Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Sever, Mehmet(8)
- Türkoğlu, Hamdi(7)
- Keleş, Hatice(6)
- Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif(5)
- Özkan, Ahmet(5)
- Aras, Zakir(4)
- Demir, Omer(4)
- Hasanov, Behram(4)
- Süheyb, Okur(4)
- Varlı, Abdussamet(4)
- Ayengin, Tevhit(3)
- Mahmutoglu, Yakup(3)
- Sozen, Hasan(3)
- Çakır, Numan(3)
- Ünalan, Ibrahım(3)
- Şen, Yusuf(3)
- Aydin, Nevzat(2)
- Birinci(2)
- Bogha, Asmaa Al(2)
- Büyükada, Merve(2)
- Demir, Necip Sefa(2)
- Erbay, Ömür(2)
- Erdem, Suat(2)
- Karadağ, Fırat(2)
- Kavut, Ahmet(2)
- Kaya, Fatih(2)
- Oğuz, Elif(2)
- Sivlim, Ayşe Aktaş(2)
- Topyay, Yusuf(2)
- Ünalan, Ozlem(2)
- Abdelaziz, Eid Fathi Abdellatif(1)
- Aksakalli, Ayhan(1)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Akyilmaz(1)
- Altan, Mustafa(1)
- Batmaz, Merve(1)
- Bayer, Ismail(1)
- Boynueğri, Merve(1)
- Cebeci, İdris(1)
- Dayı, Rumeysa Bakır(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2024Makrîzî’nin İsmâilî Fâtımî Halifelerin Nesebi Hakkındaki Görüşlerine Dair Bir Değerlendirme
Sever, Mehmet
Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye’de 909-1171 yılları arasında hüküm süren İsmâîlî Fâtımîler, Sünnî Abbâsî hilâfetinin en büyük siyasal rakibi olmuştur. Hâkim oldukları coğrafya üzerinde tesis ettikleri iktidarın temel dayanaklarından biri de şüphesiz Ehl-i Beyt mensubu oldukları yönündeki iddialarıdır. Buna rağmen imâmetlerinin meşrûiyet zeminini oluşturan Hz. Fâtıma soyundan olmaları yönündeki tezleri dönemin birçok tarihçisi tarafından kabul edilmemiştir. Nesebî aidiyetin toplumun zihin dünyasını şekillendirme ve meşrûiyeti temellendirmedeki etkisi muhâlif Abbâsî iktidarının da dikkatinden kaçmamış, Fâtımîler’in soy ağacında uydurma ve tahrifin olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda tarihçilerin mezhebi aidiyetlerinin de etkisi altında kalmalarıyla tarihsel süreçte bazı tartışmalar yaşanmıştır. Orta Çağ İslam tarihçiliğinde en önemli yazarlardan biri ve tarihin farklı dallarında birçok eser kaleme almış olan Makrîzî, bu tartışmaya ışık tutacak hacimli bir eser de yazmıştır. Alışılagelmiş Sünnî tarih tasavvurunun dışında olaylara farklı yönlerden bakabilmeyi başarabilmiş olan Makrîzî İttiʿâẓu’l-Ḥunefâ adlı eserinde Fâtımîler tarihini bütün yönleri ile incelemiştir. Makrîzî, objektif olma anlayışını yansıtmaya çalıştığı eserinde dönemin hâkim anlayışına göre “öteki” durumunda olan Fâtımîlerin neseplerinin sahih olduğunu ispatlamaya çalışması, onun Şiîlikle ithâm edilmesine de sebebiyet vermiştir. Bu noktada Abbâsî halifesinin varlığı üzerine inşâ edilmiş Memlükler döneminde Fâtımîler’in tarihini farklı bir tarzda yazabilmek, Memlük tarihçiliğinin farklı yönlerini görebilmek adına çarpıcı bir örnektir. Çalışmamız Makrîzî'nin temel eserleri merkezinde araştırma ve yayın etiğine uygun olarak yapılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024İslam Sosyolojisi Çalışmaları Üzerine Eleştirel Bir Çözümleme
Hasanov, Behram
Bu makale, Kuran ve Sünnete dayalı bir sosyoloji geliştirme yönündeki akademik çabaları eleştirel bir şekilde incelemektedir. Araştırmanın birinci problem cümlesi şöyle ifade edilebilir: Kur’an ve sünnetten hareketle bir “İslam toplumbilimi” disiplini geliştirmeyi hedefleyen çalışmaların mevcut sosyoloji disiplinine yaklaşımı, modernizm ve pozitivizm ile ilişkisi, metodolojik tutumu ve İslam düşünce geleneği ile ilişkisi nasıldır? Araştırmanın ikinci problem cümlesi şu şekilde ifade edilebilir: Kur’an ve sünnetten hareketle bir “İslam toplumbilimi” disiplini geliştirmeyi hedefleyen çalışmaların hedeflerine dayalı işlevsel bir “İslam Sosyolojisi” geliştirmek için olanaklar ve koşullar nelerdir? Makale, bu çalışmaların güncel sosyoloji disiplinine yaklaşımları, modernizm ve pozitivizmle ilişkileri, metodolojik duruşları ve İslami entelektüel gelenekle bağlantıları açısından kapsamlı bir analizini sunmayı amaçlamaktadır. Ek olarak, İslami medeniyete özgü bir sosyolojiyi şekillendirmenin mümkün olacağı koşulları tartışmaktadır. Kur’an ve sünnete referansla bir “İslam Sosyolojisi” geliştirmek amacıyla yapılan çalışmaların ortak zaaflarını tespit etmesi ve "İslam Sosyolojisi" disiplininin inşa edilmesinin şartlarına yönelik bütünleştirici bir yorum ortaya koyarak, konuyla ilgili yeni bir perspektif geliştirmesi makalenin özgün değerini oluşturmaktadır. Makalede, İslami ilkelerden türetilen bir sosyoloji yaratmaya çalışan beş Müslüman akademisyenin -Ali Şeriati, İlyas Bâ-Yunus, İbrahim Abdurrahman, Merryl Wyn Davies ve Mustafa Tekin- çalışmaları eleştirel çözümleme yoluyla incelenmiştir. Seçilen akademisyenlerin çalışmalarının eleştirel incelemesi birkaç önemli noktayı ortaya koymaktadır. Ali Şeriati, İslami literatürde bulunan terminolojilere ve dünya görüşlerine dayalı bir sosyoloji geliştirmenin gerekliliğini vurgulamaktadır. İlyas Bâ-Yunus, sosyolojinin İslamileştirilmesini savunmaktadır ve İslami ilkelerin sosyolojik araştırmalara entegre edilmesinin önemini vurgulamaktadır. İbrahim Abdurrahman, modern sosyal bilimler ile İslami öğretiler arasında yaratıcı bir senteze ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Merryl Wyn Davies, tamamen İslami kavramlar üzerine inşa edilmiş bir sosyoloji lehine modern sosyal bilimlerden tamamen ayrılmayı savunmaktadır. Öte yandan Mustafa Tekin, Müslüman toplumların kültürel ve sosyal bağlamlarına özgü, hikmete dayalı bir sosyoloji geliştirmeye odaklanmaktadır. Makalede, "İslam Sosyolojisi"ndeki mevcut çalışmaların güncel sosyoloji disiplinine karşı indirgemeci bir bakış açısı sergilediği tespit edilmiştir. Bu çalışmalar, modernist ve pozitivist tutumlarla karakterize edilir, sağlam bir metodolojik çerçeve geliştirmede başarısızdır ve genellikle İslami düşünce geleneğiyle anlamlı bir bağlantı kurmayı başaramayan püriten bir bakış açısı benimser. Yaklaşık elli yıldır devam eden çabalara rağmen, makale "İslam Sosyolojisi"nin bağımsız ve tam olarak gerçekleştirilmiş bir disiplin arayışının yerine getirilmediğini belirtmektedir. Tutarlı metodolojiler geliştirmedeki başarısızlık ve indirgemeci bakış açılarını benimseme eğilimi gibi yaygın zayıflıkları vurgulamaktadır. Makale, "İslami Sosyoloji" inşa etme çabasının, daha geniş bir İslam medeniyeti inşa etme projesinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini savunmaktadır. Başarılı bir İslam sosyolojisi disiplini inşası yalnızca metodolojik bir revizyon değil, aynı zamanda İslam'ın entelektüel ve kültürel mirasına yönelik temel bir yeniden yönelimi de içerir. Makale, işlevsel bir İslam referanslı sosyolojinin ancak İslam medeniyetini inşa etme projesinin bir uzantısı olarak görüldüğü takdirde başarılı olabileceği sonucuna varıyor. Özetle, makale “İslam Sosyolojisi”nin mevcut durumuna dair eleştirel bir genel bakış sunuyor, ortak zayıf noktalarını belirliyor ve başarılı bir şekilde gelişmesi için gerekli koşulları tartışıyor.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Fâtiha Sûresi Tefsiri: Sâdî Çelebî’nin (ö. 945/1539) er- Risâletü’s-Sa’diyye Adlı Eserinin Tahlil ve Tahkiki
Aras, Zakir
Sâdî Çelebî’nin er-Risâletü’s-Sa’diyye başlıklı eseri, Fâtiha Sûresinin tefsirini ihtiva etmektedir. Bu tefsir 16. yüzyıl tefsir çalışmalarının mahiyeti ve Osmanlı düşünce tarihi hakkında bilgi vermektedir. Eserde Sâdî Çelebî’nin derin bir tefsir müktesebatının olduğu, ilgili disiplinin birincil ve ikincil kaynaklarına müracaat ettiği görülmektedir. Sâdî Çelebî’nin, Seyyid Şerîf Cürcânî’nin (ö. 816/1413) el-Keşşâf tefsirine yazdığı hâşiyesini esas alarak onu eleştirmesi, tefsir literatüründeki eleştirel hâşiye geleneğine katkı sunan bir eser hüviyeti kazandırmıştır. Sâdî Çelebî, belâgat ilminden istiğrâk, cins, isim cümlesi, fiil cümlesi, mübteda-haber ve mecâzî isnâd konularına yer vermiştir. Fıkıh ilminden temsilî kıyâs, tek rekâtın namaz sayılıp sayılmayacağı meselesini ele almıştır. Süyûtî’den (ö. 911/1505) Mekkî ve Medenî ilmine dair uzun alıntılar yapmıştır. Bu risalede Sâdî Çelebî’nin en sık kullandığı kalıplar arasında “ وأعترض عليه /ona şu şekilde itiraz edilmiştir” yer almaktadır. Nitekim Sâdî Çelebî tefsir kitaplarından birtakım teviller aktardıktan sonra ilgili konuya dair mevcut eleştirilere ve kendi yorumuna yer vermektedir. Bu durum onun risalesine eleştirel ve didaktik bir nitelik kazandırmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Alevilik üzerine nitel bir araştırma: bayburt örneği
Oğuz, Elif; Erbay, Adem; Kalkan, Rıfat; Özpolat, Doğukan
Alevilik denildiğinde yeknesak bir toplum düşünülmesine rağmen birçok şehre ve bölgeye yayılmış Aleviliğin, birbirinden farklı düşüncelere sahip olduğu araştırmalar sayesinde gün yüzüne çıkmaktadır. Kültürü ve inancı yaşayan ve yaşatan kesimlere yönelik çalışmalar hem özgünlük yönünden hem de pratikteki yansımaları görebilmek açısından oldukça önem taşımaktadır. Bayburt nüfusunun çoğunluğunu Sünnî-Hanefî kesim temsil etmekte, küçük bir kısmını ise Aleviler oluşturmaktadır. Bayburt’ta yaşayan Aleviler bilimsel çalışmalara konu olmamıştır. Bu çalışma ile Bayburt ilinde bulunan sekiz Alevi köyünde yaşayan insanların Alevi inancıyla kültürel ve toplumsal bağlarının ortaya konulması, Sünnî halk ile iletişim biçiminin değerlendirilmesi ve gelecek kuşaklara inancın aktarılması gibi pek çok soruya cevaplar aranmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma metodu, mülakat tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda Bayburt’ta bulunan Alevi köyler ziyaret edilmiş, buradaki insanlarla gerçekleştirilen mülakatlarla dinî yaşam, inanç ve kültürlerine dair bilgiler katılımcılardan elde edilmiştir. Çalışmamızda mülakat tekniğine uygun olarak Alevilerin tecrübeleri, kendilerini nasıl yorumladıkları, dünyalarını nasıl inşa ettikleri, deneyimlerine nasıl bir anlam yükledikleri anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda Bayburt’taki Aleviliğin yalnızca ziyaretgâh gibi yerlerde dua edilen, ibadet ve erkândan kopulan, yeni nesillere aktarımında oldukça sorunlar barındıran bir durumda olduğu, kültürün ve inancın yok olma riskiyle karşı karşıya kaldığı tespit edilmiştir
- MakaleAçık Erişim2024سوسيولوجيا التفسير عند محمد عبده ورشيد رضا: تحليلُ أدواتهما التفسيريَّة
Aras, Zakir
تهدف هذه الدراسة إلى إطالة النظر في المنطلقات التفسيرية التي وظَّفها محمد عبده ورشيد رضا في عملية التفسير، مع مناقشة مدى تأثُّر رضا بعبده، باعتبار أنّه كتب تفسير المنار (القسم الثاني) على غرار تفسير عبده. وجاءت هذه المحاولة من خلال عرض منطلقات أساسية بينهما ومناقشتها على أساس المنهج المقارن، وخلصت إلى أنّ رشيد رضا لم يحافظ على استمرارية منهج عبده الدقيق، والذي يسعى إلى تفسيرِ ما أهمله المفسرون القدامى، واستقلاليةِ الرأي وحريةِ التفكير، وعدمِ التأثّر بتأويلات السابقين، وعدمِ الإسهاب في مسائل هامشية إلا عند الضرورة. وقد خلصتُ إلى استنتاج مفاده أن رضا لم ينتهج مقاربة عبده التفسيرية التجديديّة، ولم يمارسها في تفسيره وفقا لما تدل عليه أدواته ومقدماته. ولهذا السبب، هناك فرق بين أدوات عبده التي وظّفها في استنطاق النصّ وبين أدوات رضا التأويلية. وعلى عكس عبده، فإنّه يمكن اعتبار تفسير المنار الذي يُنسب إلى رضا (القسم الثاني) ضمن التفسيرات الكلاسيكية العامة، -مع الانتباه إلى بعض تأويلاته الاجتماعية والسياسية-؛ نظرًا لاعتماده على الجانب الأثري وأقوال السابقين وتعاطيه مع خصائص التفسير الكلاسيكي وسماته. بناء على هذا؛ فهو أقرب إلى مدرسة التفسير الكلاسيكي.
- MakaleYalnız künye2024Analitik psikolojinin bireyleşme kavramı ile tasavvufun kemâl kavramına kıyaslamalı bir yaklaşım
Süheyb, Okur
Araştırmada yüzlerce yıllık bir geçmişe dayalı tasavvufî öğretinin bireyi ulaştırmayı hedeflediği “Kemâl” noktası ile analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung tarafından geliştirilen “Bireyleşme” sistemi kıyaslanarak ele alınmıştır. Tasavvuf bireyi kemâle erdirmek amacıyla ortaya koyduğu ilkelerle sistematik bir yapıdır. İslamiyet çatısı altında var olan bu yapı Müslüman bireylerin kendilerine ve hayatlarına anlam yükleyen manevî bir eğitim metodu olarak birçok mistik öğretiyle benzeşmektedir. Bu mistik öğretilerden biri de Jung’un ortaya koyduğu bireyleşmedir. İnsanın psişik bütünlüğünü hedef alan bu yapı tasavvuf gibi kendi içerisinde belli ilkeleri göz önünde bulundurmaktadır. Bireyleşme dini bir olgu olmamakla birlikte ulaştığı noktada Tanrı vardır ve insanın aşkınlığını hedef alan yapısı ona mistik bir öğreti niteliği de kazandırmaktadır. Var olan bütün mistik öğretiler, insanın içinde potansiyel olarak bulunan aşkın olana-hakikate ulaşma ihtiyacının giderilmesi amacına matuftur. Tasavvuf ve bireyleşme yöntemleri itibariyle birbirinden farklı ve birçok ayrıştığı nokta vardır fakat hedefleri itibariyle birbirine yakındır. Çalışmada bu iki sistemin farklılıklarından ziyade ortak yönleri üzerinde durulmuştur.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2024Ortaokul Türkçe Ders Kitaplarındaki Dinî Terimler
Kavun, Mahir
Bu araştırmanın amacı, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı imam hatip ortaokullarında ve ortaokullarda 2023-2024 eğitim-öğretim yılında kullanılan Türkçe ders kitaplarındaki dinî terimlerin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda öncelikli olarak Türk Dil Kurumu tarafından 2023 yılında 12. baskısı yapılan Türkçe Sözlük’teki (TS) “din bilimi” kategorisinde bulunan sözcükler incelenmiştir. Sonrasında ise ortaokul (5., 6., 7. ve 8. sınıf) Türkçe ders kitaplarında bu sözcüklerin geçiş sıklıkları çıkarılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman incelemesi ile elde edilen veriler, doküman analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre TS’de 475 dinî terim bulunmaktadır. Bu terimlerin 38 tanesi (222 geçiş sıklığı ile) ortaokul Türkçe ders kitaplarında geçmektedir. Tespit edilen dinî terimler geçiş sıklıklarıyla birlikte şu şekildedir: abdest, Allah, ayet, cami, cehennem, cennet, cuma namazı, din (I), diyanet işleri, dua, eren, gazi, hacı, haç, Hak, halife, hatim, helal, ibadet, iftar, iman, inanç, kıyamet, kilise, kurban, kutsal, mabet, medrese, melek, Mevla, mihrap, Musevi, namaz, ruh, şeytan, tanrı, Tanrı ve veli. Bu araştırmada ortaokul Türkçe ders kitaplarındaki dinî terimler araştırılmıştır. Daha sonra yapılacak çalışmalarda farklı ders kitaplarındaki dinî terimler üzerine araştırmalar yapılabileceği önerilebilir.
- MakaleAçık Erişim2024Martin Bucer’in 16. Yüzyıl Reform Hareketiyle Bölünme Yaşayan Hıristiyanları Uzlaştırma Gayretleri
Keleş, Hatice
16. yüzyılda meydana gelen reform hareketi, Martin Luther’in yanı sıra birçok farklı görüşe sahip olan din adamlarını da harekete geçirmiştir. Bu din adamlarından biri Martin Bucer (1491-1551)’dir. Bucer, Schlettstadt’ın yerel prestijli hümanist Latin okulunda ileri derecede bir eğitim almıştır. Hayatının erken yıllarında Hümanist ve Erasmian bir kimlik kazanmıştır. Luther ile tanışmasıyla birlikte reformu destekleyen dini liderlerden biri olmuştur. Daha sonra reformun önemli bir dini merkezi olan Strasburg’un din adamları meclisinin başkanı seçilmiştir. Bucer’in, reforma destek verdiği en önemli görüşü, gruplara/cemaatlere ayrılmış olan Hıristiyan alemini, uzlaşmacı bir yöntemle tekrar bir araya getirmektir. Bunun için de birçok toplantı, tartışma ve kolokyuma katılmıştır. Öncelikle Protestanları kendi aralarında birleştirmek için çabalamıştır. Daha sonra da Protestanlarla Katolikleri uzlaştırmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, Martin Bucer’in reform sürecinde görüş ayrılıkları sebebiyle çeşitli gruplara ayrılan Hıristiyanları birleştirme gayretleri deskriptif yöntemle ele alınmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Etbâu’t-Tâbiîn Neslinden Gelen Bir Alim Zaviyesinden İsnad ve İsnadla İlgili Bazı Konulara Bakış: Abdullah b. Mübârek’in Yaklaşım ve Katkıları
Türkoğlu, Hamdi
Etbâu’t-Tâbiîn tabakasından olan Abdullah b. el-Mübârek, hicrî ikinci asırda hadis, fıkıh ve tasavvuf gibi alanların önemli simalarından biridir. Hadis tarihinin tedvin ve tasnif gibi iki önemli dönemine şahit olan Abdullah b. el-Mübârek, hadis ilminin muhtelif konuları hakkındaki düşünceleri ve telif etmiş olduğu eserleri ile bu dönemin hadis ilminin şekillenmesine katkı sunduğu gibi sonraki dönemde yapılacak çalışmalar için de örnek teşkil etmektedir. Telif etmiş olduğu eserlerin tasnif döneminin ilk ürünleri olması ve bu eserlerin bir kısmının günümüze ulaşması hicrî ikinci asırdaki tasnif anlayışını ve zihniyetini yansıtması bakımından önem arz etmektedir. Diğer taraftan hadis ilminin muhtelif konuları hakkındaki yaklaşımları, ilgili konuların gelişmesi ve şekillenmesine önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle isnadın hadis için önemini vurgulaması, râvilerin adalet ve zabtı konusundaki açıklamaları, cerh ve ta’dil alanında râviler hakkındaki değerlendirmeleri bu konuların temelini oluşturduğu söylenebilir. Bu sebeple bu çalışmada İbnü’l- Mübârek’in isnada ve isnadla doğrudan alakalı bazı konulara yaklaşımı tetkik edilecektir.
- MakaleYalnız künye2024Hicretin Kur’an’î Hedefleri Üzerine Bir Değerlendirme
Varlı, Abdussamet
İnsanlık tarihinin en eski toplumsal hareketlerinden bir tanesinin göç olduğu söylenebilir. Kişinin doğup büyüdüğü ortamı terk etmesi bazı durumlarda tercihe bağlı olsa da çeşitli gerekçelerle farklı zamanlarda zaruret olmuştur. Bu mecburiyet günümüzde de değişmemiş ve birbirinden farklı sebeplerle insanların yurtlarını terk etme serüveni devam etmiştir. Bu kapsamda insanoğlunun göç etmesinin temel gerekçelerinden bir tanesinin, sahip olunan inanç veya ideoloji sebebiyle kişilere yapılan baskılar olduğu söylenebilir. İslamî açıdan bakıldığında söz konusu gerekçeyle yapılmış göçler, Hz. Peygamber’e atfen hicret başlığı altında ele alınmıştır. Bu bakımdan hicret denilen yolculuk, sıradan göç etme eyleminden özenle ayrılmış ve farklı bir kavramsal temelde yeniden teşekkül etmiştir. Bu temel hicretin diğer sosyal, beşerî ve ekonomik kaygılar dışında, hareket noktasının dinî kaygıları içeriyor olmasıdır. Günümüzde de farklı coğrafyalarda varlığını devam ettiren hicret olgusunu sıradan göçlerden ayıran nokta, bu olguyu besleyen dinî bir arka planın var oluşudur. Dolayısıyla bu çalışmada ele alınacak ilk husus hicretin epistemolojik arka planı olacaktır. İnsanların inançlarını değiştirmeleri için yapılmış olan baskıların tarihine bakıldığında, insanlık tarihi kadar eski ve neredeyse tüm peygamberlerin hayatlarının değişmez gerçeği olduğu görülecektir. Bireylerin inançları sebebiyle görmüş oldukları zulümler Kur’an’da peygamberlerin hayatlarıyla örneklendirilmek suretiyle ele alınmış ve inananlar övülerek manevi açıdan desteklenmiştir. Bundan dolayı çalışmanın diğer bir başlığı da değer yargıları ve inançları sebebiyle Kur’an’daki bazı peygamberlerin hicret etmeleri ve bunun gerekçeleri olacaktır. Kur’an baskı ve zulüm yoluyla inançlarına müdahale edilen mü’minlere hicret etmeleri tavsiyesinde bulunurken bu noktada hangi hedefleri gözetmiş olduğu önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur’an kendi öğretilerini kabul etmek suretiyle dünya hayatına yön veren ve bu bakış açısı neticesinde farklı zorluklarla karşılaşan muhataplarının hicret etmelerini tavsiye ederken, bu zorlu yolculuğun neticesinde ortaya çıkacak olan olumlu sonuçlara vurgu yapmak suretiyle onları hicret etmeye teşvik etmektedir. Sonuçları açısından hem dünya hem de ahirete taalluk eden bu teşvikler, inananlara hicretleri esnasında moral ve motivasyon sağlayıcı niteliğe sahiptir. Bu araştırma, inanan muhatapların hicrete teşvik edilmesiyle amaçlanan gayelerin neler olduğunu Kur’anî çerçevede ele almayı amaç edinmiştir. Farklı başlıklar altında bu Kur’anî hedeflerin gözler önüne serilmesiyle hicret yolculuğunun dini kazanımları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Kur’ân’da Fâdıl-Mefdûl Olgusunun Epistemik Değerinin Analiz ve Kritiği
Aras, Zakir
En erken dönemden itibaren Kur’ân ilimleri arasında yerini alan tefâdül olgusu, kaynağını başta Kur’ân’dan sonra da hadis merviyyâtından almaktadır. Hayrun min, faddalnâ, e’zam, ehsen, efdal gibi birtakım kullanımlardan kaynaklı bir terminoloji dili oluşmuştur. Bu olguyu tartışan âlimlerin başında Gazzâlî (öl. 505/1111) gelmektedir. Gözlemlediğimiz kadarıyla Gazzâlî’den sonra ulemâ arasında konuyu en sistematik ve kapsamlı işleyen ve bu konuyu tüm referanslarını sunduktan sonra kabul eden kişi İbn Teymiyye’dir (öl. 728/1328). Bu çalışmada tarihsel-eleştirel yöntem, analitik yöntem ve karşılaştırma yöntemleri kullanılmıştır. Sonuç kısmında tefâdül olgusunu reddedenlerin ileri sürdüğü argümanların temelinde, bu olgunun kabul edilmesinin Kur’ân’ın parçacı bir şekilde okunmasına yol açabileceği ve olguyu kabul eden grupta Mutezile ekolünün bulunmasının bir sonucu olarak Kur’ân’ın mahlûk olduğu düşüncesine yol açabileceği endişesi bulunmaktadır. Bu argümanlar epistemik açıdan da doğru değildir, çünkü birtakım a priori bilgiler üzerinden hareket etmektedir. Ayrıca Kur’ân’da tefâdülün vuku bulduğu yaklaşımı; sevap ve mükâfat yaklaşım, makâsıdî/gaî yaklaşım ve son olarak retorik yaklaşım şeklinde sınıflandırmak mümkündür.
- MakaleAçık Erişim2023Kerbela vakası üzerine yazılan bir eser: şehâdet-i hazret-i hüseyin
Tiyek, Muhammet Akif
Edebiyat, toplumsal hayatta meydana gelen çeşitli olaylara şahitlik ederek gelecek nesillere kültürel aktarımda bulunmaktadır. Buradan hareketle şair ve yazarlar, sosyal hayatta meydana gelen hemen hemen her olayı eserlerine konu edinmektedirler. İslam tarihinde kuşkusuz önemli bir rolü olan, bir kırılma ya da dönüm noktası olarak ifade edilebilecek olaylardan biri de Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi sürecine giden ve daha sonra meydana gelen olaylara zemin hazırlayan Kerbela Vakası’dır. Her şair ve yazarın gönlüne dokunan bu olay Arap, Fars ve Türk edebiyatında kendisine yer edinmiş; Hz. Hüseyin’in Kerbela’da yaşadığı olayların anlatıldığı manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık birçok eser kaleme alınmasına vesile olmuştur. Kerbela’da yaşananlara eserinde yer veren araştırmacı, şair ve yazarlardan biri de İbrahim Aczî Kendi’dir. Aczî, Kerbela’da yaşanan süreci, bu süreçten duyduğu rahatsızlığı ve üzüntüsünü dile getirmek amacıyla Şehâdet-i Hazret-i Hüseyin adlı bir eser kaleme almıştır. Bu çalışmada öncelikle Aczî’nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilecek, akabinde mezkûr eseri tanıtılacaktır. Şekil ve muhtevasıyla ilgili genel bir değerlendirme yapıldıktan sonra söz konusu eserin, çeviri yazılı metnine yer verilecektir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Kur’an’daki Peygamberler Örnekliğinde Kardeşlerin Hukuku
Topyay, Yusuf; Varlı, Abdussamet
Kur’an, gönderilmiş olan birçok peygamberden sadece çok azının hayatından tüm insanlık için rol model olacak kısmi örneklere yer vermiştir. Dolayısıyla Kur’an’da kendisine yer bulmuş olan peygamberî örneklerin, insanlık tarihi içerisinden adeta seçilmek suretiyle ele alınmış çok önemli hususları ihtiva etmiş olduğu muhakkaktır. Peygamberlerin gönderilmiş oldukları toplumlar ile aralarında geçen tebliğ, davet, mücadele, diyalog gibi ilişkilere bakıldığında, bu örneklerin inanan kimselerin günlük hayatının her safhasında karşısına çıkacak ailevi, sosyal, ahlaki ilkeleri barındırmış olduğu müşahede edilecektir. Sosyal hayatın ailede biçimlenmesinde birincil yeri ve etkisi olan (biyolojik) kardeşlerin uyumu aynı zamanda İslam’ın hedeflemiş olduğu ideal toplumun oluşmasını sağlayacaktır. Günlük hayat içerisinde fertlerin en çok hukuku taalluk eden kişilerin başında kardeşlerinin geldiği söylenilebilir. Sosyal bir varlık olması yönüyle oluşturacağı çevresinde ise insanın en önemli muhataplarından biri, hayata aynı ortamda başladığı, aynı kültür ve terbiyeyi aldığı ve benzer mücadeleleri birlikte vermiş olduğu kardeşleridir. Kardeşler arasında oluşacak olan hukukun birçok yönüyle topluma yansıyacak olması ve toplumun şekillenmesi sürecinde birincil etkiye sahip olması sebebiyle, Kur’an’ın kardeşler arası iletişime bakışı son derece önemlidir. Bu önemli iletişim ortamında, rol model olmuş peygamberleri, kardeşlerin kendi hayatlarında örnek almaları ise inanmış bir kimse için olmazsa olmazlar arasında kabul edilmelidir. Ailede kardeşler özelinde Kur’an’ın en önemli rol model şahsiyetler olarak insanlığa sunmuş olduğu peygamber hayatları çerçevesinde ne söylemiş olduğu bu çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır. Kıyamete dek insanlık için yol gösterici kimliğe sahip olan Kitabullah’ın, ailenin ve toplumun temeli mahiyetindeki kardeşler hakkındaki yaklaşımı peygamberler özelinde hangi mesaj ve örneklerle insanlığa sunulmuştur? Bu soru cevaplandığında ilahi öğreti çerçevesinde oluşturulmak istenen fertler arası sağlıklı birincil ilişkilerin keyfiyeti de bir nebze cevabını bulmuş olacaktır.
- MakaleAçık Erişim2023Handkerchief in the turkish folk culture within the frame of the functional theory of folklore
Ünalan, Ozlem
Handkerchief is an object which is frequently needed in daily life, used in every stage of life from birth to death and shows a symbolic language property from time to time. It is primarily used in wiping the hands, face and nose, drying off the sweat and carrying a variety of things. It is also used as a dining board. Handkerchief is used as a complementary product in men’s suits or women’s local dresses. It is offered as a present for newborn babies, boys who have undergone a circumcision, young men who are to do military service, guests who pay a visit to condole, newly wed couples and those who pay a visit for exchanging bairam greetings. The Turkish culture attributes a lot of meanings to handkerchief. Within the frame of customs such as birth, marriage and death, it is possible to say that a handkerchief has many functions like giving information, reporting, providing communication, having luck and giving as present. Sometimes the handkerchief becomes the health language of a person. Those who embroider a handkerchief reflect what is in their heart on it. Lovers express their love, desire to get married or intention to part through the handkerchief. In addition, every piece of embroidery processed on the handkerchief expresses sorrow, love, longing and happiness. Those who seek to find a cure to their illnesses tie a handkerchief to tombs, mausoleums and trees they believe to be healing. Girls who desire to get married and cannot wave a handkerchief in specific times and in specific places. Handkerchief is used in beliefs related to good luck and bad luck, enhancement of milk and honey and practices related to Hidirellez. Handkerchief is mentioned in a variety of ways in folk songs, Turkish poems, myths, puzzles and fairy tales. Handkerchief which is one of the most important accessories of public storytellers is also used in specific children’s games and traditional Turkish theatre. The present study discussed the functions of handkerchief which has a noteworthy place in both human life and the Turkish culture. In order to determine the usage areas of handkerchief, the study used a variety of research and evaluated the data acquired within the context of the functional folk science theory.
AtıfOpenAlex6TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî’nin el-Fecru’s-Sâdık Adlı Eseri Özelinde Vehhâbîlik Eleştirisi
Sever, Mehmet; Inal, Ibrahim Hakki
18. 18. asrın ortalarında ortaya çıkan Vehhâbîlik, İslam düşüncesinde geleneksel dinî anlayışa tepkiselliği ile dikkat çeken bir akımdır. Kurucusu Muhammed b. Abdülvvehâb’ın görüşleri, bid‘at merkezli bir düşünceden hareketle, Müslüman toplumun yüzyıllara dayanan dinî anla- yışını inkâr etmek üzere inşâ edilmiştir. Bu doğrultuda Vehhâbîlik, küfür alameti kabul ettiği kurum ve yapıları ortadan kaldırmayı yapısal bir karaktere dönüştürmüştür. Bu çalışma, Vehhâbîliğin Irak’taki faaliyetlerinden rahatsız olan Iraklı şâir Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî’nin (ö. 1936) Vehhâbîlik hakkında eleştirel risâlesini incelemektedir. Zehâvî, Vehhâbîliğin tarihi kö- kenini ortaya koymak; siyasi ve dinî alandaki faaliyetlerini eleştirmek için yazdığı el-Fecrü’s- Sâdık adlı eser ile bu dinî hareketin bilinmeyen yönlerini açıklamaya çalışmıştır. Eser, muhte- vası itibarıyla şirk, bid‘at, tevessül ve tekfir gibi Müslüman toplumun gündemini meşgul eden konuları incelemiştir. Reddiye türü olan eser, içerik yönünden Vehhâbîlik hakkında yazılan ilmî çalışmalarda önemli bir kaynak olarak dikkat çekmektedir. Çalışmada metin tahlîli yön- temi kullanılarak, Zehâvî’nin ortaya koyduğu teorik ve tarihsel eleştiri ortaya çıkarılmaya ça- lışılacaktır. Zehâvî’ye göre Vehhâbîlik dinî olmaktan daha çok siyasi hedefler uğrunda araç- sallaştırılmış bir harekettir. Temeli Hâricî düşünceye dayanan bu yapının sosyolojik zemini kabile tassubuna dayanmakta, ötekine karşı tepkisellliği barındırmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023التفسير الاجتماعي في الفكر المصري الحديث
Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif
يهدف هذا البحث إلى توضيح تأثير المدرسة الاجتماعية في حياة المسلمين في العصر الحديث، ومدى تأثير علماء تلك المدرسة الكبار، كالإمام محمد عبده، مفتي الديار المصرية، وغيره من كبار أئمة الإصلاح الاجتماعي في مصر والعالم العربي والإسلامي، وكذلك يهدف إلى الحديث عن نشأة الاتجاه الاجتماعي في التفسير في المجتمع، ودوره في مناقشة كثير من القضايا الاجتماعية التي تحدث عنها القرآن الكريم، وغير ذلك من قصص الأنبياء وأقوامهم، مما شكّل منبعًا عظيمًا لدراسة الحياة والتفكير الاجتماعي. وكذلك هدف البحث إلى الحديث عن أهم القضايا التي تناولها علماء التفسير عقب نشأة المدرسة العقلية والمدرسة الواقعية الاجتماعية على يد محمد عبده، ورشيد رضا، وكانت هذه القضايا متداولة في ذلك الوقت؛ نظرًا لنشأة تلك المدرسة حديثًا، وكذلك بسبب ظهور كثير من المفاسد الاجتماعية، كقضية المرأة، ومحاولة الغرب الأوربي إثارة قضية تعدد الزوجات في الإسلام، وكذلك ملابس المرأة، وكذلك قضية ميراث المرأة في الإسلام، وأن الإسلام قد ظلمها، وكذلك قضية حرية العقيدة الفردية والمجتمعية، والحرية السياسية، كما ظهر كثير من البدع التي أثرت في شباب المجتمع، كانتشار الخمر في البلاد الإسلامية. ومشكلة البنوك التي كان لها أثر واضح على المجتمعات، فأثرت على اقتصاد الدول العربية والإسلامية، وجعلت الشعوب تركز على الاقتراض من تلك البنوك، التي فتحت فروعًا لها في بلدان العالم الإسلامي؛ ولذلك كان على علماء تلك المدرسة دراسة حالة المجتمع ومحاولة ربطه بالقرآن وبالسنة، ليستطيع أن ينهض من جديد، ويقاوم مغريات العصر، كما فعل حسن البنا، الذي حاول إعادة الأمة إلى الإنتاج والصناعة، وعدم الاعتماد على الغرب، وحذر الأمة من ذلك. وقد اعتمد الباحث في بحثه على استقراء معظم ما كتبه الكتاب الذين انتهجوا هذا المنهج في العصر الحديث، كالإمام محمد عبده الذي يعد أشهر من تكلم في هذا الاتجاه، ومبتكر التفسير الأدبي والاجتماعي، ورائد هذه المدرسة، وكان قد اتخذ تفسير القرآن أساسًا لنزعته الإصلاحية في المجتمع، والتجديد الديني. وكان منهجه في تفسيره منهجًا تربويًّا، يبعث مقومات الأمة، ويثير أمجادها، وينادي بآداب القرآن من الشجاعة والكرامة، ويحارب جمود الفقهاء وتقليدهم. ومحمد رضا أحد رجال الإصلاح، ومحمد مصطفى المَراغي وهو عالم ومفسر من دعاة التجديد والإصلاح، اتصل بمحمد عبده، وتأثر بمنهجه. وعَبْد العَزِيز جاوِيش وهو عالم بالأدب والتفسير ومن رجال الحركة الوطنية الإصلاحية، وسَيِّد قُطْب، وأمين الخولي، وعائشة عبد الرحمن، وشلتوت، وأحمد المراغي، وفريد وجدي. ولعل كثرة علماء تلك المدرسة من أهم مشاكل هذا البحث؛ لأن الاطلاع على كل مؤلفات هؤلاء العلماء من المشكلات الكبيرة، وبخاصة إذا أردت القراءة مع الفهم واستخلاص الدروس والعبر والأفكار، وكذلك كثرة القضايا الاجتماعية التي كانت في هذا البحث كثيرة، بحيث أن الوقت والمجال لا يتسعان للحديث عن كل منها على حدة. وقد انتهى، الباحث إلى كثير من النتائج من أهمها: ظهر مدى اهتمام المصريين قديمًا وحديثًا بالقرآن الكريم وتفقههم في الدين، وتفسيرهم له، وكذلك اهتمام علماء المدرسة الاجتماعية في مصر بمستجدات الحياة المعاصرة، وما ظهر من أمور ومشاكل حديثة استجدت على أحوال المسلمين بشكل عام وعلى حياة المصريين بشكل خاص، ومن هذه الأمور مسألة حرية المرأة وعملها وملبسها ومشاركتها الرجل في العمل والحياة العامة، في السياسة وفي المجتمع وهكذا، ولقد حاول كثير من العلماء تقديم الحلول والعلاج لكثير من المشكلات الجديدة في المجتمعات الإسلامية، وذلك من خلال الرجوع إلى القرآن الكريم، والسنة النبوية الشريفة، وأقوال الصحابة والتابعين. وانشغال علماء الأمة بمسألة أكل الربا، ومحاولة بعضهم تعريف الربا، وحرمته التي أقرها القرآن والسنة، وعلاقتها بالبنوك. وكذلك ظهر الاهتمام من قِبَلِ علماء هذه المدرسة بما ظهر من انحرافات أخلاقية واجتماعية، وأخذوا في التحذير من البدع والمنكرات التي اجتاحت المجتمع المصري والمجتمع الإسلامي بشكل عام.
- MakaleAçık Erişim2023Kadının Kocasına Secde Etmesinden Bahseden Rivâyetler Üzerine Bir İnceleme
Türkoğlu, Hamdi
Son dönemlerde, özellikle karı-koca ilişkilerine dair rivâyetlerin artarak tartışıldığı ve gündeme taşındığı görülmektedir. Bu makalede, öne çıkan rivâyetlerden biri olan kadının kocasına secde etmesi tetkik edilmektedir. Söz konusu rivâyet; tez, makale, kitap gibi çeşitli akademik çalışmalardan sosyal medya platformlarına kadar çeşitli mecralarda lehte ve aleyhte birçok değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalarda bahsi geçen rivâyetler üzerinden özelde Hz. Peygamber ve onun sünnetinin genelde ise İslam’ın tenkit edildiği ve bu tenkitlere cevap niteliğinde muhtelif çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bu da konuyla ilgili rivâyetlerin detaylı araştırılmasının ve doğru anlaşılmasının önemini gerekli kılmaktadır. Çalışma ilgili rivâyetin genel olarak sübût ve delâletine odaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle bahsi geçen rivâyetin Hz. Peygamber’e nispetinin sıhhati ve muhtevası üzerinde durulmuştur. Ebû Hureyre, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Abbas, Muâz b. Cebel, Hz. Âişe, Zeyd b. Erkam, Câbir b. Abdillah, Abdullah b. Ebî Evfâ gibi çok sayıda meşhur sahâbî tarafından merfû olarak nakledilen rivâyetin sıhhat bakımından farklı dereceleri bulunmaktadır. Bu meyanda incelenen rivâyetler arasında sahih hadisin şartlarını tam olarak taşıyan sahih li-zatih bir rivâyetin olmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte rivâyetlerin birbirini desteklemesi cihetiyle birçok tarik için sahih li-gayrih ve hasen hükmünün verilebileceği görülmüştür. Öte yandan çalışmada sıhhat bakımından rivâyetin bazı tariklerinin zayıf olduğu tespit edilmiş bununla beraber bu rivâyetlerin de temel hadis kaynaklarında yer aldığına dikkat çekilmiştir. Ayrıca makalede son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda rivâyetin sıhhati hakkındaki yaklaşımlarına yer verilmiştir. Bu çalışmalardan bir kısmı rivâyetin Hz. Peygamber’e ait olduğunu kabul ederek bahsi geçen rivâyetlerden hareketle İslam’ın kadına bakışını eleştirilirken diğer bir kısmında ise bu eleştirilerin de etkisiyle bu konudaki rivâyetlerin ya aşırı zayıf ya da uydurma olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca çalışmada, bu ve bunun gibi rivâyetlerin değerlendirilmesinde önyargılardan uzak durmanın rivâyetlerin doğru anlaşılması ve değerlendirilmesi noktasında önemli olduğuna işaret edilmiş, önyargılardan uzak durmanın, nesnellik ve tarafsızlığın hadis değerlendirmelerinde önemli bir kriter olduğu belirtilmiştir. Ayrıca üzerinde durulan rivâyet ve benzerlerinin anlaşılması ve değerlendirilmesi noktasında lafzî ve literal yaklaşımın rivâyetin doğru anlaşılmasına mani olacağı belirtilerek ilgili rivâyetlerin değerlendirilmesinde metnin altında yatan mana ve maksada odaklanmanın daha isabetli sonuçlara ulaştıracağı vurgulanmıştır. Öte yandan muhteva yönüyle bahsi geçen rivâyetlerde iki önemli husus vurgulanmıştır. Bu hususlardan ilki, beşerin beşere secde etmesinin yasaklanması ve ibadet kastıyla yapılacak secdenin sadece Allah'a yapılmasıdır. Bu kapsamda çalışmada vahdaniyet ve uluhiyetin şiarı olan secdenin Allah’tan gayrısına yapılamayacağının altı çizilmiştir. İlaveten peygamberler de dahil olmak üzere fani olan hiçbir şeye ifrad derecesine varacak ta’zimin yapılamayacağı ifade edilmiş ve bu hususta sahabenin şahsında ümmetin uyarıldığına dikkat çekilmiştir. Rivâyetin vurguladığı ikinci husus ise ailenin temel taşı olan karı-koca ilişkilerindeki haklar ve sorumluluklardır. Bu bağlamda çalışmada söz konusu rivâyetlerin kadının kocasına saygı göstermesini, görev ve sorumluluklarını yerine getirmesini salık verdiğine değinilmiştir. Ayrıca mezkur rivâyetten kadının aşağılanması, tahkir edilmesi, erkeğe nispetle ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi gibi anlamları çıkarmanın mümkün olmadığı gibi; insan olma, kul olma cihetiyle de kadını kocadan aşağı bir konuma itmediği, erkeğin kadından daha faziletli veya daha hayırlı olduğunu da göstermediği ifade edilmiştir. Yine ilgili rivâyetin Kur’an ve sünnet bütünlüğünde değerlendirmenin önemini göstermesi bakımından kocanın da hanımına karşı bazı sorumluluklarına değinilmiştir. Kadının kocasına secde etmesinden bahseden rivâyetin sıhhatinin ve manasının tespitini amaçlayan bu çalışma temelde iki ana başlıkta ele alınmaktadır. İlk başlıkta konuyla ilgili rivâyetlerin sıhhati üzerinde durulmuş ve rivâyetler “makbûl rivâyetler” ve “zayıf rivâyetler” şeklinde iki alt başlıkta toplanmıştır. Ardından da rivâyetlerin genel sıhhat değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci başlıkta ise rivâyetin muhteva ve manası üzerinde durulmuştur.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Tartışmaların odağındaki sahâbî ebû hureyre (bir rivayet bağlamında hadis uydurduğu iddiası)
Türkoğlu, Hamdi
Sahâbeye yöneltilen tenkitleri yine sahâbe dönemine kadar götürmek mümkündür. Başta Hz. Âişe olmak üzere bir kısım sahâbîlerin, Hz. Peygamber’den eksik işitmeleri veya hatalı rivayette bulunmaları sebebiyle bazı sahâbîlerin rivayetlerini düzelttikleri (istidrak) bilinmektedir. İlk müslüman nesil olan sahâbenin birbirleri hakkındaki uyarıları, tenkitleri ve düzeltmeleri, hata yaptığı düşünülen sahâbînin adaletini ortadan kaldırma, güvenilir olmadığını ortaya koyma ve nihayet rivayetini kabul etmeme amacına matuf olmayıp nakledilen rivayetin tashihini amaçlamaktadır. Ancak sahabe asrından yaklaşık iki asır sonrasına (hicri III. asır) gelindiğinde ise sahâbe hakkındaki tenkitlerde menfî anlamda bir evrilme olduğu görülmektedir. Artık bu asırdan itibaren bazı şahıs ve fırka mensupları bazı sahâbîlerin doğrudan adalet vasıflarına yönelik tenkitlerde bulunmuşlardır. Sözü edilen asırda ilk defa bazı sahâbîlerin yalan söylediği dile getirilmiş, bunlar da yine Hz. Ömer, Hz. Âişe gibi bazı sahâbîlere nispet edilmiştir. Buna göre bir sahâbînin yalancı olduğu yine başka bir sahâbî tarafından ortaya konulmaktdır. Ancak bu anlamda sahâbeye nispet edilen rivayetlerin güvenilir senedleri bulunmadığı gibi temel hadis kaynaklarında da yer almadıkları, muhtelif türlerde kaleme alınan akademik kitap ve makalelerde ortaya konulmuştur. XVIII ve XIX. asırlara gelindiğinde ise III. asırda temeli atılan bu menfî tavra müsteşriklerin de dahil oldukları görülmektedir. Dolayısıyla bu son asırlardan günümüze kadarki zaman dilimi içerisinde müsteşriklerle beraber bazı araştırmacılar, geçmiş dönemlerde dile getirilen iddiaları daha da geliştirip genişleterek gündeme taşımayı başarmışlardır. Özellikle sahâbenin adaletini hedef alan bu menfî tenkitlerin hadis rivayetinde aktif rolü olan ve önde gelen sahâbîler etrafında yoğunlaştığı dikkat çekmektedir. Bu meyanda Hz. Âişe, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer gibi meşhur sahâbîler, bu eleştirilerden fazlasıyla nasibini alan isimlerden birkaçıdır. Aynı eleştirilerin odağında yer alan ve en çok hadis rivayet eden Ebû Hureyre de çok hadis rivayet etmek ve yalan söylemekle itham edilerek ismi ve soyu bilinmeyen bir şahıs olarak değerlendirilmiştir. Son birkaç asır içerisinde sahâbeye yöneltilen tenkitlere 1957 yılında vefat eden Abdulhüseyin Şerefüddin el-Mûsevî de katkı sunmuştur. Ebû Hureyre hakkında ve yine “Ebû Hureyre” isimli müstakil ilk çalışmayı yaptığı belirtilen Mûsevî, bu kitabında Ebû Hureyre’nin kimliğinin meçhul olduğunu, Suffe ehlinin fakirleri içerisinde yer aldığını, karın tokluğuna çalışarak ve başkalarına hizmet ederek geçimini sağladığını, eğitimsiz ve kültürsüz olduğunu ifade etmektedir. Lübnan asıllı Şiî müellif Mûsevî’nin tenkitleri arasında Ebû Hureyre’nin hadis uydurduğu iddiası da yer almaktadır. Mûsevî, Ebû Hureyre’nin kedilere olan sevgisi ve tutkusu sebebiyle kedisiyle ilgilenmeyen hatta onu hapsedip yiyeyecek-içecek bir şey vermeyen, çevrede serbestçe dolaşıp beslenmesine de müsaade etmeyen bir kadının cehenneme girdiğini bildiren rivayeti Hz. Peygamber adına uydurduğunu iddia etmiştir. Ona göre bu rivayet, Ebû Hureyre’nin uydurduğu hayali bir rivayettir. Mûsevî aynı zamanda bahsi geçen iddiasını güçlendirmek için ilgili hadis bağlamında Hz. Âişe’nin Ebû Hureyre hakkındaki itirazını delil olarak kullanmıştır. Hz. Âişe’ye nispet edilen ve tek senedle rivayet edilen (garîb) bu rivayete göre Hz. Âişe, Ebû Hureyre’nin bahsi geçen rivayeti naklettiğini işitince onu sorgulamış, azarlamış ve Hz. Peygamber’den rivayette bulunduğu zaman daha dikkatli olmasını tenbihlemiştir. Bu makalede, Ebû Hureyre’nin kedisine işkence etmesi sebebiyle bir kadının cehenneme girmesinden bahseden rivayet temelinde Mûsevî’nin iddiası tartışılacaktır. Aynı zamanda Mûsevî’nin kendi görüşünü desteklemek üzere delil olarak kullandığı Hz. Âişe’nin Ebû Hureyre hakkındaki itirazı değerlendirilecektir. Bahsi geçen rivayetler işlenirken öncelikle Ebû Hureyre tarikli rivayetler ele alınacaktır. Rivayetin senedleri tablo halinde verilecek, senedlerdeki ravilerin güvenilirlik durumlarına işaret edilerek sıhhat durumları otaya konulacaktır. Ayrıca çalışmanın ana temasını oluşturan bu rivayetin Ebû Hureyre dışındaki diğer sahâbî ravileri konumunda olan Abdullah b. Ömer, Cabir b. Abdillah, Abdullah b. Amr ve Esma bnt. Ebu Bekr’den gelen rivayetler incelenecektir. Ebû Hureyre’den nakledilen rivayetlerde olduğu gibi mezkur sahâbîlerin rivayetleri de muhtelif senedleriyle birlikte değerlendirilecektir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023II. Abdülhamid Dönemi Sünni-Şiî Yakınlaşmasında Müctehid Bir Kaçar Şehzadesinin Rolü: Ebu’l-Mirza Hasan Şeyhurreis-i Kaçar
Yenilmez, Hasan
Avrupa’da XIX. yüzyılda görülmeye başlayan Pan hareketleriyle eş zamanlı olarak Osmanlı coğrafyasında da birbirini takip eden farklı ittihad fikirleri ortaya çıkarmıştır. XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren İttihad-ı Osmanî fikri ile başlayan akabinde zaman, mekân ve şahıslara göre İttihad-ı İslâm ve İttihad-ı Etrak diye devam eden pan hareketleri Osmanlı’nın son döneminde önemli siyaset tarzları olmuştur. Meşruiyet bunalımının görülmeye başlandığı ve hilafet merkezinin daha ön plana çıkarıldığı II. Abdülhamid döneminde ise İttihad-ı İslâm politikası ağırlık kazanmıştır. Osmanlı sınırları dışındaki Müslümanlarla irtibat kurmak, oralardan hanedana, hilafete güç devşirmek ve aynı zamanda Avrupa devletlerinin sömürge faaliyetlerine karşı bir savunma geliştirmek, bir silah olarak kulllanmak için benimsenen bu siyaset elbette Sünnî-Şiî yakınlaşmasında da önemli bir etken olmuştur. Bu çalışmada bir Kaçar şehzadesi ve aynı zamanda bir Şiî müctehid olan Ebu’l-Mirza Hasan Şeyhurreis-i Kaçar’ın (ö. 1921), II. Abdülhamid dönemi ittihad-ı İslâm siyaseti çerçevesinde Sünnî-Şiî yakınlaşmasında nasıl bir rol aldığı ele alınmaktadır. Makalede, müctehid şehzadenin kaleme aldığı terceme-i hal metinlerinden hareketle kısa bir biyografisine yer verilerek ve akabinde de esas olarak II. Abdülhamid idaresi ile irtibatları ve İttihad-ı İslâm risalesi ekseninde ittihad-ı İslâm fikri üzerinde durulmaktadır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Osmanlı Dönemi Arap Edebiyatı Seyahatnamelerinde İstanbul
Ünalan, Ibrahım
İstanbul Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari ve kültür başkenti olduktan sonra Osmanlı’nın Arap vilayetlerinde yaşayan milletler, resmî işlerini yapabilmek veya devlet yöneticileriyle görüşmek için sık sık İstanbul’a ziyaretler gerçekleştirmiştir. Osmanlı dönemine mensup Arap seyyahlar da çeşitli görevler veya görüşmeler için İstanbul’a seyahatler düzenlemişlerdir. Bu seyahatleri boyunca karşılaştıkları olumlu ve olumsuz durumları, yol güzergâhlarını, İstanbul’un tarihî ve doğal güzelliklerini seyahatnamelerinde anlatmışlardır. İstanbul her seyyah için ayrı bir şey ifade etmiş ve her seyyah İstanbul’a farklı bir gözle bakmıştır. Yüzyıllar boyunca tarihî ve doğal güzellikleriyle seyyahların merak duyduğu ve seyahatler düzenlediği bu şehir, Osman dönemi Arap seyyahlarını da etkilemiştir. Osmanlı dönemi seyyahlarından Bedruddîn el-Gazzî’nin el-Metâli‘u’l-Bedriyye fi’l-Menâzili’r-Rûmiyye, Muhibbuddîn el-Hamevî’nin Bevâdî’d-Dumû‘i’l-‘Andemiyye bi-Vâdî’d-Diyâri’r-Rûmiyye, Ali b. Muhammed Temgrûtî’nin en-Nefhatu’l-Miskiyye fi’s-Sifâreti’t-Turkiyye, Muhammed Kibrît’in Rihletu’ş-Şitâ ve’s-Sayf, Kutbuddîn Nehrevâlî’nin el-Fevâidu’s-Seniyye fi’r-Rihleti’l-Medeniyye ve’r-Rûmiyye, Muhammed Hâfızuddîn el-Kudsî’nin İsfâru’l-Esfâr ve Ebkâru’l-Efkâr, İbrâhîm b. Abdirrahmân el-Hıyârî’nin Tuhfetu’l-Udebâ ve Selvetu’l-Gurabâ ve el-Âlûsî’nin Neşvetü’ş-Şemûl fi’s-Seferi ilâ İslâmbûl, Neşvetu’l-Mudâm fi’l-‘Avdi ilâ Dâri’s-Selâm ve Garâibu’l-İğtirâb ve Nüzhetü’l-Elbâb fi’z-Zehâbi ve’l-İkâmeti ve’l-İyâb isimli seyahatnameleri İstanbul hakkında çeşitli bilgiler içermektedir. Bu çalışmada seyyahların söz konusu seyahatnamelerindeki İstanbul gezilerinden, İstanbul’da yaşadıkları olaylardan ve İstanbul’a dair izlenimlerden söz edilecektir.
AtıfOpenAlex1
İncele




