Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Battal, Fetullah(10)
- Ayata, Ümit(8)
- Dertli, Enes(8)
- Kul, Murat(8)
- Kan, Muhammed Enes(7)
- Kaya, Yunus(7)
- Öztekin, Sebahat(7)
- Akeren, Zahide(6)
- Aydemir, Uğur(6)
- Bayraktar, Bülent(6)
- Korkmaz, Huseyin(6)
- Peker, Hüseyin(6)
- Aksakalli, Ayhan(5)
- Apak, Ömer Ceyhun(5)
- Banaz, Emrullah(5)
- Can, Zehra(5)
- Esmer, Yusuf(5)
- Hasar, Ugur Cem(5)
- Kutlu, Naciye(5)
- Sönmez Sari, Ebru(5)
- Sönmez Sarı, Ebru(5)
- Ulay, Göksel(5)
- Çolak, Murat(5)
- Ünlü, Hami(5)
- İspirli, Hümeyra(5)
- Aksan, Nurcan Demircan(4)
- Bayraktar, B.(4)
- Degirmenci, Yavuz(4)
- Doğan, Zeki(4)
- Ecem Bayram, Nesrin(4)
- Elmalı, Kübra(4)
- Iliev, Teodor(4)
- Kadakal, Mahir(4)
- Kalyoncuo, Servet(4)
- Semerci Çakmak, Vahide(4)
- Yayla, İbrahim Erdoğan(4)
- Zozik, Adalet(4)
- Öktem, Tuncay(4)
- Şenay, Volkan(4)
- Abdioglu, Murat(3)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025“Lâ Tekûmü’s-sâatü Hattâ” Kalıbıyla Nakledilen Rivayetlerin Anlamı
Türkoğlu, Hamdi
Temel hadis kaynaklarında kıyamet alâmetleriyle alakalı çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerden bir kısmı “لاَ تَقُومُ السَّاعَة حتى” kalıbıyla rivayet edilmiş devamında ise kıyamet kopmadan önce meydana gelecek birtakım olaylar sıralanmıştır. Bu çalışma, kıyametle ilgili mezkûr kalıpla nakledilen rivayetlere odaklanmakta ve bu rivayetlerin muhtevalarından hareketle ilgili kalıbın ne anlam ifade ettiği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bahsi geçen rivayetler insanın iradesi ve sorumluluğu bakımından iki ana gruba ayrılabilecek niteliğe sahiptir. Birinci gruptaki rivayetler ve içerikleri insan gücünün ve sorumluluğunun dışındadır. Dolayısıyla bu konulara insanın müdahale etmesi, değiştirmeye veya düzeltmeye çalışması çok mümkün gözükmemektedir. Rivayetlerin diğer bir kısmında ise ağırlıklı olarak bireysel ve toplumsal bozulmalardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla bu bağlamdaki rivayetlerin ifade ettiği asıl anlam, dünyanın sonu anlamındaki kıyametin kopması değil, bireyin ve toplumun hayatındaki bozulan hususların düzeltilmesi ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasıdır. Bu öncelikli mânânın yanında bu rivayetler, kıyamete yakın bir zamanda muhtelif alanlarda bozulmaların olacağına işaret etmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025A Cooperative Physical Activity Intervention to Improve Physical Activity Level and Social Skills of Preschool Children with Autism Spectrum Disorder
Töman, Ufuk; Yarimkaya, Erkan; Aydemir, Uğur
The aim of this study was to evaluate the effects of cooperative physical activities on the physical activity level and social skills of preschool children with autism spectrum disorder. This study used the explanatory mixed-method design consisting of quantitative and qualitative stages. A total of 24 preschool children (12 children with autism spectrum disorder and 12 typically developing children) participated in the study. Children were randomly assigned to an experimental group (child with autism spectrum disorder n = 6; typically developing child n = 6) and a control group(child with autism spectrum disorder n = 6; typically developing child n = 6). Children in the experimental group participated in cooperative physical activities for 6 weeks. The cooperative physical activities consisted of stages such as a general warm-up, a child with autism spectrum disorder and a typically developing child forming a group, group task completion, and a general cool-down. Data were collected using the Personal Information Form, Leisure Time Exercise Questionnaire, Social Skills Assessment Scale and Semi-Structured Interview Form. After cooperative physical activities, a significant increase was observed in the physical activity level (F = 15.163, p < .05, Ƞ² = .603) and social skills (F = 10.213, p < .05, Ƞ² = .505) of the children with autism spectrum disorder in the experimental group. Parents reported that cooperative physical activities were a useful intervention to improve the physical activity level and social skills of children with autism spectrum disorder.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Öğretmen Adaylarının Sürdürülebilir Tüketim Davranışları İle Su Okuryazarlık Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Degirmenci, Yavuz; Bayramoglu, Turgut
Doğal kaynakların sınırsız olmadığı bir dünyada kaynakların bilinçli, dengeli ve gelecek nesiller için de kullanılabilir olması önemlidir. Nitekim artan dünya nüfusu, değişen koşullar, yaşam tarzları ve bireylerin tüketim davranışları kaynakların sürdürülebilir kullanımını zorunlu hale getirmiştir. Dolayısıyla kaynakların etkili, verimli ve gelecek nesiller için sürdürülebilir kullanılması konusunda bireylerin ve toplumu oluşturan bütün paydaşların çeşitli sorumlulukları olduğu açıktır. Bununla birlikte bireylerin küçük yaşlardan itibaren bu konuda eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve farkındalıklarının artırılması kaynakların sürdürülebilir kullanımı açısından hayati öneme sahiptir. Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının sürdürülebilir tüketim davranışları ile su okuryazarlıkları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada nicel yaklaşımlarda yaygın olarak kullanılan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında “sürdürülebilir tüketim davranışı ölçeği ve “su okuryazarlığı ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise t testi, ANOVA ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları, 2023-2024 eğitim- öğretim döneminde Türkiye’de bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesinde öğrenim gören 145 kadın ve 70 erkek öğretmen adayından oluşmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre; cinsiyet, sınıf düzeyi, bölüm, ebeveyn eğitim durumu ve yaşanılan yer değişkenlerine göre anlamlı farklılık oluşmazken, katılımcıların sürdürülebilir tüketim davranışları ile su okuryazarlıkları arasında yüksek düzeyde pozitif ilişkinin (r = .628; p<.01) olduğu tespit edilmiş ve çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
AtıfOpenAlex5TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2025Hayat Bilgisi Derslerinde Web 2.0 Araçlarının Kullanımına Yönelik Karşılaştırmalı Bir İnceleme
Ari, Sinan
Teknoloji tabanlı ortamlar birçok alanda hızla yaygınlaşmış ve eğitim-öğretim faaliyetlerinde de birçok yenilik başlamıştır. Eğitimcilerin dikkatini çekmeyi başaran bu yeniliklerden bir tanesi de Web 2.0 araçlarıdır. Bu çalışma ile hayat bilgisi dersinde web 2.0 araçlarının kullanımı konusu, bu konuda eğitimi olan ve olmayan sınıf öğretmenlerinin görüşlerinden yola çıkarak karşılaştırmalı bir inceleme yapmak hedeflenmiştir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması tercih edilmiştir. Bu kapsamda amaçlı örnekleme yoluyla belirlenen 20 sınıf öğretmenine yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmış, gözlemler yapılmış ve saha notları alınmıştır. Veriler betimsel analiz yolu ile çözümlenmiştir. Bulgulara göre sınıf öğretmenleri daha çok Kahoot, Canva, Wordwall gibi araçları bilmektedir. Web 2.0 araçları ile ilgili eğitim alan sınıf öğretmenlerinin almayanlara göre çok daha fazla çeşit sıraladıkları görülmüş ve hayat bilgisi derslerinde dersin içeriğini zenginleştirme, ölçme değerlendirme gibi birçok açıdan kullandıkları anlaşılmıştır. Her iki gruptaki sınıf öğretmenleri hayat bilgisi dersinde Web 2.0 araçlarını kullanmak üzerine birçok avantaj ve dezavantaj sıralamışlardır. Ancak Web 2.0 araçları üzerine eğitim almamış sınıf öğretmenlerinin dezavantajlar üzerine daha çok görüş bildirmişlerdir. Çalışma sonunda Web 2.0 araçları üzerine eğitim almış sınıf öğretmenlerinin bu araçları kullanma konusunda istekli oldukları, hayat bilgisi derslerinde sıklıkla kullandıkları ancak eğitim almamış sınıf öğretmenlerinin Web 2.0 araçlarından haberdar olmalarına rağmen hayat bilgisi derslerinde kullanmadıkları anlaşılmıştır.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Bilim Şenliği Düzenlemenin Sınıf Öğretmeni Adaylarının Fen Öğretimi Öz Yeterliklerine Etkisinin İncelenmesi
Boyraz, Celal; Cici, Alperen
Bu araştırmanın amacı THU dersi kapsamında hazırlanan bilim şenliği etkinliklerinin sınıf öğretmeni adaylarının fen öğretimi öz yeterliklerine etkisini incelemektir. Araştırmada yöntem olarak ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen benimsenmiştir. Araştırma Türkiye’nin kuzey doğusunda yer alan bir devlet üniversitesinde sınıf öğretmenliği programında öğrenim gören 35 ikinci sınıf, aday öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 16’sı deney grubu; 19’u ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Deney grubunda yer alan katılımcılar ile Şubat 2024-Mayıs 2024 tarihleri arasında 5 farklı toplantı yapılarak şenlikte sunulması planlanan deneyler üzerine çalışılmıştır. Ardından bir devlet ilkokulunda bilim şenliği gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Fen Bilimleri Öğretimi Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekten elde edilen veriler normallik varsayımlarını sağladığından verilerin analizinde parametrik testlerden olan t-testi kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının ön testlerinden elde edilen verilere yönelik t testi sonuçlarında anlamlı bir farklılık tespit edilmemişken, son testlerden elde edilen verilere yönelik t testi sonuçları istatistiki olarak deney grubu lehine anlamlı bir farklılık olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak THU dersi kapsamında gerçekleştirilen bilim şenliği hazırlama ve uygulama süreçlerinin aday sınıf öğretmenlerinin fen öğretimi öz yeterlik inançlarına olumlu yönde katkı sağladığı söylenebilir. Bu sonuca uyumlu olarak hizmet öncesi dönemde sınıf öğretmeni adaylarının bilim şenliği gibi etkinlikler yürütmesi önerilmektedir.
- MakaleYalnız künye2025Determination of some surface properties in wax coatings applied on mulberry (Morus alba) wood
Ayata, Ümit
In this study, the surface properties of mulberry (Morus alba) wood treated with wax layers of varying coat numbers were identified and compared. The obtained data were analyzed in a statistical program, revealing generally different results. Except for the h° value, the number of coats factor was found to be significant for all tests in the variance analyses. As the number of coats increased, decreases were observed in the L* value, while increases were found in the b*, C*, and a* values. Increases in the number of coats resulted in a reduction in WI* values in both directions. The highest results in color parameters were observed in the control samples for ho and L* values, whereas for a*, b*, and C* values, they were found in the experimental samples treated with three coats of wax. The ∆E* values measured were 7.65 for one coat, 9.68 for two coats, and 12.02 for three coats of application. Increases in glossiness values were achieved in both directions at 60 and 85 degrees. The application of wax has been found to change certain optical properties of the wood.
- MakaleAçık Erişim2025Tefsir ve Usûl-i Fıkıh Açısından Müt‘a Nikâhı Tartışması
Kavut, Ahmet; Ayengin, Tevhit; Öztürk, Ömer
Müt‘a nikâhı, geçici evlilik anlamında kullanılan tartışmalı bir konudur. Bu çalışma, müt‘a kavramının lugavî ve ıstılahî anlamlarını ele almakta, ardından bu nikâh türünün tefsirlerde ve fıkıh mezheplerindeki değerlendirmesini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Şiî gelenekte, belirli bir süre ve mehir karşılığında kurulan bu evlilik şekli meşru görülmüş, Nisâ Sûresinin 24’üncü âyeti temel dayanak olarak alınmıştır. Şiî müfessirler bu âyette geçen “istimtâʿ” kelimesini, geçici evliliğe delil sayarken; Hz. Ömer’in yasağını kişisel içtihat olarak değerlendirmişlerdir. Sünnî mezhepler ise müt‘a nikâhını hem âyetlerin bağlamı hem de Hz. Peygamber’in ve sahabenin uygulamaları doğrultusunda geçersiz saymışlardır. Bu yaklaşımda, söz konusu ruhsatın daha sonra neshedildiği kabul edilir. Talâk, miras ve iddetle ilgili âyetler ile hadisler bu nesih iddiasını desteklemek üzere zikredilir. Ayrıca geçmişte usûl ilkeleri açısından nesh, icmâ ve seddi-zerâ‘i gibi prensipler üzerinden müt‘a nikâhının dinî ve toplumsal açıdan incelenmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda günümüzde de bu perspektiflerden bakılması gerektiği aşikârdır. Müt‘a meselesi, Kur’ân-ı Kerîm tefsiri, hadis yorumu ve fıkıh usûlü açısından da mezhepler arası yaklaşım farklarını gösteren önemli bir örnektir. Bu çerçevede, İslâm toplumlarında evlilik kurumunun süreklilik ve sorumluluk esasına dayanması gerektiği vurgulanmakta, geçici nikâh türlerinin bu ilkeye zarar vereceği ifade edilmektedir.
- Derleme MakaleAçık Erişim2025A Systematic Review on the Teachers' and Students' Demotivation in EFL Teaching and Learning
Gürlüyer, Meriç; Atmaca, Muhammed
This study aims to understand better the demotivation towards EFL teaching and learning and analyze and synthesize the research studies carried out between March 2017 and December 2022 to illustrate global demotivation. This study's design, which employs the qualitative approach and is based on a systematic, integrative literature review, is descriptive in nature. This study is conducted methodically to create more broadly relevant or generally applicable data on the topic under investigation. Therefore, 57 research articles were chosen for analysis. Document analysis was employed in this study to collect the data. It was found that most participants of these studies encountered demotivation in their English teaching-learning. Their demotivation was affected by the materials, tools, subjects, rules, and community. The results of this study present suggestions for pedagogical implications to impede demotivation among EFL learners. These results may be helpful for researchers to contribute to the existing literature and focus on the areas in which the current research fails to explain.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Yeni Bir Kayıt ve İlave Notlar ile Türkiye'deki Clubiona (Araneae: Clubionidae) Cinsine Katkılar
Aksan, Nurcan Demircan; Topçu, Aydın
Kese örümcekleri olarak adlandırılan Clubionidae ailesi, çok sayıda cins ve tür içerir. Bu örümcekler dünya çapında geniş bir dağılıma sahiptir. Clubiona Latreille, 1804, 528 tür ile Clubionidae familyasının en fazla türe sahip cinsidir. Bu cinsin Avrupa'da dağılım gösteren 47 türü vardır. Dünyada çok sayıda türü bulunan cinsin, Türkiye’de yalnızca 14 türü bulunmaktadır. Bu türlerin detaylı bir şekilde incelenmesi bölgedeki biyoçeşitliliği anlamamıza önemli katkılar sağlayacaktır. Clubiona cinsine yeni katkılar sağlamak amacıyla Bayburt ilinden örnekler toplanmış ve sistematik açıdan incelenmiştir. Örnekler çalılıklardan, bitki köklerinin arasından ve taş altından toplanmıştır. Türler Olympus SZX-16 stereomikroskop kullanılarak incelenmiş ve ölçümleri yapılmıştır. Bu çalışmada, Bayburt ilinden Clubiona cinsinin bazı üyeleri rapor edilmiştir. C. diversa O. Pickard-Cambridge, 1862 Türkiye'den ilk kez kaydedilmiştir. Yeni kayıtla birlikte C. brevipes Blackwall, 1841, C. neglecta O. Pickard-Cambridge, 1862 ve C. pseudoneglecta Wunderlich, 1994 Bayburt ilinden yeni lokalite kaydı olarak verilmiştir. Türlerin morfolojik karakterleri ve fotoğrafları, yeni kaydın detaylı tanımıyla birlikte sunulmuştur. Ayrıca yeni kaydın dünya dağılımı harita ile gösterilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2025Three New Records for Spider (Arachnida: Araneae) Fauna of Türkiye
Aksan, Nurcan Demircan; Avşar, Jülide
As a result of the study carried out in Bayburt province, 3 new records for Türkiye were identified. These species are Agyneta fuscipalpus (C. L. Koch, 1836), Micaria lenzi Bösenberg, 1899 and Synaphris lehtineni Marusik, Gnelitsa & Kovblyuk, 2005. The genus Synaphris Simon, 1894, belonging to the family Synaphridae, which has a very rare distribution, is represented by 11 species worldwide. Only 4 of these species are distributed in Europe. Synaphris lehtineni Marusik, Gnelitsa & Kovblyuk, 2005 is extremely important as it represents the first recorded species of the family Synaphridae in Türkiye. The genus Agyneta Hull, 1911, belonging to the family Linyphiidae, one of the largest spider families in the world, has 201 species globally. Of these, 43 are also found in Europe. Agyneta fuscipalpus (C. L. Koch, 1836) has been added as a new record to the genus, which previously had only 3 species in Türkiye. The genus Micaria Westring, 1851, of the family Gnaphosidae, which has a wide distribution, is represented by 124 species worldwide. Of these, 34 are also found in Europe. Until now, 11 species of this genus have been identified from Türkiye. With this study, Micaria lenzi Bösenberg, 1899 has been recorded for the first time in Türkiye. The samples were collected from rocky areas and under stones. The specimens were identified using a stereomicroscope and photographed using a digital camera. The morphological characteristics and photographs of the new records are presented with their detailed descriptions.
- MakaleAçık Erişim2025Meşrutiyetten Günümüze Anadolu'da Türkçe Meallerin Serüveni
Birinci
Arapça olarak indirilen Kur’ân’ın diğer dillere tercümesi, onun vahiy süreciyle eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştır. Kur’ân’ın Türkçeye çevrilmesi ise Türklerin İslâm ile yüzleşmeleriyle birlikte başlamıştır. O günden Cumhuriyet dönemine kadar, Türkçe tam tefsirler bulunmakla birlikte daha çok kısmi tefsirler, yaygın olarak da ayet ve sûre tefsirleri yapılmıştır. Nitekim Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yoğun bir meâl telif sürecine girilmiştir. Bu sürece Türklerin ve Müslümanların yanında diğer din ve ırk mensupları da katılmışlardır. İlk meâller, Osmanlı alfabesiyle yazılmıştır. Latin harflerinin kabulünden itibaren ise eserler, bu alfabeyle telif edilmişlerdir. Giderek artan ve çeşitlenen bir süreç neticesinde bugün, yüzlerce meâlden oluşan bir literatür ortaya çıkmıştır. Osmanlının son dönemlerine kadar Kur’ân tercümeleri veya tefsirleri, sadece ilmi kaygılarla yapılırken Tanzimat ile birlikte bu konuda farklı saikler de devreye girmiştir. Bu dönemde, Türkçe Kurân oluşturma ve Türkçe ibadet etme söylemleri ortaya atılmıştır. Bu söylemler, ancak Cumhuriyetin ilanıyla birlikte eyleme dönüştürülebilmiştir. İlerleyen süreçte meâlcilik ve Kur’âniyyûn düşünceleri, meâl ameliyesinin seyrini etkilemiştir. Son zamanlarda ise vakıf ve müesseselerin mensuplarına hitap etme adına meâl neşir sürecine dâhil oldukları gözlenmiştir. Öte yandan yönetim anlayışlarının da Kur’ân tercümeleri üzerinde etkisi olmuştur. Bu anlamda Osmanlı idaresiyle cumhuriyet rejimi farklılık göstermiştir. Ayrıca meâl ameliyesi darbe süreçlerinden de etkilenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2025Interspecific diversity of endemic Cirsium sommieri Petr.
Sefali, Abdurrahman; Yapar, Yakup
The genus Cirsium is highly polymorphic, and its members often show surprising variations. Cirsium sommieri, an endemic plant in eastern Türkiye, is one of them. An interesting population of Cirsium sommieri was examined morphologically. The distribution of the species in Türkiye was examined, and the samples were compared. And also, some morphological characters, such as leaves, involucre, phyllaries, and achene morphology, were examined comparatively. The geographical distribution of this species is given.
- MakaleAçık Erişim2025Ortaokul Öğrencilerinde Öz-Şefkat ile Psikolojik Sağlamlık Arasındaki İlişkide Bilişsel Esnekliğin Aracı Rolü
Koçak, Lokman; Terzi, Elif
Ortaokul öğrencilerinde öz-şefkat ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolünü incelemek bu çalışmanın amacıdır. Çalışma, ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. “Kişisel Bilgi Formu”, “Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği”, “Öz-Şefkat Ölçeği Kısa Formu” ve “Bilişsel Esneklik Ölçeği” 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Trabzon şehrinin farklı ilçelerindeki ortaokullarda öğrenim görmekte olan 545 kız ve 485 erkek toplam 1030 öğrenciye uygulanmıştır. Veriler; SPSS 23 istatistik programı kullanılarak psikolojik sağlamlık, öz-şefkat, bilişsel esneklik arasındaki ilişkiler regresyona dayalı aracılık analizi, korelasyon analizi işe koşularak ele alınmıştır. Bootstrap yöntemi yardımıyla da sınanmak istenen aracı modeldeki doğrudan ve dolaylı etkiler tespit edilmiştir. Analiz sonuçları ele alındığında öz-şefkat ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolünün var olduğu görülmüştür. Araştırma çerçevesinde elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılarak bu doğrultuda önerilerde bulunulmuştur.
- Derleme MakaleYalnız künye2025Diyabetik Nöropatili Hastalarda Ağrı Yönetiminde Refleksoloji Uygulaması
Kalyoncuo, Servet
Diabetes mellitus; sinirleri, pleksusu ve/veya kökleri etkileyen çeşitli akut ve kronik nöropatilere neden olabilen kronik bir hastalıktır. Diyabetik nöropatiler yaşam kalitesinde önemli bir azalmaya yol açan DM’nin en yaygın komplikasyonudur ve diyabet hastalarının yaklaşık yarısını etkilemektedir. Diyabetik nöropatide en sık görülen semptomlardan biri ağrıdır. Nöropatik ağrıda parestezi, disestezi, hiperaljezi, allodini ve hiperpati gibi semptomlar görülür. Bu semptomlar, hastaların yaşam kalitelerini de önemli ölçüde etkilemekte, psikolojik durumlarını tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle diyabetik nöropatili hastalarda ağrı semptomunu azaltmaya yönelik farmakolojik girişimlerin yanı sıra nonfarmakalojik girişimlerden yararlanılmaktadır. Non-farmakolojik yöntemlerden biri olan refleksolojinin en yaygın ve etkin uygulama yöntemlerden biri olan ayak refleksolojisi, ayak tabanındaki refleks noktalarına bası yapılması sonucunda vücuttaki organ ve sistemlerin uyarılmasına dayanan yöntemlerinden biri olarak bilinmektedir. Refleksolojinin endorfin teorisine göre ayakta bulunan refleks noktalarına yapılan baskı vücuttaki endorfin salınımını uyarır. Salınan endorfin beyne giden ağrı sinyallerinin sinirsel iletimini engellemekte, kaygı ve ağrı düzeylerini azaltmakta ve bu sayede vücudun kendi kendini iyileştirmesini sağlamaktadır. Diyabetik nöropatili hastalarda ağrı tedavisinde refleksolojinin etkileri ile ilgili çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Bu açıdan, refleksolojinin diyabetik nöropatili hastalarda gelişen ağrıya etkisini tespit etmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Refleksoloji hemşirelerin bağımsız fonksiyonlarından biri ve hemşirelik bakımının bir parçasıdır. Bu derlemede diyabetik nörpatili hastalarda ağrı yönetimnde refleksoloji kullanımının yararları ve hemşirelikte kullanım alanlarından bahsedilecektir.
- MakaleAçık Erişim2025Mana Harfinin Etimolojik Kökeni ve Tarihsel Evrimi Üzerine Bir Araştırma
Oruç, Nurullah; Akyilmaz
Kavramların doğru ve kapsamlı bir biçimde anlaşılabilmesi, öncelikle onların anlam sınırlarının titizlikle belirlenmesine ve kullanım bağlamlarının açıkça ortaya konmasına bağlıdır. Nitekim bir kelimenin sözlük anlamı, onun terimleşme sürecinde temel bir referans noktası olarak işlev görmekte ve terimsel anlamının oluşumunda belirleyici bir rol üstlenmektedir. Bu düşünce ekseninde incelenmesi gereken noktalardan biri de harf kavramıdır. Bu makale sözlük anlamı ve terimleşme süreçleri bağlamında mana harflerinin nasıl biçimlendiğini ve geliştiğini ele almaktadır. Çalışma, mana harflerinin etimolojik kökeni, tarihsel gelişimi ve metin içindeki fonksiyonel rolünü incelemektedir. Bu doğrultuda, teorik, tarihî ve metinsel düzeylerde derinlemesine bir çözümleme sunulması hedeflenmektedir. Klasik dilcilik birikimi ile modern dilbilim yaklaşımları arasında köprü kurmayı hedefleyen bu araştırma, Arap dili çalışmalarına anlam merkezli yeni açılımlar getirmeyi ve mana harflerinin kuramsal boyutunu görünür kılmayı amaçlamaktadır. Literatürdeki mevcut çalışmalardan farklı olarak bu makale, mana harflerinin tarihsel gelişim sürecini erken dönem Arap dilcilerinden modern araştırmacılara kadar uzanan geniş bir çerçevede değerlendirmekte; böylece konuyla ilgili bütüncül ve sistematik bir bakış açısı sunmaktadır. Araştırma kapsamında nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; veri toplama süreci ise doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte hem klasik Arap dilciliği kaynaklarından hem de çağdaş akademik çalışmalardan yararlanılmıştır. İncelemenin ilk aşamasında, “mana harfi” kavramının etimolojik kökeni, sözlükteki temel anlamı ve klasik dilbilim literatüründeki terimsel karşılıkları ele alınmıştır. Ardından bu harflerin dilsel yapı içerisindeki yeri ve anlam üretme mekanizmaları üzerindeki etkisi, bağlamsal ve işlevsel açılardan değerlendirilmiştir. Mana harflerinin, sadece sentaktik bir rol üstlenmekle kalmayıp aynı zamanda anlamı yönlendiren, pekiştiren ya da sınırlandıran bir işlev gördüğü vurgulanmıştır. Bu çerçevede mana harfleri, Arapçanın semantik örgüsünde anlamın taşınmasına aracılık eden temel unsurlar arasında yer almaktadır. Tarihsel sürecin detaylı incelenmesiyle birlikte, mana harflerinin erken dönem dilciler tarafından nasıl kavramsallaştırıldığı, hangi yönleriyle sınıflandırıldığı ve zamanla nasıl bağımsız bir inceleme sahasına dönüştüğü ortaya konmuştur. Ayrıca, klasik metinlerde mana harflerine yönelik yaklaşımların modern dilbilim anlayışıyla nasıl kesiştiği veya ayrıştığına da yer verilmiştir. Bu yönüyle çalışma, geleneksel sınıflandırmaların ötesine geçerek mana harflerinin serüvenini tarihî süreklilik içinde ele almakta ve alan yazına yeni bir bakış açısı sunmaktadır. Harf kavramının dilbilimsel bağlamda zaman zaman mana harfi dışındaki kelime türlerini de kapsayacak biçimde genişletildiği; bu durumun kavramsal ayrımları zorunlu kıldığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda “hurûfu’l-meʿânî” tabiri anlam taşıyan harfleri ifade ederken, “meʿânî’l-ḥurûf” ise bu harflerin taşıdığı anlamları konu edinmektedir. İlk tabir, biçimsel sınıflandırmaya, ikincisi ise içeriksel ve anlambilimsel analizlere işaret etmektedir. Terminolojik olarak edat kavramı ise kapsam açısından mana harfinden daha geniş bir çerçeveye sahiptir; her mana harfi bir edat olarak değerlendirilebilirken, her edatın mana harfi olmadığı, bu ayrımın klasik kaynaklarda da vurgulandığı görülmektedir. Bununla birlikte, hem mana harfi hem de edat terimlerinin anlam taşıma işlevine işaret ettikleri için birbiriyle ilişkili kavramlar olduğu da göz ardı edilmemelidir. Sonuç olarak, elde edilen veriler mana harflerinin, dilin anlam inşasına katkıda bulunan en küçük fakat en etkili yapı taşları arasında yer aldığını; bu nedenle dilin kuramsal çözümlemelerinde özel bir konumda değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Mana harflerinin tarihsel gelişimiyle birlikte, anlam üretme süreçlerine yaptığı katkılar, bu unsurların Arap dilinin semantik ve yapısal örgüsündeki merkezi rolünü açıkça ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025İşe tutkunluk, politik yeti, kariyer başarısı ve işe angaje olma arasındaki ilişkinin incelenmesi: sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Kılınç, Mehmet
Modern iş hayatında kariyer başarısı iş görenler için güdüleyici bir etmendir. Özellikle sağlık sektörü gibi hizmet sektöründe bulunan örgütlerde çalışanların en verimli şekilde değerlendirilmesi onların kariyerlerini de iyi yönetmeleri ile yakından ilişkilidir. Çalışma verileri, 393 sağlık çalışanından elde edilmiştir. SPSS ve AMOS programları ile Process Macro eklentisi kullanılarak yapılan analizler sonucunda; işe tutkunluk ile kariyer başarısı arasındaki ilişkide işe angaje olmanın aracı, politik yetinin ise düzenleyici rolünün olduğu belirlenmiştir. İşe angaje olma ile kariyer başarısı arasındaki ilişkide de ise politik yetinin düzenleyici rolü tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının kariyer başarılarında işe tutkunluk ve işe angaje olma ile birlikte politik yetinin de önemli bir etken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık hizmetlerinde verimli insan kaynağı kullanımını desteklemek üzere sağlık çalışanlarının işe tutkunluğunu ve angaje olmasını arttıracak çalışmalarla birlikte politik yeteneklerine de katkı sağlayacak eğitim ve etkinliklerin yapılması önerilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Osmanlı’dan 2000’Lİ yıllara kadar türkiye’de siyasetin erilliğinin tarihsel gelişimi
Yavuz, Rabia Burçin; Türkoğlu, Elif Kaldırımoğlu
Türk siyasal yaşamında kadınların yaşadıkları eşitsiz koşullara karşı verdikleri mücadelenin tarihsel kökleri Osmanlı’daki eril siyasal ve toplumsal yapı içerisinde oluşan kadın hareketine dayanmaktadır. Osmanlı’da 19. yüzyılda başlayan sorgulama ve arayışlar, kadınların kamusal alana çıkmaları konusunda önemli bir başlangıç noktasını teşkil etmektedir. Bu dönemdeki eril siyasal ve toplumsal düzende, kadınların özel alanda yer almaları gerektiği yönünde bir yaklaşım söz konusudur. Fakat Osmanlı’da bu dönemde gelişen modernleşme süreçleri kapsamında, kadınların sosyal ve ekonomik koşullarında birtakım değişimler yaşanmıştır. Buna rağmen kadınların özellikle siyasal düzeyde bir kazanım elde ettiklerini söylemek güçtür. Kadınlar tarafında siyasal hak talepleri doğrultusunda bir bilinçlenme ve mücadeleye işaret eden gelişmeler olsa da kadınların siyasal haklarına kavuşmaları için Cumhuriyet’i beklemeleri gerekmektedir. Cumhuriyet Devrimi ile birlikte kadınlar, siyasal, toplumsal ve ekonomik düzeyde olmak üzere çoğu temel haklarına kavuşmuşlardır. Kadınların Avrupa’daki çoğu ülkeden önce siyasal haklarını kazanmaları önemli bir demokratik gelişmedir. Bununla birlikte tarihsel süreçte kadınların siyasete katılımları ve siyasal temsil düzeyleri beklenilen doğrultuda ilerlememiş, kadın temsil düzeyleri zayıf kalmıştır. Kadınların siyasal haklarını elde etmeleri, eşit temsil ilişkisinin oluşması açısından olumlu olsa da politikadaki veriler erkeklerin sayıca çoğunlukta olduğunu ve siyasetin eril bir işleyişe tabi olduğunu göstermektedir. Dünyadaki gelişmelerle koşut olarak, Türk siyasal yaşamında da erkeklerin kadınlara kıyasla siyasette egemen bir konumda olması, kadınların politikaya katılımlarını olumsuz etkilemiştir. Türk siyasetinde kadınların siyasal haklarını kazanımı ile başlayan süreçten günümüze kadar kadın temsil düzeylerinin düşük oranda kalması, siyasetin erkek egemen bir alan olmasına yol açmıştır. Çalışmada literatür taraması yöntemine başvurularak kadın temsil düzeylerinin düşük kalması ve siyasetin ataerkil bir alan olmasına kaynaklık eden unsurlar tarihsel bağlamda ele alınmaktadır. Bununla birlikte konunun çok boyutluluğu ve derinliği açısından dönemsel bir kısıtlamaya gidilerek tarihsel bağlam, Osmanlı’da başlayan 2000’li yıllara kadar devam eden süreçle sınırlandırılmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Âşıklık geleneğinin günümüz temsilcilerinden Bayburtlu Âşık Süphânî
Doğan, Uğur
Âşıklık geleneğinin yaşayan günümüz temsilcilerinden Bayburtlu Âşık Süphânî’yi yaşamı, âşıklığı ve çeşitli seçkin eserleriyle birlikte ele alan bu çalışmada; alan araştırması, yapılandırılmamış görüşme ve içerik analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Âşık Süphânî’nin yaşamı ve âşıklığı hakkında bilgilere ulaşılabilmesi amacıyla kendisi ile bir yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Âşık Süphânî’nin çalışma kapsamına alınan eserleri biçim, tür, konu içeriği, hece ölçüsü, form, ezgisel yapı, ritmik yapı ve seyir yapısı gibi çeşitli özellikleri bakımından Türk halk müziği ve Türk halk edebiyatı disiplini çerçevesinde çözümlenerek tasnif edilmiş ve tablo halinde gösterilmiştir. Çalışma sonucunda Âşık Süphânî’nin, âşık atışmaları, leb değmez, irticalen çalıp-söyleme gibi âşıklık geleneğinin oldukça önemli pratiklerini uygulayabilen bir gelenek temsilcisi olduğu, incelenen koşma biçimindeki 7 eserde deyiş-nasihat, güzelleme, aşk-sitem, aşk-sevda, yiğitlik-kahramanlık, mizah-taşlama gibi temaların işlendiği ve eserlerin konu içeriği bakımından türkü, deyiş, koçaklama ve güzelleme gibi edebi türlerde oluşturulduğu bulgularına ulaşılmıştır. Bu çalışmanın; yaşayan bir âşıklık geleneği temsilcisini literatüre kazandırması ve kendinden sonraki çalışmalara kaynaklık etmesi bakımından önemli olacağı öngörülmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Farklı Tip Fırınlar ile Pişirilen Bazı Unlu Mamullerin Duyusal Özellikleri Üzerine Deneysel Bir Araştırma
Nazikgul, Mehmet
Birçok toplum tarafından sevilerek tüketilen unlu mamuller uzun yıllardan beri günlük diyette önemli rol oynamaktadır. Besleyici ve lezzetli içerikleri olan bu unlu mamullerin sayısız çeşidi bulunmaktadır. Bu besleyici ve zengin çeşitlerin tüketici beklentilerini karşılayabilmesi için ilk olarak hazırlık işlemleri doğru bir şekilde yapılmalıdır. Hazırlık işlemlerinden ardından pişirme işlemi uygun ısıda ve doğru pişirme aracında gerçekleşmelidir. Çünkü pişirme işlemleri nihai ürünün lezzet ve görünümünü etkilemektedir. Bu çalışmada unlu mamul çeşitlerinin pişirilmesinde yaygın olarak kullanılan taş tabanlı ve konveksiyonel fırınlarda pişirilen ürünlerin duyusal özellikleri incelenmiştir. Deneysel olarak gerçekleştirilen araştırmada, standart reçetelere göre hazırlanan simit, tatlı kurabiye ve havuçlu kek numuneleri taş tabanlı ve konveksiyonel fırınlarda pişirilmiş, 14 panelist (4 gastronomi alanında akademisyen, 2 gıda mühendisi, 2 pasta ustası, 4 ev kadını) tarafından görünüş, koku, lezzet, doku ve genel beğeni bakımından duyusal analizi gerçekleştirilmiştir. Panelistlerin değerlendirmeleri sonucunda taş tabanlı fırında pişirilen simit ve havuçlu kekin duyusal özellikleri konveksiyonel fırında pişirilen çeşitlere göre daha başarılı bulunmuştur. Tatlı kurabiyede ise konveksiyonel fırında pişirilen ürünler taş tabanlıya göre genel beğeni açısından daha başarılı sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu bulgular unlu mamul işletmelerinin fırın tercihlerinde fırınların pişirdiği ürünlere sağladığı duyusal performansları göz önünde bulundurmaları gerektiğinin önemini vurgulamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Farklı Değişkenlerin Kas Gelişimine Yönelik Motivasyonel Dürtüler Üzerindeki Etkileri
Tatlısu, Bülent
Bu çalışma, cinsiyet, yaş, bölüm, spor yapma ve haftalık spor yapma süresi gibi çeşitli demografik değişkenlerin bireylerin kas gelişimine yönelik motivasyonel dürtüleri üzerindeki etkilerini incelemek amacı ile oluşturulmuştur. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden genel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu, 2024-2025 öğretim yılında eğitim gören 474 kadın ve 450 erkek olmak üzere toplam 924 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu” ile “Kaslı Olma Dürtüsü Ölçeği” (KODÖ)1 kullanılmıştır. Elde edilen verilerden bağımsız değişkenlerin gruplarına göre bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve anlamlı farklılıklar için LSD post- hoc testi uygulanmıştır. Bulgular, %5 anlamlılık düzeyine göre değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, öğrencilerin kaslı olma dürtüsü cinsiyet, yaş, bölüm, sportif aktivite durumu ve haftalık spor süresi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Erkek öğrencilerin, kaslı olmaya yönelik tutum, antrenman davranışları ve yeme/takviye kullanımı boyutlarında kadın öğrencilere göre daha yüksek puanlar aldığı belirlenmiştir. Yaş değişkeni yalnızca yeme/takviye kullanımı alt boyutunda anlamlı fark yaratırken, spor bilimleri fakültesi öğrencileri tüm alt boyutlarda diğer bölümlere kıyasla daha yüksek kaslı olma dürtüsü sergilemiştir. Ayrıca düzenli olarak sportif faaliyetlerde bulunan ve haftalık spor süresi daha fazla olan bireylerin, özellikle antrenman davranışları ve yeme/takviye kullanımı boyutlarında daha yüksek puanlara sahip olduğu görülmüştür. Bu bulgular, kaslı olma dürtüsünün yalnızca bireysel bir arzu değil; cinsiyet, eğitim alanı ve sportif yaşam tarzı gibi yapısal faktörlerden de anlamlı biçimde etkilendiğini ortaya koymaktadır.
















