxy Index (MBFLPI) for Borsa İstanbul's BIST 100 index. The term financial literacy is retained in a restricted sense: MBFLPI is an indirect, outcome-based market proxy, not a direct score of investors' knowledge, skills, attitudes or behaviour. Using actual BIST sessions from 1 August 2013 to 30 January 2026, a 252-session rolling ARX relates USD-denominated returns to Türkiye's two-year government bond yield, conservatively lagged industrial production, the five-year sovereign CDS, and the VIX. It derives benchmark macro-financial alignment, low first-order return predictability and model-based residual stability; rolling PCA combines the diagnostics, and the composite is rescaled to 0–100 for ex post presentation. Sensitivity analysis varies the window, aggregation, calibration, return denomination and normalisation. Event movements are descriptive associations, not evidence of causal transmission. Published Türkiye evidence provides an external benchmark: pre-sample S&P and OECD/INFE–Capital Markets Board reports supply historical context, whereas fieldwork-matched TEB–Boğaziçi University and FODER–Visa Türkiye/Ipsos surveys and monthly Capital Markets Board investor statistics yield mixed or null evidence. The comparison does not support convergent validity. MBFLPI therefore remains a complementary market-level proxy rather than a substitute for survey-based financial literacy.

  • MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ1
    Global Financial Architecture Under Geopolitical, Financial and Policy Pressures: A Capacity-Pressure Index of Financial Resilience

    Kuzu, Mehmet; Kocaoglu, Fatih

    Financial resilience depends on both prevailing pressures and the resources available to maintain financial functions. This study proposes a Global Financial Resilience Index (GFRI) that combines selected structural indicators with the inverse of geopolitical, policy, and market pressures. The formal retrospective sample covers January 2000-June 2026; July-August extensions are reported separately. Fixed-reference standardisation and geometric aggregation produce a transparent capacity-pressure composite, not a measure of environmental, social or intergenerational sustainability. Fixed-basket comparisons retain some capacity improvement, but a balanced five-indicator panel covers only 20 economies and 12.4-16.0% of global GDP. Country selection and calibration alter the pandemic-era ranking. The OECD growth-cycle mean difference is -8.30 points with HAC(12) p = 0.055. Classification AUC is 0.658, with a 12-month block-bootstrap 95% interval of 0.468-0.821, and does not improve on matched stress benchmarks. The incremental explanatory power of industrial production is negligible. Weight simulations and publication-lag tests reveal uncertainty in material construction. The index offers a reproducible description of selected capacity and pressure conditions; the evidence does not support operational policy bands, superior crisis prediction or comprehensive sustainability claims.

  • MakaleAçık Erişim2025
    FED Hisse Senedi Değerleme Modelini Etkileyen İşletme İçi ve İşletme Dışı Faktörlerin Analizi: Borsa İstanbul’da Bir Uygulama

    Kuzu, Mehmet

    FED modeli; gösterge devlet tahvil faizleri ve kazanç/fiyat oranları arasında bir ilişki kurarak hisse senetlerinin gerçeğe uygun değerini hesaplamayı sağlayan modern bir hisse senedi değerleme yöntemidir. FED modeline göre; kazanç/fiyat oranları 10 yıl vadeli devlet tahvil faizinden düşükse hisse senedi gerçeğe uygun değeri üzerinde aşırı değerli fiyatlanmıştır. Tersi durumda ise hisse senedi gerçeğe uygun değerinin altında fiyatlanmıştır. Eğer bu yargıyı fiyat/kazanç oranı üzerinden okursak; fiyat kazanç oranı tahvil faizlerinden yüksek ise aşırı değerlenme, altında ise düşük değerlenme söz konusudur. Bu araştırmanın amacı; Türkiye için FED modelinin geçerliliğini araştırarak FED modelinin ima ettiği gerçeğe uygun değerden sapma gösteren düşük ve aşırı fiyatlamaları etkileyen işletme içi ve işletme dışı faktörleri analiz etmektir. Literatür araştırması neticesinde çeyreklik frekansta 2021Q3-2023Q4 arasında 16 Mart itibariyle piyasa değeri en yüksek 5 BIST (Borsa İstanbul) şirketi analiz için seçilmiştir. Araştırmada en başarılı modeller yapay sinir ağı modelleri, değişkenlerin etkileri panel robust regresyon ve FED modelinin Türkiye için geçerliliği Johansen eş bütünleşme testi yardımıyla değerlendirilmiştir. Eş bütünleşme sonuçlarına göre FED modeli BIST-100 için geçerlidir. Bu sonuçlar, FED modelinin kısa ve uzun dönemde Türkiye için geçerli olduğuna işaret etmektedir. FED modeli Türkiye için uygulandığında yapay sinir ağı modeli hata metrikleri; ABD örneğinde olduğu gibi modelde 10 yıl vadeli devlet tahvil faizleri kullanımının, 2 yıl vadeli devlet tahvil faizlerinin kullanımına göre daha anlamlı sonuçlar verdiğine işaret etmektedir. Bir diğer yönden FED modelinde gerçeğe uygun değerden sapmaları açıklayan faktörlerden işletme dışı faktörlerin sonuçları daha anlamlıdır. İşletme içi faktörler işletme dışı faktörlerle birlikte modellendiğinde daha anlamlı sonuçlar vermektedir. Araştırmanın literatüre katkıları, FED modelinin Türkiye için geçerli olduğunu ispatlaması, işletme düzeyinde FED modelini analiz etmesi ve farklı vade yapışlarından gösterge devlet tahvil faizlerini de FED modeli kapsamında incelemesi olarak sıralanabilir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Speculative House Price Bubble Dynamics and Bursting Mechanisms in Türkiye: A Threshold Regression Model Proposal

    Kuzu, Mehmet

    One of the most current social and socio-economic problems in Türkiye is the speculative bubbles that have formed in the housing markets due to the current economic and financial crisis, making it difficult for households to own a house. This study analyzes the dynamics and bursting mechanisms of speculative price bubbles in the Turkish housing market. The GSADF test was applied using monthly data for 2012-2024 to identify bubble periods in the housing market. In the determined bubble periods, robust regression analysis was performed to determine the main factors affecting these price formations. In addition, the Kalman filtering method was used to examine the dynamic coefficients of housing price bubbles that change over time. The findings show that falling interest rates trigger housing price bubbles in Türkiye in an inflationary process; the bursting of the bubbles is associated with increasing domestic and foreign risk premiums, interest rate expectations, and realized interest rate increases. In addition, it investigated how the current housing bubble can burst in a controlled manner through the threshold regression model. The study results reveal that maintaining the interest rate difference between Türkiye and the US within 10% to 17% is critical in preventing financial and economic instabilities regarding housing prices. In addition, it can be argued that the current inflation rate and risk premiums should be managed effectively to ensure stability in housing prices.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Hegemonyanın siyasal ve finansal etkileşimi çerçevesinde bıden doktrini ve abd-çin rekabetinin türk dünyasına olası etkileri

    Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih

    Hegemonya, bir sistemin alt elemanları ve başka sistemlerin işleyişi üzerinde belirleyici olma gücünü ifade eder. Uluslararası ilişkiler disiplini ve onun alt branşları olan uluslararası ekonomi ve politika alanında hegemonya, genellikle bir devletin-ittifak sisrteminin diğer devletler veya ittifak sistemleri üzerindeki siyasal etkisi olarak tanımlanır. Dünya Savaşları'nı takiben, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 'nde Demokrat partili başkanlar, ABD’nin küresel siyasette tek hegemonik güç olduğu bir uluslararası siyasi ve ekonomik düzeni oluşturma he- defini benimsemişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, denizlerde hâkimiyeti sağlayan ABD ve karasal Av- rasya’yı kontrol eden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)' nin hegemonik garantörlükleri altında So- ğuk Savaş paradigmasından beslenen ve çatışma dinamiklerinin sürekli olduğu iki kutuplu bir uluslararası dü- zen kurulmuştur. 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona ermiştir ve ABD, küresel düzende tek hegemonik güç olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, 1978'den itibaren uygulanan reformlar ve ekonomik-siyasi açıklık politikaları sayesinde Çin, 2000'lerden itibaren küresel düzende ABD'nin başlıca hegemonik rakibi olarak kendini göstermiştir. 2016 başkanlık seçimi sonrası ABD Trump doktrini ile Çin’in ana düşmanı, Rusya’nın ana rakibi olduğu bir politika çerçevesi uygulamıştır. Ancak ABD’nin batı ittifakı sisteminde Çin ile tek başına rekabet etmesi, ABD’nin hegemonik gücündeki zayıflamayı derinleştirmiştir. 2020 başkanlık seçimleri sonrası Biden yö- netimi, Çin’e karşı birleşik batı ittifakı ve Asya-Pasifik ittifak sistemlerini kurarak hegemonik rekabeti daha ileri bir dereceye yükseltmiştir. Bu çalışmanın amacı; hegemonyanın ekonomi ve finans politikaları ile ilişkisi çerçe- vesinde Biden doktrini ve ABD-Çin rekabet dinamikleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkinin Türk Dün- yası ile Türkiye üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmektir. ABD ve Çin arasındaki hegemonik rekabetin boyutlarını analiz etmek amacıyla SWOT analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem, bir durumun güçlü ve zayıf yönleri ile fırsatlar ve tehditlerini karşılaştırmayı mümkün kılar. ABD-Çin rekabetinin Türk Dünyası için hem avantajlar hem de dezavantajlar sunabileceği öngörülmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Finansal kriz dönemlerinde türkiye’de net yatırım pozisyonu açıkları ve döviz kuru baskı endeksi arasındaki etkileşimin incelenmesi

    Kuzu, Mehmet; Özkan, Esranur

    Bu çalışmanın amacı; Türkiye ekonomisi 2008-2023 dönemi aylık frekansta net yatırım pozisyonu açığının döviz kuru baskı endeksine neden olan etkisini finansal krizler açısından incelemektir. Araştırmada Türkiye döviz kuru baskı endeksini hesaplamak için Kaminsky ve Reinhart (1999) modeli seçilmiştir. Seçilen değişkenler; net yatırım pozisyonu, döviz kuru baskı endeksi, CDS olarak sıralanabilir. Araştırmanın yöntemleri koentegrasyon testleri, VAR modelleri ve Granger nedensellik testleridir. Bulgular; net yatırım pozisyonu, CDS primi ve döviz kurları arasında uzun ve kısa dönemde bir denge olduğunu işaret etmektedir. CDS Risk primi ve net yatırım pozisyonu açığının artması, döviz kurları üzerinde finansal para krizlerine neden olabilecek ölçüde bir baskı oluşturmaktadır. Oluşan bu baskı tekrar CDS primini tetikleyip, net yatırım pozisyonu açığını yükselttiği için finansal kırılganlık ve para krizi sarmalı-döngüsü ortaya çıkmaktadır.

  • MakaleYalnız künye2023
    Ermenistan’ın Dış İlişkileri Çerçevesinde İkinci Karabağ Savaşının Ermeni Ekonomisi Ve Finans Piyasalarına Etkisi

    Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih

    Birinci Karabağ Savaşı'ndan otuz yıl sonra Ermenistan'ın Azerbaycan'da Tovuz şehrine saldırmasıyla gelişen olaylar Eylül 2020'de İkinci Karabağ Savaşı'nı başlatmıştır. Birinci savaş, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Sovyet coğrafyasında ortaya çıkan etnik temelli bir çatışma iken, ikinci savaş Azerbaycan'ın askeri kontrolünü kaybettiği toprakların geri alınması meseleleri dışında etnik bir çatışma ve politik ekonomiye dayalı bir vekalet savaşı olmuştur. Türkiye, Rusya ile jeopolitik sorunlarının ardından Rusya'ya bağımlılığını azaltmak için enerji ithalatını çeşitlendirmeye ve Rus gazını Azerbaycan gazıyla ikâme etmeye çalışmıştır. Ermenistan’ın Azerbaycan gazının Türkiye'ye ulaştırılmasında önemli bir nokta olan Tovuza saldırısı, devam eden süreçte gerçekleşmiştir. Birincil katmanda İkinci Karabağ Savaşı, Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomi ve siyasete dayalı bir vekalet savaşıdır. Savaşla birlikte İran Ermenistan'ı, İsrail Azerbaycan'ı desteklemiştir. İkinci savaş ikincil katmanda, İsrail ile İran arasında daha zayıf düzeyde jeopolitik temelli bir vekalet savaşı olmuştur. Savaşın kurucu unsuru ekonomik-politik düzlem olduğundan, bu çalışma Ermenistan için savaşın ekonomik-politik boyutunu incelemektedir. Bu bağlamda bu çalışma, Ermenistan'ın Rusya ve Batı dünyası ile ilişkileri çerçevesinde İkinci Karabağ Savaşı'nın Ermenistan ekonomisi ve finans piyasaları üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlara göre savaşa dönüşen süreçte ve savaş sırasında artan kamu harcamaları ile Ermeni ekonomisi daralmış, ekonomik ve mali kırılganlıklar artmıştır. Ateşkes sonrası Türkiye’nin de sorunun çözümüne ekonomi-politik olarak dâhili ile artan güven ortamının Rusya ve batı kaynaklı sağladığı sermaye girişleri iktisadi büyümeyi ve finansal piyasaları desteklemiştir. Ancak Ermeni ekonomisi, savaş sonrası dönemde yükselen jeopolitik ve askeri gerilimlere karşı duyarlı olmuştur. Öte yandan Batı ve Rus sermayesi, değişen jeopolitik ve ittifak sistemi koşullarına göre alternatif yollarla Ermeni ekonomisini desteklemektedir. Rusya'nın bu süreçteki göreceli etkisi daha önemlidir. Daha yüksek bir analiz düzeyinde, bunun temel nedeni Ermenistan'ın Rusya ve Batı ittifakı ile değişen ilişkileridir. Savaş sonrası dönemde Rusya'nın Ermeni ekonomisi üzerindeki olumlu etkisi azaldıkça, bu etkinin yerini alan Batı sermayesinin Ermeni ekonomisi üzerindeki olumlu etkisi artmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Seçmen Davranışlarına Ekonomik ve Finansal Kriz Kaynaklı Enflasyonist Şokların Etkisinin Ekonomik Oylama Teorisi Çerçevesinde İncelenmesi: 2018-2022 Türkiye Örneği

    Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih

    Enflasyonist risk süreçlerinin seçmen davranışında yaptığı etkinin temelinde seçmelerin refah paylarını kaybetmesinin sonucu olarak aşınan satın alma güçleri sorunu yatmaktadır. 2013 yılı sonrası gelişmekte olan ülkelerde artan finansal kırılganlık nedeniyle enflasyonist şok dalgaları başlamıştır. 2020 yılında başlayan COVID-19 pandemisi sonrası küresel tedarik zincirlerinin kırılması sonrasında küresel ölçekte de maliyet baskısı tabanlı bir enflasyonist süreç başlamıştır. Bu çalışmanın amacı; Türkiye Cumhuriyetinde 2018 parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından günümüze dek yapılan seçim anketlerinde ekonomik kriz koşullarında enflasyonist süreçlerin siyasi partilerin oy oranlarına etkilerini tespit etmektir. Araştırma aylık frekansta yapılacak olup, yöntem olarak VAR (Vektör Oto Regresif) metoduna dayalı olarak varyans ayrıştırması, etki-tepki analizi ve tarihsel ayrıştırma metotları seçilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre enflasyonist süreç iktidar partilerin oy oranlarında azalma ve muhalefet partilerinin oy oranlarında artışa sebep olabilmektedir. Yani enflasyonist süreç partiler arasında oy geçişkenliğini de etkilemektedir. Bununla birlikte; maliyet enflasyonunun seçmen davranışı üzerindeki etkilerinin, talep enflasyonundan daha yüksek olduğu gözlenmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2023
    Geopolitics of taxation: a panel data analysis on G-20 developed economies wit- hin the framework of political systems and public finance

    Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih

    In the simplest terms, tax; refers to the econo- mic values that the state collects from real and le- gal entities to finance public services and invest- ments based on its sovereign power. Taxation policy is a sub-branch of economic policies. Many factors affect these policies, such as sociological, economic, etc. In today’s globalising world, one of these factors is geographical factors. The effect of geographical factors on the functioning of the economy and economic policies with geopolitical factors is expressed as geo-economy. The geopo- litics of taxation as a newly developing economy and geo-economic field; examines the effects of geographical factors on the formation and results of taxation policies on a local, regional and global scale. To determine these effects accurately, it is necessary to determine the geopolitical typologi- es expressed by the geographical factors. In this context, the aim of this study is; It is to determine how the geopolitics of taxation differs according to the colonial (Marine), terrestrial and transition (Mixed, both maritime and terrestrial) geopolitical typologies within the framework of the G-20 de- veloped economies. Countries with colonial typo- logy; USA, UK, Japan, terrestrial typology; Ger- many, Russian Federation, Canada; Countries with a transitional typology; Brazil, China, and India. Panel robust regression and panel VAR method were used in the study. The observation interval of the study is the period between 1990-2019 at a monthly frequency. According to the panel’s Robust Regression results, taxation policies’ effi- ciency in terrestrial typology wae low. In the colo- nial typology, the effectiveness of taxation polici- es was observed to be high. Taxation policies effective in the transitional typology but somew- hat less so than in the colonial typology. While the effect of commercial taxes on growth was posi- tive in colonial and continental typologies, it was negative in transition typology. Dynamic analysis with the Panel VAR method also supported static results obtained in robot regression.

  • Derleme MakaleYalnız künye2022
    Finansal Küreselleşmenin Kurumlar Vergisi Sorunu Üzerindeki Etkilerinin Dibe Doğru Yarış Teorisi Çerçevesinde Analizi

    Kuzu, Mehmet

    Genellikle rekabet olgusu sistem dinamikle- ri üzerinde olumlu etki gösterse de bazı özellikli durumlarda sistem onları bozucu etki de yapabil- mektedir. Bu özellikli durumlardan biri de vergi te- orisinin uygulama alanlarından biri olan kurumlar vergisi sorununu belirlenmesi problematiğidir. Bu bağlamda 1980’lı yıllar ile birlikte başlayan küre- selleşme süreci; ülkelerin çokuluslu işletmelerin yatırımını çekebilmek için kurumlar vergisi oran- larını düşürmek için rekabet etmesine yol açmış- tır. Kurumlar vergisi oranını düşürme anlamında zararlı vergi rekabeti; veri matrahının aşınması, kamu gelirlerinin azalması, kamu hizmetlerinin ak- saması, kamu yatırımlarının azalması, vergi politi- kasının diğer ülkelerin vergi politikalarına bağım- lılığı, kurumlar vergisindeki kayıpların gelir vergisi mükelleflerinin yükümlülüklerini artırılması yoluy- la telafisi, kaynak ve gelir dağılımı adaletsizliği ve refah kaybı gibi sorunlara yol açmaktadır. Li- teratürde bu olumsuz sonuçlar “dibe doğru yarış” teorisi olarak isimlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı; finansal küreselleşme bağlamında küresel- leşmenin kurumlar vergisi oranları üzerindeki kısa dönem, uzun dönem ve tarihsel etkilerini sapta- maktır. Elde edilen sonuçlara göre; küreselleşme şokları küresel ölçekte ortalama kurumlar vergisi oranlarını düşürmekte ve kısa-uzun dönem denge yapısı sağlanmaktadır. Bu şoklardan en etkili olan- ları finansal ve ticari küreselleşme endeksleridir. Tarihsel olarak küreselleşme ivmesinin hızlandığı dönemlerde ekonomik küreselleşme değişkenle- rinin kurumlar vergisi oranı üzerindeki azaltıcı etki artmaktadır. Ayrıca sosyo-politik değişkenlerin ve ekonomik değişkenlerin kurumlar vergisi oranı üzerindeki tarihsel etkileri dönemsel olarak bir- birinin tersi olarak gerçekleşmektedir. Bu durum dibe doğru yarış olgusunun ekonometrik bir başka bulgusu olarak da görülebilir. Çünkü bir dönemde ekonomik küreselleşmenin kurumlar vergisi oran- ları üzerindeki azaltıcı etkisi sonraki dönemlerde sosyo-politik sorunlara neden olacağı için siyasi iradeler ve yürütme organları kurumlar vergisi oranı üzerinde dengeleme yapma eğiliminde ola- caklarından ekonomik ve sosyo-politik değişken- lerin etkileri birbirinin tersi yönde gerçekleşecek- tir.

  • MakaleYalnız künye2022
    The Effect of Deferred Tax Assets and Liabilities on Firm Value: A Case Study

    Kuzu, Mehmet

    Developing and globalizing money and capital markets necessitated the design of a common financial reporting standards in order to optimize the quality of financial information needed by investors. In this context, the International Accounting Standards Institution was established and international accounting and reporting standards were prepared. One of the most important of these standards is the "Income Tax Standard No. 12". Accounting and tax values of assets and liabilities related to taxation of corporate income may differ due to deductible temporary differences. These differences are reported as deferred tax assets and liabilities. These assets and liabilities, on the other hand, affect the net profit and cash flows of the period due to their tax income and expense effects. The concept of firm value expresses the net present value of the cash flows created by the firm in a certain projection period. The aim of this study is to determine the\reffects of deferred tax elements on firm value on the basis of a sample firm whose financial statements are prepared under certain assumptions. According to the results, deferred tax assets, which\rare assumed to be realized in each period by 1% of the profit before tax in the forecast period, increase respectively the value of activities, company and equity by 1.25%, 1.24% and 1.27%, Deferred tax liabilities, which are assumed to be realized as 1% of profit before tax, reduce respectively the value of activities, firm and equity by 0.84%, %0.83 and 0.85%

  • MakaleYalnız künye2022
    Türkiye Altın Fiyatlarını (Gau/Try) Etkileyen Faktörlerin Birbirleri İle Mukayeseli\rOlarak İncelenmesi

    Kuzu, Mehmet

    Amaç – Bu çalışmanın amacı; Türkiye altın fiyatlarını (Gram Altın/Türk Lirası Paritesi) etkileyen\rfaktörlerin birbirleri ile mukayeseli olarak incelenmesidir.\rYöntem – Araştırmada kullanılan değişkenler Türkiye altın fiyatları (Gram Altın/TL) Borsa İstanbul BİST100 endeksi, Türkiye 5 yıllık CDS primi, Türkiye TÜFE yıllık değişim, döviz kuru (Dolar/TL), faiz farkı\r(Türkiye 10 yıllık tahvil faizi-ABD 10 yıllık tahvil faizi), petrol fiyatları (Brent ve Ham petrol fiyatları eşit\rağırlıklı oluşturulan fiyatları ortalaması), Chicago Board Options Exchange (CBOE)'in volatilite endeksi\rolan VIX korku endeksidir. Zaman serileri 2013 Mayıs ve 2021 Kasım tarihleri arasında aylık frekansta\rlogaritmik olarak gözlemlenmiştir. Çalışmada, Johansen eş-bütünleşme testi, VAR metodu ve Granger\rnedensellik testleri kullanılmıştır.\rBulgular – Araştırmada Türkiye altın fiyatlarını açıklayan değişkenler uzun dönemde dengeye\rgelmektedir ve kısa dönemde oluşan dengeden sapmalar uzun dönemde yeniden dengeye gelmektedir.\rNedensellik analizine göre enflasyon, Bist-100, faiz farkı %5 ve VIX korku endeksi % 10 anlamlılık\rdüzeyinde Türkiye altın fiyatlarının nedenidir. Kısa dönemde 1.gecikmeler düzeyinde Dolar/TL dışında\rtüm değişkenler istatistiki olarak anlamlıdır. Bu değişkenlerden kısa dönemde enflasyon, petrol fiyatları ve\rVIX endeksinin katsayısı negatif, diğer değişkenlerin katsayısı pozitiftir. Uzun dönemde ise petrol, fiyatları,\rfaiz farkı %5, Bist-100 endeksi %10 düzeyinde anlamlıdır. Bu değişkenlerden Bist-100 endeksi ve petrol\rfiyatları değişkenlerinin katsayısı pozitif, faiz farkı değişkeninin katsayısı negatif işaretlidir. Varyans\rayrıştırması sonuçlarına göre değişkenlerin altın fiyatlarını açıklamada önem sırası; faiz farkı, TÜFE, petrol\rfiyatları, Bist-100, CDS, Dolar/TL, VIX şeklinde gerçekleşmiştir. Etki-tepki analizine göre; ilk dönemlerde;\renflasyon, faiz farkı ve VIX endeksindeki şoklara altın fiyatları değişkeni negatif yönlü diğer değişkenlere\rpozitif yönlü tepki vermiştir.\rTartışma – Kısa dönemdeki faiz farkı artışları türkiye altın fiyatlarını yükseltirken uzun dönemde altın\rfiyatlarını düşürmektedir. Çünkü uzun dönemde yatırımcıların faiz beklentileri daha yüksek olduğu için\rtasarruflarını altından devlet tahvilleri ve mevduata yönlendirdiği söylenebilir. Enflasyon değişkeni; kısa\rdönemde TL’deki aşırı değer kayıplarının yanısıra etkisinin faizlerin etkisinden daha düşük olması ve kısa\rdönemde ortaya çıkan negatif reel faiz nedeniyle altın fiyatlarını düşürmektedir. Bir diğer yönden artan\rpetrol fiyatları yatırımcılara daha cazip geldiği için kısa dönemde altın fiyatları ile negatif yönlü ilişki söz\rkonusu iken uzun dönemde petrol fiyatları Türkiye’deki altın fiyatlarını artırmaktadır. Ayrıca TL’nin\rucuzlamasıyla azalan reel borsa getirileri de kısa ve uzun dönemde altın fiyatlarını yükseltmektedir. Çünkü\rteorik olarak uzun dönemde altın yatırımcıları genellikle altın yatırımlarından borsa yatırımlarına göre\rdaha çok getiri beklemektedir Ayrıca; Türkiye’de altın fiyatları GAU/TRY şeklinde bir paritedir, değeri\rdüşen TL bu pariteyi artırmaktadır. Bir diğer yönden Türkiye’nin risk primi kısa dönemde etkisi faiz\rfarkından az olmakla birlikte altın fiyatları üzerinde baskı oluşturmaktadır. Döviz kurlarının; kısa ve uzun\rdönemde istatistiki olarak %5 düzeyinde anlamlı bir etkisi gözlemlenmemiş, uzun dönemde %10\rdüzeyinde gözlemlenmiştir. Bunun nedeni; dövizin etkilerinin diğer değişkenler içerisinde gerçekleşmesi\rolarak yorumlanabilir. Kısaca Türkiye’de altın fiyatlarında faiz farkları üzerinden faizler ve enflasyon\rbelirleyici olup kısa dönemde Türkiye’nin risk primi altın fiyatları üzerinde baskı oluşturmaktadır ve döviz\rkurlarının negatif etkisi uzun dönemde gerçekleşmektedir. Küresel piyasalardaki değişkenler ise; petrol\rfiyatları ve Vix endeksi kısa dönemde altın fiyatlarını düşürmekte, uzun dönemde ise petrol fiyatları altın\rfiyatlarını yükseltmektedir. Değişkenlerin kısa ve uzun dönemde değişen katsayı işaretlerinin temelinde\ryatırımcıların altın ve bu değişkenlerden kısa ve uzun dönemde bekledikleri getirilerin farklılaşması yattığı\ryargısı öne sürülebilir

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele