Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Hakîm Şâh Muhammed’in Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm’ı
Erbay, Ömür
Türklerin İslâmiyeti kabulünden sonra girilen kültürel çevrenin bir sonucu olarak dinî hususiyetlerin öğretimi meselesi önemli bir konu olarak görülmüştür. Bu konu ilk dönemlerde Arapça ve Farsça eserlerin Türkçeye tercüme edilmesi şekliyle açıklığa kavuşturulurken Türkler arasında yayılan ve hayatın her sahasında etkisini gösteren din olgusu Türk aydınlarının eserlerine de yansımış ve bu sahada eserler verilmeye başlanmıştır. Dinî hususlarda insanları eğitmeyi amaçlayan bu tür eserler ilmihâl adını almış olup Osmanlı döneminde birçok ilmihâl yazılmıştır. Bunlar telif ve tercüme eserler olarak karşımıza çıkmaktadır. Alanın ilk eserlerinden olup Osmanlı döneminde yazılan Mızraklı İlmihâl, kendinden sonra yazılan birçok esere de örnek teşkil etmiştir. Ezberlenmelerinin ve öğrenilmelerinin kolay olması sebebiyle dinî eserlerin manzûm olarak yazılması geleneği bu konuda da hüküm sürmüş olup Anadolu sahasında birçok dinî eser manzûm olarak yazılmıştır. Manzûm olarak yazılan eserler arasında ilmihâller de vardır. Çalışmamıza konu olan Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm adlı eser de Hakîm Şâh Muhammed adlı Yavuz Sultan Selim döneminde saray hekimbaşılığı yapmış sadece tıp değil bilimin birçok sahasında derin bilgiye sahip bir tabip şair tarafından kaleme alınmış manzûm bir ilmihâldir. Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm, aruz vezniyle mesnevî nazım şekliyle kaleme alınmış dinî ve ahlakî bir eserdir. Eser, iman, hac, zekat, namaz, oruç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Manzûm ilmihâllerin bir türü olan namaz ve abdeste bazen de iman konularına yer veren Şurûtu’s-salât ismindeki eserlerden içerdiği hac, zekat, oruç konularıyla ayrılan ve Şerâ᾽it-i İslâm isimli ayrı bir türü yansıtan eser, 122 beyitten oluşmaktadır. Eserin tertibi ise mukaddime niteliğindeki 6 beyitten sonra gelen iman, namaz, zekat, oruç, hac bölümleri ve 4 beyitlik bitiş bölümü şeklindedir. Hakîm Şâh Muhammed, eserini insanların dinî hususiyetleri öğrenmesi için yazmış ve bu amaca binâen eserinin ömrünün uzun yıllar sürmesini istemiş olup bunun sonucu olarak da bir iyi niyet temennisi olan duadan başka bir şey istememiştir. Eserin yazılış amacının toplumsal faydaya dönük olması eserde kullanılan üslubun da bu amaca hizmet edebilecek şekilde olmasını gerekli kılmıştır. Metin içerisinde bulunan iy cân, iy dedem, iy yâr ifadeleri bu durumun göstergesidir. Dolayısıyla Hakîm Şâh Muhammed, eserinde sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Eser, Eski Anadolu Türkçesi dil ve imlâ özelliklerine göre kaleme alınmış olup eserde günümüz için arkaik denilebilecek birçok kelime de mevcuttur. Eserin ulaşabildiğimiz tek nüshası olup bu nüsha, Manisa Kütüphanesi Manisa İl Halk Kütüphanesi Koleksiyonu 2685 numarada kayıtlı 223 varaktan müteşekkil bir mecmua içerisinde bulunmaktadır. Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm, mecmuada 2685/3 koleksiyon numarası ve 91365 bibliyografik kayıt numarasıyla bulunmakta olup mecmuanın üçüncü eseridir. Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm’ın varlığı çalışmamızla ortaya konulmuş olup Hakîm Şâh Muhammed’den bahseden kaynaklarda eserin varlığından söz edilmemiştir. Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm kendisiyle aynı isme sahip eserlerle muhtevası ve tertibi yönüyle benzer özellikler göstermekte olup müellifinin belli olması ve beyit sayısı bakımından ayrı bir konuma sahiptir. Eserin telif tarihine, istinsah tarihine müstensihine dair kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Ancak müellifin ölüm tarihinin 1521 yılı olması ve müellifin II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman dönemlerini görmesi sebebiyle eserin telif tarihinin, 15. yüzyılın ikinci yarısı ve 16. yüzyılın ilk çeyreği arasında olduğu kanaatını taşımaktayız. Manzûm Şerâ᾽it-i İslâm ile birlikte manzûm olarak yazılan dinî eserlerin bir türü olan manzûm ilmihâl türündeki eserler silsilesine bir tane daha eklenilmiş olup edebiyatımızın gizli kalmış kültür halkalarından bir tanesine daha ulaşılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Manzûm Bir Kur’ân Fâlı: Te’vîl-i Fâl-i Kur’ân
Erbay, Ömür
Gayba dair bilgi edinebilme yani geleceğe dair sır perdesini aralayabilme düşüncesi insanoğlunun zihnini her zaman meşgul etmiştir. İnsanoğlu geleceği için öngörülerde bulunabilmek ve bu husustaki merakını giderebilmek amacıyla varoluşunun ilk zamanlarından beri çeşitli araçlara ihtiyaç duymuştur. Bu araçlardan biri de faldır. Fallar, bunları icra eden falcılar aracılığıyla insanların bu merakını gidermiştir. Falcılar, kendilerini daha inandırıcı kılmak amacıyla çeşitli araçlara da başvurmuş olup bu araçlardan bir tanesi de dinî metinlerdir. Bu yolda başvurulan en önemli metin ise Kur’ân-ı-Kerîm’dir. Kur’ân-ı-Kerîm’den fal bakma işlemi, İslâm sonrasında Türkler arasında da yayılmış olup bu konuyla ilgili manzûm, mensûr ya da manzûm-mensûr olarak birçok eser kaleme alınmıştır. Bu çalışmanın konusunu manzûm bir Kur’ân falı olan Te’vîl-i Fâl-i Kur’ân adlı eser oluşturmaktadır. Te’vîl-i Fâl-i Kur’ân iki beyitlik Kur’ân fallarından olup Türk İslam Eserleri Müzesinde yer alan bir Kur’ân-ı-Kerîm nüshasının sonunda bulunmaktadır. Eserin müellifine, müstensihine, telif tarihine, istinsah tarihine dair bilgi bulunmamaktadır. Eser, dil olarak Eski Anadolu Türkçesi döneminin özelliklerini taşımaktadır. Eser; şekil ve muhteva, dil ve anlatım özellikleri bakımından incelenip neşredilen metinin eklenmesiyle dikkatlere sunulmuştur.
- MakaleAçık Erişim2022Derviş Mehmed Bahtî’s Poetic Şir’atü’l-Islam Translation
Erbay, Ömür
In this study, which we have done about Terceme-i Şir‘atü’l-İslam, which is a verse translation of \rthe book of catechism and etiquette called Şir‘atü’l-İslâm ilâ Dâri’s-Selâm, which was loved and translated by the \rOttoman ulema, countless we tried to give information about the place of the work in the world of literature and \rIslam. In our study, which we have done according to the translation and analysis methods of Classical Turkish \rLiterature, the work has been prepared in forty-eight chapters by subjecting it to the same classification as the source \rbook, Şir‘atü’l-İslâm ilâ Dâri’s-Selâm, and that these chapters are prepared Hz. Muhammed. We have determined \rthat it starts with following the Sunnah of the Prophet and ends with the chapter on patient rights and procedures for \rpatient visits. We have witnessed that there are three copies of the work, one of which is a lithograph and the other is \ra handwritten copy, and two of the copies are in domestic libraries and one is in libraries abroad. As aresult of the \rexamination, we saw that the copy we brought from abroa was a darft of the auther’s line and we shaped our work \raccordingly. In our study, which included the analysis of Terceme-i Şir‘atü’l-İslâm in terms of language, form and \rcontent, we came to the conclusion that the work is a religious, sufistic, moral mesnevi.
- MakaleAçık Erişim2021Dervîş Mehmed Bahtî’nin Manzum Terceme-i Şir’atü΄l-İslam’ında Bulunan İlim Öğrenme, Öğretme Faslı Üzerine Bir İnceleme
Erbay, Ömür
Dinî-ahlakî-tasavvufî bir mesnevi olan Manzum Terceme-i Şir’atü’l-İslam kırk sekiz fasıldan ibaret olup İmamzade Muhammed b. Ebi Bekr’in Şir’atü’l-islam ila dari’s-selam adlı eserinin Türkçeye manzum bir tercemesidir. Eserin üçüncü faslını oluşturan “İlim Öğrenme, Öğretmenin Sünnetleri ve Faziletleri Hakkında” adlı faslın incelenmesini konu edindiğimiz çalışmamızda, eserden hareketle; ilmin ne olduğunu, hangi ilmin kıymetli olacağını ve fayda getireceğini göstermeye gayret ederek kimlere âlim kimlere talebe denebileceğini vurguladık ve âlim, talebelerin vasıflarının ne olması gerektiğini ortaya koymaya çalıştık. Eserde; ilimden, hiçbir surette kopulmaması gerektiğinden, ilmin ehil olan kimselere verilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Eser; ilmin, âlimlik vasfını muhafaza edemeyeceği düşünülen kimselerden uzak tutulmasının zaruriyeti üzerinde de durmaktadır. Ayrıca Manzum Terceme-i Şir’atü’l-İslam’da; ilmin güzel niyetle çıkılan bir yol olduğu ve bu güzel niyetin insanlığın faydasının gözetilmesi olduğu, ilim talebesinin sabır ve sebatla karşısına çıkan tüm engelleri aşabileceği vurgulanmıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden ve manzum bir ilmihal olan eserin, üçüncü faslını ihtiva eden ilim öğrenme ve öğretmenin sünnetlerini içeren fasıl, talebenin hocasına daima itaat etmesi gerektiğini, onun sözlerini emir telakki etmesi gerektiğini ve talebenin öğrendiği ilmi insanlığın faydasına sunması gerektiğini vurgulayan beyitlerle sona erer.


