Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Dayı, Özkan(12)
- Aktaş, Esat(9)
- Durmuşoğlu, Kurban(7)
- Sadık, Ramin(7)
- Aktaş, Yasemin(6)
- Elban, Mehmet(5)
- Keleş, Hatice(5)
- Sever, Mehmet(5)
- Uğur, Uçar(5)
- Ünalan, Ibrahım(5)
- Dursunoğlu, İsmail(4)
- Ozdemir, Gazi(4)
- Göktaş, Serdar(3)
- Saka, Erdem(3)
- Yildirim, Yildiray(3)
- Aras, Zakir(2)
- Azili, Kenan(2)
- Bulut, Mesut(2)
- Erbay, Ömür(2)
- Kocaoğlu, Fatih(2)
- Kuzu, Mehmet(2)
- Oğuz, Elif(2)
- Tiyek, Muhammet Akif(2)
- Yazici, Sinan(2)
- Yenilmez, Hasan(2)
- Çelik, Şemsettin(2)
- Ünalan, Ozlem(2)
- Şentürk, Mustafa(2)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Altan, Mustafa(1)
- Aydin, Nevzat(1)
- Aytaç, Aslıhan(1)
- Bahtiyar, Gul(1)
- Barin, Erol(1)
- Batmaz, Merve(1)
- Bilgin, Ahmet(1)
- Bilici, İlhan(1)
- Boz, Emre(1)
- Bulut, Engin Çağdaş(1)
- Büyükada, Merve(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2024Milli Takım Düzeyindeki Bedensel Engelli Para-Karate Sporcularının Spora Katılım Motivasyonları ile Yaşam Kalite ve Yaşam Doyum Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Kul, Murat; Boz, Emre; Çetintaş, Yasin
Para-Karate sporcularının spora katılım motivasyonları ile yaşam kaliteleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi bu araştırmanın temel amacıdır. Bu amaç doğrultusunda milli takım seçmelerine katılan 24 para-karate sporcusu (n=11kadın-13erkek) çalışmaya dâhil edilmiştir. İlişkisel tarama modelinde gerçekleştirilen bu araştırmada verilerin toplanması adına 4 ayrı form kullanılmıştır. Bunlar; “Kişisel Bilgi Formu”, “Engelli Bireylerde Spora Katılım Motivasyonu Ölçeği”, “Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği” ve “Yaşam Doyum Ölçeği”. Dijital ortamda toplanan bu verilerin analiz sürecinde ise SPSS (26. Versiyon) paket programının tanımlayıcı analizlerinin yanı sıra Spearman Korelasyon Katsayısı testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Veri analizinin neticesinde para-karate sporcularının spora katılım motivasyonları ile yaşam kalite ve yaşam doyum düzeyleri arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda içsel motivasyon ve dışsal motivasyon alt boyutlarının hem yaşam doyumunun hem de yaşam kalitesinin yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2024Hegemonyanın siyasal ve finansal etkileşimi çerçevesinde bıden doktrini ve abd-çin rekabetinin türk dünyasına olası etkileri
Kuzu, Mehmet; Kocaoğlu, Fatih
Hegemonya, bir sistemin alt elemanları ve başka sistemlerin işleyişi üzerinde belirleyici olma gücünü ifade eder. Uluslararası ilişkiler disiplini ve onun alt branşları olan uluslararası ekonomi ve politika alanında hegemonya, genellikle bir devletin-ittifak sisrteminin diğer devletler veya ittifak sistemleri üzerindeki siyasal etkisi olarak tanımlanır. Dünya Savaşları'nı takiben, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 'nde Demokrat partili başkanlar, ABD’nin küresel siyasette tek hegemonik güç olduğu bir uluslararası siyasi ve ekonomik düzeni oluşturma he- defini benimsemişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, denizlerde hâkimiyeti sağlayan ABD ve karasal Av- rasya’yı kontrol eden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)' nin hegemonik garantörlükleri altında So- ğuk Savaş paradigmasından beslenen ve çatışma dinamiklerinin sürekli olduğu iki kutuplu bir uluslararası dü- zen kurulmuştur. 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona ermiştir ve ABD, küresel düzende tek hegemonik güç olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, 1978'den itibaren uygulanan reformlar ve ekonomik-siyasi açıklık politikaları sayesinde Çin, 2000'lerden itibaren küresel düzende ABD'nin başlıca hegemonik rakibi olarak kendini göstermiştir. 2016 başkanlık seçimi sonrası ABD Trump doktrini ile Çin’in ana düşmanı, Rusya’nın ana rakibi olduğu bir politika çerçevesi uygulamıştır. Ancak ABD’nin batı ittifakı sisteminde Çin ile tek başına rekabet etmesi, ABD’nin hegemonik gücündeki zayıflamayı derinleştirmiştir. 2020 başkanlık seçimleri sonrası Biden yö- netimi, Çin’e karşı birleşik batı ittifakı ve Asya-Pasifik ittifak sistemlerini kurarak hegemonik rekabeti daha ileri bir dereceye yükseltmiştir. Bu çalışmanın amacı; hegemonyanın ekonomi ve finans politikaları ile ilişkisi çerçe- vesinde Biden doktrini ve ABD-Çin rekabet dinamikleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkinin Türk Dün- yası ile Türkiye üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmektir. ABD ve Çin arasındaki hegemonik rekabetin boyutlarını analiz etmek amacıyla SWOT analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem, bir durumun güçlü ve zayıf yönleri ile fırsatlar ve tehditlerini karşılaştırmayı mümkün kılar. ABD-Çin rekabetinin Türk Dünyası için hem avantajlar hem de dezavantajlar sunabileceği öngörülmektedir.
- MakaleYalnız künye2024Milli devletçilik bağlamında azerbaycan cumhuriyeti’nin eğitim siyaseti (1918-1920)
Sadık, Ramin
Azerbaycan 19. Yüzyılın başlarından itibaren Çarlık Rusyası tarafından işgale uğradıktan sonra her alanda olduğu gibi eğitim alanında da rejimin asimilasyon politikasıyla yüzleşti. Kendine sadık bir toplum yetiştirme maksadı taşıyan rejim, bir yandan bölgede yeni okullar tesis ederek Rusça eğitime önem verdiği gibi bir yandan da özellikle Azerbaycan gençlerinin yükseköğrenim hakkını engellemeye çalıştı. Buna rağmen imkânı olan aileler evlatlarını Rusya’nın farklı üniversitelerine yollayarak eğitim almalarını sağladılar. Eğitimlerini tamamlayan gençler ise yurda geri dönünce bilgi ve birikimlerini halkın aydınlanmasına adadılar. Neticede 20. Yüzyılın başlarında Azerbaycan’da milli ruhta ve çağdaş görüşte bir aydın sınıfı doğdu. Bu sınıf okul, gazete ve siyasal kuruluşlar üzerinden bütün çabalarıyla halkın ufkunu açarak zihinlerde Azerbaycan’ı bağımsızlığa kavuşturacak düşüncenin tohumunu serpti. Böylece bağımsızlık arzusu toplumun ana gayesi olurken, Rusya’da meydana gelen devrimler bağımsızlığa giden yolun diğer şartlarını oluşturdu. Neticede 28 Mayıs 1918’te dönemin aydın sınıfı Azerbaycan’ı bağımsızlığa kavuşturdu. Bu çalışmada 1918-1920 yılları arasında bağımsız olan Azerbaycan Cumhuriyeti hükumetinin milli devletçilik bağlamında eğitim alanında yaptığı icraatlar incelendi. Sadece 23 ay gibi kısa süreli varlığına rağmen hükumetin bölgede milli okulların açılmasına, kadroların yetiştirilmesine, üniversite tesisine ve yurtdışına öğrenci gönderilmesine yönelik gayretleri bütün tafsilatıyla kaleme alındı. Daha önceki hiçbir çalışmada Azerbaycan Cumhuriyeti hükumetinin eğitim siyasetine milli devletçilik bağlamıyla yaklaşmasının üzerinde durulmadığı gerçeğinden yola çıkılarak ortaya konan hipotezin desteklenmesi amacıyla konunun yazımı sırasında döneme ait arşiv kayıtları, gazeteler, kaynak eserler titizlikle gözden geçirildi ve metinin yazımı esnasında kullanıldı
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024İlhanlılar Zamanında Tıp ve Eczacılık Bilimlerine Genel Bir Bakış
Dayı, Özkan
Moğol istilasından sonra yeni bir değişim ve dönüşüm dönemine giren Ön Asya coğrafyası ilmi alanlarda farklı bir gelişim çağına girmiştir. Bu bölgede on üçüncü yüzyılın başında savaşın, katliamların ve göçün yıkıcı etkisini yaşayan bilimsel durum, Moğolların Ön Asya’ya hâkim olması ve ardından bir Moğol şube devleti olan İlhanlı devletinin tesis edilmesi ile yeniden canlanmaya başlamıştır. Süreç içerisinde tıp ve eczacılık ilminde değişimin nasıl cereyan ettiği çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Bu bağlamda süreç boyunca Moğol yönetimlerinin tıp ve eczacılık ilmine oldukça ilgili oldukları bilinmektedir. Özellikle İlhanlılar zamanında Hâce Nasîrüddîn Tûsî ve onun yardımcıları arasında bulunan tabipler, Vezir Sa‘dü’d-Devle, Vezir Reşîduddîn Fazlullah ve dönem içerisinde yetişen diğer âlimler İlhanlı tahakkümünde tıp ve eczacılığın gelişmesine sebep olmuşlardır. Yine bu dönemde açıdan veya yeniden faal hale getirilen hastaneler, tıp ilminin İlhanlı yöneticileri nezdinde değer ve ilgi gördüğünü kanıtlamaktadır. Bu dönemde tıp ve eczacılık eğitimi veren kurumların tesis edildiği bilinmektedir. İlhanlı ülkesinde bu alanda araştırmaların yapıldığı, İlhanlı coğrafyasının dışında yer alan Hint ve Çin diyarlarına tıp ve eczacılık incelemeleri için elçilerin gönderildiği dönemin kaynak eserlerine yansımaktadır. Çalışmamızda bu bilgiler dikkate alınarak İlhanlılar zamanında tıp ve eczacılık ilminin genel durumu, dönemin tıp âlimleri, bu alanda yazılan eserleri, İlhanlı ülkesinin tıp eğitim merkezlerini ve hastanelerini aktarmayı amaçlamaktayız.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Tölögön Kasımbekov’un ‘Baskın’ Romanında Tarih Bilinci
Aytaç, Aslıhan
İnsanoğlu geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç görüntü düzeyinden meydana gelen zaman algısına bütünsellik kazandırarak tarih bilinci oluşturur. Bu doğrultuda tarih bilinci, ataların deneyimsel belleğinden yola çıkarak şimdiyi, geçmiş düzleminde anlaşılır kılarken geleceğin farkındalıkla kurulmasını sağlar. Toplumlar için tutunma noktası oluşturan tarih bilinci, bir milletin varoluşundaki öncül koşullardan biri şeklinde kabul edilir. Tarih bilincini, anlatmaya dayalı edebî metinlerinde ana etimon olarak önceleyen Tölögön Kasımbekov, tarihsel romanlarıyla Kırgız edebiyatına yön verir. Yazar, tarihsel gerçeklikleri kurgusal düzleme aktarıp okuru bilgilendirmeyi amaçlarken ideolojisi doğrultusunda yönlendirmek ister. Bu bakış açısıyla yazarın tarihsel gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı ‘Baskın’ romanında, Türkistan coğrafyasındaki Hokand Hanlığının, 1859-1898 yılları arasındaki sosyal, politik, ekonomik, askerî ve kültürel panoraması, özgürlük/ bağımsızlık mücadelesi şeklinde çıkarılırken tarih bilincinin önemine dikkat çekilir. İnsan- zaman- mekân ilişkisinin algısal düzlemde kurulduğu romanda, kolektif bilinçte yer alan kültürel bellek kodları, tarih bilincini belirginleştirmek üzere sıklıkla kullanılır. Bu açıdan çalışmada geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki döngüsel ilişki; atalar kültü, vatan bilinci ve müziğin büyüsü şeklinde değerlendirilecektir.
- MakaleAçık Erişim2024II. Meşrutiyet Dönemi Türkçe İslam Tarihi Metinlerine Dair Açıklamalı Bir Bibliyografya Denemesi
Yenilmez, Hasan
II. Meşrutiyet dönemi, matbuat hayatında ortaya çıkan serbestiyetle birlikte fikri hareketlerin ve bunların neticesinde ortaya çıkan metinlerin bir hayli yoğun olarak karşılaşıldığı bir dönemdir. Tarih ilmi -özellikle de İslam tarihi sahası- bilhassa dönemin düşüncesinin meşruiyeti açısından sıkça başvurulan, kullanılan bir alan olmuştur. “Hürriyet”, “Adalet”, “Müsâvat” ve “Uhuvvet” gibi dönemin yaygın sloganları Hz. Peygamber’in hayatında, İslam tarihindeki hadiselerde öne çıkarılmaya çalışılmış ve tarih önemli bir araç olarak görülmeye başlanmıştır. Aynı zamanda farklı tarih telakkilerinin öne çıkması sebebiyle özellikle dönemin aydınları tarafından yeni bir İslam tarihi yazımı ihtiyacı görülmüş ve bu çerçevede girişimlerde bulunulmuştur. Dolayısıyla bu dönemde farklı düşüncelere mensup kalemlerden birçok İslam tarihi metni ortaya koyulmuştur. Bu araştırmada II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) saltanatın kaldırıldığı tarihe kadar (1922) 51 farklı Türkçe İslam tarihi metni tespit edilmiştir. Söz konusu bu 51 metnin, 36 farklı müellif tarafından kaleme alındığı görülmüştür. Metinlerin hitap ettiği okuyucu kitlesine göre farklı yazım tarzları benimsendiği de bu incelemelerimizde anlaşılmaktadır. Eserlerde takip edilen usûl, söz konusu dönemde var olan tarih telakkilerine dair de bir ipucu sunmaktadır. Kronolojik olarak hazırlanan bibliyografyada metinlerin dili ve ele aldığı konular belirtilmiş, metinler içerisinde başvurulan kaynaklar ismen zikredilmiştir. Ayrıca metinlerin önsözünde müellifin, eserini kaleme alma sebebine dair ifadeleri yer alıyorsa bunlar birebir aktarılmaya çalışılmıştır. Bibliyografyada yer verilen metinler hakkında müstakil çalışmalar bulunuyorsa -tespit edilebildiği kadarıyla- bu çalışmalara da atıflarda bulunulmuştur. Kısacası bu çalışmada II. Meşrutiyet döneminde kaleme alınan İslam tarihi metinleri hakkında açıklamalı bir bibliyografya hazırlanmış ve metinlerin dikkat çeken hususları ön plana çıkarılmış ve böylelikle o döneme dair çalışma yapacak olan araştırmacılara küçük bir katkı sunmaya çalışılmıştır.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2024Belediyelerin stratejik planlarının kalkınma planıyla ilişkisi: 11. kalkınma planı üzerinden 3 büyük kent üzerine bir araştırma
Kantar, Gokmen; Kan, Muhammed Enes
Devletin ekonomi, sağlık, adalet, güvenlik, istihdam, eğitim, sosyal hizmetler, ulaşım gibi hemen her konusuna ilişkin gelecekte ulaşmak istediği hedeflerin, politika ve tedbirlerin yer aldığı kalkınma planlarının başarıyla ulaşmasında ülkedeki diğer kurumların amaç ve hedeflerinin bu plana uygunluğu oldukça önemlidir. Ulusal stratejik amaç ve hedeflerin yer aldığı kalkınma planları ile yerel stratejik amaç ve hedeflerin belirlendiği stratejik planlar arasındaki uyum da bu anlamda oldukça değerlidir. Bu düşünceden yola çıkılarak yapılan bu çalışmanın amacı kalkınma planları ile yerel yönetimlerin stratejik planları arasındaki uyumun incelenmesidir. Çalışma Türkiye’nin 11. Kalkınma Planı ile Türkiye’nin nüfus bakımdan en kalabalık şehirleri olan Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Planları ile sınırlandırılmış, söz konusu planlar arasındaki uyum incelenmiştir. 11. Kalkınma Planı’nda doğrudan yerel yönetimlere ilişkin düzenlemeleri içeren “Yaşanabilir Şehirler, Sürdürülebilir Çevre” başlığı altındaki düzenlemeler Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri Stratejik Plan’larında araştırılmıştır. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesi yöntemi kullanılmış, kalkınma planı ve stratejik planlardan elde edilen veriler NVIVO 14 paket programının da yardımıyla içerik analizine tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda stratejik planların genel hatları ile 11. Kalkınma Planı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Buna rağmen KÖYDES-KIRDES gibi yerel yönetimleri ilgilendiren ulusal projelere stratejik planlarda yer verilmemesi, kalkınma ajansları, KOSGEB gibi uzmanlık kuruluşları ve ilgili bakanlıklar ile işbirliğine yönelik herhangi bir düzenlemensin yer alamaması stratejik planlarda önemli bir eksiklik olarak tespit edilmiştir
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Martin Luther’in Yahudiler Hakkındaki Söylemleri Üzerine Bir Değerlendirme
Keleş, Hatice
16. yüzyılda meydana gelen reform, Martin Luther’in Katolik Kilisesinin Hıristiyan dünyasındaki otoritesine karşı çıktığını ve Hıristiyan dünyasını yönetim konusunda düzenlemelerin yapılması gerektiğini iddia etmesi üzerine yapılan bir harekettir. Reform hareketi sadece Avrupa’da yaşayan Hıristiyanları değil, dini ve ırkı ne olursa olsun bütün vatandaşları sosyal, ekonomik ve dini yönden etkileyen tarihi bir olaydır. Özellikle Avrupa’da yaşayan Yahudi toplulukları da reform sürecinden etkilenen kesim olmuştur. Yüzyıllar boyunca Katoliklerin Yahudiler üzerinde sürdürdüğü Hıristiyanlaştırma politikası tam anlamıyla başarılı da olamamıştır. Luther de Yahudilerin her zaman Hıristiyan dünyasının gündeminde olan bir konu olduğuna dikkat çekmiştir. Luther’in Yahudiler hakkında düşmanca söylemleri ve tavırları bilinen bir gerçektir. Ancak bununla birlikte 1523 yılında yazdığı eserle Yahudilere karşı hoşgörü politikası sergilemesi, diğer reformcular ve Katolikler tarafından Yahudileri desteklediğine dair eleştirilere maruz kalmasına yol açmıştır. Çünkü Yahudiler, İsa Mesih’in katilleri olarak kabul edilmişlerdir. Ayrıca ritüel cinayetleri, zehirleme, ev sahibine karşı saygısızlık-evleri yakmaları gibi Yahudiler üzerine atılan suçlamalar, onlara karşı düşmanlığı daha da arttırmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken durum, Yahudiler üzerine yapılan düşmanlığın aslında Yahudilerden kaynaklanmış olduğu iddiasıdır. Şöyle ki Yahudilerin, kendilerine ait olan rabbinik literatürlerinde Hıristiyanlığa karşı düşmanlıklarını açıkça ortaya koymaları, onlara karşı olumsuz tavırları ve söylemleri arttırmıştır. Ayrıca ritüellerinde Hıristiyanlardan intikam alma temelli duaların yapılması, Hıristiyanların lanetlenmesi, bu söylemlerin ve kışkırtmaların sadece dualarda değil, şiirlerde ve dua kitaplarında da yazılı bir halde geçmesi, onların Hıristiyan düşmanlığını tanımlayan en hafif kanıtlardır. Luther ise 1523 yılında yazdığı eser ile Yahudilere karşı hoşgörülü davranılması gerektiğini ifade etmiştir. Bu eser ile papalığın ve Hıristiyanların onlar hakkında yalanlar yaydıklarını, onları Hıristiyan kanı akıtmakla suçladıklarını ve onlara insan gibi davranmadıklarını belirtmiştir. Bu yüzden de onların Hıristiyan olmadıklarını ve asla olmayacaklarını söylemiştir. Ayrıca sıradan meslekleri icra etmelerine izin vermedikleri için onları tefeciliğe zorlayanların da Hıristiyanlar olduklarını ifade etmiştir. Yahudiler üzerinde uygulanan bu baskı ve yasaklamaların onların Hıristiyanlığa yaklaşmasının önüne geçtiğini öne sürmüş, günlük yaşamda sosyal ve ekonomik yönden Hıristiyan ve Yahudilerin pozitif ilişkiler içerisinde olmalarının sağlanması ile onların İncil’e yaklaştırılabileceğini önermiştir. Buna karşılık 1543’te Yahudilere karşı düşmanca ve hakaret dolu söylemlerini kaleme aldığı eseri ise onun 1523’teki eserinin tam zıddını oluşturan bir anlam içermektedir. Bu eseriyle Yahudilerin İsa Mesih düşmanı olarak çocukluktan beri yetiştirildiklerini ve Hıristiyanları yok etmeye çalıştıklarını belirtir. Bu eserini de bütün Hıristiyanları bu düşmanlara karşı tetikte olmaları adına uyarmak için yazdığını ifade eder. Bu eserinde Yahudilere karşı hakaret dolu ifadelere yer verir. Yahudilerin kendileri dışındaki insanları, insan olarak görmediklerini; seçilmiş halk zihniyetini hala taşıyarak Hıristiyanlara ve diğer insanlığa karşı tehdit oluşturduklarını açıklar. Luther’in tavırlarındaki bu değişiklik, onun reformunu başarıya ulaştırmak adına uyguladığı politika olarak gösterilmiştir. Düşmanca tavrını onlara karşı hakaret dolu ifadelerle yapmasının, bazı tarihçiler tarafından Yahudilere yönelik şiddet eylemlerinin artmasına zemin oluşturduğu iddia edilir. Bu çalışmada Luther’in, Yahudiler üzerine uyguladığı hoşgörü politikasını ifade eden That Jesus Christ was Born a Jew ve yaşamının son dönemlerinde bu politikanın tam zıttı bir şekilde Yahudi düşmanlığını ifade eden On the Jews and Their Lies adındaki iki önemli eseri ile ne amaçladığı, amacına ulaşıp ulaşmadığı ve bu iki eser hakkında yapılan eleştiriler ve değerlendirmeler üzerine durulmuştur.
- MakaleYalnız künye2024A1.1 Intangible Cultural Heritage Elements in Turkish Textbooks (Maarif Turkish Example)
Kaplan, Kadir; Bilgin, Ahmet
This study, which aims to examine the intangible cultural heritage elements in the A1.1 Maarif Turkish textbooks prepared by the Maarif Foundation, used an actual case study from qualitative research designs. Criterion sampling, one of the purposive sampling methods, was preferred as the object of investigation, and A1.1 level primary, middle, and high school textbooks prepared by the Maarif Foundation in 2021 were used. ICH list was used as a data collection tool, and the textbooks’ activities were analyzed in line with this list. Descriptive content analysis was used to analyze the collected data. Knowledge and practices related to nature and the universe, performing arts, rituals and feasts, oral traditions and narratives, social practices, handicraft tradition, place names on the temporary list, mixed heritage, and natural heritage were identified as the main themes in the list and descriptive analysis was carried out according to these themes. It was concluded that in all of the textbooks examined, greetings under the upper element of ICH oral traditions and expressions were given more space, the diversity of ICH elements increased as the level of education increased, and greetings from ICH elements were quantitatively given enough space. In contrast, other elements weren’t given enough space.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Bir İhtilâc-nâme Örneği: Hâzâ Kitâbu İskender-nâme-yi İhtilâc
Büyükada, Merve
İnsanoğlu geçmişten bugüne ileride yaşanabilecek durum ya da olaylar hakkında bilgi edinmek istemiş ve gelecek ile ilgili birtakım tahminlerde bulunmuştur. Bunu yaparken de çevredeki farklı nesneleri, canlıların hareketlerini veya onların fiziksel özelliklerini bir araç olarak kullanmış nihayetinde bunları iyiye ya da kötüye yorarak çeşitli yargılara varmıştır. Tüm bu tahminler ve hükümler zamanla birikerek toplumların inanç dünyalarına yerleşmiş ve dilden dile aktarılarak yazılı geleneğin bir parçası hâline gelmiştir. Daha çok fal içerikli olan bu ürünler Türk edebiyatında “fal-nâme” başlığı altında toplanmıştır. Fal-nâme çatısı altında sınıflandırılan türlerden biri de ihtilâc-nâmeler ya da diğer bir adıyla seğir-nâmelerdir. Bu metinlerde insanın muhtelif uzuvlarının seğirmelerine özel anlamlar yüklenerek çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur. Yurt içi ve yurt dışı kütüphanelerinde manzum veya mensur şekilde kaleme alınmış birçok ihtilâc-nâme mevcuttur. Manisa İl Halk Kütüphanesinde 45 Hk 5373/1 numara ile kayıtlı mecmuada yer alan ihtilâc-nâme de bunlardan biridir. Metin mecmuanın 8b-12b varakları arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada “Hâzâ Kitâbu İskender-nâme-yi İhtilâc” başlıklı metin Latin harflerine aktarılarak tavsif edilmiş; ardından muhteva, dil ve imla yönünden incelenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2024Fâtiha Sûresi Tefsiri: Sâdî Çelebî’nin (ö. 945/1539) er- Risâletü’s-Sa’diyye Adlı Eserinin Tahlil ve Tahkiki
Aras, Zakir
Sâdî Çelebî’nin er-Risâletü’s-Sa’diyye başlıklı eseri, Fâtiha Sûresinin tefsirini ihtiva etmektedir. Bu tefsir 16. yüzyıl tefsir çalışmalarının mahiyeti ve Osmanlı düşünce tarihi hakkında bilgi vermektedir. Eserde Sâdî Çelebî’nin derin bir tefsir müktesebatının olduğu, ilgili disiplinin birincil ve ikincil kaynaklarına müracaat ettiği görülmektedir. Sâdî Çelebî’nin, Seyyid Şerîf Cürcânî’nin (ö. 816/1413) el-Keşşâf tefsirine yazdığı hâşiyesini esas alarak onu eleştirmesi, tefsir literatüründeki eleştirel hâşiye geleneğine katkı sunan bir eser hüviyeti kazandırmıştır. Sâdî Çelebî, belâgat ilminden istiğrâk, cins, isim cümlesi, fiil cümlesi, mübteda-haber ve mecâzî isnâd konularına yer vermiştir. Fıkıh ilminden temsilî kıyâs, tek rekâtın namaz sayılıp sayılmayacağı meselesini ele almıştır. Süyûtî’den (ö. 911/1505) Mekkî ve Medenî ilmine dair uzun alıntılar yapmıştır. Bu risalede Sâdî Çelebî’nin en sık kullandığı kalıplar arasında “ وأعترض عليه /ona şu şekilde itiraz edilmiştir” yer almaktadır. Nitekim Sâdî Çelebî tefsir kitaplarından birtakım teviller aktardıktan sonra ilgili konuya dair mevcut eleştirilere ve kendi yorumuna yer vermektedir. Bu durum onun risalesine eleştirel ve didaktik bir nitelik kazandırmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2024Moğol İstilâsının Gerekçelerine Dair Bazı Tespitler: Horasan Örneği
Durmuşoğlu, Kurban
Moğol istilâsı Orta Çağ’da belki de adından en çok söz ettiren olaylardan biridir. Cengiz Han liderliğinde başlayan bu istilâ hareketiyle birçok yerleşim alanı ya büyük bir tahribat yaşamış ya da tamamen yıkılmıştır. Bu yıkımlardan en büyüğü de Horasan’da yaşanmıştır. Ancak Moğolların Horasan coğrafyasındaki yıkımlarının boyutları tartışma konusudur. Bu konuda kaynaklar birçok iddia öne sürmekte ve Moğol istilâsını farklı gerekçelerle ortaya koymaktadır. Hiç şüphesiz Moğolların Horasan’daki tutumunun bir strateji sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Aksi taktirde bu konudaki iddialar Moğol istilâsının gerekçelerini açıklama noktasında eksik kalacaktır. Hârezmşâh bakiyelerinin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik olan bu stratejide elbette bölgede birtakım yıkımlar meydana gelmiştir. Bu bağlamda Moğolların Horasan coğrafyasındaki yıkımları birçok nedene bağlandığı gibi temelde bir bütün halinde ele alınmamıştır. Dolayısıyla çalışmamızın ortaya çıkış noktası da bu eksiklikten ileri gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, Moğolların Horasan’da gerçekleştirdikleri yıkımların altında yatan sebepleri genel çerçevede tespit etmektir. Bu kapsamda araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Moğolların Horasan coğrafyasında gerçekleştirdiği yıkımların altında Moğolların askerî strateji ve intikam duygusu, Horasan’ın stratejik konumu, Horasan halkının itaat etmemesi, bozkır taktiği ile Moğolların göçebe yaşamı ve Hârezmşâhların ihaneti gibi sebeplerin olduğu tespit edilmiştir.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim20241260-61 / 1844-45 Temettüat Kayıtları Işığında Mahmutlar ve Gökçeviran Köylerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı
Metin, Rafet
Temettüat Defterleri, 19. yüzyıl Osmanlı sosyal ve ekonomik tarihinin en değerli kaynaklarından biri olarak öne çıkmaktadır. Tanzimat dönemi reformlarının etkisiyle bu defterlerde vergi reformu konusu öncelikli bir mesele olarak ele alınmıştır. Devlet gelirlerinin denetim altına alınması, vergi sistemindeki aksaklıkların giderilmesi, vergi mükelleflerinin belirlenmesi ve bütçenin dengelenmesi gibi hedefler doğrultusunda ülke genelinde sayımlar yapılmıştır. Bu sayımlar sonucunda hazırlanan Temettüat Defterleri, vergilendirme sistemini adil hale getirerek halk üzerindeki vergi yükünü hafifletmeyi amaçlamış ve vergi dağılımında yaşanan adaletsizlikleri gidermeyi hedeflemiştir. Aynı zamanda bu kayıtlar, dönemin sosyo-ekonomik ve demografik yapısını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaktadır. Kayıtlarda, çeşitli bölgelerde yaşayan halkın mal varlıkları, sahip oldukları mülkler, hayvanlar, arazi ve kişisel malları detaylı bir şekilde kaydedilmiş; bu sayede dönemin kırsal yaşamı, nüfus yapısı ve tarımsal ekonomisi hakkında önemli veriler elde edilmiştir. Temettüat Defterleri, aynı zamanda mükelleflerin adları, lakapları ve meslekleri hakkında da bilgi sunmaktadır. Bu bilgiler, dönemin ekonomik ve sosyal yapısına dair kapsamlı bir panorama sunmakta, Osmanlı toplumunun ekonomik faaliyetlerini anlamamıza imkân tanımaktadır. Bu çalışmada, Hicri 1260-1261 (Miladi 1844-1845) yıllarında Kalecik Kazasına bağlı olan Mahmutlar ve Gökçeviran köylerinin sosyal ve ekonomik yapıları, 17095 numaralı Temettüat Defteri’nden faydalanılarak incelenmiştir. Kayıtlardan anlaşıldığı üzere, bu köylerde yaşayan toplam 49 hane, geçimlerini ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Tarımsal faaliyetler arasında buğday, arpa ve pamuk üretimi öne çıkarken, hayvancılıkta ise daha çok küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar ile yük ve binek hayvanları yetiştirilmektedir. Ziraat işçiliğinin yaygın olduğu bu köylerde, imam, hizmetkâr ve çoban gibi meslek dallarında çalışan kişilerin de bulunduğu görülmektedir. Çalışmada, vergi mükellefi olan hane reislerinin tarım, hayvancılık ve diğer mesleki faaliyetlerinden elde ettikleri gelirler doğrultusunda ödedikleri vergi türleri tespit edilerek, köylerdeki vergi yükü analiz edilmiştir. Bu sayede, köy halkının ekonomik yapısı ve vergi yükü arasındaki ilişki daha net bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Temettüat Defterleri, yalnızca vergi kayıtları açısından değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyo ekonomik yapısını anlamamıza katkı sağlayan birincil kaynaklar arasında yer almaktadır.
- MakaleYalnız künye2024Ekonomide Lokomotif Güç: İktisadi Devlet Teşekkülleri (1940-1945)
Uğur, Uçar
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’nin sanayileşme sürecinde önemli bir yere sahip olan İktisadi Devlet Teşekküllerinin (İDT) kuruluş sürecini, ekonomik bağlamını ve faaliyetlerini sayısal verilerle açıklamak ve bu kuruluşların önemini ortaya çıkarmaktır. Bunlara ek olarak bu teşekküllerin hangi sektörlerde faaliyet gösterdiğini ve bu sektörlerdeki üretim, istihdam ve yatırımlara katkılarını incelemek bir diğer amaçtır. Tasarım/Yöntem: Araştırma ele alınırken öncelikle tarih biliminin birinci el kaynaklarından olan arşiv belgelerinden istifade edilmiştir. Bununla birlikte belirlenen tarihler arasındaki döneme ait veriler ulusal basın taranarak veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Son olarak konu ile bağlantılı telif ve tetkik eserlerden istifade edilmiştir. Çalışma, doküman analizi şeklinde yapılmış, elde edilen veriler analiz edilerek metin oluşturulmuştur. Bulgular: İktisadi Devlet Teşekkülleri, 1930’lu yılların başında sermaye, müteşebbis, bilgi ve teknik uzman eksikliği ile alt yapı sorunları gibi sebeplerden dolayı özellikle sanayi alanında devletin ekonomiye müdahale etmesi sonucunda kurulmuşlardır. İDT’ler devletin toplumsal alandaki görevlerinden olan halkın refah seviyesinin artırılması sorumluluğunu yerine getirmek ve bunun gerçekleşmesi için gerekli koşulların oluşmasında önemli bir role sahiptir. Ayrıca bu kurumlar kalkınma dönemindeki Türkiye ekonomisine olumlu ve yapıcı bir etki ile katkıda bulunarak özellikle kalkınmaya ve teknolojik ilerlemeye öncülük etmiştir. Konunun özelinde ise İkinci Dünya Savaşı yıllarında İDT’ler, Türkiye ekonomisinin istikrarını korumada ve savaşın olumsuz etkilerini hafifletmede önemli rol oynamıştır. Sınırlılıklar: Çalışmanın en önemli sınırlılığı belirli bir zaman dilimini (1940-1945) ele almasıdır. Bu sınırlandırılmaya gidilmesinin sebebi ise özellikle Devletçilik politikasının hayata geçirilmesiyle birlikte kurulan ilk İDT’lerin İkinci Dünya Savaşı gibi olağanüstü bir dönemdeki faaliyetlerinin ele alınması düşüncesidir. Özellikle 1945 yılından sonraki süreçte küresel dünyada Devletçilik politikasının benimsenmesinde bir yavaşlama söz konusudur. Bundan dolayı çalışma ele alınırken bu çerçevede bir yol izlenmiştir. Özgünlük/Değer: Çalışmayı özgün kılan en önemli özellik birinci el arşiv kaynaklarının kullanılmasıdır. Bir diğer özgün değer ise konunun tarih bilimi bağlamında ve dönemsel olarak ele alınmasıdır. Daha önce ele alınan çalışmalar genellikle bu kurumların özelleştirmelerini konu edinip iktisat biliminde ele alırken, bu çalışma doğrudan İDT faaliyetlerine değinmektedir.
- MakaleYalnız künye2024Scopus SJRQ3Almanlar Tarafından Yapılan Zincirli Höyük [Sam’al] Kazıları ve Osmanlı Devleti’nin Bu Süreçteki Uygulamaları
Yildirim, Yildiray
Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen tarihi eser araştırmalarındaki gelişmelere bağlı olarak yabancı araştırmacıların akınına uğradı. Bu araştırmacıların mensup olduğu devletlerden biri de Almanya idi. Almanlar, ilk olarak Anadolu’nun batısında yürüttükleri faaliyetlerin ardından ülkenin diğer kısımlarında da çalışmalar yapmaya başladı. Bu yerlerden biri, Osman Hamdi Bey’in 1884 yılında keşfettiği Zincirli Höyüktü. Berlin Müze Müdürü Carl Humann’ın başkanlığında 1888 yılında kazı için ilk ruhsat alındı. Bunu 1890 ve 1894 yılındaki kazılar takip etti. Ardından 1902 yılında üçüncü kazının devamı niteliğinde başlanan kazı ile Almanların yaptığı çalışmalar son buldu. Kazılarda bulunan eserlerden bir kısmı mevcut nizamname ve padişah onayı ile Almanya’ya verildi. Zincirli hakkında yapılan araştırmalar, genellikle arkeoloji veya eskiçağ disiplini çerçevesinde yoğunlaşmakta ve Almanların yaptığı kazılar hakkında çok kısa bilgiler verilmektedir. Doğrudan Almanlar tarafından Anadolu’da yapılan çalışmaları içeren araştırmalarda ise Zincirli kazılarına neredeyse hiç değinilmemiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi doküman analizi tekniği ile Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan Osmanlı Dönemi belgelerinden hareketle Almanlar tarafından yürütülen Zincirli Höyük kazıları incelenmiştir. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin kazı sürecindeki yaklaşımı, Alman kazı ekibinin ve Osmanlı Devleti’nin buluntularla ilgili tutumları ele alınmıştır. Asar-ı Atika Nizamnamesi kapsamında kazıların yürütüldüğü ve buluntuların buna göre değerlendirildiği tartışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Rus Basınında Çarlık Rusya’nın Erzurum’u İşgal Yılları (1916-1917)
Eşki, Fatih Mehmet
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasında Kafkas Cephesi’nde son büyük savaş yaşanmıştır. Çarlık Rusya’nın Rus Kafkas Ordusu ile Osmanlı Devleti’nin 3. Ordusu bu cephede karşı karşıya gelmiştir. 3. Ordunun insanüstü bir savunma yapmasına rağmen Rus Kafkas Ordusu 16 Şubat 1916 tarihinde Erzurum’u işgal etmiştir. Şehrin işgalinden hemen sonra Rus Kafkas Ordusu yönetimi Erzurum’da genel temizlik yaparak cadde, sokak ve evlerde dezenfeksiyon faaliyetleri yürütmüştür. Çarlık Rusya çeşitli coğrafyalarda tecrübe ettiği idari ve yönetim faaliyetlerini iki yıla yakın bir sürede kaldığı Erzurum’da uygulamıştır. Erzurum’da Geçici Askerî Yönetim oluşturmanın yanı sıra bilim, kültür, imar ve ticaret gibi birçok faaliyetler uygulamıştır. Çarlık Rusya’nın çeşitli üniversitelerinden Erzurum’a gelen bilim insanları şehirdeki tarihi yapıları kayıt altına almış, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını araştırmışlardır. Kafkas Cephesi’nde stratejik öneme sahip Erzurum’da yeni tahkimatlar ile yollar inşa etmiştir. Ayrıca Çarlık Rusya’nın çeşitli şehirlerinden Erzurum’a gelen tüccarlar ticari faaliyetler yürütmüşlerdir. Şehre gelen Rus muhabirler ise burada sosyal yaşama dair gördüklerini propaganda kapsamında gazete sayfalarına aktarmışlardır. Erzurum’da bulunan Rus askerleri şehirde kendilerine sosyal ve kültürel yaşam alanı oluşturmuşlardır. Rus askerleri Erzurum’daki gelişmeleri şehirde yayımlanan askerî gazetelerden takip etmişlerdir. Çarlık Rusya’da 1917 yılında yapılan devrimler Erzurum’da bulunan Rus birlikleri tarafından sevinçle karşılanmıştır. Rus Kafkas Ordusu’nun Erzurum garnizonu Bolşevik taraftarlarının merkezi haline gelmiştir. 18 Aralık 1917 tarihinde yapılan Erzincan Mütarekesi sonucunda Rus Kafkas Ordusu Erzurum’dan çekilmiştir. Bu çalışmada Çarlık Rusya işgali altındaki Erzurum’da uygulanan çeşitli faaliyetler bütüncül olarak ele alınmıştır. Kaynak olarak dönemin Rusça gazeteleri, bilimsel periyodikleri ile bu alandaki Rusça ve Türkçe çalışmalardan faydalanılmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - DerlemeAçık Erişim2024The Ash‘arization of Hanbalism: The Case of Baghdad in the 4th-6th Centuries AH
Oğuz, Elif
Examining inter-sect relations within the time, place, and context framework offers a crucial perspective for understanding the developmental processes and turning points of various intellectual traditions. In the history of Islamic thought, the Hanbali school, known for its rigid stance on theological matters, underwent significant intellectual transformations under the influence of political and intellectual developments in Baghdad during the 4th to 6th centuries AH. In this regard, Mustafa Karatay’s work, The Ash’arization of Hanbalism: The Case of Baghdad in the 4th-6th Centuries AH, thoroughly examines the interaction between Hanbali and Ash’ari thought. This study approaches the relationship between the two schools not from an antagonistic perspective but rather in terms of interaction, analyzing the intellectual exchange between Hanbalism and Ash’arism through prominent scholars and theological issues. Karatay’s work provides an in-depth examination of the Hanbali school’s orientation toward Ash’ari thought, framed within the scientific and political dynamics of the period, thus offering an insightful perspective on the interplay between these two schools of thought.
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Ögedey Han Döneminde Herât’ın İmar Durumu (1229-1241)
Durmuşoğlu, Kurban
Moğollar, Cengiz Han liderliğinden itibaren dünya tarihinde adlarından söz ettirmeye başlamıştır. Onlar batıdaki en büyük rakipleri Hârezmşâhlarla olan mücadeleleri sebebiyle İran coğrafyasına girmiştir. Moğolları harekete geçiren görünürdeki sebep ise Otrar olayı olmuştur. Cengiz Han liderliğindeki Moğollar, elçilerinin öldürülmesinin intikamı olarak ya da bunu sebep göstererek Hârezmşâhlarla karşı karşıya gelmiştir. Moğolların Horasan’da Hârezmşâhlarla olan mücadelesi bölgeye büyük bir yıkım getirmiştir. Bu yıkımdan etkilenen Horasan şehirlerinden biri de Herât’tır. Şehir, Moğol istilasıyla yıkılmış olsa da bu durum sadece Cengiz Han dönemiyle sınırlı kalmıştır. Çünkü Cengiz’in ardıllarında, idarî anlamda babalarının politikasını benimsemedikleri görülmektedir. Dolayısıyla bu durum Horasan şehirlerinde yeni bir sürecin başlangıcı olarak kabul edilmekte ve birçok alana etki etttiği görülmektedir. Cengiz Han’ın yerine han olan Ögedey’in imar konusundaki tutumu da bunun bir yansımasıdır. Ögedey Han’ın şehirlerin imarı ile ilgili tutumu bütün Horasan şehirleri gibi Herât için de bir dönüm noktası olmuştur. Bu sayede Herât, Ögedey Han ile birlikte imar anlamında bir toparlanma dönemine girmiş ve gelişim göstermiştir. Ögedey Han’ın yönetimi altında yapılan imar faaliyetleri, bölgenin yeniden kalkınması ve gelişmesi için önem arz etmektedir. Bütün bunların aydınlatılması noktasında çalışma, ağrlıklı olarak dönemin Farsça kaynaklarına dayanmaktadır. Ancak gerekli görüldüğü yerlerde Türkçe ve İngilizce çalışmalara da müracaat edilmiştir. Bu bağlamda çalışma, Moğol istilasıyla Herât’ta yaşanan yıkımlara değinmekte ve Ögedey Han döneminde bölgede yapılan imar faaliyetlerini konu edinmektedir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Martin Bucer’in 16. Yüzyıl Reform Hareketiyle Bölünme Yaşayan Hıristiyanları Uzlaştırma Gayretleri
Keleş, Hatice
16. yüzyılda meydana gelen reform hareketi, Martin Luther’in yanı sıra birçok farklı görüşe sahip olan din adamlarını da harekete geçirmiştir. Bu din adamlarından biri Martin Bucer (1491-1551)’dir. Bucer, Schlettstadt’ın yerel prestijli hümanist Latin okulunda ileri derecede bir eğitim almıştır. Hayatının erken yıllarında Hümanist ve Erasmian bir kimlik kazanmıştır. Luther ile tanışmasıyla birlikte reformu destekleyen dini liderlerden biri olmuştur. Daha sonra reformun önemli bir dini merkezi olan Strasburg’un din adamları meclisinin başkanı seçilmiştir. Bucer’in, reforma destek verdiği en önemli görüşü, gruplara/cemaatlere ayrılmış olan Hıristiyan alemini, uzlaşmacı bir yöntemle tekrar bir araya getirmektir. Bunun için de birçok toplantı, tartışma ve kolokyuma katılmıştır. Öncelikle Protestanları kendi aralarında birleştirmek için çabalamıştır. Daha sonra da Protestanlarla Katolikleri uzlaştırmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, Martin Bucer’in reform sürecinde görüş ayrılıkları sebebiyle çeşitli gruplara ayrılan Hıristiyanları birleştirme gayretleri deskriptif yöntemle ele alınmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Sabahattin ali’nin hikâyelerinde çocuk işçiler
Oruç, Osman
Hikâyeyi romandan bağımsız ‘müstakil bir tür’ olarak alan ve bu anlayışı kabul ettiren Ömer Seyfettin’den sonra Türk hikâye tarihinde Sabahattin Ali bir kırılma noktası teşkil eder. 1930’lu yıllarda Vakit Gazetesi etrafında kümelenen toplumcu gerçekçi hikâyecilerin propagandist bir tavırla gündeme getirdikleri meseleleri Sabahattin Ali kuru ideolojiyi geri planda tutarak, hikâyeden taviz vermeden ele alır. Öteden beri bir Türkiye gerçeği olan çocuk işçiler toplumcu gerçekçi bir sanatçı olan Sabahattin Ali’nin kimi hikâyelerinde de gündeme getirilir. Sabahattin Ali, toplumsal hayatta gözlenen sosyal adaletsizliği çocuk işçiler vasıtasıyla işleyerek söz konusu sorunu çok daha güçlü bir biçimde, adeta bir çığlık halinde okuyucunun dikkatine sunar. Çalışmaya konu üç hikâyede küçük/çelimsiz bedenleriyle çok çalışıp az tüketenler ile semirmiş/haddinden fazla iri bedenleriyle az çalışıp yahut hiç çalışmayıp çok tüketenlerin çatışması işlenir. Bu çalışmada Sabahattin Ali’nin ‘Apartman’, ‘Arabalara Beş Kuruşa’ ve ‘Ayran’ adlı hikâyelerinde sosyal adaletsizliğin bir sonucu olarak ortaya çıkan bozuk düzenin çalışmaya ittiği çocuk işçiler gerçeği üzerinde durulacaktır.
AtıfOpenAlex2
İncele









