Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2023
    مدارس التفسير في مصر في العصر الحديث

    Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif

    لما نزلَ القرآن الكريم على رسول الله ﷺ، احتاج بعض الصحابة الكرام، إلى تفسير بعض آياته الكريمة التي صَعُبَ عليهم فهمها، ولذلك أخذ رسول الله ﷺ على عاتقه تفسير هذه الآيات، فبيّن لهم ما أُشكِل عليهم؛ فلما توفي رسول الله ﷺ اهتم بعض الصحابة بتفسيرها وبيان معانيها وألفاظها؛ ومع توسُّعهم وانتشارهم في الأمصار، نشأت في كلّ بلدٍ مدرسة للتفسير؛ فكان ابن عبّاس في مكّة، وأبيُّ بن كعب في المدينة، وعبد الله بن مسعود في الكوفة، ثم كثرت مدارس التفسير، وكثرت اتجاهاته ومناهجه، في كل الدول الإسلامية. وفي العصر الحديث ظهرت نزعات تفسيريّة جديدة؛ نتيجة لتطور العلوم، حيث ظهرت النزعة العِلميّة في تفسير القرآن، والبحث عن أوجه الإعجاز فيه. ولما كان العصر الحديث هو عصر العلم والتكنولوجيا، فقد ظهر كثير من المفكرين والعلماء، الذين أخذوا في الربط بين العلم وتطوراته، وبين القرآن الكريم، وردوا كل شيء إليه. ولذلك تنوعت كتب التفسير في مصر في القرن العشرين وكثرت، واشتهر كثيرون. وقد اتسمت هذه التفاسير بالسهولة والأسلوب الأدبي البلاغي، حيث طبيعة العصر الذي يحتاج إلى السهولة، ليصل إلى شريحة أكبر؛ ولذلك فإننا نتناول جهود هؤلاء العلماء في خدمة القرآن الكريم، ومناهجهم في تفسيره. وكان من أهم الصعوبات التي واجهت الباحث في هذا البحث هو ذلك الكم الهائل من المفسرين والمفكرين ومؤلفاتهم التي تركوها لنا في كل الاتجاهات المتنوعة والمختلفة، ولكنها تتفق جميعًا حول إعلاء كلمة الله تعالى، وفهم نصوصه الكريمة، وتقريبها إلى الأذهان والأفهام.

  • MakaleYalnız künye2023
    Religious Culture and Ethics Courses and Imam Hatip High School Vocational Course Teacher Candidate’s Opinions on the Public Personnel Selection Exam and Field Knowledge Tests for Teachers

    Kaya, Fatih

    This research aims to examine the opinions of teacher candidates about the DKAB-OABT applied since 2013 and the IHL-OABT exams that have started to be held since 2018. The research was carried out with the case study method, one of the qualitative research designs. The study group of the research consisted of 25 teacher candidates who graduated from various faculties of theology and who took the OABT exam at least twice, determined by the purposive sampling method. In this context, the data of the research were obtained through a semi-structured interview with 3 open-ended questions. In the analysis of the data, themes were created using content analysis. It has been concluded that during the preparation process for the OABT exam, the most frequently used resources by teacher candidates are OABT lecture books, digital content, OABT question banks and trial exams. It has been determined that the majority of the participants are of the opinion that the education given in the undergraduate level is "adequate" in preparation for the exam, since the theology education at the undergraduate level is qualified and the course content is comprehensive. However, it was determined that the participants found the content validity of the OABT sufficient and stated that the OABT questions coincided with the undergraduate education of theology, covered most of the compulsory courses, and the question distribution was suitable for the courses explained in the exam content by OSYM. In addition, it was concluded that the majority of the teacher candidates were of the opinion that the OABT exam should be done in a single session, since the subject and question distribution of the OABT questions were close and the exams were similar.

  • MakaleYalnız künye2022
    Kur’ân’in kerîm sifati

    Çakır, Numan

    Kur’ân’ın sahip olduğu özellikler Kur’ân’da bazen birkaç kelimeyle, bazen de geniş biçimde açıklanmıştır. Çeşitli âyetlerde Kur’ân kelimesinin sıfatı olarak “ʿaceb”, “ʿarabî”, “ʿazîm”, “hakîm”, “kerîm”, “mecîd”, “mübîn” ve “zi’z-zikr” kelimeleri varit olmuştur. Vâkıa Sûresinin 75-77. âyetlerinde yıldızların mevkilerine yemin edilerek Kur’ân’ın kerîm olduğu söylenmiş, böylece bir kitabın “kerîm” olarak nitelenmesi ilk defa Kur’ân’la başlamıştır. “Kerîm”, zamanla Kur’ân’ın en fazla kullanılan sıfatı olmuştur. Zira müslümanlar Kur’ân’dan söz ederken ona saygı ve hürmet göstererek çoğunlukla “Kur’ân-ı Kerîm” derler. Kur’ân’ın “kerîm” sıfatının hangi anlama geldiği hususunda pek çok yorum yapılmıştır. Çünkü “kerîm” lafzının Arap dilinde birçok anlamı olup müfessirler onun anlamında fikir birliği edememişlerdir. Bu makalede Kur’ân’ın “kerîm” sıfatının onun hangi özelliğini ifade ettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu maksatla önce “kerîm” lafzının Arap dilindeki anlamları gösterilmiş, ardından “kerîm” sıfatının Kur’ân’da hangi anlamlarda kullanıldığı incelenmiş, son olarak da Kur’ân’ın “kerîm” sıfatının anlamı hakkında müfessirler tarafından yapılan yorumlar ele alınıp değerlendirilerek bir neticeye varılmaya gayret edilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Examining the Folk Medicine Elements Mentioned in Kemâleddîn Demîrî’s “Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ” in Terms of Traditional Treatment Methods

    Ünalan, Ozlem; Ünalan, Ibrahım

    Purpose: The famous Arabic writer Kemâleddîn Demîrî prepared a zoology book called "Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ" in Hijri 773 (1372). While giving information about animals, the author also gave information about which diseases the products related to the animal in question will be used in the treatment. This paper aims to reveal the animals mentioned in "Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ" and used in the treatment of various diseases and the names of diseases among the Arabs in the 14th century. In the study, it will be mentioned how these animals or various animal products will be used in diseases. In addition, folk medicine practices mentioned in "Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ" will be examined in terms of realistic methods, magical methods, and mixed, both realistic and magical, methods. Method: This study was prepared between 03.12.2021 and 15.04.2022, and in the study, the Beirut edition of Hayâtu'l-Hayevâni'l-Kübrâ and its Turkish translation made by Rahmi Serin in 2018 were used. After determining the animal names used in treatments, it was determined in which kind of diseases these animals were used and in what way. In the study, the names of the diseases were listed alphabetically and the treatment of these diseases with animal products was stated. In this regard, the diseases mentioned in "Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ" and their treatment with animal products were examined in line with the healing methods used in folk medicine. Findings: Fifty-seven disease names were identified in "Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ". Some of these diseases are intended to treat poisonings caused by snake, scorpion and bee stings. Apart from these, tooth, head, spleen and eye pain and various diseases are included. In the treatment of diseases, mostly realistic treatment methods have been applied and mostly, animal products were used. Conclusion: From past to present, human beings have desired to resolve all their spiritual and physical disorders by using animal products. They have used spell methods besides realistic methods in the treatment of diseases. “Hayâtu’l-Hayevâni’l-Kübrâ” gave place to a variety of prayers and spells besides treatments with animal products in order to treat diseases.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • DerlemeYalnız künye2022
    Mezhepler Arası Mücadele Hanbelîlik-Eş’arîlik İlişkisi

    Oğuz, Elif

    Bir mezhebin karşıt olarak gördüğü mezhep ile yaşadığı etkileşim, fikirlerinin oluşumu ve tarih sahnesinde kendisini konumlandırması açısından önem taşımaktadır. İsa Koç tarafından hazırlanan Mezhepler Arası Mücadele Hanbelîlik-Eş’arilik İlişkisi (III-V/IX-XI yy.) adlı eser, mezhepler arası etkileşimi ve bu etkileşim sonucunda mezheplerin kendilerini konumlandırma biçimini göstermesi bakımından oldukça önemli bir muhtevaya sahiptir. Hanbelîlik-Eş’arîlik ilişkisinin 3-5/9-11. yüzyıllarla sınırlandırıldığı bu çalışma, her iki mezhebin tarihi süreçte yaşadığı karşıtlığı, mezhep müntesipleri ve onların eserlerinin ciddi tahlilleri ve yaşanılan dönemde iktidar olan devletlerin bu mezheplere yönelik tutumları perspektifinden incelemektedir. Mezhepler arası mücadelenin fikri boyutunun itikadî ve fıkhî sahaya yansımasının da irdelendiği bu çalışma, mezhepler tarihi literatürüne büyük bir katkı sağlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Bir Osmanlı Vâizi Eğinli Rahmi Efendi’nin İman Meselesine Yaklaşımı

    Sever, Mehmet; Harputlu, Ahmet Selim

    Topluma temas edebilmenin ve kitlelerin bilincini yönlendirebilmenin en işlevsel araçlarından biri olan vaazlar, bünyesinde mev'iza türü anlatıların yanı sıra İslâmî ilimlerin kelâm, fıkıh, tefsir gibi sahalarına dair bilgiler ihtiva eden metinlere dayanılarak icra edilmektedir. Bu yönüyle vaazlar ve kendilerine kaynaklık eden metinler, bazı kanıların aksine halkın birtakım hikayelerle oyalandırıldığı, hurafelerle zihinlerinin iğdiş edildiği telifler değil, yazıldığı dönemin dini, iktisadi, içtimâi ve kültürel problemlerinin göz önünde bulundurulmasıyla kaleme alınıp, cemiyetin tasavvurunu sahih din inancı çerçevesinde şekillendiren başyapıtlardır. Bu çalışma 19. asır İstanbul vâizlerinden Eğinli Rahmi Efendi'nin (ö.1327/1909) vaazlarından müteşekkil Tefcîru't-tesnîm fî kalbin selîm isimli eserinin analizini konu edinmiştir. Bu minvalde Eğinli’nin modern düşünce ile yüzleşen Osmanlı Müslüman toplumunun müntesiplerine, bilmeleri zaruri olan kelâmi esasları vaaz kürsüsünden açıkladığı tespit edilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2022
    İmam Hatip Ortaokulu Arapça Dersi Öğretim Programının Öğretmen Görüşleri Doğrultusunda Stufflebeam’in Bağlam-Girdi-Süreç-Ürün (CIPP) Modeline Göre Değerlendirilmesi

    Kaya, Fatih

    Eğitim programları, uluslararası standartlarda güçlü bir eğitim sistemi inşa etme, toplumun ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirme, maddi ve manevi değerlerin korunması ve geliştirilmesini sağlamak gibi hedefler doğrultusunda geliştirilmektedir. Eğitim kurumları, bilim ve teknolojideki değişikliklerin yoğun olarak yaşandığı bu dönemde, ihtiyaçlar doğrultusunda eğitim programlarında gerekli yenilikler yaparak müfredat değişikliklerine gitmişlerdir. Bu bağlamda programların geliştirilmesi ve değerlendirilmesi eğitimin kalitesinin artmasında büyük önem arz etmektedir.Bu araştırma, Stufflebeam’in CIPP (Bağlam, Girdi, Süreç ve Ürün) program değerlendirme modeline göre Arapça öğretmenlerinin görüş ve tecrübeleri ışığında İmam Hatip Ortaokullarında (İHO) okutulan İlköğretim Arapça Dersi Öğretim Programının (2016) incelenmesini amaçlamaktadır. Nitel araştırma yönteminden durum çalışma deseni ile yürütülen araştırmada, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Trabzon ili imam hatip ortaokullarında görev yapan ve amaçlı örneklem yoluyla seçilen toplam 20 imam hatip ortaokulu Arapça öğretmenleri ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Dinçer (2013) tarafından geliştirilen ve Arapça dersine uyarlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu yoluyla elde edilen veriler, içerik analiz ile çözümlenmiştir. Verilerin analizinde, içerik analizi kullanılarak temalar oluşturulmuş ve bulgular bölümünde öğretmenlerin görüşlerinden sıklıkla doğrudan alıntılar yapılmıştır. Stufflebeam’in CIPP program değerlendirme modeli kullanılarak yapılan veri analizi sonucunda, bağlam, girdi, süreç ve ürün değerlendirme boyutu olmak üzere toplam 4 tema ve bunlara bağlı olarak 12 kategori belirlenmiştir.Bulgularda, bağlam değerlendirme boyutunda öğretmenlerin çoğunun programı incelemediği, bu konuda daha çok ders kitapları ve yıllık planlardan yararlandıkları tespit edilmiştir. Genel olarak katılımcılar programın amaçları için olumlu görüşe sahip olduklarını, programın öğrenci merkezli olduğunu, sarmal yapıya uygun olarak hazırlandığını, gramer yerine dilin aktif kullanımını önceleyerek dinleme ve konuşma becerilerinin geliştirilmesini amaçladığını belirtmişlerdir. Katılımcılar programın zayıf yönü olarak teori ve uygulama uyuşmazlığını, programın her okulda uygulanabilir olmamasını, içeriğin yoğun olmasını, temaların tam olarak birbirini desteklememesini, konuşma aktivitelerinin ve etkinliklerin yetersizliğini ifade etmişlerdir. Girdi değerlendirme boyutunda öğretmenlerin çoğunun öğretim programına yönelik hizmet içi eğitime katılmadığı ya da verilen eğitimin süre ve içerik bakımından yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin görüşlerinden öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyinin düşük olduğu ve derse yönelik isteksiz bir tutum sergiledikleri, ders kitaplarının, EBA platformunda ve din öğretimi genel müdürlüğünün sitesinde yer alan içeriğin kısmen yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Süreç değerlendirme boyutunda, öğretmenlerin ağırlıklı olarak öğretmen merkezli teknikleri kullandığı, Arapça öğretim programının uygulanmasında karşılaşılan sorunlara ilişkin olarak, programın tam olarak uygulanabilmesi için haftalık ders saatlerinin yetersiz olduğu, merkezi sınavlarda Arapçaya yer verilmemesinin öğrencinin motivasyonunu düşürdüğü, bazı okullarda yeterli teknolojik alt yapının olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Genel olarak öğretmenler, programın temalar, içerik ve dil yapısıyla bir tekrar niteliği taşıdığı yönünde görüş bildirmişlerdir. Araştırmanın ürün değerlendirme boyutunda, bilgi ve becerilerin değerlendirilmesi açısından öğretmenlerin en çok uyguladığı değerlendirme aracını, yazılı sınavlar ve öğrencilerin derse katılım notlarının oluşturduğu, sınavlarda dört temel dil becerisinin eşit oranda değerlendirilemediği, konuşma ve dinleme becerilerinin yeterince ölçülmediği ve programda önerilen alternatif ölçme araçlarının kullanılmadığı, ölçme ve değerlendirme süreci açısından öğretmenlerin daha çok sonuç odaklı bir değerlendirme yaptıkları tespit edilmiştir. Programın uygulanamayan boyutlarına yönelik olarak öğretmenler, öğrencilerin dil bilgisi açısından gelişim gösterdiklerini ifade ederken konuşma, dinleme ve yazma (inşa) becerilerinde istenilen düzeyde ilerleme kaydedilemediği ve her öğrencinin aynı gelişimi göstermediği yönünde görüş bildirmişlerdir. Ayrıca öğretmenlerin iletişimci yaklaşımı esas alan programın ana felsefesine bağlı kalamadıkları belirlenmiştir. Bu araştırmada ulaşılan sonuçların, Arapça öğretim programının geliştirilmesi ve etkili bir şekilde uygulanabilmesi açısından katkı sağlaması beklenmektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    The Copies Used by Munawi on his Commentary on Fayd al-Qadir and The Endeavour to Attain the Original Source

    Batmaz, Merve

    Munawi, one of the important scholars of the Ottoman Empire, lived in Kahire in the 16-17th century (1545-1622). This scholar, who started to demand knowledge from a young age, wrote important works in various fields such as hadith, fiqh, tafsir and mysticism. The most prominent point of Munawi is commentary. He became famous with “Fayd al-Qadir”, his commentary on al- Suyuti's al-Jami al-Saghir. In his relevant commentary, Munawi displayed a holistic view to understand the hadiths correctly and explained them from various angles. The author, who made use of many sources while explaining the hadiths, also benefited from some copies in his commentary. The references made by Munawi to the copies are important. Because, the references to some copies that are not yet known to have reached the present day shows that the commentator had this copies. In other words, it is understood that the copies in question were accessible in the 17th century. In this study, the efforts to reach the original copy will be discussed based on the copies used by Munawi in his commentary on Fayd al-Qadir and the references he made to the original source.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2022
    Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân’ında Sünnetin Değeri

    Topyay, Yusuf

    XVIII. yüzyılda yaşayan ve yüzden fazla eseri bulunan İsmâil Hakkı Bursevî (ö. 1137/1725), Osmanlı döneminde yazılan işârî tefsirlerin en kapsamlısı ve en çok ilgi görenlerinden olan Rûhu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân isimli eserin müellifidir. O, bu eserinde muradı ilahinin anlaşılmasında sünnetin rolünü ve bu bağlamda Hz. Muhammed’in dindeki konumuna, rolüne ve salahiyetine yönelik hem rivayet, hem dirayet hem de işârî olmak üzere birçok açıklamaya yer vermiştir. Malum olduğu üzere Hz. Peygamber’in görevinin Kur’an’ı muhataplarına aktarmaktan ibaret olduğunu, başkaca bir görevinin bulunmadığını, Allah'ın Hz. Peygamber'e insanlığa iletmek üzere Kur’ân'dan başka herhangi bir şey vermediğini iddia eden bir anlayış söz konusudur. Bu çalışma Hz. Peygamber'e itaati, ihtiramı, ittibayı önemsemeyen, onun tebyin görevini ve örnekliğini aynı zamanda son ilahi vahiy olan Kur’ân-ı Kerîm ile onun ilk muhatabı, uygulayıcısı, tebliğcisi, açıklayıcısı olan Hz. Muhammed arasındaki sıkı ilişkiyi görmezden gelip “Kur’ân bize yeter.” diyenlerin görüşlerinin Kur’ân'la bağdaşıp bağdaşmadığını meşhur bir işârî tefsir örneği olan Rûhu’l-Beyân’da tespit etmeyi amaçlamaktadır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Derviş Mehmed Bahtî’s Poetic Şir’atü’l-Islam Translation

    Erbay, Ömür

    In this study, which we have done about Terceme-i Şir‘atü’l-İslam, which is a verse translation of \rthe book of catechism and etiquette called Şir‘atü’l-İslâm ilâ Dâri’s-Selâm, which was loved and translated by the \rOttoman ulema, countless we tried to give information about the place of the work in the world of literature and \rIslam. In our study, which we have done according to the translation and analysis methods of Classical Turkish \rLiterature, the work has been prepared in forty-eight chapters by subjecting it to the same classification as the source \rbook, Şir‘atü’l-İslâm ilâ Dâri’s-Selâm, and that these chapters are prepared Hz. Muhammed. We have determined \rthat it starts with following the Sunnah of the Prophet and ends with the chapter on patient rights and procedures for \rpatient visits. We have witnessed that there are three copies of the work, one of which is a lithograph and the other is \ra handwritten copy, and two of the copies are in domestic libraries and one is in libraries abroad. As aresult of the \rexamination, we saw that the copy we brought from abroa was a darft of the auther’s line and we shaped our work \raccordingly. In our study, which included the analysis of Terceme-i Şir‘atü’l-İslâm in terms of language, form and \rcontent, we came to the conclusion that the work is a religious, sufistic, moral mesnevi.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Murad Buhârî’nin Kur’ân Sözlüğünün Türkçe Bölümlerinin Özgünlüğü Meselesi

    Çakır, Numan

    Kur’ân sözlükleri; Kur’ân’da geçen harf, edat, kelime, kavram ve tabirleri belli bir tertibe göre bir araya getirip anlamlarını açıklayan eserlerdir. Kur’ân sözlüklerinin ilk örnekleri, Garîbü’l-Kur’ân türü eserlerdir. İlk zamanlarda az sayıdaki garib kelimenin anlamını ele alan garîbü’l-Kur’ân eserleri, zamanla gelişerek Kur’ân’daki kelimelerin büyük kısmının anlamını inceleyen Kur’ân sözlüklerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Günümüze kadar birçok Kur’ân sözlüğü telif edilmiştir. Nakşibendî tarikatının Müceddidiyye kolunu 17. yüzyılın son çeyreğinde Anadolu’ya taşıyan ilk sûfî olarak tanınan Murad Buhârî (ö. 1132/1720) de Câmiʿu’l-müfredât adlı hacimli bir Kur’ân sözlüğü kaleme almıştır. Aynı zamanda bir Kur’ân fihristi olan bu eser, kelimelerin anlamlarının ayrı bölümler halinde önce Arapça, ardından Farsça, sonra da Türkçe olarak açıklanmasıyla diğer Kur’ân sözlüklerinden farklılık arz etmektedir. Ancak bu eserin Türkçe bölümleri, özgün olmayıp Mehmed b. Mustafa el-Vanî’nin (ö. 1000/1592) meşhur sözlüğü Vankulu Lugatı’ndan olduğu gibi aktarılarak yani intihal yapılmak suretiyle meydana getirilmiştir. Bu makalede genel olarak Kur’ân sözlüklerinin ortaya çıkışı ve Türkçe Kur’ân sözlükleri hakkında özet bilgi verildikten sonra Murad Buhârî’nin hayatı ve eserleri tanıtılmış; Câmiʿu’l-müfredât’ın tertibi, muhtevası ve diğer özellikleri üzerinde durulmuştur. Ardından Câmiʿu’l-müfredât ile Vankulu Lugatı’ndan alınan bazı kelimelerin anlamları karşılaştırılarak bu intihal vakası açık bir şekilde gösterilmeye gayret edilmiştir. Ayrıca Murad Buhârî’nin intihale tevessül etmesi ve Vankulu Lugatı’nı tercih etmesinin muhtemel nedenleri belirlenmeye çalışılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Ebû Sâlim el-Ayyâşî’nin ve Abdulganî en-Nâblusî’nin Seyahatnamelerinde Atalar Kültüne Dair Tespitler

    Ünalan, Ibrahım

    Atalar kültü İslamiyet öncesindeki inanç sistemlerinden biri olup atalara ve onların mezarlarına duyulan saygıyı ifade eder. Bu inanç bağlamında ataların öldükten sonra geride kalan neslin üyelerini koruyacağına, onlara müşkül zamanlarında yardım edeceğine inanılır. Bazı hastalıkların veya felaketlerin ataların kızmasından kaynaklandığı düşünülür. Bu nedenle de ataların ruhlarına büyük saygı duyulur. Onları memnun etmek için kurbanlar bağışlanır ve çeşitli ritüeller uygulanır. Ataların mezarları korunup muhafaza edilir. Ata mezarlarına saygısızlıkta bulunanlar ve zarar verenler cezalandırılır. Atalar kültü Türklerin en eski inanç sistemlerinden biridir. İslamiyet öncesi dönemde başlayan bu inanış İslamiyet’in kabulünden sonra birtakım değişikliklere uğrayarak Türklerin yeni yaşam tarzına ve dinî inanışına uyum sağlamıştır. Atalar kültü Cahiliye dönemindeki müşrik Araplar arasında da görülmüştür, müşrik Arapların putlara saygı duyması, bazı putlara insan silueti verilmesi, onlara kurban sunulması atalar kültü inancından kaynaklanmaktadır. Bu inancın izleri daha sonraki yüzyıllarda da Araplar arasında devam etmiştir. Seyyahlar gittikleri ülkelerin veya şehirlerin kültüründen söz ederken oradaki halkın türbe ziyaretlerinden, türbelerde adakta bulunma, kurban kesme, mum yakma, bez bağlama vb. uygulamalarından da söz etmişlerdir. Osmanlı dönemi Arap edebiyatı seyyahlarından Ebû Sâlim el-Ayyâşî’nin er-Rihletu’l-‘Ayyâşiyye isimli seyahatnamesi ve Abdulganî en-Nâblusî’nin el-Hakîka ve’l-Mecâz fî Rihle Bilâdi’ş-Şâm ve Mısr ve’l-Hicâz adlı seyahat kitabı bu türden seyahatnamelere örnektir. Bu çalışmada Ebû Sâlim el-Ayyâşî’nin ve Abdulganî en-Nâblusî’nin söz konusu seyahatnameleri atalar kültü bağlamında incelenip değerlendirilecektir. Seyyahların yaptıkları türbe ziyaretleri ve bu ziyaretlerle ilgili uygulamalar atalar kültü çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Bilişsel Psikoloji Perspektifinden Muhaddislerde Tenkit Metodu

    Bogha, Asmaa Al

    Bu araştırma, hadis tenkit yöntemini içeren İslami bilgiler aracılığıyla psikolojik durumları okumayı ele almaktadır. Çünkü uygulamalı hadis çalışmaları münekkidin, psikolojik terimleri kullanmasa da bilişsel psikoloji alanına yönelik değerlendirmeler yaptığına işaret ediyor. Hadisleri kabul veya reddetmede bilişsel psikoloji ilmiyle ilgili bu bilimsel kuralların uygulanması, konularının insan olması sebebiyle bu iki ilim arasında bir benzerlik olduğunu ortaya koyar. Dikkat, ezber, hafıza ve ölçüm testleri gibi bilinçsel süreçlerle ilgili bazı hususlar ve bu süreçlerin odak noktası olan insan psikolojisiyle ilgili, yetenekler, motivasyonlar ve onları etkileyen dengesizlikler gibi konularda her iki ilim karşılaştırıldı. Sonra birleştikleri ve ayrıldıkları noktaları tespit etmek için tenkit yönteminde muhaddislerden ve psikoloji ilmindeki araştırmacıların çalışmalarından örnekler sunuldu. Sonuç olarak çıkış noktası ve sonuç bakımından farklılıklar gösterseler de zihinsel eylemler ile ilgili konular bakımından iki ilim arasında kısmi bir benzerlik olduğu sonucuna ulaşıldı. Hadis münekkitlerinin sika tarifinin gerçekleşmesi için zabt şartı, psikologların bahsettiği dikkat anlamını içermektedir. Ancak sevap ve günah gibi şeri' sebeblerden dolayı muhaddisler bu konuda daha seçici davranmışlardır. Bilişsel psikolojide araştırmacılar, insanın zihinsel becerilerinin dikkat ve odaklanma becerisinde rol oynadığını kanıtlamışlardır. Ravilerden makbul olanı diğerlerinden ayırt etmek için raviler arasında karşılaştırma yapan hadis münekkitlerinin dikkati de bu noktada yoğunlaşmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2021
    An Attempt to Interpret the Concepts of Nafs, Mind And Heart Within The Context of Id, Ego and Superego: The Case of Fuzuli's Divan

    Karaduman, Ruken

    Most of the time, scientists and artists use distinct concepts to explain the self that a person seeks to understand and explain. Divan (Ottoman Divan Poetry Tradition) poets, on the other hand, processed historic information, teachings, and beliefs in a universal way, based on human traits, even if they were labelled differently in different eras and geographies. Indeed, analyses based on literature and findings from other fields reveal that divan poetry is a unity encircled by a framework of logic and universality. Studies in Psychology and psychoanalysis provide many options for analysing the human being represented in classical poems from a distinct perspective in this context. With his structural theory of personality, Freud, who conducted major studies on psychoanalysis, states that human emotions and behaviours emerge as a result of the effects of mental systems called id, ego, and superego. The id, as a structure that acts in accordance with unconscious desires, impulses, and the pleasure aiming principle, the ego, as a conscious balance mechanism that attempts to connect with reality, and the superego, as the inner delegate of traditional values and ideals, are all described in detail in this theory. The ego's effort to dominate the impulses, which tries to satisfy its ego functions, and on the other hand, to reconcile the id and the superego with reality is mentioned as a contrast between the immoral claims of the id and the moral and conscientious aspect of the superego, which tries to achieve perfection. These systems, which can be described as elements of the self, are frequently discussed in the tradition, notably in mystical poems, with the concepts of nafs, mind, and heart. The nafs, which pursues mundane pleasures and irrational desires that are incompatible with the aim of human existence, appears in traditional Turkish poetry as a humiliated and criticized element with these traits. The heart, which acts according to its desires and is unaware of divine reality, is portrayed as a spiritual structure that defines good and evil, particularly within the context of mystical teachings, as it strives to achieve the ideal of being a perfect human being. The mind, on the other hand, must resist the nafs' urges and activate the reality principle in opposition to the pleasure principle. However, in accordance with external conditions, the mind must also control and regulate the heart's wants. Divan poets, who typically side with the heart, take a stand against the mind, which tries to rule over the heart's wishes at this juncture. They regard it as inadequate and unable to grasp true meaning. By removing the mental barrier and eliminating the nafs, Divan poets frequently highlight their desire to be united simply with the heart. The purpose of this study is to determine the semantic framework of the nafs, mind, and heart, as well as the images associated with them, which provide various clues about the poet's perspective on inner world of human beings and life at the conscious or subconscious levels with the overlapping meaning connection with the id, ego, and superego. The focus of this study is to evaluate and understand numerous expression qualities and notions based on the concepts of nafs, mind, and heart in Fuzuli's Divan (Collected Poems), using Freud's theoretical conceptual framework. The undesirable aspirations of the nafs, as well as the mind's ability to distinguish between good and evil, are highlighted in Fuzûlî's narratives, which are particularly reflections of his spiritual concepts. The poet, however, prioritizes the values of the heart, which is the embodiment of ultimate beauty, in response to the mind that doubts and causes obstacles. It elevates the heart to a higher spiritual status. In this study, the content analysis method was applied to determine the contexts in which the concepts of nafs, mind, and heart were used in Fuzûlî's Divan. Following the grouping of these concepts in the divan by using the tagging method, a broad assessment of the concepts’ meanings has maintained that the poet has assigned to concepts within the context of the poems' themes.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2021
    Hadis İlmi Penceresinden Hadis Rivayetinde Bulunan Kıraat İmamlarına Dair Bir Değerlendirme

    Bogha, Asmaa Al

    Bu araştırmanın amacı hadis ilmi ve kıraat ilmi arasında râvilerin cerh ve ta’dîli hakkındaki ihtilafı açıklamaktır. Râvinin güvenilir olup olmadığı tespit edilirken (ta’dîl), adâlet ve zabt olmak üzere iki rükün esas alınmaktadır. Bu iki rükündan zabt konusunda ölçüt olarak kıraat ilmi, hadis ilminden farklılık göstermektedir. Bu çalışmada muhaddislere göre zabtın tahakkuku için gerekli olan şartlar incelenmiş ayrıca kıraat imamlarının kıraatte hüccet olarak itibar ettiği şartlar ve makbul kıraatlerin şartları ortaya konmuştur. Cerh ehlinden münekkitlerin kıraat imamlarına ve râvilerine dair sözleri zikredilmiş ve ardından hadis ilmi açısından durumları değerlendirilmiştir. Ayrıca hadis rivayetlerinin neden zayıf olduklarının sebebi de ortaya konmuştur. Hadis ve kıraat ilmi arasında râvileri değerlendirme bakımından farklılık olması bir takım karışıklığa sebep olmuştur. Mesela kıraat ilminde imam olarak kabul edilen İmam Âsım b. Ebi’n-Necûd ve İmam Hafs b. Süleymân hadis ilminde tenkide uğrayan birer râvi olmuştur. Bu çalışmada söz konusu iki İmam Âsım ve Hafs’ın hadisteki durumlarından, cerh ve ta’dîl ehlinin bu iki imam hakkındaki değerlendirmelerinden bahsedildi. Bu doğrultuda hadis münekkidleri râvinin (rivayette bulunan kāri) adâlet bakımından zayıf olduğunu belirtirse bu durum hadis ve kıraat için aynı ölçüde geçerlidir. Eğer zabt yönünden zayıf olduğu belirtilirse o zaman şu kurala göre amel edilir: Her ilim zabt konusunda kendi usûlüne göre hareket etmektedir. Her ilmin zabt şartları kendine hasstır. Yani bir ilim ehli, her ilmin zabt şartlarını taşımak zorunda değildir. Kāri dikkatini kıraate, hadisçi ise hadise verir. Dolayısıyla İmam Hafs kıraatte sika iken hadis ilminde zabtından dolayı zayıf olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bu çalışmada kıraat imamlarının hadis açısından durumları hakkında genel olarak şu sonuca ulaşılmıştır: Bazıları daha alt seviyede olmakla birlikte genelde sadûk ve sika arasındadırlar. Çünkü kıraatte gösterdikleri itina ve şeyhlerine uyum hadis alanında aynı özen ve ihtimam içerisinde olmamışlardır. Hadiste kurrâlardan İmam Âsım gibi sika seviyesinden daha alt seviyede kalan ve İmam Hafs gibi zayıf seviyesinde olan imamların zayıflığı tevsîk’in şartlarından biri olan adâlet dolayısıyla değildir. Daha ziyade hadiste itibar edilen zabt şartları bakımından bir zayıflıktır. Çalışmada ulaşılan bir diğer sonuç ise alimlerin meşhur oldukları alan dışındaki eksiklikleri kendi alanlarında da eksik oldukları anlamına gelmemektedir. Çünkü aslında her alan kendi özel çerçevesinde yetişen ehil alimlere sahiptir. Bir kişi sadece bir ilim dalı ile ilgilenip kendi alanına yoğunlaşarak bu alanda derinleşebilir. Bununla birlikte diğer ilim dallarında eksik kalması mümkündür. Ancak bu eksiklik kendi alanındaki dehasına etki etmeyecek bir eksikliktir. Hadis alimleri fakihler, kadılar ve salihlerin de hıfz konusundaki zayıflıklarından bahsetmiştir. Ancak bu durum onların adâlet durumlarına ya da dinlerine yönelik bir eleştiri olarak değil hadis ilmi çerçevesinde yapılan bir değerlendirmedir. Kurraların durumları değerlendirilirken kurraların ahvalini beyan eden kitaplara müracaat etmek gerekir. Buna karşılık râvilerin ahvali değerlendirilirken rivayetlerde ismi geçen şahısları hadis ilmi çerçevesinde ele alan ricâl kitaplarına müracaat etmek gerekmektedir. Hadis alimleri, râvilerin hallerini en ince ayrıntısına kadar takip etmiş, cerh ve ta’dîl işleminden sonra taz’if edilenleri ve sika olarak görülenleri iki ayrı grup halinde sınıflandırmıştır. Hadis alimleri râvilerin hallerini açıklarken, zayıf noktalarını kuvvetli noktalarından ayırırken çok titiz ve dürüst hareket etmişlerdir. Bir kişi hakkında cerh veya ta’dîl yönünde hüküm verirken insaflı davranmaya özellikle özen göstermişlerdir. Bu durum da onların sözlerini ve hükümlerini daha güvenilir kılmakta ve bizlere doyurucu bilgiler sunmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2021Scopus SJRQ4
    Bir Din Öğretimi Yaklaşımı Olarak Korelasyon Didaktiği

    Sozen, Hasan

    Bu çalışma, Almanya’da, Katolik din dersi öğretim programlarının geliştirilmesinde benimsenen korelasyon didaktiği yaklaşımını konu edinmektedir. Didaktik bir yaklaşım olarak korelasyon, din eğitim ve öğretiminde hem dinî bilgiyi hem de öğrencilerin yaşamlarını dikkate alma iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmada korelasyon didaktiğinin teolojik ve pedagojik temelleri üzerinde durulmuş, yaklaşımın tarihsel dönüşümü incelenmiş, korelatif din öğretiminde dikkat edilmesi gereken hususlara değinilmiş, bu yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri irdelenmiştir. Çalışmanın amacı, korelasyon didaktiğini tanıtmak, ilgili tüm paydaşların dikkat ve anlayışına sunmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı ise din derslerine konu olan dinî bilginin gerçek yaşamda hayat bulmasına imkan veren ve dinî olanı öğrenciler için daha anlaşılabilir kılan bir din öğretimi yaklaşımının alandaki yeni arayışlara kapı aralamasını sağlamaktır. 

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleYalnız künye2021
    The development of the understanding of responsibility in fiqh in terms of compensation law, examination of two examples in the hanafī school

    Yildiz, Kemal; Kızılay, Muhammed Emin

    One of the biggest contributions in the formation of the science of fiqh belongs to Abu Hanifa and the fiqh school he set. In this school, many fiqh issues were discussed in detail and as a result of this, a systematic structure emerged. It acts causing harmful consequences in daily life and the provisions related to these actions are also discussed in this school. Thus, an accumulation with logical consistency has been created in the issues considered within the scope of liability law today. This accumulation has been passed on to the next generations by the students of Abu Hanifa’s school. During the transference, due to reasons such as the needs of people and changes in the mentality of ijtihad, the accumulation has both expanded and underwent some changes. We can see this expansion and change in the discussions on two examples of causal responsibility, which is one of the ways in which responsibility occurs in fiqh. These two examples, which form the subject of our study, are related to the responsibility of the person who opens the barn and cage door. In this study, through these two examples, it is tried to understand the Ḥanafī accumulation and logic in the context of the law of responsibility by tracing the expansion and change that occurred. There are a disputes regarding the examples based on the founding circle of the school. These disputes were dealt with by later Ḥanafī fuqaha’ in time and tried to be grounded with various evidence and different examples. As a result, one of the views was preferred and it became the dominant opinion in the school. However, this opinion changed over time concerning the founding imams themselves.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2021
    Susmanın ve konuşmanın ölçüsü: samt

    Özkan, Ahmet

    İnsan-ı kâmil yetiştirme gayesiyle yola çıkan tasavvuf ehli bu amaca ulaşabilmek için seyr u sülük denilen çetin bir manevî eğitim uygulamaktadır. Riyâzat ve mücahede bu eğitimin önemli unsurlarındandır. Az yemek, az uyumak ve az konuşmak ise riyâzatın esasıdır. Sayılan diğer metotlar ile birlikte değer kazanan az ve yerinde konuşma, gerekti-ğinde susma eylemi sûfîler tarafından samt olarak isimlendirilir. Manevî olgunluğun gös-tergelerinden sayılan samt, tasavvufî makamlardan biridir. Bu kavram dilin afetlerinden korunma gayreti ile başlayan, Allah’ın hükmüne razı olmanın seviyesine ve ilahî heybet karşısında hayret edip susmaya kadar seyreden bir anlam alanına sahiptir Çok seslilik iddiası ile kurgulanan modern dünya ve insan modelinde sabırsızlık ve “ötekinin” sözüne kulağını tıkama bir iletişim problemine dönüşmüştür. Bu bağlamda sûfîlerin samt ilkesi çerçevesinde ortaya koydukları uygulamalar modern krizlerin çözümüne bir alternatif teklifi olarak değerlendirilebilir. Metin analizi yönteminin kullanıldığı bu makalede, samt kavramın anlam alanları incelenmiş, sûfîlerin bu kavramı tasavvufî pratikleri ifâde eder-ken nasıl kullandıkları üzerinde durulmuştur.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Islamic philosophy in arts and an example of its application

    Katiranci, Meltem; Tümer Çelik, Yasemin

    The research entitled ‘Islamic philosophy in arts and an example of its application' looks into vahdet-i vücut, which is one of the topics of mysticism and sabit öz. It also discusses how these topics are reflected in arts.“vahdeti vücut” and “ayan-i sabite”. which are included in Islamic philosophy are found useful because of their relation to arts and the philosophical content they have. When the broad perspective that philosophy offers to human is considered, one can understand that philosophy has a big role in İslam, which takes a deep philosophical approach.In the philosophy and art of İslam, spiritual feeling and orientation to the soul are prominent. In the fıeld of art, spiritual feelings are utilized. The researcher thınks that because these topics are related to our culture and important in Islamic philosophy, student artists should know and leam about these as a part of their curriculum. Research:achievement test from quantiative methotds, pre-final Picture evaluation and qualitative. The metod is completed with the evaluation of the pre-final text. Success in the finding section test, differences between age, gender, class and universities were evaluated. Pre- end creativity and philosophical explanations of students with pictures and pre-final text. It was evaluated.

  • MakaleYalnız künye2021
    Suppression of the Anabaptists Forcing Luther to Social and Political Reform

    Keleş, Hatice

    The Reformation movement that emerged in the 16th century is seen as the success of Martin Luther, who tried to establish his own authority against the authority of the Pope and the clergy. However, although the reform movement was the success of Luther, it did not progress as he wanted, and while Luther wanted to realize his reform in line with his aims, this reform led to the emergence of different groups in addition to the Catholic Church against Luther. The Reformation also encouraged and guided some clergy who had questions about the Catholic world and Bible practices. Thus, in that era, the diversity and differentiation in the ways of religious thought and perception led to the emergence of many different groups. One of these groups was named Anabaptist because they claimed that adult baptism is true baptism, and they went down in history as the "Radical Movement" due to these contrary beliefs. In this research, we tried to cover some of the heated debates between the Anabaptist leaders and Luther, Luther's attitude towards them, and partly the Peasants' War.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele