Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Dayı, Özkan(12)
- Aktaş, Esat(9)
- Durmuşoğlu, Kurban(7)
- Sadık, Ramin(7)
- Aktaş, Yasemin(6)
- Elban, Mehmet(5)
- Keleş, Hatice(5)
- Sever, Mehmet(5)
- Uğur, Uçar(5)
- Ünalan, Ibrahım(5)
- Dursunoğlu, İsmail(4)
- Ozdemir, Gazi(4)
- Göktaş, Serdar(3)
- Saka, Erdem(3)
- Yildirim, Yildiray(3)
- Aras, Zakir(2)
- Azili, Kenan(2)
- Bulut, Mesut(2)
- Erbay, Ömür(2)
- Kocaoğlu, Fatih(2)
- Kuzu, Mehmet(2)
- Oğuz, Elif(2)
- Tiyek, Muhammet Akif(2)
- Yazici, Sinan(2)
- Yenilmez, Hasan(2)
- Çelik, Şemsettin(2)
- Ünalan, Ozlem(2)
- Şentürk, Mustafa(2)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Altan, Mustafa(1)
- Aydin, Nevzat(1)
- Aytaç, Aslıhan(1)
- Bahtiyar, Gul(1)
- Barin, Erol(1)
- Batmaz, Merve(1)
- Bilgin, Ahmet(1)
- Bilici, İlhan(1)
- Boz, Emre(1)
- Bulut, Engin Çağdaş(1)
- Büyükada, Merve(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2023Kerbela vakası üzerine yazılan bir eser: şehâdet-i hazret-i hüseyin
Tiyek, Muhammet Akif
Edebiyat, toplumsal hayatta meydana gelen çeşitli olaylara şahitlik ederek gelecek nesillere kültürel aktarımda bulunmaktadır. Buradan hareketle şair ve yazarlar, sosyal hayatta meydana gelen hemen hemen her olayı eserlerine konu edinmektedirler. İslam tarihinde kuşkusuz önemli bir rolü olan, bir kırılma ya da dönüm noktası olarak ifade edilebilecek olaylardan biri de Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi sürecine giden ve daha sonra meydana gelen olaylara zemin hazırlayan Kerbela Vakası’dır. Her şair ve yazarın gönlüne dokunan bu olay Arap, Fars ve Türk edebiyatında kendisine yer edinmiş; Hz. Hüseyin’in Kerbela’da yaşadığı olayların anlatıldığı manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık birçok eser kaleme alınmasına vesile olmuştur. Kerbela’da yaşananlara eserinde yer veren araştırmacı, şair ve yazarlardan biri de İbrahim Aczî Kendi’dir. Aczî, Kerbela’da yaşanan süreci, bu süreçten duyduğu rahatsızlığı ve üzüntüsünü dile getirmek amacıyla Şehâdet-i Hazret-i Hüseyin adlı bir eser kaleme almıştır. Bu çalışmada öncelikle Aczî’nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilecek, akabinde mezkûr eseri tanıtılacaktır. Şekil ve muhtevasıyla ilgili genel bir değerlendirme yapıldıktan sonra söz konusu eserin, çeviri yazılı metnine yer verilecektir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Alanya yörüklerinde nazara dair inanışlar ve buna bağlı uygulamalar
Ünalan, Ozlem
Kelime anlamı olarak bakma, bakış, göz atma anlamlarına gelen nazar; halk arasında bakışlarının uğursuzluk ve zarar getirdiğine inanılan kişilerin, canlı ve cansız varlıklar üzerinde yarattığı kötü etki olarak tanımlanır. Nazar değen kişilerin veya nazara uğrayan çeşitli nesnelerin olumsuz bir durumla karşılaşacağına, nazarın bıraktığı etkinin kötü hadiseler getireceğine inanılır. Yörük kültürünün hâkim olduğu Alanya’da da özellikle dağ köylerinde ve yaylalarda nazara dair inanışlar ve uygulamalar canlı bir biçimde yaşamaktadır. Alanya Yörükleri nazar değmesini “isabete uğramak” olarak isimlendirmektedir. Bu çalışmada Alanya halkının nazara karşı inanışları, nazardan korunma yolları ve nazar olduğunda yapılan uygulamalar anlatılacaktır. Nazar ocakları hakkında bilgi verilecek; kurşun dökme, tuz çevirme, mum öğme gibi nazardan arınma uygulamalarından söz edilecektir. Ayrıca Alanya’da nazar inanışını etkileyen faktörler ortaya konulacaktır. Çalışmada saha çalışması yöntemi uygulanmış ve görüşme tekniğiyle kaynak kişilerden konuyla ilgili bilgiler alınmıştır. Katılımlı ve katılımsız gözlem yapılarak köylerdeki ve yaylalardaki nazarla ilgili uygulamaların fotoğrafları çekilmiş ve bunlara çalışma içinde yer verilmiştir
AtıfOpenAlex5TR Dizin5
İncele - MakaleYalnız künye2023Ermenistan’ın Dış İlişkileri Çerçevesinde İkinci Karabağ Savaşının Ermeni Ekonomisi Ve Finans Piyasalarına Etkisi
Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih
Birinci Karabağ Savaşı'ndan otuz yıl sonra Ermenistan'ın Azerbaycan'da Tovuz şehrine saldırmasıyla gelişen olaylar Eylül 2020'de İkinci Karabağ Savaşı'nı başlatmıştır. Birinci savaş, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Sovyet coğrafyasında ortaya çıkan etnik temelli bir çatışma iken, ikinci savaş Azerbaycan'ın askeri kontrolünü kaybettiği toprakların geri alınması meseleleri dışında etnik bir çatışma ve politik ekonomiye dayalı bir vekalet savaşı olmuştur. Türkiye, Rusya ile jeopolitik sorunlarının ardından Rusya'ya bağımlılığını azaltmak için enerji ithalatını çeşitlendirmeye ve Rus gazını Azerbaycan gazıyla ikâme etmeye çalışmıştır. Ermenistan’ın Azerbaycan gazının Türkiye'ye ulaştırılmasında önemli bir nokta olan Tovuza saldırısı, devam eden süreçte gerçekleşmiştir. Birincil katmanda İkinci Karabağ Savaşı, Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomi ve siyasete dayalı bir vekalet savaşıdır. Savaşla birlikte İran Ermenistan'ı, İsrail Azerbaycan'ı desteklemiştir. İkinci savaş ikincil katmanda, İsrail ile İran arasında daha zayıf düzeyde jeopolitik temelli bir vekalet savaşı olmuştur. Savaşın kurucu unsuru ekonomik-politik düzlem olduğundan, bu çalışma Ermenistan için savaşın ekonomik-politik boyutunu incelemektedir. Bu bağlamda bu çalışma, Ermenistan'ın Rusya ve Batı dünyası ile ilişkileri çerçevesinde İkinci Karabağ Savaşı'nın Ermenistan ekonomisi ve finans piyasaları üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlara göre savaşa dönüşen süreçte ve savaş sırasında artan kamu harcamaları ile Ermeni ekonomisi daralmış, ekonomik ve mali kırılganlıklar artmıştır. Ateşkes sonrası Türkiye’nin de sorunun çözümüne ekonomi-politik olarak dâhili ile artan güven ortamının Rusya ve batı kaynaklı sağladığı sermaye girişleri iktisadi büyümeyi ve finansal piyasaları desteklemiştir. Ancak Ermeni ekonomisi, savaş sonrası dönemde yükselen jeopolitik ve askeri gerilimlere karşı duyarlı olmuştur. Öte yandan Batı ve Rus sermayesi, değişen jeopolitik ve ittifak sistemi koşullarına göre alternatif yollarla Ermeni ekonomisini desteklemektedir. Rusya'nın bu süreçteki göreceli etkisi daha önemlidir. Daha yüksek bir analiz düzeyinde, bunun temel nedeni Ermenistan'ın Rusya ve Batı ittifakı ile değişen ilişkileridir. Savaş sonrası dönemde Rusya'nın Ermeni ekonomisi üzerindeki olumlu etkisi azaldıkça, bu etkinin yerini alan Batı sermayesinin Ermeni ekonomisi üzerindeki olumlu etkisi artmıştır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Selçuklularda Engellilerin Devlet ve Toplumdaki Yeri
Aktaş, Yasemin
Bireylerin fiziksel ve zihinsel yetersizliğini ifade eden engellilik hâli tarih boyunca tüm toplumlarda karşılaşılan bir durumdur. Selçuklularda da engellilerin varlığı bilinmekle birlikte bu insanlardan devlet ve toplum hayatının her alanına dâhil edilenler olmuştur. Selçuklu sultanları sağlık sorunlarını çözmek amacıyla hastaneler inşa etmiş ve tıbbî çalışmaları desteklemişlerdir. Ayrıca sosyal yardımlaşmayı sağlamak için vakıflar kurmuş ve hankâhlar inşa etmişlerdir. İhtiyaç sahibi insanlar da buralardan faydalanabilmişlerdir. Selçuklu Türkiyesi’nde Ahîlik Kurumu da kendi bünyesinde Orta Sandığı yapılanmasıyla engelli bireylerin yanında yer almıştır. Bununla birlikte sosyal hayat içerisinde himaye edilen engelli bireylerin, idarî ve siyasî yapılanma içerisinde yer almasına da imkân tanınmış, bedensel engellilik liderlik ve komutanlık yapılmasında yetersizlik olarak görülmemiştir. Bu insanlardan engeliyle isimlendirilen Çolak Bâzdâr ile Topal Fahreddin Ali gibi devlet adamları askerî faaliyetlere yön vermişlerdir. Selçuklu devletlerinde engelli bireylerle kültürel hayat içerisinde de karşılaşılmaktadır. Büyük Selçuklu Devleti’nden itibaren engelli âlimlerin yetiştiği görülmekle birlikte Türkiye Selçukluları devrinde kaleme alınan eserlerde de bedensel engellilik konusunda nakiller bulunmaktadır. Engelli bireyler, Selçuklu devletlerinde ötekileştirilmeden daima himaye edilmenin yanında siyasî ve askerî faaliyetlerin içerisinde yer alabilmiş, sosyal ve kültürel hadiselerde de varlıklarını gösterebilmişlerdir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Türkçe ders kitaplarının disiplinler arasılık bağlamında incelenmesi: 6. sınıf örneği
Maden, Sedat; Bahtiyar, Gul
Bu araştırmada 6.Sınıf Türkçe ders kitabından seçilmiş olan iki metnin, disiplinler arası olanaklar bakımından hangi disiplinlerle ilişki içerisinde oldukları incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma deseni uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmış 6. sınıf Türkçe ders kitaplarında bulunan Millî Kültür temasındaki metinlerden Anadolu adlı şiir ve Tarhananın Öyküsü adlı makale metinleri oluşturmaktadır. Veriler doküman incelemesi yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma sürecinde belirlenen iki metnin hazırlık, görsel ve etkinlikler kısımları disiplinler arasılık bakımından incelenmiştir. Verilerin güvenliği araştırmacı görüşlerine, tespit edilen disiplinlere ait branş öğretmenlerinin ve alan uzmanlarının (İngilizce, Sosyal Bilgiler, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Fen Bilimleri, Müzik, Görsel Sanatlar, Beden Eğitimi ve Spor, Bilişim Teknolojileri, Drama, Düşünme Eğitimi, Medya Okuryazarlığı) görüşleri alınarak sağlanmıştır. Araştırma sonucunda, metinlerin en fazla Sosyal Bilgiler disipliniyle ilişki içerisinde olduğu görülmüştür. Bu disiplini Beden Eğitimi ve Spor disiplini takip etmiştir. En az ilişki kurulan disiplinler Görsel Sanatlar, Fen Bilimleri, Müzik, Düşünme Becerileri ve Drama disiplinleri olmuştur. İngilizce, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Bilişim Teknolojileri ve Medya Okuryazarlığı disiplinlerine ise hiç rastlanmamıştır.
- MakaleYalnız künye2023Ayn câlût savaşı: memlûk tarih anlatılarında paradigmatik bir tarihsel olay
Durmuşoğlu, Kurban; Levanoni, Amalia
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Gastronomic Elements in the Travel Books of Arab Travelers
Ünalan, Ibrahım
Travel books are literary works in which travelers give various information about the places they have seen. Providing reference to areas like history, geography and literature, travel books are of vital importance for gastronomic studies as well. Travelers visiting the same or different geographies during different centuries mentioned in their travel books the flavors they had tasted, incidents they had witnessed concerning food and situations they had found interesting in a positive or negative way. In their travel books, they also mentioned cooking styles, methods of cooking and making food, materials used in storage and service, food-related professions and places to eat. Some travelers gave place to ordinary foods, cooking technics and table habits by comparing with their own culture. Such gastronomic elements mentioned in travel books also reflect the food and cuisine concept of the period and geography in which the travel book was written. Examples to travel books that include gastronomic elements are İbn Fadlan’s er-Risâle, İbn Battûta’s er-Rıhle, el-Gırnâtî’s Tuhfetu’l Elbâb and Nuhbetu’l Acâb, Bedreddin el-Gazzî’s el-Metali’u’l-Bedriyye fi’l-Menâzili’r-Rûmiyye, Ahmed Fâris eş-Şidyâk’s el-Vâsıta ilâ Ahvâli Malta, Kutbeddin el-Mekkî’s el-Fevâ’idu’s-Seniyye fi’r-Rihleti’l-Medeniyye, İbrahim el-Hıyârî’s Tuhfetu’l-Udebâ’ and Selvetu’l-Gurabâ’, el-Ayyâşî’s er-Rihletu’l-Ayyâşiyye and Abdulganî en-Nâblusî’s el-Hakîka ve’l-Mecâz fî Rihle Bilâdi’ş-Şâm and Mısr ve’l-Hicâz. The aforementioned travelers mentioned in their travel books the food culture of the places they had visited, fruits and vegetables growing there, traditional flavors of the city or the region, as well as eating styles and customs. In addition, they gave place to interesting situations about eating and foods. In this study, gastronomic elements mentioned in the travels books of the aforementioned travelers were discussed. Accordingly, the study evaluated what kind of foods were consumed during the century and in the geography where the travelers had traveled to, as well as the preparation and storage technics of these foods, and the nutrients and customs the travelers had found odd.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2023Umumi murakabe heyeti raporlarına göre ziraat aletleri ve makinaları fabrikalarının faaliyetleri (1942-1950)
Uğur, Uçar
Türk çiftçisinin düzenli olarak yaşam standartlarının artmasının temel şartı birim sahadan elde edilecek tarımsal üretimin artırılmasıdır. Nüfus artışıyla birlikte ihtiyaçların karşılanabilmesi için zirai üretimin artırılması ve bunu gerçekleştirmek için de diğer faktörlere paralel olarak tarımdaki makineleşmenin de yeterli düzeyde olması gerekmektedir. Birim alandan elde edilen ürünün artırılmasında gübreleme, sulama ve ilaçlama yanında tarımda modern teknik araç ve gereçlerin kullanılması da çok önemli bir yere sahiptir. Sıralanan bu nedenler Türkiye’de tarımda makineleşmeye geçilmesini zorunlu kılmıştır. Tarımda her türlü ziraat işlerini yürütmek amacıyla 1938 yılında Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu kurulmuştur. Ziraat Aletleri Fabrikaları, Devlet Zirai İşletmeleri Kurumuna bağlı olarak 1944 yılına kadar faaliyetlerini gerçekleştirmiştir. Adı geçen fabrika ilerleyen yıllarda Zirai Donatım Kurumu adını alacak olan kuruma bağlanmış ve bu kurumun çatısı altında faaliyetlerini yürütmüştür. Çalışmada İsmet İnönü dönemi dikkate alındığı için sınırlamaya gidilmiştir. Bu sınırlamanın sebebi ise 1950 yılında hükümet değişikliği ile birlikte yeni tarım politikalarının gündeme gelmesidir. Bu çalışmada yukarıdaki kurumların kuruluşları ele alındıktan sonra Ziraat Aletleri Fabrikalarının faaliyetleri Umumi Murakabe Heyeti raporlarına göre ele alınacaktır. Böylece bu kurumun Türkiye açısından önemi rakamlarla açıklanacaktır. Konu hakkında bilgi verilirken öncelikle arşiv belgelerinden, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridelerinden, Resmi Gazeteden, telif ve tetkik eserlerden yararlanılmıştır.
- MakaleAçık Erişim20231939 Erzincan Depreminde Milli Yardım Komitesi’nin Kuruluşu ve ABD’nin Türkiye’ye Yardımları
Uğur, Uçar
1939 yılının son günlerinde meydana gelen Erzincan Depremi Türkiye’de gerçekleşen en yıkıcı depremlerin başında gelmektedir. Anadolu’nun büyük bir kısmını etkileyen bu deprem, 30 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Bu kadar yıkıcı bir deprem sonrasında ulusal yas ilan edilmiş, Türkiye tek yürek olarak depremin yaralarını sarmak için hemen çalışmalara başlamıştır. Bunun için öncelikle TBMM başkanlığına bağlı olarak milli yardım komitesi oluşturulmuştur. Buradaki amaç devletin yükünü hafifletmek ve deprem bölgesine yapılacak yardımları en kısa sürede resmi araçlar ile ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktır. Milli yardım komitesine Türkiye’nin her bölgesinden vatandaş göze çarpan yakın ve güçlü dayanışma örneği göstermiştir. Depremin yaralarını sarmak için birçok devlet yardım faaliyetlerine başlamıştır. Çalışmamıza konu olan ABD, en çok yardım faaliyetlerinde bulunan devletler arasındadır. Çalışmada depremin yıkıcı etkilerinden ziyade milli yardım komitesinin kuruluşu ve komiteye yapılan yardımlar ele alınmaktadır. Bu çalışmada Türkiye’de yaşanan en büyük felaketlerden biri olan Erzincan Depremi’nin yaralarını sarmak için oluşturulan milli yardım komitesinin kuruluşu ve önemli dayanışma örneği gösteren ABD’nin yaptığı yardımlar ele alınmaktadır. Çalışmada tarih biliminin en temel kaynağı kabul edilen arşiv belgelerinden olan başta Cumhuriyet Arşivi Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşivi olmak üzere, TBMM zabıt kayıtları, süreli yayınlar, telif ve tetkik eserlerden yararlanılmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Platon’un İdealar Âlemi Teorisi ile Divan Şiirindeki Bazı Anlatıların Benzerlikleri
Karaduman, Ruken; Erzen, Mehmet Halil
Antik Yunan filozoflarından Platon, düşünce tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptir. O, kendisinden sonraki birçok düşünürü derinden etkilemiş ve düşünce hareketlerinden bazılarının temellerini atmıştır. Platon’un ahlak, estetik, metafizik gibi alanlardaki görüşleri arasında geliştirdiği en dikkat çekici teorilerinden biri olan idealar teorisinde, orijinalin yani hakikatin yansıması olarak idealardan söz edilir. İdealar kuramına göre nesneler (görüngüler) ve idealar şeklinde iki farklı dünya vardır. Bedensel varlığı nesneler dünyasında yer alan insanın sahip olduğu zannına kapıldığı bilgiler birer doksa (sanı)dan başka bir şey değildir. Gerçek bilgi ancak idealar âlemine aittir. Nitekim idea; gerçek, kalıcı, sürekli ve değişmez olandır. Nesneler ise ideanın sûretinden başka bir şey değildir. Bu teorideki özellikle zaman ve mekândan bağımsız, fiziksel dünyanın ötesinde ancak bu dünya ile sıkı biçimde bağlantılı bir dünya olarak ideaların izahı, tasavvuf düşüncesiyle ve divan şiirindeki bazı metaforlar ile çeşitli noktalarda benzerlikler göstermektedir. Bilhassa Platon’un mağara alegorisinin tasavvufi okumalara imkân sunan anlatım özellikleri çağrışımın niteliğini artırmaktadır. Bu benzerliklerdeki esas nokta tasavvuftaki tecelli anlayışına paralel biçimde ideanın doğruluk, güzellik ve iyiliğin aslı kabul edilirken dünyadaki nesnelerin ise ideaların yansımaları olduğu fikridir. Buradan hareketle çalışmamızda, idealar kuramı klasik Türk şiiri bağlamında ele alınmakta; Platon’un idealar âlemi ve ilgili görüşlerinin bilhassa tasavvufi şiirlere koşut yönleri üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda Divan şairlerinin nesneler dünyası üzerine söylemlerinde sıklıkla kullandıkları rüya, ayna, fânûs-ı hayâl, zıll-ı hayâl, serab gibi motiflerin idealar kuramındaki düşünüş şekilleri ile ortaklıkları dikkat çeker. Ancak bu çalışmada tasavvufî düşünüş şekillerinin eski Yunan felsefesinden ne kadar ve nasıl etkilendiğini ortaya koymaktan ziyade divan şiirindeki bazı anlatımlara farklı bir çerçeveden bakmak amaçlanmıştır.
- MakaleYalnız künye2023İlkokul Öğrencilerinin Kültürel Mirasa Duyarlılıklarının İncelenmesi: Bir Karma Yöntem Araştırması
Yilmaz, Sevda
Bu araştırmanın amacı ilkokul öğrencilerinin kültürel mirasa duyarlılığının incelenmesidir. Çalışma, yakınsayan desen olarak tasarlanmış ve ilkokul 4. sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda veri toplama aracı olarak Kültürel Mirasa Duyarlılık Ölçeği kullanılmıştır. Nitel verilerin toplanmasında ise yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutuna 592 ilkokul öğrencisi dahil edilmiştir. Çalışmanın nitel boyutunda ise 19 ilkokul öğrencisi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda ilkokul öğrencilerinin kültürel mirasa duyarlılık düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Kız öğrencilerin kültürel mirasa duyarlılıklarının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu ve ailedeki çocuk sayısının, yaşanılan yerin ve sosyal etkinliklere katılma durumunun öğrencilerin kültürel mirasa duyarlılıklarını etkileyen değişkenler olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca düzenli olarak kitap, gazete ve dergi okuyan öğrencilerin kültürel mirasa duyarlıklarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. İlkokul öğrencilerinin daha çok yaşadıkları şehirde bulunan tarihi eserleri tanıdıkları; kültürel miras ögelerinin tanınması ve öğrenilmesine önem verdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin ayrıca kültürel miras öğelerini korumak için sorumluluk alma boyutunda duyarlılık gösterdikleri belirlenmiştir. Araştırmanın nicel ve nitel sonuçlarının katılımcıların kültürel mirasa duyarlılık düzeyleri açısından uyum gösterdiği belirlenmiştir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023II. Abdülhamid Dönemi Sünni-Şiî Yakınlaşmasında Müctehid Bir Kaçar Şehzadesinin Rolü: Ebu’l-Mirza Hasan Şeyhurreis-i Kaçar
Yenilmez, Hasan
Avrupa’da XIX. yüzyılda görülmeye başlayan Pan hareketleriyle eş zamanlı olarak Osmanlı coğrafyasında da birbirini takip eden farklı ittihad fikirleri ortaya çıkarmıştır. XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren İttihad-ı Osmanî fikri ile başlayan akabinde zaman, mekân ve şahıslara göre İttihad-ı İslâm ve İttihad-ı Etrak diye devam eden pan hareketleri Osmanlı’nın son döneminde önemli siyaset tarzları olmuştur. Meşruiyet bunalımının görülmeye başlandığı ve hilafet merkezinin daha ön plana çıkarıldığı II. Abdülhamid döneminde ise İttihad-ı İslâm politikası ağırlık kazanmıştır. Osmanlı sınırları dışındaki Müslümanlarla irtibat kurmak, oralardan hanedana, hilafete güç devşirmek ve aynı zamanda Avrupa devletlerinin sömürge faaliyetlerine karşı bir savunma geliştirmek, bir silah olarak kulllanmak için benimsenen bu siyaset elbette Sünnî-Şiî yakınlaşmasında da önemli bir etken olmuştur. Bu çalışmada bir Kaçar şehzadesi ve aynı zamanda bir Şiî müctehid olan Ebu’l-Mirza Hasan Şeyhurreis-i Kaçar’ın (ö. 1921), II. Abdülhamid dönemi ittihad-ı İslâm siyaseti çerçevesinde Sünnî-Şiî yakınlaşmasında nasıl bir rol aldığı ele alınmaktadır. Makalede, müctehid şehzadenin kaleme aldığı terceme-i hal metinlerinden hareketle kısa bir biyografisine yer verilerek ve akabinde de esas olarak II. Abdülhamid idaresi ile irtibatları ve İttihad-ı İslâm risalesi ekseninde ittihad-ı İslâm fikri üzerinde durulmaktadır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Araplarda Halk Hekimliğine Dair Bazı Tespitler
Ünalan, Ibrahım
Amaç: Bu çalışma Cahiliye döneminden itibaren Araplar arasında uygulanan halk hekimliği yöntemlerini tespit etmeyi, hastalıkların ve tedavilerin sosyal ve kültürel hayata etkilerini ortaya koymayı ve Araplar arasında şifa verdiğine inanılan mekânlara dair (şehir, türbe vb. ziyaret yerleri) örnekler vermeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu çalışma 25.03.2022 tarihinde “Geçmişten Günümüze Araplarda Halk Hekimliği” adıyla Bayburt Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje Koordinatörlüğü birimi tarafından 2022/69002-02 proje koduyla desteklenmiştir. Halk hekimliğiyle ilgili bazı bilgiler Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmiş ve Araplardaki halk hekimliği yöntemleri majik (büyüsel) ve akılcı (gerçekçi) yöntemler olarak tasnif edilmiştir. Bulgular: Araplarda halk hekimliğinin geçmişi İslamiyet öncesi döneme (Cahiliye dönemine) kadar dayanmaktadır. O dönemlerden itibaren hastalıkların tedavisinde majik ve akılcı yöntemler uygulanmıştır. Eski Mısır döneminden kalan belgelerde de halk hekimliğine dair bilgiler yer almaktadır. Ayrıca Arap seyyahlar seyahatnamelerinde şifa amacıyla ziyaret edilen türbe, şifalı su, taş vb. ziyaret yerlerinden söz etmişlerdir. Çalışmada literatür tarama yapılarak çeşitli Türkçe ve Arapça kaynaklardan konuyla ilgili veriler tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma neticesinde geçmişte olduğu gibi günümüzde de Araplar arasında çeşitli halk hekimliği yöntemlerinin uygulandığı belirlenmiştir. Bu yöntemlerin bir kısmı koruyucu bir kısmı da tedavi edici özellik göstermektedir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Earthquakes Affecting East Mediterranian Cities and Cyprus from Early 12th Century to Late 13th Century
Aktaş, Yasemin
An earthquake is a natural disaster that can occur in many geographical regions depending on fault lines. This phenomenon, also defined as quake, can have a wider effect and cause significant destruction and loss of life in proportion to its intensity. The mentioned disaster, occurring in many parts of the world, has also affected the coastal cities of the eastern Mediterranean and Cyprus during the various periods in history. It caused significant destruction and loss of lives in the region from Antioch to Syria, Egypt and Cyprus in 12 and 13th centuries. Among secondary disasters, the tsunamis had a great impact on the increase of the loss of lives in the earthquakes. Particularly, the earthquakes in 1170, 1202 and 1222 caused both destruction and significant casualties due to the tsunamis along with the earthquakes in 1114/1115 and 1157. The magnitude of earthquakes also affected the political and military conditions of the period along with the attitudes of the people and rulers. While people gathered outside the cities to save their lives during earthquakes, they had to live in tents until aftershocks ceased. The Muslim and non-Muslim administrators of the cities also tried to address the damage immediately after the earthquake. In addition, they requested help from the Crusader counts, the Pope, and other Christian leaders, and held councils to make new religious decisions. The Mosul Atabeg Nûreddin Mahmud focused on financial matters and supported reconstruction activities through tax regulation. With these initiatives, they aimed to achieve a quick recovery of the people and cities affected. In this way, they tried to eliminate the social, political, and economic devastations caused by the earthquakes that had a significant impact on the region.
- MakaleAçık Erişim2023Moğol sivil valileri döneminde horasan (1233-1256)
Durmuşoğlu, Kurban
Geçmişten günümüze kadar birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olan Horasan coğrafyası, idarî anlamda hem zor hem de bir o kadar karışık dönemi Moğol hâkimiyetiyle yaşamıştı. Cengiz Han liderliğindeki Moğollar 1218 yılındaki Ortar hadisesinden sonra Ön Asya’da hâkimiyet kurmaya başlamışlardı. Cengiz Han’ın önderliğinde başlayan bu süreçte Moğollar, önce Mâverâünnehir ardından İran coğrafyasında Hârezmşâhlara ağır bir darbe vurmuş ve bölgeyi ele geçirmişlerdi. Bu süreç, aynı zamanda İran’a bağlı idarî bir bölge olan Horasan coğrafyasını da Moğol istilâsına maruz bırakmıştı. Büyük bir yıkımdan sonra ele geçirilen Horasan coğrafyası, Moğol idaresine boyun eğmek zorunda kalmıştı. Horasan coğrafyası, Moğol toprağı hâline geldikten sonra Cengiz Han’ın ülüşüne dâhil edilmemişti. Bu bölge bütün Moğollar için müşterek bir toprak parçası olarak yönetilmeye başlamıştı. Dolayısıyla bu durum Horasan coğrafyasında bütün Moğol şehzâdelerinin hak iddia ettiği, idarî anlamda karışık bir yapıyı ortaya çıkarmıştı. Bu sebeple Moğollar, Horasan coğrafyasına hâkim olduktan sonra bölgede idarî anlamda birtakım yeni uygulamaları hayata geçirmeye başlamıştı. Bu bağlamda Horasan coğrafyası, Cengiz Han döneminde askerî valilerle idare edilmişti. Ancak Horasan coğrafyasında özellikle Hârezmşâh etkinliğinin kırılamaması yüzünden bu sistem başarılı olmamıştı. Bu yüzden Cengiz’in ölümünden sonra onun ardılları döneminde Horasan’da aynı sistemin benimsenmediği görülmektedir. Cengiz Han’dan sonra tahta geçen Ögedey Han ile başlayan süreçte, Horasan coğrafyasında sivil valiler üzerinden yeni bir idarî yapı ortaya çıkmıştı. Bölgede görev alan sivil valiler, müşterek bir toprak parçası kabul edilen Horasan coğrafyasını merkez Karakorum adına idare etmişlerdi. Moğol hanı tarafından bölgeye atanan bu valiler, bölgede yalnız olmamıştı. Bütün Moğol şehzâdeleri Horasan’daki haklarından mahrum kalmamak için valilerle birlikte bölgeye birer temsilci göndermişlerdi. Bu da bölgede bir çıkar çatışmasının ortaya çıkmasının yanı sıra idarî anlamda da hakimiyet kurmak isteyen Moğol şehzâdelerinin hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştu. Horasan coğrafyasındaki bu karışık durum, Möngke Han’ın kardeşi Hülegü’yü daha merkeziyetçi bir idarenin kurulabilmesi için Ön Asya’ya görevlendirmesine kadar devam etmişti. Hülegü’nün Ön Asya’da İran merkezli bir Moğol şube devleti olan İlhanlıları kurmasıyla Horasan bir İlhanlı toprağı hâline gelmişti. Böylece artık bölgede bundan sonra İlhanlı idaresi başlamış olacaktı. İlhanlı Devleti’nin kuruluşuna kadar geçen süreçte Horasan’da üç sivil vali görev almıştı. Bu makale, Moğollarda Ögedey Han döneminden itibaren Horasan’da görev alan Cin Timur, Körgüz ve Argun Aka’nın valiliklerini dönemin çağdaş kaynakları üzerinden incelemekte; ayrıca Moğollar döneminde Horasan’ın sivil valiler tarafından nasıl idare edildiğine dair bilgi vermektedir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Kilikya ermenilerinin çukurova’daki iktisadî faaliyetleri
Aktaş, Yasemin
Kilikya olarak da isimlendirilen Çukurova, stratejik konumundan dolayı tarih boyunca önemli bir bölge oldu. Bu coğrafyaya hâkim olmak isteyen birçok devlet ve topluluğun içinde Ermeniler de vardı. Ermeniler, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’daki yer değişimi neticesinde Çukurova’ya geldiler ve bölgede kendi hakimiyetlerini sağlamaya çalıştılar. Siyasî ilişkilerin yanında varlıklarını gösterebilme adına iktisadî kalkınmaya önem verdiler. İktisadî başarıyla da bölgedeki siyasî varlıklarını daha sağlam zemine oturtmaya çaba sarf ettiler. Bu kapsamda verimli ve zengin Çukurova topraklarını amaçlarına uygun olarak kullandılar. Bu zenginlikten en üst düzeyde fayda sağlamaya çalışan Ermeni hânedân liderleri, tarım ve hayvancılıktan madenciliğe kadar birçok iktisadî girişimde bulundular. Bu şekilde hem bölgeye dikkat çekmeyi hem de söz konusu zenginlikten siyasî noktada bir sonuç almayı hedeflediler. Ermeniler, bu kapsamda bölgenin her türlü ürününü ticarileştirdiler. Ayrıca başta Ceneviz ve Venedik olmak üzere çeşitli tüccar gruplarına yönelik iskân ve vergi muafiyeti tanıdılar. Böylece Çukurova’nın ticarî potansiyelini artırmaya yönelirken bölge ticareti ve ticaret yollarını da kendi kontrollerine almak için uğraş verdiler. Bu girişimlerini kanunlarla da destekleyen Ermeniler, kanunnâmeler ilan etiler. Böylece ticarî alanda düzen sağlayıp daha fazla gelir elde etmeyi amaçladılar. Bu çalışma, Kilikya Ermenilerinin XI. yüzyılın sonunda bölgeye gelip yerleşmelerinin akabinde söz konusu iktisadî kalkınma konusunda neler yaptığını ve hangi faaliyetlerde bulunduğunu ele almaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Ortak Kimlik Hafızasının Oluşturulma Sürecinde Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları: Gümüşhane Örneği (1933-1940)
Uğur, Uçar
Millî Mücadele’nin başarılı bir şekilde sonuçlanmasının ardından Türk Devleti’nin siyasi rejiminin adı 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Cumhuriyet, sadece bir devlet şeklini değil aynı zamanda Anadolu İhtilali ile ilk yapraklarını açan Türk tarihinin temelini oluşturmaktadır. Cumhuriyet, Türk milletinin hem siyasi rejimi hem de yaşama iradesidir. Bu durumun en önemli göstergesi ise Cumhuriyet’in ilanının bayram olarak kutlanmasıdır. Cumhuriyet’in ilanı kutlama törenleri hem yurtiçinde hem de yurtdışı temsilciliklerinde büyük bir coşku içerisinde gerçekleşmiştir. Gümüşhane’de de Cumhuriyet Bayramı kutlamaları halk tarafından bayram havasında kutlanmıştır. Cumhuriyet kutlamaları, genel merkez tarafından belirlenen program dâhilinde gerçekleşmiş ve bu törenler inkılâpların yerleşmesi hususunda çok önemli görevleri yerine getirmiştir. Bu kutlamalar ile Cumhuriyet’in önemi her kesimden halka anlatılarak halkın yeni siyasi rejim hakkında bilgi sahibi olması sağlanmıştır. Böylece bayram kutlamaları, halkın kaynaşması ve millî değerleri yakından tanıyarak benimsemesi için en iyi araç görevini üstlenmiştir. Gümüşhane’de Cumhuriyet Bayramı kutlamaları toplumsal birlikteliği sağlayarak ortak bir kimlik hafızası oluşturmuştur. Bahse konu olan kutlamalar sayesinde siyasi rejime karşı halkın duyguları güçlendirilmiştir. Bu çalışmada 1933-1940 yılları arasında Gümüşhane’de gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları ele alınmaktadır. Çalışmanın hazırlanmasında belirlenen tarihler arasında Gümüşhane’de yayınlanan yerel gazeteden, Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi’nden, süreli yayınlardan, telif ve tetkik eserlerden yararlanılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Osmanlı Dönemi Arap Edebiyatı Seyahatnamelerinde İstanbul
Ünalan, Ibrahım
İstanbul Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari ve kültür başkenti olduktan sonra Osmanlı’nın Arap vilayetlerinde yaşayan milletler, resmî işlerini yapabilmek veya devlet yöneticileriyle görüşmek için sık sık İstanbul’a ziyaretler gerçekleştirmiştir. Osmanlı dönemine mensup Arap seyyahlar da çeşitli görevler veya görüşmeler için İstanbul’a seyahatler düzenlemişlerdir. Bu seyahatleri boyunca karşılaştıkları olumlu ve olumsuz durumları, yol güzergâhlarını, İstanbul’un tarihî ve doğal güzelliklerini seyahatnamelerinde anlatmışlardır. İstanbul her seyyah için ayrı bir şey ifade etmiş ve her seyyah İstanbul’a farklı bir gözle bakmıştır. Yüzyıllar boyunca tarihî ve doğal güzellikleriyle seyyahların merak duyduğu ve seyahatler düzenlediği bu şehir, Osman dönemi Arap seyyahlarını da etkilemiştir. Osmanlı dönemi seyyahlarından Bedruddîn el-Gazzî’nin el-Metâli‘u’l-Bedriyye fi’l-Menâzili’r-Rûmiyye, Muhibbuddîn el-Hamevî’nin Bevâdî’d-Dumû‘i’l-‘Andemiyye bi-Vâdî’d-Diyâri’r-Rûmiyye, Ali b. Muhammed Temgrûtî’nin en-Nefhatu’l-Miskiyye fi’s-Sifâreti’t-Turkiyye, Muhammed Kibrît’in Rihletu’ş-Şitâ ve’s-Sayf, Kutbuddîn Nehrevâlî’nin el-Fevâidu’s-Seniyye fi’r-Rihleti’l-Medeniyye ve’r-Rûmiyye, Muhammed Hâfızuddîn el-Kudsî’nin İsfâru’l-Esfâr ve Ebkâru’l-Efkâr, İbrâhîm b. Abdirrahmân el-Hıyârî’nin Tuhfetu’l-Udebâ ve Selvetu’l-Gurabâ ve el-Âlûsî’nin Neşvetü’ş-Şemûl fi’s-Seferi ilâ İslâmbûl, Neşvetu’l-Mudâm fi’l-‘Avdi ilâ Dâri’s-Selâm ve Garâibu’l-İğtirâb ve Nüzhetü’l-Elbâb fi’z-Zehâbi ve’l-İkâmeti ve’l-İyâb isimli seyahatnameleri İstanbul hakkında çeşitli bilgiler içermektedir. Bu çalışmada seyyahların söz konusu seyahatnamelerindeki İstanbul gezilerinden, İstanbul’da yaşadıkları olaylardan ve İstanbul’a dair izlenimlerden söz edilecektir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2022Scopus SJRQ3II. Abdülhamid Dönemi’nde İstanbul’da Modern Protez İmalatı Girişimleri
Aktaş, Esat
Zihinsel ve bedensel engellilik durumu, doğuştan olabileceği gibi hayatın akışı içerisinde de meydana gelebilir. Her toplumda olabilecek engellilik hâli, Osmanlı toplumundaki insanlarda da görülmüştür. Bu doğrultuda, hastalık ya da kaza sonucunda kaybedilen uzvun yerine “suni uzuv” olarak isimlendirilen protezler yapılmıştır. Kullanılan protezler içinde kol, bacak ve göz protezleri yer almaktadır. On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da yaygın imâl edilen protezler, Osmanlı Devleti’nde on dokuzuncu yüzyılın sonunda, II. Abdülhamid Dönemi’nde (1876-1909) yapılmaya başlanmıştır. Döneme ait arşiv belgelerinde ise ağırlıklı olarak protez bacak yapımına dair talepler dikkati çekmektedir. Devlet, Paris’teki bir atölyeye bu işe yatkın kişileri protez yapımını öğrenmeleri için göndermiştir. Bununla birlikte ihtiyaç duyulan imalathaneler, Tersane-i Amire ve Tophane-i Amire başta olmak üzere devletin çeşitli birimlerinde kurulmuştur. Özel imalathanelerin de bulunduğu İstanbul’da, protez masraflarının devlet tarafından karşılanması için birçok engelli tarafından başvuru yapılmıştır. Protez için yapılan talepler, ilgili kurumlarca değerlendirilmiş ve sosyal devlet olmanın gereği olarak bunların büyük bir kısmının masrafı da devlet tarafından karşılanmıştır.
- MakaleYalnız künye2022Scopus SJRQ3Kültürel Kavramsallaştırma Örneği: Eski Uygur Sivil Metinlerindeki Örü Kodı Bol- Yapısı Üzerine
Azili, Kenan
Eski Uygur sivil metinleri, diğer Eski Türkçe metinlerin aksine dinî içerikli tercüme yoluyla oluşturulmamış, hayatın içinde, halkın sosyal aktivitelerini gösterecek biçimde yazılmıştır. Bu anlamda metinler çok farklı düzeyde kültür kodlarını taşımaktadır. Bu metinlerde yer alan örü kodı bol- ifadesi, bugüne kadar yapılan çalışmalarda çeşitli anlamlandırma teklifleri yapılsa da tam anlamıyla çözüme kavuşamamıştır. İfadenin dil bilimsel açıdan mukayeseli incelenmesinin yanında kültürel kavramsallaştırma yönünden dil ve kültür ilişkisi içinde yeniden ele alınması gerekmektedir. Çalışmada, söz konusu ifadenin dil bilimsel değerlendirmesi için öncelikle ifadeyi oluşturan örü kodı yapısı incelenecektir. Daha sonra formun yardımcı fiil ile oluşturulmuş son şekli, metinlerde tanıklanarak sentaktik dizilimin pragmatik sıralaması göz önünde bulundurulup diğer formlarla denkliği kurulacaktır. Bu evrede kurulan denklikler kültür dil bilimin kültürel kavramsallaştırma dalına göre değerlendirilecek ve kültürel kodları analiz edilecektir. Çalışmanın en önemli amacı, bazı dil formlarının sadece dil bilimsel izah ile çözülemeyeceği, dil kültür ilişkisi ile kültür dil bilim gibi farklı disiplinlerin yardımı ile çözmek gerektiğini göstermektir.
AtıfTR Dizin1
İncele









