Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye'nin Demografik ve Sosyal Yapısının PCA ve K-Means Kümeleme Yöntemiyle Analizi

    Sebetci, Özel; Ayberkin, Doruk

    Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin benzersiz konumundan ve karmaşık toplumundan yararlanıp, Türkiye'deki illerin demografik ve sosyoekonomik yapısını kapsamlı bir şekilde analiz ederek illerdeki demografik ve sosyoekonomik eşitsizlikleri araştırmaktır. Amaca uygun olarak TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından açık veri olarak sağlanan 2010-2022 yılları arasında 81 ilin verilerini içeren çok boyutlu bir veri seti, Keşif Amaçlı Veri Analizi (EDA), Temel Bileşen Analizi (PCA) ve K-Ortalamalar kümelemesi gibi ileri veri analizi teknikleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada, iç göç, nüfus artışı, yabancı nüfus yoğunluğu ve boşanma oranları gibi temel sosyoekonomik göstergeler ele alınmıştır. Analiz sonuçları, şehirler arasında göç kalıpları, nüfus artış hızı ve sosyoekonomik özellikler açısından önemli farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. PCA ve kümeleme analizi, şehirleri demografik ve sosyoekonomik profillerine göre gruplandırarak bu farklılıkları daha detaylı bir şekilde anlamayı sağlamıştır. Çalışma, Türkiye'nin nüfus dinamikleri ve sosyal dokusunun anlaşılması, etkili yerel ve ulusal politikaların geliştirilmesi ve sosyal uyumun güçlendirilmesi açısından önemli bilgiler sunmaktadır. Sonuçlara bakılarak bazı önlemlerin alınmasının gerekliliği ortaya konulmuştur. Demografik ve sosyoekonomik profillerin çok boyutlu yapısı dikkate alınarak kentsel planlama, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler gibi alanlara özel önem verilmelidir.Göç akışının yoğun olduğu bölgelerde, sosyal hizmetlerin güçlendirilmesine, ekonomik fırsatların artırılmasına ve entegrasyon politikalarının geliştirilmesine öncelik vermelidir.Nüfus artış hızının düşük veya negatif olduğu bölgelerde nüfus artışını teşvik edecek önlemler ve ekonomik kalkınmayı destekleyici stratejiler uygulanmalıdır.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Azerbaycan-suriye ilişkileri (1991-2025)

    Sadık, Ramin

    1991 yılında bağımsızlığını yeniden sağlayan Azerbaycan, kısa sürede dünya devletleri tarafından tanınmış ve çok sayıda ülkeyle ikili diplomatik ilişkiler tesis etmiştir. Kuşkusuz Azerbaycan açısından Ortadoğu coğrafyası da stratejik ve kültürel bakımdan önem arz eden bir bölge olarak öne çıkmıştır. Laik bir yapıya sahip olmasına rağmen Müslüman kimliğini koruyan Azerbaycan, bu yönüyle Ortadoğu ülkeleriyle doğal bir yakınlık içerisinde olmuştur. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde özellikle Ortadoğu’nun kuzey kesimleriyle Azerbaycan arasında derin tarihi ve kültürel bağlar oluşmuştur. Nitekim söz konusu bölgeler tarih boyunca Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safeviler gibi çeşitli Türk hanedanlıklarının hâkimiyetinde bulunmuştur. Bağımsızlığını kazandıktan sonra Azerbaycan, Ortadoğu bölgesindeki İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmuştur. Bu kapsamda Suriye ile diplomatik ilişkiler 28 Mart 1992 tarihinde tesis edilmiştir. Azerbaycan ile Suriye arasındaki ilişkiler, 2011 yılına kadar hem ikili düzeyde hem de Birleşmiş Milletler ile İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası örgütler çerçevesinde gelişme göstermiştir. 2011 yılında ise Arap Baharı’nın Suriye’yi etkilemesi ve ülkede iç karışıklıkların başlamasıyla birlikte, iki ülke arasındaki ilişkiler yavaşlamış ve zamanla tamamen durmuştur. 2015 yılından, Beşar Esad’ın görevden ayrıldığı 2024 yılının sonlarına kadar olan dönemde ise Azerbaycan ile Suriye arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kesilmiştir. Bu çalışmada Azerbaycan-Suriye ilişkileri ele alınmakta olup, konuya dair gerek Azerbaycan’da gerekse Türkiye’de kapsamlı ve bütüncül bir akademik incelemenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu eksiklikten hareketle, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler çeşitli kaynaklar doğrultusunda incelenmiş ve tarihsel gelişim süreciyle birlikte değerlendirilmiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de Demokrat Parti Döneminde Kadınların Siyasette Temsili

    Yavuz, Rabia Burçin; Türkoğlu, Elif Kaldırımoğlu

    Bu çalışmanın amacı, Demokrat Parti döneminde kadın temsil düzeylerinin ve kadın temsilinin düşmesinin sebeplerini ortaya koyabilmektir. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren kadın hakları üzerine yapılan tartışmaların temel gündem maddesi kadınların seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıdır. 1930’lu yıllarda dünyadaki birinci dalga feminist hareketin de etkisiyle kadınların temsil hakkına sahip olması temel demokrasi sembollerinden biri haline gelmiş, nitekim 1935 yılında gerçekleşen seçimlerle kadınlar Meclis’te yer almışlardır. Bununla birlikte, 1940’lı yıllarda çok partili hayatın tesis edilmesiyle temel demokrasi göstergeleri değişmiş ve kadın temsilinin sembolik anlamı birtakım liberal unsurlarla ikame edilmiştir. Demokrat Parti iktidarında, kadın hareketinin ikinci planda kaldığı bir siyasal atmosferde, kadın temsil düzeylerinde de ciddi bir düşüş söz konusu olduğu görülmektedir. Çalışmada Demokrat Parti yönetiminin kadın hareketine şekilsel düzeyde yaklaşmanın ötesine gidememesinin ve siyasette aktif görev alan kadınların bu dönemde mevcut ataerkil siyasi yapının güdümünde hareket etmesinin kadın temsil düzeylerinin düşük kalmasına kaynaklık ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Çalışmada literatür taraması yöntemi kullanılarak siyasette kadın temsil oranlarının düşüklüğüne ve ataerkil siyaset tarzının benimsenmesine neden olan unsurlar incelenmektedir. Konunun kapsamı ve katmanlı yapısı gözetildiğinde tarihsel süreç, Demokrat Parti merkeze alınarak kısıtlanmaktadır.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Mediating Role of Artificial Intelligence Use in the Relationship Between Digital Literacy and Artificial Intelligence Learning Intentions in Mathematics Teachers

    Kaplan, Abdullah; Kurdal, Cem

    Purpose: The increasing integration of artificial intelligence (AI) technologies into educational environments has emphasized the need to evaluate teachers’ digital literacy and their intentions to engage with these tools. This study aims to explore the mediating role of mathematics teachers’ perceptions of AI usage in the relationship between their digital literacy and intentions to learn AI. Method: A correlational survey design was adopted with a sample of 476 mathematics teachers from various regions of Türkiye. Data were collected online using validated measurement tools for digital literacy, perceived AI use, and AI learning intention. Statistical analyses were performed using SPSS and Hayes' PROCESS macro, including descriptive statistics and correlation analysis. The default mediating effect model was tested using regression-based mediating effect analysis with bootstrap confidence intervals for indirect effects. Findings: The results indicated a significant and positive relationship between digital literacy and AI learning intentions. Furthermore, perceptions of AI use were found to partially mediate this relationship. These findings suggest that teachers with higher digital literacy are more likely to develop stronger intentions to learn AI, both directly and through enhanced perceptions of AI usage. Highlights: The study underscores the pivotal role of digital literacy in shaping mathematics teachers’ intentions to learn about AI. Findings reveal that teachers with higher digital competencies are more inclined to pursue AI learning opportunities, both directly and through their perceptions of AI usage. The partial mediating effect of AI usage perception highlights the importance of fostering not only technical skills but also positive attitudes toward AI integration. These results emphasize the need for professional development programs that simultaneously enhance digital competencies and equip teachers with the knowledge and confidence to integrate AI tools effectively. The outcomes provide valuable evidence to guide educational policymakers and practitioners in designing targeted training initiatives aimed at promoting AI readiness in teaching.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısının liderlik tarzı tercihlerine etkisinde kariyer beklentilerinin aracı rolü

    Kızıl, Seda

    Bu çalışmada, Bayburt Üniversitesi’nde öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algılarının mezuniyet sonrası tercih edecekleri liderlik tarzları üzerindeki etkisi ve kariyer beklentisinin bu etkideki aracı rolü incelenmiştir. Çalışmada, 594 üniversite öğrencisinden anket yoluyla toplanan nicel veriler, yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, toplumsal cinsiyet algısının liderlik tarzı tercihlerinde anlamlı bir etkisi olduğunu ve kariyer beklentilerinin bu etkide kısmi aracılık rolü üstlendiğini göstermektedir. Çalışmanın kısıtları, örneklemin tek bir üniversiteyle sınırlı olması ve verilerin katılımcıların kendi verdikleri cevaplara dayanmasıdır. Elde edilen sonuçlar, üniversite öğrencilerinin liderlik tarzı tercihleri ile kariyer beklentilerinin şekillenmesinde toplumsal cinsiyet algısı ve kariyer hedeflerinin birlikte etkili ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Sanat ve Tıbbın Kesişiminde Şifalı Bitkiler: Görsel Temsiller Üzerine Bir İnceleme

    Çelik, Yasemin Tümer

    Giriş: Bitkiler, antik çağlardan günümüze tedavi edici özellikleri nedeniyle insanlığın en temel şifa kaynakları arasında yer almıştır. Modern tıbbın gelişimiyle birlikte bilimsel çalışmalarda da birçok bitkinin tedavi edici etkileri görülmüş; günümüzde şifalı bitki popülaritesi tekrar artmıştır. Ancak bitkilerin rolü yalnızca sağlıkla sınırlı değildir. Kültürel semboller olarak da toplumların inanç sistemlerinde, halk anlatılarında ve sanatsal üretimlerinde yer bulmuşlardır. Bu durum, bitkileri yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda sosyokültürel ve estetik bir inceleme konusu hâline getirmiştir. Amaç: Bu çalışmada, bitkileri yalnızca tıbbi yönüyle değil, kültürel, sanatsal ve mitolojik boyutlarıyla da ele alarak doğa ve kültür arasındaki ilişkiyi disiplinler arası bir perspektifle yeniden düşünme amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada literatür tarama yöntemi kullanılmış; yerli ve yabancı bilimsel makaleler, kitaplar, lisansüstü tezler ve dijital veri tabanları incelenerek kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu bağlamda hem tıbbi değeri hem de sanat tarihindeki sembolik karşılıkları göz önünde bulundurularak; Adaçayı, Buğday, Çam, Defne, Dut, Elma, Haşhaş, Karanfil, Lale, Nar, Nergis, Sarımsak, Kavak, Selvi ve Zeytin bitkileri inceleme kapsamına alınmıştır. Sonuç: Yapılan incelemeler, bitkilerin sanat eserlerindeki temsillerinin sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda dini ve toplumsal hafızanın bir yansıması olduğunu göstermiştir. Botanik verilerin tarihsel ve sanatsal bağlamla harmanlanmasının, tıp tarihi ve kültürel çalışmalar alanında yeni araştırma olanakları sunacağı sonucuna varılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Tıp Fakültesi Öğrencilerinde Sınav Kaygısının Fizyolojik Belirtilerini Azaltmada Ardıç ve Kekik Uçucu Yağlarının Etkinliği

    Erkılıç, Tugçe Orkun; Bayraktar, Bülent; Bozok, Ümmü Gülşen; Ozcan, Gulbahar Boyuk

    Tıp öğrencileri, bilişsel ve akademik performansı olumsuz etkileyen sınav kaygısıyla mücadele etmektedir. Aromaterapi, farmakolojik tedavilere alternatif olarak popüler hale gelmektedir. Bu çalışma, ardıç ve kekik esansiyel yağlarının lisans öğrencilerinin sınav kaygısını psikofizyolojik olarak nasıl etkilediğini incelemektedir. Sınavlara giren öğrencilerde ardıç ve kekik aroması inhalasyonu asprosin, siklik guanozin monofosfat yanıt elementi bağlayıcı protein (CREB), kortizol ve sınav kaygısı üzerinde test edilmiştir. Yöntem: Tıp Fakültesi'nden 18-25 yaş arası 80 sağlıklı öğrencinin rastgele bir örneği, final sınavları sırasında toplanmıştır. Katılımcılar kendi kontrolleriydi ve aromaterapiden önce ve sonra tükürük alındı. Tükürük örnekleri ELISA kullanılarak Asprosin, CREB ve kortizol için test edildi. Kalp hızı, oksijen satürasyonu, sistolik basınç, diyastolik basınç ve vücut sıcaklığı aroma inhalasyonundan önce ve sonra izlenmiştir. Bulgular: Bu çalışmanın bulgularına göre, ardıç ve kekik aromaterapisinin tükürük ortalama Asprosin, CREB ve kortizol hormon düzeylerini artırmada etkili olduğu, en anlamlı düşüşün ise ardıç aromaterapisi alan gruplarda olduğu tespit edildi (p<0.001). Ardıç aromaterapi uygulaması Sistolik Kan Basıncı (SKB) ve Diyastolik Kan Basıncı (DKB)'yi etkilemiş (p<0.05) ancak Kalp Atım Hızı (KAH), Periferik Kapiller Oksijen Satürasyonu (SPO2) veya sıcaklığı etkilememiştir (p>0.05). Kekik aromaterapisi SBP, DBP, HR, SPO2 veya sıcaklığı etkilememiştir (p>0.05). Sonuç: Hafıza ve duyguları kontrol eden limbik sistem koku ile bağlantılıdır. Çalışmamız, koku inhalasyonunun sınav sırasında üniversite öğrencilerinde Asprosin, CREB, kortizol ve diğer fizyolojik göstergeleri etkilediğine dair özgün kanıtlar ortaya koymuştur ve sınav kaygısının giderilmesinde destekleyici bulgular sunmaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Örgütsel insandışılaştırmanın merhamet yorgunluğu üzerine etkisinde kendini toparlama gücünün düzenleyici rolü: sağlık çalışanları üzerine bir araştırma

    Kılınç, Mehmet

    Sağlık sektörü, doğası gereği çalışanlarını özellikle hastaların acı, travma ve kayıplarına sürekli tanıklık etme gibi benzersiz ve yoğun zorluklarla karşı karşıya bırakan bir alandır. Bu durum, sağlık profesyonellerini duygusal ve psikolojik olarak yıpratabilen karmaşık bir süreç olan merhamet yorgunluğu riski ile baş başa bırakmaktadır. Merhamet yorgunluğunun sağlık hizmetlerinin sunum kalitesine doğrudan etki etme potansiyeli bulunmaktadır ve merhamet yorgunluğuna yol açan faktörlerin anlaşılması, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır. Kuramsal çerçeve doğrultusunda araştırmanın temel amacı, örgütsel insandışılaştırma algısının sağlık çalışanlarının merhamet yorgunluğu düzeyleri üzerindeki etkisini ve bu ilişkide kendini toparlama gücünün potansiyel düzenleyici (moderatör) rolünü test etmektir. Araştırmada kolayda örneklem yöntemi ile 387 sağlık çalışanına ulaşılmış ve anket uygulaması yapılarak veriler elde edilmiştir. Araştırmada ilgili kavramları ölçen örgütsel insandışılaştırma, merhamet yorgunluğu ve kendini toparlama gücü ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin analizlerinde AMOS, SPSS ve Process Macro eklentileri kullanılmıştır. Analiz süreçlerinde güvenirlik, frekans, korelasyon ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile düzenleyici rol analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu istatistiksel analizler sonucunda elde edilen bulgular, kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. Analiz edilen veriler çerçevesinde örgütsel insandışılaştırma ile merhamet yorgunluğu arasında pozitif, kendini toparlama gücü arasında ise negatif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Kendini toparlama gücü ile merhamet yorgunluğu arasında istatistiksel olarak negatif yönlü ilişki vardır. Düzenleyici rol incelendiğindeyse, örgütsel insandışılaştırmanın merhamet yorgunluğu üzerine etkisinde kendini toparlama gücünün düzenleyici rolünün bulunduğu belirlenmiştir. Analiz bulgularına dayanılarak sağlık kurumlarına çalışanların bireysel yetkinliklerini arttırıcı ve daha insancıl örgüt ortamlarının oluşturulmasına yönelik birtakım önerilerde bulunulmuştur.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    İnsan Anatomisi ve Kinesiyolojisi Dersi Öğretiminde Kullanılan Farklı Materyallerin Öğrenme Kalıcılığına Etkisi

    Kul, Murat; Ceyhan, Mehmet Ali; Boz, Emre; Karataş, İsmail; Berk, Hazar Emre; Gök, Umut Diyar; Aydemir, Uğur

    Bu araştırma kapsamında, İnsan Anatomisi ve Kinesiyolojisi dersi öğretiminde kullanılan farklı materyallerin öğrenme kalıcılığına etkisi incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Bayburt Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü birinci sınıf öğrencilerinden 45 öğrenci çalışmaya dâhil edilmiştir. Ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılarak, her biri 15 kişiden oluşan 3 grup rastgele atama yöntemiyle oluşturulmuştur. Ders kapsamında hazırlanan ön test uygulanmıştır. Haftada 1 saat olacak şekilde toplam 8 hafta boyunca ders işlenmiştir. Birinci gruba yalnızca anatomik modellerle bilgi aktarımı yapılırken, ikinci gruba anatomik modeller ile slayt gösterimi yapılmıştır. Üçüncü gruba ise yalnızca slayt gösterimi ile eğitim verilmiştir. Verilerin analiz sürecinde, ilk olarak tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Grupların elde ettikleri başarı puanları arasındaki farkların sınanması için tek yönlü ANOVA ve bağımlı örneklemler için t-testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, İnsan Anatomisi ve Kinesiyolojisi dersi öğretiminde kullanılan iskelet ve kas modellerinin, öğrencilerin öğrenme kalıcılığı üzerinde olumlu bir etkisi olduğu tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2026
    Çilek Tarlalarındaki Ortam Sıcaklığının Bal Arıları ve Yerli Tozlayıcı Arıların Aktiviteleri Üzerindeki Etkisi

    Erdogan, Ummugulsum; Erdoğan, Yaşar

    Küresel iklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıklar, arı aktivite desenlerini ve bitkilerin tozlaşma verimliliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada, ortam sıcaklığının çilek (Fragaria × ananassa) tarlalarındaki bal arıları (Apis mellifera) ve yabani polinatör arı türlerinin aktivitesi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Gözlemler, 12-22°C arasındaki sıcaklık aralıklarında farklı arı türlerinin çiçekleri ziyaret sıklıkları kaydedilerek yapılmıştır. Bulgular, A. mellifera'nın tüm sıcaklık aralıklarında gözlendiğini ve aktivite seviyesinin sıcaklık arttıkça önemli ölçüde arttığını göstermektedir. Yerli türler arasında Lasioglossum spp. ve Halictus quadricinctus daha dar sıcaklık aralıklarında aktifken, Eristalis tenax daha yüksek sıcaklıklarda en yüksek aktivitesini göstermiştir. Genel olarak, bal arıları geniş bir termal toleransa sahipken, yerli arı türleri daha sınırlı sıcaklık aralıklarında faaliyet göstermektedir. Bu sonuçlar, yerli arı topluluklarının iklim değişikliğinin ilerlemesiyle tozlaşma hizmetlerinin azalması riskiyle karşı karşıya olduğunu ve bu türlerin korunmasının tarımsal sürdürülebilirlik için önemli olduğunu göstermektedir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 15 · Karasal Yaşam
  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    İlaç Atıklarının Çevreye ve Halk Sağlığına Etkileri, Geri Dönüşümü ve Mevzuat Çerçevesi

    Karakas, Ümıt; Yönten, Eda; Baykara, Gülbahar; Çiydem, Zeynep; Yaramış, Esra; Muhcu, Merve Merve; Çekiç, Nurdane; Edanur; Özkan, Emre; Sultan

    İlaç atıkları, hem çevresel ekosistemler hem de halk sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturan, yönetimi özel önlemler gerektiren tehlikeli atıklar arasında yer almaktadır. Kullanım süresi geçmiş, yanlış saklama koşullarına maruz kalmış, fazla reçete edilmiş veya tedavi değişikliği nedeniyle atıl duruma gelmiş ilaçlar; su, toprak ve hava kirliliğine yol açarak biyoçeşitliliği olumsuz etkilemektedir. Ayrıca antibiyotik kalıntılarının çevreye kontrolsüz salınımı, mikroorganizmalarda direnç gelişimine neden olarak küresel bir sağlık sorununa dönüşmektedir. Bu çalışma, önlisans öğrencileri ile düzenlenen panel çıktılarından ve literatür taramasından elde edilen veriler ışığında; ilaç atıklarının çevresel ve halk sağlığına etkilerini, geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik uygulamalarını ve Türkiye ile dünyadaki mevcut mevzuat durumunu ortaya koymaktadır. Bulgular, Türkiye’de ilaç atıklarına özgü bir yasal düzenlemenin bulunmadığını, mevcut mevzuat hükümlerinin farklı yönetmelikler içinde dağınık şekilde yer aldığını göstermektedir. Sonuç olarak, ilaç atıklarının etkili yönetimi için mevzuat bütünlüğü sağlanmalı, geri dönüşüm altyapısı güçlendirilmeli ve toplum düzeyinde farkındalık artırıcı programlar yaygınlaştırılmalıdır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleYalnız künye2026
    Evaluation of Phenotypic Traits and Essential Oil Content in Wild-Grown Achillea biebersteinii Populations in Northeastern Türkiye

    Coban, Furkan; Gül, Volkan; Çakır, Ahmet

    Achillea biebersteinii Afan., a medicinal and aromatic plant widely distributed in Türkiye, is valued for its essential oil content and bioactive compounds. This study aimed to investigate the phenotypic variation, yield performance, and essential oil content of A. biebersteinii populations collected from ten different locations in northeastern Türkiye. A total of six morphological and agronomic traits plant height (PH), inflorescence diameter (ID), stem diameter (SD), number of flowering branches (NFB), dry herbage yield (DHY), and dry flower yield (DFY) alongside essential oil content (EO), were evaluated. ANOVA results revealed statistically significant differences among locations for PH, DHY, and NFB, indicating strong environmental or genetic influences. In contrast, EO content showed no significant variation across locations, suggesting greater genetic stability. Correlation analysis indicated a strong positive association between NFB and DHY, while EO content was negatively correlated with PH and SD. Principal Component Analysis further clarified trait associations and revealed distinct groupings among locations, with L9 and L10 showing superior yield performance and L3 standing out for its high EO content. These findings highlight the substantial phenotypic and chemotypic diversity of A. biebersteinii in northeastern Türkiye and underscore the importance of location specific selection in breeding and conservation programs. The identification of high-yielding and high-quality populations provides a valuable resource for sustainable utilization of this species in medicinal and aromatic plant sectors.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Modern çağın tükenmişliği: Dijital bağımlılık, fiziksel ve psikolojik yorgunluğun mental iyi oluş üzerine etkisi

    Süheyb, Okur

    Bu araştırmanın temel amacı, dijital yorgunluğun üniversite öğrencilerinin mental iyi oluşu üzerindeki etkisini incelemektir. İlişkisel tarama modelinde desenlenen çalışmanın örneklemini, bir İlahiyat Fakültesi'nde öğrenim gören 18-35 yaş aralığındaki 508 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler, Dijital Yorgunluk Ölçeği (DYÖ) ve Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMWBS) kullanılarak toplanmış; korelasyon, t-testi, ANOVA ve çoklu doğrusal regresyon teknikleri ile analiz edilmiştir. Bulgular, dijital yorgunluk ile mental iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle fiziksel/zihinsel yorgunluk boyutu, en güçlü negatif ilişkiyi sergilemiştir. Regresyon analizi, fiziksel/zihinsel yorgunluk ve psikosomatik sorunların, iyi oluşun en güçlü negatif yordayıcıları olduğunu ortaya koymuştur. Cinsiyete dayalı analizler, kadın öğrencilerin daha yüksek iyi oluş bildirdiğini, erkek öğrencilerin ise daha yüksek dijital bağımlılık düzeylerine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Paradoksal bir bulgu olarak, 31-35 yaş grubu hem dijital yorgunluk hem de mental iyi oluş açısından en yüksek düzeyleri sergilemiş; bu durum yaşam evreleriyle şekillenen karmaşık bir ilişkiye işaret etmiştir. Sonuç olarak, dijital yorgunluğun fiziksel ve somatik yansımalarının, öğrencilerde mental iyi oluşu azaltan en kritik faktörler olduğu belirlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Mechanical power output is unaffected by starting cadence during Wingate-type sprint interval training

    Agırbas, Oztürk; Çabuk, Refık; Demirarar, Onur; Tatlısu, Bülent; Ağgön, Eser

    Wingate-type repeated sprint intervals (SITWingate) rely on the attainment of high peak power output (PPO) and the maintenance of average power output (AvPO) as mechanical acute responses that are critical for eliciting aerobic and anaerobic adaptations. In recreationally active participants, the starting cadence of a single WAnT has been shown to influence mechanical power indices. However, the effect of different starting cadences on mechanical power indices during a SITWingate protocol remains unknown. Therefore, the purpose of this study was to determine whether different starting cadences in SITWingate alter mechanical power outputs. Eight recreationally active men (age: 21.1 ± 2.1 years; height: 179 ± 6.4 cm; body mass: 69.8 ± 7.1 kg) volunteered to participate. Participants completed two SIT protocols with different starting cadences (SIT80rpm and SIT120rpm) in sessions separated by ≥72 hours. Each protocol consisted of three 30-s all-out cycling bouts against a standardized load corresponding to 7.5% of body mass, interspersed with 4-min passive recovery. For each bout, PPO and AvPO were obtained. Repeated-measures ANOVA indicated no significant main effect of starting cadence on PPO (F(1,7) = 0.11, p = 0.755, ηp² = 0.015), and AvPO (F(1,7) = 0.11, p = 0.753, ηp² = 0.015). Moreover, when the means of the three sprints were compared, no differences between protocols were detected for PPO (p = 0.755) and AvPO (p = 0.753). In conclusion, starting cadences (SIT80rpm vs. SIT120rpm) had no statistically significant effect on SITWingate performance indices among recreationally active men.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Association of the enteral nutrition support with mortality, biochemical parameters, and health markers in geriatric patients with COVID-19: A retrospective cohort study

    Özçelik, Ayşe Özfer; Esgin, Ozge; Ethemoğlu, Filiz Banu; Özyürek, Serkan; Aykırı, Hilal

    This study aims to evaluate the association of the enteral nutrition support on mortality, biochemical parameters, and health markers in geriatric patients with COVID-19 treated in intensive care units (ICUs). A retrospective cohort analysis was conducted on 226 patients aged 60 years and older admitted to the COVID-19 adult ICU of Yıldırım Beyazıt University Training and Research Hospital in 2021. Demographics, ICU stay characteristics, biochemical parameters, and nutrition therapy details were collected from hospital records. Patients receiving enteral nutrition were categorized by product type (e.g., diabetic, immunonutrition, glutamine-containing, etc.), and their association on mortality, biochemical markers, and ICU outcomes were evaluated. The mortality rate was 50.4%, with an mean ICU stay of 9.63±6.50 days. Most patients (90.3%) had chronic conditions. Nutrition therapy was administered to 138 patients using various products. Immunonutrition products were associated with improved albumin levels and reduced mortality (p<0.05). Chronic conditions significantly increased mortality risk and ICU stay duration (p<0.05). Multivariate analysis revealed that longer ICU stays and the presence of chronic diseases independently reduced survival probability. Enteral nutrition support, particularly immunonutrition, may benefit geriatric ICU patients with COVID-19 by improving biochemical parameters and reducing mortality risk. Although patients receiving diabetic and glutamine-enriched products have a higher incidence of pressure ulcers, it should be considered that such products are likely to have been used in higher-risk patients.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    İbrahim Paşa’nın Muhallefatında Giyim-Kuşam Kültürü: Erken 16. Yüzyıl Osmanlı Seçkin Tüketimine Dair Bir İnceleme

    Saka, Erdem

    İbrahim Paşa, vefat ettiğinde muhallefatındaki giyim-kuşam eşyaları kadife, çatma, serâser, kutnî, ipek, kirpas, çuka, atlas, kemhâ, tafta ve boğasi gibi dokuma türlerinden oluşmaktaydı. Börk, kaftan, kürk, sarık, hil‘at, mendil, ferâce ve dolama gibi eşyaları da bu dokuma türlerinin ürünleriydi. Dokuma ürünlerinin yanı sıra gösteriş unsuru olan hançer, yatağan, bozdoğan gibi silahlar da kayıtlar arasındadır. Paşa’nın giyim-kuşam unsurları, albenisi yüksek olan değerli mallar olup Hindistan, İran ve Avrupa dokumalarının Osmanlı seçkinleri nezdindeki cazibesi ile dönemin lüks ve popüler giyim trendini yansıtmaktadır. Aynı dönemde Osmanlı ürünlerinin bazılarının yurtdışında alıcı bulduğu da nazara alınırsa yerel malların da küresel ilgiye mazhar olduğu söylenebilir. Bununla birlikte Paşa’nın terekesinde bir kent fuarında bulunabilecek giyim-kuşam eşyalarının ve kumaş türlerinin çoğunu görebilmek mümkündür. Avrupa tekstil ürünleri Osmanlı bürokrasinin en değerli diplomatik hediyelerdendi. Ayrıca önemli merasimlerde yerlere döşenen değerli kumaşların başında da Milano’da üretilen altın yaldızlı kumaşlar gelmekteydi. İbrahim Paşa’nın lüks eşyaları, Avrupa dokuma ürünlerinin yanı sıra Asya kumaşlarının da Osmanlı seçkinleri nezdinde cazip lüks ürünler olduğunu teyit etmektedir. Küresel kent fuarlarını aratmayacak bu ürünler küresel giyim-kuşam kültürü olduğunu da göstermektedir. Ticarete konu olan ürünler vesilesiyle taraflar arasında kültürler de transfer edilmekteydi. Yani dokuma ürünleri pazar ve fuar gibi yerler vesilesiyle yerel ve küresel kültür taşıyıcısı mahiyetindeydi. Bu çalışmada bir Osmanlı seçkininin terekesini içeren Başbakanlık Osmanlı Arşivi Muhallefat Halifeliği (BOA. D.BŞM.MHF.d) tasnifindeki “12349-K.” numaralı defter ışığında yerel ve küresel mahiyetteki giyim-kuşam unsurlarını, devrin revaçtaki lüks dokumalarını, bu tür ürünlerin fiyatlarını ve küresel tekstil ticaretinin yönünü aydınlatıcı verilerin ele alınması amaçlanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    The Impact of Public Debt on Economic Growth in Türkiye and PIIGS Countries

    Yıldız, Ümit; Bayhan, Semiha

    In economies, borrowing may be resorted to in case of insufficient tax and tax-like revenues in financing public expenditures. In this respect, public debts are essential for financing growth and development. The effects of public debts, among the natural income sources of economies, on economic growth are intensely discussed today. The relationship between public debt and economic growth is important, especially in developing countries and relatively fragile economies where savings are insufficient to finance investments. This study aims to reveal the effects of public debt on economic growth in Portugal, Ireland, Italy, Greece, and Spain (PIIGS), which are considered the fragile economies of the Eurozone, and also in Türkiye. For this purpose, the study's findings, which analyze the panel data of the relevant countries for the period 1998-2022, basically conclude that public debt positively affects economic growth in Türkiye and PIIGS countries. These findings emphasize the importance of accurately formulating public borrowing policies and implementing appropriate strategies for economic growth in the relevant countries.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Investigation of Managerial Practices Related to Calves’ Survival in Dairy Cattle Farms: The Case of Çorum Province

    Bayraktar, Bülent; Tekce, Emre; Aydemir, Seyma; Erdoğan, Yaşar; Aksakal, Vecihi; Ürüsan, Hılal; Kotan, Gökşad Cemil

    This study was conducted using a Cross-Sectional Observational Design to determine the effects of current managerial practices applied in commercial dairy cattle farms in Çorum Province on calf survival. The main material of the study consisted of 120 active farms, which represent the general structure of the dairy cattle sector in the region. Data were collected via face-to-face surveys, and the scale’s reliability was confirmed (Cronbach’s Alpha: 0.742) and suitability for Factor Analysis (KMO: 0.710) was verified. The results showed that while 88.33% of the farmers were members of a cooperative/union and 57.50% reported timely colostrum administration (within the critical <4 hours), these positive indicators contrasted sharply with low biosecurity and poor practical application. Specifically, calf mortality was high (42.50% of farms reported mortality rates >5%), mainly due to diarrhea and pneumonia, with 65.83% of deaths occurring in the first 30 days. Critical management deficiencies included uncontrolled colostrum feeding (85.00% via suckling, risking failure of passive transfer), severe biosecurity breaches (85.83% of calves housed with adult animals), and delayed introduction of solid feed. In conclusion, the primary challenge in Çorum is not lack of institutional access or basic knowledge, but rather a critical disconnection between theoretical knowledge and practical management implementation. To improve calf survival, management strategies should shift from traditional suckling to controlled colostrum protocols and emphasize the transition from group housing to individual calf hutches to ensure biosecurity.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Investigation of Structural Characteristics and Flock Management Practices of Sheep Breeding Farms: The Alaca District of Çorum Province Example

    Bayraktar, Bülent; Aydemir, Seyma; Kotan, Gökşad Cemil; Küçük, Gülben

    The aim of this study is to comprehensively examine the structural characteristics and herd management practices of sheep farms in Alaca district of Çorum province and to reveal their current status through a survey conducted on 130 sheep farms. The study revealed that the breeder population in the sector is concentrated in young (18-30 years old) and middle-aged (31-40 years old), with the younger generation actively participating in the sector. The vast majority of breeders view livestock farming as their primary source of income, with a predominant portion of their farms focusing on slaughter and sacrificial animal husbandry. While basic facilities such as resting areas, lighting, and ventilation are largely adequate, the lack of specialized enclosures necessary for modern herd management, such as sick animal pens (48.46%), milking parlors (86.92%), and shearing areas (100.00%), is striking. In terms of herd management practices, the most common age for first mating for females was 15 months. Rams are kept in the flock only during the breeding season in the majority of farms, and the most frequently used breeding method is reported to be free-breeding (pen breeding/pasture breeding). Underweight birth was identified as the primary cause of lamb mortality at 46.92%. Although the vast majority of farms regularly administer official vaccinations, only a small percentage conduct regular hoof checks and care, highlighting deficiencies in preventative herd protection practices. Furthermore, although almost all breeders use village communal pastures or highland pastures, 90.00% of breeders believe pastures are inadequate, primarily attributing this inadequacy to the small size of pasture areas.  In conclusion, despite its young and well-organized Sheep sector in Çorum, it exhibits significant deficiencies in modern herd management infrastructure and preventative herd protection practices, and faces a critical pasture availability problem. Therefore, to ensure sustainability and enhance competitiveness, it is crucial for local governments to encourage pasture improvement and forage production, as well as expand grant/support mechanisms for the development of modern shelter infrastructure.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinde Bulaşma Korkusunun İncelenmesi

    Karakas, Ümıt; Akyüz, Hatice Öntürk; Alkan, Sevil; Şevik, Ali Emre; Şahinoğlu, Mustafa Serhat; Kartal, Hakan

    Amaç: Bulaş korkusu sağlıkla ilgili sektörlerde yer alan kişilerde olumsuz etkilere sahip olabilen psikolojik durumdur. Bu çalışmanın amacı, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerin bulaş korkusunu araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden tanımlayıcı ve kesitsel tipte tasarlanmış olup veri toplama süreci 15 Temmuz 2022 ile 15 Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler, Google Formlar üzerinden hazırlanan çevrimiçi bir anket aracılığıyla sosyal medya platformları (WhatsApp, Facebook, Twitter) üzerinden toplanmış; veri toplama aracı olarak katılımcıların kişisel bilgilerini belirleyen "Demografik Özellikler Anketi" ile 24 madde ve 4 alt boyuttan oluşan 5’li Likert tipi "Bulaşma/Bulaş Korkusu Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 861 katılımcı (ortalama yaş 20,50±2,26; %74,45'i kadın) dahil edildi. Katılımcıların %56,33'ü sağlık kuruluşlarından bulaşıcı hastalık kapma korkusu taşırken, %57,61'i sosyal ortamlarda hasta olma korkusu yaşadığını belirtmiştir. Bulaşma Korkusu Ölçeği puanları karşılaştırıldığında, ikinci sınıf öğrencilerinin diğer sınıflara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek puanlar aldığı saptanmıştır. Özellikle, bulaşıcı hastalıklar hakkında bilgi edinmek için sosyal medyayı kullanan bireylerin ölçek puanları, kullanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p < 0,05). Sonuç: Bulaşma korkusu, ikinci sınıf öğrencileri ve sosyal medya kullanıcıları arasında yaygın olup, günlük yaşamları önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmanın sonuçları, geleceğin sağlık çalışanları için daha sağlıklı ve üretken bir öğrenme ortamını desteklemek amacıyla eğitim ve klinik ortamlarda bu sorunun ele alınmasının ne kadar kritik olduğuna ışık tutmaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim