Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Bayraktar, Bülent(13)
- Yavuz, Mehmet(10)
- Kayalı, Bünyami(8)
- Erdoğan, Yaşar(7)
- Isik, Cem(7)
- Kul, Murat(7)
- Makas, Samet(7)
- Ongan, Serdar(7)
- Yayla, İbrahim Erdoğan(7)
- Akeren, Zahide(6)
- Akeren, İhsan(6)
- Boz, Emre(6)
- Bozkurt, Aras(6)
- Ecem Bayram, Nesrin(6)
- Engin, Mustafa Alptekin(6)
- Imamoglu, Ilyas Kays(6)
- Kalyoncuo, Servet(6)
- Kotan, Gökşad Cemil(6)
- Çolak, Murat(6)
- Ayata, Ümit(5)
- Aydemir, Uğur(5)
- Bayram, Sinan(5)
- Cakir, Mehmet(5)
- Ceylan, Halil Ibrahim(5)
- Ceylan, Nagihan Burcak(5)
- Colak, Murat(5)
- Dergaa, Ismail(5)
- Dertli, Enes(5)
- Dhahbi, Wissem(5)
- Dombak, Kübra(5)
- Esmer, Yusuf(5)
- Gul, Volkan(5)
- Kamiloğlu, Aybike(5)
- Kutlu, Naciye(5)
- Köktürk, Seda Nur(5)
- Muntean, Raul Ioan(5)
- Tutkun, Cansu(5)
- Yarımkaya, Erkan(5)
- Yıldız, Ümit(5)
- Çakır, Zekai(5)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Reformist Yönetime Karşı Muhafazakâr Direniş: Mihail Gorbaçov’a Yönelik Darbe Girişimi ve Sonuçları
Sadık, Ramin
Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’nun başat gücü Sovyetler Birliği, kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süreçte, ülke yönetiminde muhafazakâr kanat ile reform yanlılarının kıyasıya mücadele ettiği iktidar mücadelesine şahit olmuştur. Komünist Partisi içindeki muhafazakârlar, partinin toplum üzerinde etkin olmasını, Sovyet ülkesini kapitalist dünyadan koruyan bir araç olarak lüzumlu görmüşlerdir. O nedenle daha sert bir yönetimsel yaklaşım sergilenmesinin gerekli olduğuna kanaat getirmiştir. Buna karşın, halkın sosyal ihtiyaçlarının öne çıkarıldığı bir ekonomik sistemin savunuculuğunu yapan ıslahatçılar, bir yandan partideki kemikleşmiş muhafazakâr klikle mücadele ederken, bir yandan da batılı devletlerle rekabet edebilmek adına daha fazla toplumsal özgürlükleri öne çıkaran bir yol izlemeye çalışmışlardır. Böylece Sovyetler Birliği’nin varlığı boyunca yönetimde bir mücadele yaşanmış; ancak Mihail Gorbaçov dönemine kadar genel olarak muhafazakâr kanat, bu mücadeleden hep başarıyla çıkabilmiştir. Ağustos 1991’de Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov’a karşı düzenlenen darbe teşebbüsü, Sovyet tarihinde muhafazakârlar ile ıslahatçılar arasındaki anlaşmazlık sürecinin yeni bir boyutuydu. Darbe girişimi sırasında toplum ülkede devam etmekte olan ıslahatlardan yana tavrını koyarken, Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin’in Gorbaçov’dan yana tercihte bulunması teşebbüsün başarısız olmasında etkili oldu. Sonuçta darbe toplum ile Rusya liderliğinin sert direnişiyle püskürtüldü, buna rağmen Sovyetler Birliği’nin hızlı bir şekilde tarih sahnesinden silinme sürecine girdi ve o yılın sonunda feshedildi. Bu çalışmanın ana problemi, Sovyetler Birliği’nde muhafazakâr kanat ile reform yanlıları arasındaki mücadelenin kırılma noktası olan Ağustos 1991 darbe girişimini derinlemesine incelemektir. Bu bağlamda çalışma, darbeyi Sovyetler Birliği yönetiminde muhafazakârlar ile reformistler arasında yaşanan güç mücadelesi perspektifinden ele almaktadır. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmış, dönemin Rus ve Türk basını ana kaynaklar olarak incelenmiş, çeşitli birincil ve ikincil kaynaklarla harmanlanarak akademik bir metin haline getirilmiştir. Çalışma kapsamında Mihail Gorbaçov’un başlattığı ıslahatlar, ıslahatların ülkede birtakım değişiklikler meydana getirmesi, bu değişikliklerin ülkeyi yıkıma götürdüğüne inanan Komünist Partisi’nin muhafazakâr kanadının sürece engel olmaya çalışması ve sonuçta Ağustos 1991’de darbe girişiminde bulunması gibi çeşitli başlıklar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları, muhafazakâr kanadın Ağustos 1991’deki darbe girişiminin; reformist yönetimin başlattığı yeniliklerin yarattığı dönüşüm, dönemin siyasal ve toplumsal koşulları ile Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve ekibinin müdahaleleri sonucunda başarısızlığa uğradığını, dahası girişimin birlik cumhuriyetlerini merkezden uzaklaşma eğilimine sevk ederek Sovyetler Birliği’nin dağılmasına giden süreci hızlandırdığını ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Paul Tillich Felsefesinde Din-Sanat İlişkisi
Karadağ, Fırat
Bu çalışmada Paul Tillich’in din-sanat ilişkisine dair düşüncesi, Mutlak, nihai ilgi ve sembol kuramı ekseninde dinî, felsefi ve kavramsal bağlam içinde ele alınmıştır. Araştırmanın temel meselesi, din ile sanat arasındaki ilişkinin yüzeydeki konu ortaklığından öte bir derinliğe dayanıp dayanmadığıdır. Ayrıca sanatın dinsellik taşıma biçimlerinin üslup, içerik ve sembolik işlev bağlamında nasıl değerlendirileceğidir. Bu sorun, yalnızca estetik teorisi ya da teoloji sınırlarına hapsedilemeyecek şekilde varoluşsal kaygı, anlam üretimi ve kültürel biçimlenme gibi çok farklı alanlara dokunan disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmiştir. Yöntem olarak karşılaştırmalı kavram analizi, metinler arası okuma ve nitel kuramsal çözümleme kullanılmıştır. Çalışma, Tillich düşüncesinde dinin özünün nihai ilgi olarak tanımlandığını, Mutlak’ın koşulluluğu aşan zemini nedeniyle dinî ve estetik ifadelerin zorunlu olarak sembolik bir karakter taşıdığını göstermektedir. Tillich’in sanat anlayışı, sanatın yalnızca güzelleştirme olmadığını, üslup ve biçim aracılığıyla varlığın derinliğini görünür kılma işlevi taşıdığını öne çıkarmaktadır. Tillich düşüncesinde sanatın dolaylı dinselliği, natüralist ve dışavurumcu üslup ayrımı, üslup-içerik uygunsuzluğu sorunu, dinsel üslup ile dinsel içeriğin birlikteliği şeklinde dört düzeyli değerlendirme ölçütü oldukça önemlidir. Çünkü bu ölçütler sanat eserlerinin dinselliğini konu temelli indirgemelerden kurtararak üslup ve derinlik-içerik açısından analiz etmeyi mümkün kılmaktadır. Sembol kuramı açısından ise sembolün katılım niteliği, kendini aşma gücü, doğuş-olgunlaşma-ölüm döngüsü ile kutsal boşluk kavramı öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda çağdaş dinsel sanatın görevinin ölmüş sembolleri tekrar etmek değil, yerinde ve içsel zorunlulukla yeni sembolik şeffaflıklar üretmek olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak Tillich düşüncesi, din ile sanatı birbirinin yerine koymayan, ancak aynı varoluşsal kaynaktan beslenen ve koşulluluk içinde farklı işlevler üstlenen iki kesişen alan olarak sunmaktadır. Dinselliğin ölçütü ise ikonografik içerik değil sembolik otantiklik ve üslup-içerik uyumuna dayanır. Bu doğrultuda çağdaş dinsel sanatın etik-estetik sorumluluğu, sembollerin canlılığını koruyacak içsel zorunluluğu ve Mutlak’a işaret etme kapasitesini yeniden üretmektir.
- MakaleAçık Erişim2026Dream Motifs as Instruments of Legitimacy and Motivation in the Ottoman Empire (1453–1566)
Saka, Erdem
During the foundation and expansion periods of the Ottoman Empire, various political strategies were employed to secure legitimacy, gain support, and facilitate territorial expansion. Within this framework, dream narratives emerged as important instruments of political and ideological representation. These narratives frequently included religious figures such as prophets and caliphs, who possessed strong legitimacy within the Islamic world. Dreams presented to the sultan often contained symbolic elements associated with the ideal of universal sovereignty (cihan hâkimiyeti). Dreams reportedly seen before military campaigns, foretelling victory and sometimes indicating the direction of conquest, appear to have functioned as tools of political legitimation. At the same time, these dream narratives also reflected the folkloric and cultural characteristics of the period. Celestial symbols such as the moon, sun, and stars, together with mythological motifs including birds, fish, and rams, may be interpreted as symbolic representations of cosmological beliefs, collective hopes and fears, and perceptions of power, authority, and destiny. This study draws primarily upon archival documents, alongside chronicles and other relevant contemporary sources related to the period under examination.
- MakaleAçık Erişim2026Samakovcuk demir madenleri’nde üretim faaliyetleri (1695-1725)
Saka, Erdem
Samakovcuk Dökümhâneleri, Fatih Sultan Mehmed döneminde işletildiği şeklindeki yerel bilgiye istinaden “Fatih Dökümhânesi” şeklinde adlandırılmıştır. Erken dönemlerden itibaren işletilen Samakovcuk madenlerinde XVII. yüzyılın sonlarından itibaren yeni ocaklar açılmış ve ham demir üretim faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Buradan çıkarılan demir, İstanbul’daki harp sanayi tesislerine gönderilerek işlenmek suretiyle top güllesi ve humbara yapımında kullanılmıştır. XVII. yüzyılın sonunda ve XVIII. yüzyılın başında artan bu faaliyetler Prut Seferi’nin öncesinde de yoğunlaşmış olup, seferden sonra durma noktasına gelmiştir. Ancak 1714 yılında Venedik üzerine yapılacak seferin hazırlıklarına başlanmış olup, bu bağlamda yeni ocaklar açılmış ve üretim tesislerinin kapasitesi artırılmıştır. Akabinde ise Avusturya ve İran üzerine yapılacak seferlerin hazırlıkları münasebetiyle Tophâne ve Tersane gibi kurumlara ciddi miktarlarda demir gönderilmiştir. 1695-1725 yılları arasındaki zaman diliminde toplamda üç milyon tonun üzerinde maden ilgili kurumlara nakledilmiştir. Madenler deniz yoluyla sevk edilmiştir. Bu faaliyetleri yürüten madenciler bazı vergilerden muaf olmuşlardır. Bu çalışmada 1695-1725 yılları arasında Samakovcuk demir madenlerindeki üretim faaliyetlerinin, gönderilen demirin teslim edildiği kurumların, madenci taifesinin, üretim miktarlarının ve nakliye faaliyetlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın en önemli kaynaklarını Osmanlı Arşivleri’nden temin edilen vesikalar oluşturmaktadır. Araştırma-inceleme türü eserlerden de yararlanılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Almanya'da Misafir İşçi Anma Kültürü: Gösterişçi Duyarlılık
Yurttaş, Süleyman; Karaca, İlhan
Bu çalışma, Almanya’da son yıllarda giderek daha görünür hâle gelen misafir işçi anma kültürünü ve bu kültürün ardındaki siyasi dinamikleri konu almaktadır. Araştırmanın temel amacı, anma pratiklerini, “gösterişçi duyarlılık” kuramı çerçevesinde eleştirel bir analize tabi tutmaktır. Çalışma, anma kültürünün, geçmişle samimi bir yüzleşmeden ziyade, Almanya’nın güncel siyasi ve ekonomik krizler karşısında kendini “göçe açık” ve “tarihiyle barışık” bir toplum olarak sunma arzusundan kaynaklanan sembolik bir performans olduğunu iddia etmektedir. Araştırmada, doküman analizi kullanılarak yorumlayıcı bir yaklaşım benimsenmiş ve üst düzey siyasi aktörlerin konuşmaları, ırkçı saldırı kurbanlarının ailelerinin kamuya açık platformlarda yer alan açıklamaları ve kurumsal bellek projelerine ilişkin metinler incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, resmî söylem ile yapısal eşitsizlikler arasında derin bir çelişki olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle ırkçı saldırıların anılmasında, Mevlüde Genç gibi mağdurların affedici ve birleştirici mesajlarının devlet tarafından bir “barışma tiyatrosu” çerçevesinde araçsallaştırılarak, kurumsal ırkçılık ve devlet sorumluluğunun nasıl perdelendiği gösterilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Almanya’daki anma kültürünün, geçmişin öznelerinin bugünkü yaşam koşullarını iyileştiren somut ve kapsayıcı politikalardan ziyade, ahlaki bir üstünlük kurma ve toplumsal vicdanı rahatlatma amacı taşıyan sembolik jestlere dayandığı ve bu haliyle bir “gösterişçi duyarlılık” pratiği olduğu sonucuna varmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026The Fundamental Principles of Ahl al-Sunna: The Views of the Jadidist Shākirjān Hamīdī
Sever, Mehmet
This study explores the theological boundaries and sectarian identity of the Jadīdism (Djadīdism) movement in the Idil-Ural region during the period of modernization through the lens of Shākirjān b. Asad Allāh Ḥamīdī (1878–1922 ?), one of its preeminent figures. While the scholarship on Jadīdism has predominantly focused on its educational and socio-political dimensions, this article addresses a significant lacuna by examining the preservation of Sunnī dogmatic identity within the movement. The research specifically analyzes Ḥamīdī’s seminal works, Iʿtiḳād wa-Iḳtiʿād and Sedjenjel al-Fiḳh, to delineate the theological limits set by the reformers. In terms of methodology, this research employs qualitative inquiry, utilizing text analysis and historical comparison. Centering on primary sources authored in the "New Tatar" Turkic vernacular, the study identifies and evaluates twenty fundamental principles (uṣūl) of Ahl al-Sunna as formulated by Ḥamīdī. These principles are systematically compared with classical Kalām literature and the intellectual legacy of Shihāb al- Dīn al-Mardjānī (d. 1889), the progenitor of religious reform in the region. Furthermore, the study elucidates the process of identity construction within the Jadīdī-Ḳadīmī dialectic, where Ḥamīdī defines the Sunnī self through a descriptive exclusion of "the Other," particularly the Muʿtazila and the Shīʿa.
- MakaleAçık Erişim2026Manzum Bir Tefe’ülnâme: Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır
Büyükada, Merve
Tarihin her devrinde farklı coğrafyalardan kimseler, gelecekte yaşanabilecek hadiseleri öğrenmek ve buna göre çeşitli tedbirler almak istemişlerdir. Bu yüzden insanlar -özellikle de sıkıntılı dönemlerinde- fal uygulamalarının türlü yöntemlerine başvurmuşlardır. Türklerin yıldızlar, ay, güneş gibi gök cisimlerini, ateşi, hayvan kemiklerini, kumalak denilen taneler gibi birçok nesneyi kehanet ve fal vasıtası olarak kullandıkları bilinmektedir. Kur’an’da ve hadislerde gaibi, gizli olanı ve geleceği sadece Allah’ın bilebileceği bildirilmiş olmasına rağmen İslamiyet’in kabulünden sonra da fal bakma geleneği sürmüştür. Ancak bu dönemde fal bakma aracı olarak yararlanılan nesneler farklılaşmaya başlamış ve neticede çeşitli fal nevileri kullanılır hâle gelmiştir. Bunlardan biri de kitap fallarıdır. Kaynaklara göre fal bakma amacıyla en çok tercih edilen kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. “Tefe’ülnâme” olarak da zikredilen Kur’an falı örneklerinden biri de Süleymaniye Kütüphanesi Hasan Hayri-Abdullah Efendi Koleksiyonu’nda 00172-003 numara ile kayıtlıdır. 16 varaktan oluşan nüshanın 12b-16a varakları arasında yer alan metin, nesih hat ile kaleme alınmıştır. Eser, Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır başlığını taşımaktadır. Kur’an falı, aynı yazmanın 7b-12a sayfaları arasında yer alan Farsça manzum tefe’ülnâmenin Türkçeye tercümesidir. Falnâme, kısa mensur bir mukaddime ve 29 beyitlik kısa bir mesneviden oluşmaktadır. Mensur olan kısımda fal açmanın usulü açıklanarak fal açacak kişinin bazı ritüelleri gerçekleştirmesi istenmiştir. Manzum olan bölümde ise her bir harf elifba sırası gözetilerek yorumlanmış ve her harf bir beyitte tabir edilmiştir. Harflerin yorumları tefe’ülün gereği olarak büyük oranda müspet yöndedir. Çalışmada, mezkûr falnâme tanıtılarak Latin harflerine aktarılmış ve Kur’an falının dil içi çevirisine yer verilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2026Anabaptist Gelenekte Spiritüalist Eğilimler: Hans Denck Örneği
Keleş, Hatice
Martin Luther’in başlattığı Reform Hareketi, yalnızca Protestanlığın ortaya çıkmasına yol açmamış, aynı zamanda farklı dinî yönelimlerin gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Bu yönelimlerden biri olan Radikal Reform, Reform sürecinin daha keskin ve farklı bir çizgisini temsil etmiştir. Radikal Reform; Anabaptistler, Spiritüalistler ve Evanjelikler olmak üzere üç ana gruba ayrılmıştır. Ancak Radikal Reform'un önde gelen oluşumu ise Anabaptistlerdir. Onlar da kendi içinde Evanjelik, Devrimci ve Spiritüalist Anabaptistler olmak üzere üç ana gruba ayrılmışlardır. Spiritüalizm, Tanrı ile inananlar arasında insan ya da nesne olsun bütün maddi aracıları bastırma eğilimine denilmiştir. Spiritüalistlerin bireyselliği ön plana çıkarmalarından dolayı cemaat veya topluluk kurma gibi bir hedefleri olmamıştır. Spiritüalistlerin en önemli özelliği, Kutsal Ruh’u temel almalarıdır. Teolojik olarak, bütün dış öğelerin önemini küçümsemişler ve içsel, ilahi ve ruhsal varlığın veya Ruh’un önemine vurgu yapmışlardır. Kutsal Metinlerin lafızlarından çok içerdiği anlamın önemli olduğunu, aynı şekilde sakramentlerin de fiziksel açıdan icra edilmesinden ziyade anlamının önemli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Spiritüalistlerin genel görüşü, inananın içsel (batınî) eğiliminin dışsal (zahiri) biçimlere uymaktan daha önemli olduğu ve seremonilerin ancak inananın güvenini dışsal biçimlerden uzaklaştırıp gerçek ruhani ibadete yönelttiği ölçüde değerli olduğudur. Bu görüşlerin temsilcisi konumunda olan Hans Denck, Anabaptizm’in ve Spiritüalizmin gelişiminde çok önemli bir figür olarak görülür. Bu çalışmada, Spiritüalizm, Spiritüalist tipolojiler ile Anabaptizmin ve Spiritüal Anabaptistlerin gelişiminde önde gelen temsilcilerden Hans Denck deskriptif ve karşılaştırmalı yöntemle ele alınmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesi
Kan, Muhammed Enes
Bu çalışmanın amacı, öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesidir. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan çalışmada veriler, öğretim elemanlarından mülakat yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, öğretim elemanları üniversitedeki etik dışı uygulamalar konusunda; iş yükünü artıran görevlendirmelere, üniversiteye akademik personel alımı ve ders dağılımı süreçlerine dikkat çekmektedir. Öğretim elemanlarının ilgilenemeyecek kadar fazla sayıda lisansüstü öğrenci danışmanlığı üstlenmesi, öğrencilere karşı ayrımcılık yapılması, derslerin programlanan gün ve saatlerde işlenmemesi konuları ise öğrencilere yönelik etik dışı uygulamalar arasında ön plana çıkmıştır. Öğretim elemanları, etik dışı uygulamaların daha fazla para kazanma, kıskançlık, rekabet, intikam gibi kişisel duygular ve toplumsal yozlaşmanın artmasından kaynaklandığını düşünmektedir. Etik dışı davranışların iş yerinde huzursuzluğu artırdığı, kurumu itibarsızlaştırdığı ve eğitim-öğretimin verimini düşürdüğünü düşünen öğretim elemanları, üniversitelerde liyakatin daha fazla önemsenmesi, vatandaşlara ve kamu personeline etik eğitimi verilmesi ve etik standartların belirlenmesiyle bu eylemlerin azaltılabileceğini ifade etmektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Dijital yazmada web 2.0 aracı olarak padlet kullanımına yönelik öğretmen adayı görüşleri: yapay zekâ destekli özelliklere ilişkin yansımalar
Banaz, Emrullah
Dijital yazma becerileri, Web 2.0 araçları ve yapay zekâ destekli uygulamaların eğitim ortamlarına entegrasyonu ile birlikte öğretmen yetiştirme süreçlerinde giderek daha önemli hâle gelmektedir. Bu bağlamda, dijital yazma öğretiminde kullanılan araçlara yönelik öğretmen adaylarının deneyimlerinin incelenmesi, etkili ve sürdürülebilir pedagojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, dijital yazmada Web 2.0 aracı olarak kullanılan Padlet uygulamasına yönelik öğretmen adayı görüşlerini ve uygulamanın yapay zekâ destekli özelliklerine ilişkin düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bir eğitim fakültesinde öğrenim gören ve ders kapsamında Padlet uygulamasını deneyimleyen 40 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla Google Formlar üzerinden toplanmış ve MAXQDA 20 programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, öğretmen adaylarının Padlet’i dijital yazma sürecini destekleyen, işbirlikçi ve çoklu modlu bir araç olarak değerlendirdiklerini; yapay zekâ destekli ses ve görsel oluşturma özelliklerinin ise motivasyonu artırıcı ve üretkenliği destekleyici unsurlar olarak algılandığını göstermektedir. Bununla birlikte, yapay zekâ kullanımına yönelik pedagojik rehberlik ihtiyacının da vurgulandığı görülmüştür. Bu doğrultuda, öğretmen yetiştirme programlarında Web 2.0 ve yapay zekâ destekli dijital yazma uygulamalarına yönelik uygulamalı ve eleştirel içeriklerin artırılması önerilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Öğretmenler için alternatif ölçme ve değerlendirme öz-yeterlik ölçeğinin geliştirilmesi: geçerlik ve güvenirlik çalışması
Veyis, Fatih; Kayar Muslu, Ayşegül; Çimen, Fatmanur; Cindilli, Büşra
21. yüzyılda bireylerden beklenen beceri ve yeterliklerin değiştiği görülmektedir. Öğretim süreçlerini doğrudan etkileyen bu değişim, ölçme-değerlendirme anlayışı ve kullanılan teknikler üzerinde de etkisini göstermiştir. Alternatif ölçme-değerlendirme olarak adlandırılan bu teknikler, öğretmenlerin de çeşitli yeterliklere sahip olmasını gerektirmektedir. Bu açıdan öğretmenlerin alternatif ölçme ve değerlendirme yeterliklerini belirleyebilecek ölçme araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla öğretmenlerin söz konusu tekniklere yönelik öz yeterliklerini belirleyebilecek bir ölçme aracı geliştirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda geliştirilen ölçeğin varyansın %70'ini açıklayabildiği, 26 maddeli ve iki bileşenli bir yapıda olduğu görülmüştür. DFA, ölçeğin iki faktörlü yapısının doğrulandığını ve alt boyutların uyum değerlerinin gerekli şartları sağladığını ortaya koymuştur. Güvenirlik analizlerinde iç tutarlılık katsayısı .97 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğu görülmüş ve bu yönde yapılacak araştırmalarda kullanılabileceği değerlendirilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2026نظرة يوسف القرضاوي إلى الاقتصاد المقاصدي في ضوء كتابه فقه الزكاة
Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif; Kavut, Ahmet; Ayengin, Tevhit
لقد تميّز الفقه الإسلامي عبر تاريخه بالتنوع بين المذاهب وباتساع آفاق الاجتهاد فيه. غير أنّ العصر الحديث أفرز حاجة إلى تجديد متوازن يصل بين واقع العصر ومحورية النصوص الشرعية. وفي هذا السياق قدّم يوسف القرضاوي (1926-2022) مقاربة متميزة جمعت بين التراث والحداثة. وقد قام منهجه على الوسطية والاعتدال؛ فلم يقبل الغلو والتضييق، كما لم يقبل التهاون بالثوابت أو التفريط فيها. وجعل مقاصد الشريعة في مركز اهتمامه، مع التزامه بصيانة النصوص والأحكام المجمع عليها، واتجه في تعامله مع المذاهب إلى اختيار الرأي القائم على الدليل من غير تعصب مذهبي. كما أولى القرضاوي أهمية خاصة للاجتهاد الجماعي والعمل المؤسسي، مؤكدا أن القضايا المعقدة في العصر الحديث لا يمكن أن يستوعبها الاجتهاد الفردي وحده، وأسهم في دعم المجامع الفقهية وتطويرها. وربط، من خلال مفهومه لفقه الواقع، بين الفتوى والمعطيات الاقتصادية والاجتماعية والسياسية. وهكذا استهدفت منهجيته بناء فقه حيوي يجمع بين الثابت والمتغير، ويتفاعل مع العصر من غير أن يفقد جوهره وأصوله. وتتناول هذه الدراسة التصور الفقهي للقرضاوي ورؤيته الاقتصادية القائمة على المقاصد، من خلال التركيز على جهوده في مجال فقه الزكاة. وتعتمد الدراسة بصفة خاصة على كتابه «فقه الزكاة»، لتبيان أن تصوره للزكاة يقوم على اعتبارها نظاما متكاملا يحقق تداول الثروة، ويعزز العدالة الاجتماعية، ويحد من الفقر، ويؤسس للتكافل الاجتماعي في صورة مؤسسية. وفي هذا الإطار، تحلل الدراسة آراءه المتعلقة بزكاة النقود الورقية، والرواتب والأجور، ودخول أصحاب المهن الحرة، والأصول الثابتة المدرّة للدخل، وأسهم الشركات، وغيرها من الأموال المعاصرة. وقد خلصت الدراسة إلى أن القرضاوي جعل النماء، والقدرة المالية، وصيانة حق الفقراء، وتحقيق العدالة بين المكلفين، من أهم المرتكزات في ترجيحاته الفقهية. كما ناقشت اهتمامه بالدور الذي تضطلع به الدولة ومؤسسات الزكاة في حصر الأموال الزكوية، وجبايتها، وتوزيعها، وتمكين المحتاجين من الناحية الاقتصادية. وتعكس رؤية القرضاوي في فقه الزكاة العناصر الأساسية لنموذج اقتصادي إسلامي مقاصدي يروم التوفيق بين الموروث الفقهي الكلاسيكي والواقع الاقتصادي المعاصر، ويقوم على العدل والتكافل وصيانة الكرامة الإنسانية.
- MakaleAçık Erişim2026Eski Uygurcadan Modern Yazı Dillerine Bir Dilbilgiselleşme Tipi: İsim + İyelik + Bulunma Durumu
Güzel, Ferdi; Azili, Kenan
Eski Türkçe dönemi, Türkçenin ilk tanıklanan dillik malzemesine sahip bir evre olarak dilbilgiselleşme açısından üretken tarihsel yazı dillerini kapsamaktadır. Özellikle tercüme eserlerin verildiği Eski Uygur çevrelerinde üretilen metinlerde, kaynak dildeki ifadeleri karşılamak üzere kullanılan çeşitli dilbilgisel görevdeki dikkat çekici kimi yapılara rastlanmaktadır. Bunlar arasında bilhassa edatlar, türetim ve kullanım şekilleri açısından bir hayli çeşitlilik göstermektedir. İsim ve fiil köklerinin çeşitli biçim birimler ile dilbilgiselleşme sürecine girmesi sonucu ortaya çıkan çok sayıda yapının farklı kavramsal ilişkilerle meydana geldiği görülmektedir. Bu kavramsal ilişkiler, ortaya çıkan yeni yapıların söz dizimsel görevlerini belirleyici rol üstlenmektedir. Uygur metinlerinde durum morfemleriyle beraber, iyelik çekiminden oluşan özel yapıların oluşturduğu bir grup görevli sözcük tespit edilmektedir. Bu formların isim+3. tk. iyelik+bulunma durumu yoluyla türetildiği, dilbilgiselleşme süreci ile birlikte çeşitli kategorilerde görev aldığı ve birçok kavramsal ilişkiyi taşıdığı görülmektedir. Bu makalede, geç tarihli Uygurca metinlerde kullanılan küçintä, tıltagınta, tüşintä, ugrınta, yolınta ve el(i)gintä gibi dilbilgiselleşmiş biçimler, sözdizimsel ve kategorik ilişkiler bakımından ele alınacaktır. Biçimlerin ortak türetilme yolundan hareketle, kategorik değerleri üzerine odaklanılacak, biçimsel ve karakteristik özellikleri belirlenecektir. Bu aşamada, modern yazı dillerindeki örneklerle karşılaştırılarak Türkçedeki süreklilikleri irdelenecektir. Böylece, Eski Türkçeden modern Türk yazı dillerine kadar devam eden bir dilbilgiselleşme stratejisi olarak bu yapıların genel sınıflandırmadaki konumu tayin edilmeye çalışılacaktır.
- MakaleYalnız künye2026Akademik Akıl ile İnanan Kalbin Sentezi: İlahiyat Öğrencileri İçin Kur’an ile İlişki Ölçeği’nin (Kiö) Geliştirilmesi
Süheyb, Okur
İlahiyat eğitimi, doğası gereği öğrencileri “akademik aklın” eleştirel disiplini ile “inanan kalbin” manevi teslimiyeti arasında karmaşık bir sentez kurmaya zorlamaktadır. Ancak mevcut literatürdeki ölçme araçları, öğrencilerin Kur'an-ı Kerim ile kurdukları bu çok katmanlı ilişkiyi genellikle “okuma sıklığı” gibi davranışsal boyutta ele almakta, varoluşsal ve entelektüel bütünleşmeyi ölçmekte yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, ilahiyat fakültesi öğrencilerinin Kur'an-ı Kerim ile kurdukları ilişkinin doğasını; manevi yönelim, akademik ilgi ve bu iki alanın bütünleşmesi ekseninde değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla yürütülmüştür. Metodolojik araştırma desenine sahip çalışmanın verileri, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Bayburt Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenim gören lisans öğrencilerinden iki aşamalı olarak toplanmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde, 161 öğrenciden elde edilen verilerle açımlayıcı faktör analizi (AFA), 288 öğrenciden elde edilen verilerle ise doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, toplam varyansın %63,214’ünü açıklayan, 13 madde ve üç alt boyuttan (Manevi Yönelim, Bütünleşme, Akademik İlgi) oluşan psikometrik açıdan güçlü bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, modelin mükemmel uyum iyiliği değerlerine sahip olduğunu göstermiştir (χ²/sd= 2.471, RMSEA=.072, CFI=.942). Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach Alpha) ise .884 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak literatüre kazandırılan “Kur'an ile İlişki Ölçeği (KİÖ)”, öğrencilerin Kur’an’ı Kerim ile kurdukları ilişkiyi sadece teknik bir okuma eylemi olarak değil, akademik merak ve manevi huşunun iç içe geçtiği bütüncül bir tecrübe olarak ölçme imkânı sunmaktadır.
- DerlemeAçık Erişim2026Beth Singler, Religion and Artificial Intelligence: An Introduction, Routledge, 2025, 218 s.
Hasanov, Behram
Beth Singler’s Religion and Artificial Intelligence: An Introduction (2025) is a pioneering study that explores the increasingly complex intersections between religion and artificial intelligence (AI) through the lenses of cultural and digital anthropology. Singler conceptualizes religion and AI as ‘two objects seemingly in motion’ and analyzes their intersections as forms of “entanglement,” challenging the assumption that religion belongs solely to the past while AI represents a purely secular future. Methodologically, the book adopts a bricolage approach rooted in religious studies, drawing on digital ethnography and grounded theory to allow theory to emerge from empirical data. Singler structures the relationship between religion and AI around three key categories: rejection, adoption, and adaptation. Rejection is illustrated through Christian and Muslim apocalyptic responses that frame AI as a threat to divine order. Adoption is examined through cases such as AI-generated sermons, personalized prayer apps, and ritual robots, which de- monstrate how religious traditions integrate AI technologies. Adaptation refers to more subtle transformations, including algorithmic authority, social media filter bubbles, and deepfake imagery, which reshape religious practice and truth claims. In later chapters, Singler analyzes transhumanism as an implicit religion, highli- ghting parallels between AI narratives such as Roko’s Basilisk and classical esc- hatological motifs. She also explores new religious movements that position AI as a spiritual being and discusses posthumanist challenges to human exceptionalism. Overall, the book presents AI as a cultural and religious phenomenon, offering a nuanced framework for understanding religion in the digital age.
- MakaleAçık Erişim2026Matematik Öğretiminde Dijital Araç Kullanımına İlişkin Öğretmen Görüşlerinin İncelenmesi
Küçük Demir, Betül; Akkuş, Emin Feyza
Bu araştırmanın amacı ortaokul matematik öğretmenlerinin dijital araçları kullanma durumlarını ve bu sürece ilişkin deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması araştırma deseninin benimsendiği çalışmada, veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen 10 ortaokul matematik öğretmeninden oluşmaktadır. Elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi teknikleriyle çözümlenmiştir. Analizler sonucunda öğretmenlerin dijital araçlara yönelik tutumlarının genel olarak olumlu olduğu, ancak altyapı eksiklikleri, zaman yetersizliği ve dijital okuryazarlık düzeyine bağlı olarak çeşitli zorluklar yaşadıkları belirlenmiştir. Ayrıca, öğretmenlerin dijital araçları daha etkili kullanabilmek adına uygulama odaklı hizmet içi eğitimlere ihtiyaç duydukları da vurgulanmıştır. Bu bulgular, matematik öğretiminde dijital araç kullanımının artırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
- MakaleAçık Erişim2026Phytochemical profile, antioxidant potential, and cytotoxic effect of the ethanol extract of Micromeria fruticosa
Çakır, Özlem; Topcu, Kübra Cinar; Anlar, Pinar
In this study, the ethanol extract of dried Micromeria fruticosa (L.) Druce, commercially sourced from the Tortum Valley (Erzurum Province), was comprehensively analysed to evaluate its bioactive potential. Considering that geographical origin and botanical differences significantly influence phytochemical composition and biological activity, the use of locally sourced commercial samples provides valuable data for plant standardisation and comparative studies. The total antioxidant activity of the extract was determined as 8.84±0.10, 4.96 ±0.05, 34.64 ±0.69, and 18.27 ±0.11 mg TE/g dry weight by DPPH, FRAP, CUPRAC, and ABTS assays, respectively. The total phenolic content was 26.25 mg GAE/g dry weight, and LC-MS/MS analysis revealed a high quinic acid content (93.395 mg/g). ICP-MS analysis showed high levels of essential minerals (Na, Mg, K, Ca, Fe, and Al), while toxic elements such as Cd, Te, and Tl were below the limit of detection, and Pb and Ba were present at very low concentrations. Additionally, the extract significantly reduced A549 lung cancer cell viability in a dose-dependent manner. Overall, Tortum Valley–derived M. fruticosa represents a promising natural bioactive source, and this study highlights the impact of local botanical and environmental variations on the biological activity of the same plant species.
- MakaleAçık Erişim2026Assessment of The Relationship Between Telomere Length and Physiological Parameters in Cattle Infected with Bovine Leukosis Virus
Ince, Omer Baris; Bayraktar, Bülent; Tezcan, Erdem; Korkmaz, Serol; Sait, Ahmet
The study aims to investigate the relationship between relative telomere lengths and various physiological parameters in cattle infected with bovine leukosis virus, as well as to identify the risk factors associated with cow-level bovine leukosis virus infection in dairy cattle in Türkiye. Three variables—age, parity, and body condition score—were used for risk assessment. Antibodies specific to bovine leukosis virus were detected using an enzyme-linked immunosorbent assay, and relative telomere lengths were measured by polymerase chain reaction. The highest seropositivity rate (39.13%) was observed in cattle with a body condition score of 3–3.5 and aged between 2–8 years. relative telomere length was found to be positively correlated with seropositivity, advanced age, and parity, while a negative correlation was observed between seropositivity and body condition score. Relative telomere lengths in bovine leukosis virus-infected cattle were significantly shorter (P < 0.05) than those in non-infected cattle. Among body condition score groups, the shortest relative telomere lengths were found in bovine leukosis virus-infected cattle with body condition score ≤ 2.5 and in non-infected cattle with body condition score 3–3.5. Regarding age groups, the shortest relative telomere lengths were observed in bovine leukosis virus-infected cattle older than 8 years (P < 0.05), as well as in non-infected cattle of the same age group (P < 0.05). In conclusion, relative telomere lengths in bovine leukosis virus-infected cattle were found to be significantly shorter than in non-infected cattle (P < 0.05). The shortest relative telomere lengths were recorded in both bovine leukosis virus-infected and non-infected cattle over 8 years of age (P < 0.05). Finally, the association between bovine leukosis virus infection and relative telomere lengths, along with other factors such as age, parity, and body condition score, is considered potentially useful for disease control and prevention programs.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2026Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programının Dijital Okuryazarlık Bağlamında İncelenmesi
Maden, Asli; Soylu, Şeymanur
Bilim ve teknolojideki gelişmeler, insan yaşamında birçok değişikliği beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri de okuryazarlık becerileridir. Teknolojinin araç ve ortamlar açısından sunduğu imkânlar özellikle dijital okuryazarlık becerilerinin önemini artırmaktadır. Günümüzde dijital okuryazarlık artık dil eğitimine konu olmuş ve program hazırlarken dikkate alınır hâle gelmiştir. Bu doğrultuda araştırmada, Türkiye Maarif Vakfı tarafından hazırlanan Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programı’nın (2020) dijital okuryazarlık bağlamında incelenmesi amaçlanmaktadır. A1, A2, B1ve B2 dil düzeylerindeki beceri alanlarında dijital okuryazarlıkla ilgili kazanımların bulunup bulunmadığı incelenmiştir. Kazanımların dil becerilerine nasıl dağıtıldığı değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemine göre yürütülen araştırmada doküman analizi tekniği uygulanmıştır. Verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; programda dil düzeylerine göre dijital okuryazarlığa yönelik öğrenme-öğretme sürecine dair çeşitli açıklamalar yer aldığı yine dil beceri alanlarında kazanımlara yer verildiği ancak bu kazanımların sayıca yetersiz olduğu, dengeli dağılım göstermediği belirlenmiştir. Ayrıca dinleme/izleme, yazma, okuma ve sözlü üretim beceri alanındaki kazanımlarda dijital okuryazarlığın daha çok yer bulduğu da tespit edilmiştir.
- DerlemeAçık Erişim2026Çağdaş Sosyologların Toplum ve Din Görüşleri
Hasanov, Behram
Inger Furseth ve Pål Repstad'ın kaleme aldığı, Ömer Faruk Darende ve Abdulvahap Taştan tarafından Türkçeye kazandırılan Çağdaş Sosyologların Toplum ve Din Görüşleri, din sosyolojisi alanındaki teorik daralmanın aşılmasını hedefleyen kapsamlı bir eserdir. Yazarlar, din sosyolojisinin Marx, Durkheim ve Weber'in klasik mirasıyla sınırlı kalmasının alana ciddi bir kısırlık yarattığını öne sürerek, modern sosyal teorinin birikimini dinin analizine açmayı amaçlamaktadır. Kitabın temel sorusu şudur: Çağdaş sosyal teori, dinin modern toplumdaki rolünü anlamada nasıl ve ne ölçüde kullanılabilir? Bu sorudan hareketle eser, on bölümde Erving Goffman, Zygmunt Bauman, Michel Foucault, Jürgen Habermas, Peter Berger, Thomas Luckmann, Pierre Bourdieu, Anthony Giddens, Arlie Hochschild, Richard Sennett ve Patricia Hill Collins gibi çağdaş sosyolojinin önde gelen isimlerini din olgusu ekseninde yeniden okumaktadır. Her bölüm standart bir kurgu izlemektedir: kuramcının biyografik bağlamı, temel kavramları, genel eleştiriler, dine ilişkin görüşleri, ampirik uygulamalar ve yazarların özgün önerileri. Bourdieu'nun dini sembolik şiddet aracı olarak ele alışı, Foucault'nun pastoral iktidar kavramı, Habermas'ın post-seküler toplum tezi, Giddens'ın düşünümsel kimlik anlayışı ve Hochschild'in duygu kurallarının dinsel cemaatlere uygulanması, kitabın teorik zenginliğini ortaya koyan başlıca örnekler arasındadır. Yazarlar, dinin yalnızca özel alana hapsolmuş ya da gerileyen bir olgu olduğu yönündeki indirgemeci yaklaşımları açıkça reddeder. Aksine, dinin iktidar, kimlik, beden, duygu, kamusal alan ve eşitsizlik gibi temel sosyolojik meselelerle derin biçimde iç içe geçtiğini savunurlar. Bu tutum, kitabın hem teorik tercihlerini hem de kuramcı seçimini doğrudan belirlemektedir. Eserin güçlü yanlarından biri, teorilerin soyut bir düzeyde sunulmakla kalmayıp ampirik araştırmalarda nasıl kullanılacağına dair somut rehberlik etmesidir. Yazarlar, kadın kuramcıların azlığı ve Batı merkezci perspektif gibi sınırlılıkları da dürüstçe kabul etmektedir. Titiz ve kavramsal açıdan tutarlı çeviriyle birlikte bu eser, Türkiye'deki din sosyolojisi literatürüne özgün ve kalıcı bir katkı sunmaktadır.















