Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Sever, Mehmet(8)
- Türkoğlu, Hamdi(7)
- Keleş, Hatice(6)
- Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif(5)
- Özkan, Ahmet(5)
- Aras, Zakir(4)
- Demir, Omer(4)
- Hasanov, Behram(4)
- Süheyb, Okur(4)
- Varlı, Abdussamet(4)
- Ayengin, Tevhit(3)
- Mahmutoglu, Yakup(3)
- Sozen, Hasan(3)
- Çakır, Numan(3)
- Ünalan, Ibrahım(3)
- Şen, Yusuf(3)
- Aydin, Nevzat(2)
- Birinci(2)
- Bogha, Asmaa Al(2)
- Büyükada, Merve(2)
- Demir, Necip Sefa(2)
- Erbay, Ömür(2)
- Erdem, Suat(2)
- Karadağ, Fırat(2)
- Kavut, Ahmet(2)
- Kaya, Fatih(2)
- Oğuz, Elif(2)
- Sivlim, Ayşe Aktaş(2)
- Topyay, Yusuf(2)
- Ünalan, Ozlem(2)
- Abdelaziz, Eid Fathi Abdellatif(1)
- Aksakalli, Ayhan(1)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Akyilmaz(1)
- Altan, Mustafa(1)
- Batmaz, Merve(1)
- Bayer, Ismail(1)
- Boynueğri, Merve(1)
- Cebeci, İdris(1)
- Dayı, Rumeysa Bakır(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2020Anabaptist dini hareketi hutteritlerin ortak yaşam inancı ve koloni yapısı
Keleş, Hatice
Anabaptistler, 16. yüzyıl reform hareketi sırasında ortaya çıkan bir harekettir. Bu yüzyılda İsviçre Kardeşler, Hutteritler ve Mennonitler olmak üzere üç Anabaptist grupoluşmuştur. Anabaptistlerin ortak özelliği, bebek vaftizinin geçerli bir vaftiz olmadığını, geçerli olan vaftizin yetişkin-inanan vaftizi olduğunu savunmalarıdır. Ayrıca Anabaptistler, Katolik ve Protestanların Hıristiyan dünyasındaki otoritesini kabul etmezler. Hutteritler ise diğer Anabaptistlerden farklı olarak bütün Hıristiyanların komünalyaşam tarzını uygulamaları gerektiğine inanırlar. Komünal yaşam tarzı “communityof goods” dedikleri malların ortak paylaşımı şeklinde uygulanan bir sistemdir. Onlaragöre, Kutsal Kitap’ta Tanrı, bütün Hıristiyanların komünal yaşam tarzını benimsemeleri ve uygulamaları gerektiğini emretmiştir. Böylece Hutteritler, komünal yaşam tarzını uygulayan bir topluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Hutteritler komünal yaşamtarzını geniş bir aileye benzeterek çekirdek aile yapısının yerine koloniyi yerleştirmişlerdir. Böylece bir kolonide yaşayan tüm üyelerin koloni çıkarlarını gözeten hareketlerde bulunması istenmiştir. Kolonide yaşayan bütün üyelere koloninin işleri paylaştırılarak kolonilerin sürdürülmesi sağlanmıştır. Ayrıca koloni yaşamı, üyeler arasındahiyerarşiyi mecbur kılmıştır. Ancak bu hiyerarşi, her ne kadar Hutteritler arasındaeşitliğin olduğu iddia edilse de üyeler arasında eşitsizliği meydana getirmiş ve kolonide birtakım problemlerin doğmasına yol açmıştır. Bu çalışmada, Hutteritlerin kolonihayatı, koloni hayatının problemleri ve koloninin üretim alanları konu edilmiştir.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2020Sünnî Olmayan Mezheplerde Karşı Cinse Dokunmanın Abdeste Etkisi
Mahmutoglu, Yakup; Cebeci, İdris
İslam dini, kul ile yaratıcısı arasında kesintisiz bir bağın bulunmasına önem vermiştir. Kuşkusuz bu bağı kuvvetlendiren en önemli unsurlardan biri, kulun rabbine ihlaslı bir şekilde yapmış oldu-ğu ibadetleridir. Namaz ise, bu ibadetlerin en önemlisi olduğu için namaza hazırlık sayılan abdest ve teyemmüm de o derece önemli kabul edilmiştir.Kur’ân-ı Kerim’de, abdest ve teyemmüm konuları, Mâide sûresi 6. ve Nisâ sûresi 43. âyetlerde müstakil olarak ele alınmıştır. İslâm âlimlerinin bu iki âyeti anlamaya yönelik ortaya koydukları emek ve gayret neticesinde birçok yorum ve ictihâd ortaya çıkmıştır.Bu iki âyet çerçevesinde ortaya çıkan en önemli ihtilaflardan biri, karşı cinse dokunmanın abdesti veya teyemmümü bozup bozmadığı konusudur. Şöyle ki; bahsi geçen âyetlerde, abdest ve te-yemmüm alınması gereken durumlardan biri olarak zikredilen “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe/ya da kadınlara dokunduğunuzda)…” ifadesi ile ne kast edildiği hakkında, ilk dönemden (asr-ı saâdetten) günümüze kadar süre gelen birçok ihtilaf söz konusu olmuştur. Bazı âlimler, “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe)…” ifadesinden kast edilen mananın mutlak dokunmak; bazıları şehvet-le dokunmak, bazıları ise mecazî anlamda cinsel birliktelik (cimâ) olduğunu söylemişlerdir. Bu farklı anlamlandırmalara bağlı olarak, bir kısım âlimler, “karşı cinse mutlak anlamda dokunmak”; bir kısmı, “sadece şehvetle dokunmak”; bir kısmı da, “kadınlarla cimada bulunmak” abdesti ve teyemmümü bozar şeklinde ictihâda varmışlardır.Çalışmada, Sünnî olmayan Şiî-Caferî, Şiî-Zeydî ve Haricî-İbâzî mezheplerinin, ilgili âyetler bağla-mında “lems/mülâmese” konusu hakkındaki görüşleri, görüşlerini dayandırdıkları aklî ve naklî deliller ve de kendi görüşlerini savunma sadedinde karşıt görüşteki âlim ve mezheplere vermiş oldukları cevaplar, mümkün mertebe temel kaynaklara başvurulmak suretiyle ortaya konulmuş-tur. hadîs usulü anlayışları ve mezhep içi bazı muhafazakâr tutumları sebebiyle, lems/mülâmese konusunu özellikle ilk dönemlerde sadece ehl-i beytin masum imamlarından gelen rivâyetlerle açıklamaya çalışmışlardır. O kadar ki, ne birçok sahabe ve tabiînden gelen ri-vâyetlere (naklî delillere) yer vermişler, ne de aklî ve lugavî delillere başvurma gereği duymuşlar-dır. Bu bakımdan, diğer mezheplere göre oldukça farklı ve/veya korumacı bir yaklaşım tarzı sergi-lediklerini söylemek mümkündür. Ne var ki, Caferîlerin, tarihsel süreçte mülâmese konusunu ele alırken mezhep içinde farklı yöntemler sergiledikleri de görülmüştür. Söz gelimi, Şiî-Caferîlerin, Ahbârîlik geleneğine mensup ilk dönem âlimleri, konuyu sadece ehl-i beytin masum imamların-dan gelen rivâyetler ışığında anlamışlar; bu rivâyetler dışında başka bir delile başvurmaya ise şiddetle karşı çıkmışlardır. Buna karşılık daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan Usûlîler (ve özel-likle hicri 6. asır âlimi Tabersî) ise, masum imamlardan gelen rivâyetler yanında, birçok sahabe, tabiîn ve sünnî âlimlerden gelen rivâyetleri ve de aklî ve lugavî delilleri de dikkate almışlardır. Sonuçta Caferîler, ilgili âyetlerde yer alan “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe)…” ifadesinin, imamlardan gelen rivâyetler ışığında, mecâzî anlamda cinsî münasebet (cimâ) olduğu görüşünü kabul etmişler. Bu sebeple de, mahrem veya nâmahrem olduklarına bakılmaksızın karşı cinslerin -birbirini öpmeleri de dâhil- birbirine dokunmalarının hiçbir şekilde abdesti bozmayacağını sa-vunmuşlardır. Bu görüş hususunda mezhep içinde ihtilaf olmadığı ve hatta ittifak (icmâ) olduğu da söylenmiştir.Şiî-Zeydîler, lems/mülâmese konusunda istidlalde bulunurken, Caferîlerden farklı olarak, sadece ehl-i beyt imamlarından gelen rivâyetlere değil, aynı zamanda Şiîlerin dışındaki mezheplerce muteber sayılan kaynaklarda yer alan birçok hadîs ve rivâyete de yer vermişlerdir. Yine, Caferîlerin aksine, görüşlerini aklî ve lugavî delillerle de destekleme yoluna gitmişlerdir. Bu sebeple Zeydîle-rin mülâmese konusunda nispeten daha mutedil davrandıkları söylenebilir. Zeydîler, “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe)…” ifa
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2020Abd Al-Rahmân al-Jâmî’s Thought of Ahl al-Bayt and Some of His Views on Ahl al-Bayt’s Relation with the Umayyads in the Context of His Book Shawâhid al-Nubuwwah
Sever, Mehmet
Abd al-Rahmân Jâmî (d. 898/1492) is accepted as one of the important figures of Islamic thought tradition. Along with the books he has written about kalam (Islamic theology), philosophy, Arabic grammar and manâkib (sufi anecdotes), his Dîvân, consisting of Arabic and Persian mesnevis, has become one of the essential classics of Islamic thought. In addition to the classical education he received, his adoption of Naqshbandi Order with the thought of Ibn Arabî enabled the traces of the Sufi tradition along with the theological, philosophical and linguistic approaches in his works. In this context, Jâmî stands out as a scholar who tried to make a synthesis of the Akbarî and Naqshibandi understanding within the Eş'arî tradition. This study aims to reveal the conception of Jami, who is a Sunni mutakallim (theologist) and poet, about Ahl al-Bayt and political relations of the Umayyad period from his work titled Shawahid al-Nubuvvah. Especially the time that Jâmî lived was a period when the religious policy of the Timurids period varied between Sunnism and Shiism. In this context, the government's pursuit of different religious policies could not ease sectarian tensions and prevent social debates and quarrels. Especially the Shia groups' desire to build the theory of "imamate" and "holy dynasty" over the spiritual authority of Ahl-i Bayt drew these debates to the center of conception of Ahl al-Bayt. The conception of “Ahl al-Bayt”, which Shiites put forward in the axis of the concepts of "ismah/innocence" and "vasiyah/testament", turned into a political and religious argument in time; It created a historical conception that excludes the majority of the Companions (Sahâbah), especially al-Hulafâ al-Râshidûn. Against these claims, Jâmî tried to reinterpret the virtues and manâkib of Ahl al-Bayt, contrary to the claims of the Shiites, and sought the opportunity to come up with a common view of Ahl al-Bayt between the two sects. Against these claims, Câmî tried to subject the virtue and menakib of Ahl al-Bayt to a new interpretation contrary to the Shiites' claims, and sought the possibility of establishing a common conception “Ahl al-Bayt” between the two sects
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2020Theological and Political Islamic Sects in Historiography of Contemporary Thought in the Republican Era: The Evaluation of Mehmed Ali Ayni's Ideas
Sever, Mehmet
The theological and political sects in Islam are the most important actors in the history of Islamic thought. With their emergence processes, representatives and ideas, they have been the pillars for history of our thought and the movements leading the thought. Theological and political Islamic sects in different fields of Islamic literature, has been an important issue in the works of the history of contemporary thought during the modernization process of the Ottoman Empire and afterward the period of modern Turkey’s establishment. In this context, Mehmed Ali Aynî, one of our historians of contemporary thought, was an important thinker who served as a bureaucrat and university professor in the Ottoman Empire. He is an intellectual who made evaluations in his works about scholars, thinkers and sects which are the keystones of Islamic thought tradition as well as history of philosophy and philosophy. It is important to see the tendencies in the formation stage of contemporary sectarian histo-riography in terms of transferring the Ottoman scientific heritage to the new era in the period when the nation-state model started to be applied under the influence of nationalism.
- MakaleYalnız künye2020Aynü’l-Kudât El-Hemedânî İdam Savunmasında Tefsir Uygulamaları ve Tasavvufî Yorumları
Bayer, Ismail; Özkan, Ahmet
Aynu’l-Kudât el-Hemedânî (d. 492-1098/ö. 525-1131) tasavvufun bir ilim olarak ortaya çıktığıdönemde dünyaya gelmiştir. İslam Medeniyeti açısından zengin olan bu dönemde, Sünnî düşünceninoluşmasında önemli bir yeri olan Nizamiye Medreseleri kurulmuş ve yaygınlaşmıştır.Hemedânî, küçük yaşlarından itibaren iyi bir tahsil görmüş ve ilk eserini 14 yaşında kalemealmıştır. O, yirmili yaşlarda tasavvuf, kelâm, tefsir, fıkıh, dil bilimleri, matematik, astronomi ve felsefealanlarında yüksek düzeyli eserler vermiştir. Genç yaşta fetva verecek seviyeye ulaşarak Hemedankadılığına ve aynı yerde mevcut medresenin müderrisliğine tayin edilmiştir.Hemedânî, meşgul olduğu ilmi faaliyetlerinin, arayışlarına ve zihnini kurcalayan sorularına cevapverememesi üzerine bir buhran geçirir. İmam-ı Gazzalî’nin eserleri vesilesiyle bu sıkıntıyı atlatır. AhmedGazzalî ile tanışması ise hayatında bir dönüm noktası olur. Ahmed Gazzalî’yi kendisine rehber olarakseçer ve ondan almış olduğu tasavvufi eğitim ile hayatının sonuna kadar etrafındaki insanları irşadeder. Özellikle yirmili yaşlarında fikirlerini özgürce dile getirmesi ve şatahat türü sözler söylemesi,aleyhinde faaliyet gösteren bir topluluğun oluşmasına neden olur. Bununla beraber üstün hitabetyeteneği ve etkili vaazları sayesinde aralarında devlet adamlarının da bulunduğu çok sayıda müridedinmiştir.Hemedânî’nin tasavvuf yolu, Ahmed Gazzalî’den kendisine intikal eden aşk, cezbe ve fenadır.Ona göre din bir sosyal alışkanlık değildir. Tasavvuf, Allah’ı görmeyi ve O’na kavuşmayı hedefleyen biryolculuktur.Otuz üç yaşında, Hemedân’da, zındıklık suçlamasıyla, Selçuklu veziri Kıvâmüddin Dergezînî’ninemriyle öldürülmüş/şehit edilmiştir. Şekve’l-Garîb adlı risalesi, ölümünden kısa bir müddet önceBağdat’ta zindanda tutulduğu esnada, kendisini savunmak için dönemin ilim ve tasavvuf erbabınayazmış olduğu son eseri ve bir tür idam savunmasıdır.Yaşadığı dönemin âlimlerinden ve mutasavvıflarından yakınmalarını hüzünlü bir üslupla dilegetiren bu eser, onun fikri sürecinin son halkasını teşkil etmesi bakımından önemlidir. Öte taraftan eser,tarihe iz bırakmış bir müellifin nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli metodik veriler sunmaktadır.Risalede tasavvuf, akâid, kelam ilimlerinin yanı sıra tefsir ilmine dair kıymetli veriler bulunmaktadır.Elinizdeki çalışma, Hemedânî’nin idam savunmasını yaptığı Şekve’l-garîb adlı eserinde yer alan tefsiruygulamalarını ve bunların tasavvufî yorumlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamdaHemedâni’nin dini ve edebi metinleri anlamlandırırken kullandığı metodun “kelâmın tamamındanedinilmiş bilgi ve algı” ekseninde seyrettiğini söylemek mümkündür
- MakaleYalnız künye2020Bilgi Sosyolojisi Bağlamında Bilimsel Tefsir Geleneği Üzerinde Değerlendirmeler
Güngör, Özcan; Varlı, Abdussamet
Bilgi sosyolojisi bilginin toplumsallığını inşa ederken onun var oluşu ve gerekçesi olarak toplumu işareteder. Çünkü her hangi bir bilginin alıcısı, üreticisi ve yeniden yorumlayıcısı yoksa o bilginin bir önemi deyoktur. İşte bilginin bu deverandaki durumu onun toplumsal olanla zorunlu olarak ilişki kurması sonucuna yolaçmaktadır. Bu bağlamda Batı tecrübesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Aydınlanma ile birlikte daha çokrağbet edilen rasyonalizm, sekülerizm ve bireysellik bağlamında dini yorum, beklenti ve pratikler de busüreçlerden hem kurumsal, hem bireysel hem de sembolik manada ciddi düzeylerde etkilenmiştir. Nihayet din,Batıda yaşanan bu tecrübenin sonunda toplumsal belirlenimci gücünü kaybettiği gibi kendi kurumsalotoritesinin öz-benlik saygısı da işlevsizleştirmeyle karşı karşıya kalmıştır. Aydınlanma ile başlayan din bilimçatışması son asırda zirve yaparak materyalizm yedeğinde adeta dinin dövülmesi şeklinde cereyan etmiştir.Burada dini temsilin Hristiyan doğma sistemi olduğunu bilmek kaydıyla materyalizmin tüm dinler üzerindekibaskısı ve bunun bilim paradigması içinde pozitivizm ile teyidi bütün dinler üzerinde bilimsel açıdan bir baskıoluşturmuştur. Yaşanan tarihsel, siyasal ve kültürel değişimin İslam dünyasında yansımaları olmuştur. Busüreçleri kendi şartları içerisinde yaşasa da İslam tefsir geleneği içerisinde adına bilimsel tefsir denilen ekolünvarlığı geçmişte de bilinmektedir. Konuya ilişkin klasik ve çağdaş çalışmalar karşılaştırıldığında Kur’an’ıanlama ve hayata taşıma gayretinin kimi zaman bilimsel gerçeklerle örtüştürme amacının farklılıklar taşıdığıanlaşılmaktadır. Bu bağlamda çalışma bilimsel tefsir geleneğini bilgi sosyolojisi bağlamında anlamayıkendisine problem edinmiştir. Amacı ise bilgi sosyolojisi bağlamında bilimsel tefsir geleneğini a) gereklilikolarak bilimsel tefsir, b) maksattan uzaklaşma olarak bilimsel tefsir, c) örnekleriyle bilimsel tefsir yoluylaanlama, karşılaştırma ve ileri analizlere zemin olacak şekilde ele almaktır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2020Jawharat al-Tawhid: A source for Ash'arism in the 17th Century
Sever, Mehmet
Ashʿarism is a sect with important representatives in Islamic thought. Immediately after the formationperiod, it was represented by important thinkers in different parts of the Islamic geography. One of the most important factors for Ashʿarism, which became an important representative of the Ahl al-Sunnah in a shorttime, to have attracted supporters is that Mâlikî faqihs in Baghdad adopted Ash’ari views. The fact thatBaqillani was also Mâlikî and that he was accepted as an important theorist of the Ash’ari tradition alsoaccelerated this process. Thus, with the support of Mâlikî scholars, Ashʿarism spread rapidly especially in theNorth and West Africa, where Mâlikî fiqh is in great demand. In addition to this, beginning from the firstperiod of Ash’arism, many books in varying volumes have been written in the region regarding Ash’ari kalam.By the seventeenth century, al-Laqani, who was one of the most important scholars of the period and wholived in Egypt, had authored a work written in poem named Jawharat al-Tawhid in accordance with theAsh’ari tradition so that the beginners could easily learn Ilm al-Kalam. The work, which has gained greatreputation since the day it was written, has been the subject to many commentary studies by many scholars,al-Laqānī being in the first place. This study aimed to introduce the main topics addressed by Jawharat al Tawhid, from which we can see the course of Ashʿarism in the region, and the works done about it.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2020Üstün Zekâlı Öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersine İlişkin Tutumlarının İncelenmesi
Tosun, Cemal; Sozen, Hasan; Şimşek, Vahdeddin; İpek, Yasemin
Zekâ düzeyi yüksek kişiler, yaşadıkları toplumun en önemli insan kaynağıdır. Üstün zekâlı öğrencilerin potansiyelinin önemini fark eden toplumlar üstün yetenekli çocuklara ve bu çocukların eğitimlerine yönelik çalışmalara daha da hız vermiştir. Bu bağlamda son yıllarda üstün yetenekli öğrencilere yönelik eğitim faaliyetleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de artmıştır. Bu noktada Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) kurulmuş ve üstün yetenek ve zekâya sahip bireylere eğitim verilmesi amaçlanmıştır. Bu merkezlerde eğitim gören üstün yetenekli öğrenciler hem bu merkezlerde hem de diğer öğrenciler gibi okulda da eğitim görmektedir. Eğitim alınan derslerden biri de Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisidir. Ancak bu özelliklere sahip öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersine yönelik tutumlarının belirlenmesine dair çalışma bulunmamaktadır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, üstün zekâlı öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersine ilişkin genel tutumlarını farklı değişkenlere göre incelemektir. Diğer taraftan, üstün zekâlı öğrencilerle ilgili alan yazındaki söz konusu boşluğa dikkat çekmek, üstün zekâlı öğrencilerin din ve ahlak öğretimi alanındaki ilgi ve ihtiyaçlarının belirlenmesine ilişkin daha derinlemesine çalışmalara ihtiyacı ortaya koymak ve bu konuda yeni çalışmalara zemin hazırlamaktır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Milli Eğitim Bakanlığı, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce “üstün zekâlı” olarak tanılanan ortaokul ve lise öğrencileri oluşturmaktadır. Söz konusu araştırma verileri 2019- 2020 eğitim ve öğretim yılında toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programından yararlanılmıştır. Ölçeğin, elde edilen veriler üzerinden güvenirliğini test etmek üzere iç tutarlılık katsayısı (Cronbach Alfa) hesaplanmış, Cronbach Alfa değeri 0,95 olarak saptanmıştır. Bununla birlikte yüzde, frekans, aritmetik ortalama gibi betimsel istatistiklere yer verilmiştir. Öğrencilerin DKAB dersine ilişkin tutumlarının cinsiyet, sınıf düzeyi, gelir durumu, anne ve baba öğrenim durumu değişkenlerine göre incelenmesi için öncelikle veri setinin parametrik test varsayımlarını karşılayıp karşılamadığına bakılmıştır. Bu amaçla yapılan istatiksel işlemler parametrik testlerin kullanımının uygunluğunu göstermiştir. İki örneklem grubundan elde edilen ortalama değerleri kıyaslamak üzere ilişkisiz (bağımsız) örneklemler t testi; ikiden fazla sayıda örneklem grubundan elde edilen ortalama değerleri kıyaslamak için tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Yapılan analizlerden, üstün zekâlı öğrencilerin DKAB derslerine ilişkin tutumlarının olumlu olduğu; söz konusu tutumlarının cinsiyet ve anne öğrenim durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaşmadığı, ancak sınıf düzeyi, gelir ve baba öğrenim durumlarına göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada gerek üstün zekâlı öğrencilerin gerekse normal zekâ gelişim özelliği gösteren öğrencilerin DKAB dersine ilişkin tutum düzeylerini olumlu yönde arttırmak amacıyla öğrencilerin kendilerinin ve velilerinin dersin öğretim programından, öğretmenlerinden, öğretim etkinliklerinden, materyallerinden ve yöntemlerinden beklentilerinin neler olduğunun tespit edilmesi ve söz konusu hususların gözden geçirilmesi ve iyileştirilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın sonucunda öncelikli olarak önerilen husus, elde edilen nicel bulguları desteklemek üzere daha derinlemesine veri sağlayacak nitel çalışmaların yapılmasıdır. Bu bağlamda önerilen bir diğer önemli husus da ilgili araştırmalardan elde edilen tespit ve öneriler dikkate alınarak üstün zekâlı olarak belirlenmiş öğrencilere yönelik farklılaştırılmış DKAB öğretim programlarının geliştirilmesidir. Üstün zekâlı öğrencilere yönelik eğitim faaliyetlerinin bir bütünlük içerisinde yürütülmesini sağlamak üzere bu öğrencilerin öğrenme kapasitelerini, üst düzey düşünme becerilerini, ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alan ders materyallerinin geliştirilmesi de önem arz etmektedir. Üstün zekâlı öğrencilere yönelik tasarlanacak eğitim ve öğretim sürecinde bilgiyi hazır sunan değil, bilgiyi yapılandırmayı mümkün kılacak yaklaşım, yöntem-teknik ve materyallerin seçilmesine özen gösterilmelidir.
AtıfTR Dizin6
İncele - MakaleAçık Erişim2020Meister Eckhart Düşüncesinde Lütuf Tecrübesi ve Kutsal’a Dönüşüm*
Köse, Halil İbrahim
Geç Orta Çağ döneminin etkili figürlerinden biri olan Alman Dominik Meister Eckhart, bir vaiz, mistikve teolog olarak ortaya koymuş olduğu eserleriyle felsefi ve teolojik birtakım tartışmaların zemininihazırlamıştır. Felsefenin temel konularından biri olan mistisizm konusunda savunduğu bazı görüşler yüzündenpapalık fetvasıyla kınanacak ve kâfir ilan edilecek kadar da kilisenin dikkatini çekmiş bir isimdir. İnsanı “özünedönmüş olan” olarak tanımlarken, ilahi bir müdahale ve lütufla, kişinin bu dönüşüm sürecinin sonundaTanrı’nın oğlu hatta daha da ileri giderek Tanrı’nın kendisi olacağını ifade eden Eckhart, her ne kadar teorikanlamda bir aşama ve kademelilik fikrinden bahsetmese de pratik anlamda birtakım çaba ve disiplin gerektirenhallerden bahsederek, bu dönüşümün yolunu dinleyicilerine göstermeyi başarmıştır. Negatif teolojiyibenimseyen Eckhart, takipçilerine Tanrı hakkında konuşmaktansa susulmasını önermiş olsa da Aristo’nun“benzeri benzer bilir” ilkesinden hareketle, insanın Tanrı hakkında bir şeyler bilebilmesi için kutsal bir dönüşüm geçirerek Tanrı’laşması gerektiğini ileri sürmüştür. Tanrı’yı tek gerçek varlık kabul ederken, Tanrıdışında yaratılanları bir hiç olarak değerlendiren düşünürümüz, insanın varlık sahasına çıkması ve varlıkkazanabilmesi için bu dönüşüme muhtaç olduğunu ifade etmiştir. İki tür lütuftan bahseden Eckhart, bedelsizolarak verilen ve Tanrı’dan çıkış olarak ifade ettiği yaratımın ilk lütuf olduğunu ve herkese verildiğini, Tanrı’yadönüş olarak ifade ettiği ikinci lütfun ise sadece zeki ve anlayış sahibi olup, bu dönüşüm için çaba sarf edenlereverileceğini belirtmiştir. Bu dönüşümü soyutlanma, aydınlanma, özdeşleşme ve atılım olmak üzere dörtaşamada geçekleştirebilecek olan insan, bir nevi aslına, özüne rücu etmektedir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2020Spiritual- Mystical Dimension in the Poems Of Bahtiyar Vahapzade
Özkan, Ahmet
Bahtiyar Vahapzade is one of the most important literary figures of Azerbaijan and the Turkish World. Throughout his life, he penned works that prioritized national and spiritual values. The creation, internal conflicts and opposites of human beings, periods of life, love of homeland, were the main subjects of his art. The majority of the articles and theses written about him, were written by the literati which mostly focused on the figure rather than the content. The ones related to the content were limited to subjects such as their sensitivity on Turkish language, their national feelings and thoughts. The spiritual elements that feed all of this have not been sufficiently expressed. This article was written in order to identify the spiritual-mystical elements in his poems which, were not adequately dealt with in the studies about Vahapzâde. The limitation of our study, in which the synthesis interpretation method is used, constitutes the poems of Vahapzade. Several of his articles have also been cited in support of his ideas. As a result, the fact that Vahapzâde grew up in a traditional Turkish family, internalized the values he believed in by learning the traditions and customs of his family, and the discovery of the beauties in his essence revealed him as a spiritually strong personality. In his own words, he is a "suffering" person. Throughout his life, he has worried about the nation's independence and spirituality. His interest in ancient literature also enabled him to have knowledge of related spiritual dynamics. Despite the fact that he was not a Sufi, for reasons explained, his poems included spiritual-mystical elements, and his messages to the society rose on this basis. The research will offer a different perspective to the studies about Vahapzâde
- MakaleAçık Erişim2020Kur’an’da Peygamberler Örnekliğinde Ailede Anne-Baba ve Çocukların Hukuku
Varlı, Abdussamet
Kur’an, geçmiş ümmetlerin hayatlarından kesitleri, ders çıkartıp güncelleme adına insanlığa örnek olması için içerisine almış bir kitaptır. Bu yönüyle Kur’an’ın belli bir kısmını kıssalar oluşturur. Bu kıssalar içerisinde çağlarına damga vurmuş peygamber misalleri önemli yer tutar. Peygamberlerin, nebevî ya da beşerî hayatta karşılaştıkları olaylara karşı tutum ve davranışları, farklı yönleriyle âhir zaman insanının dikkatine sunulur. Toplumların temel yapıtaşı olma özelliğini tüm asırlarda ve toplumlarda koruyan aile kurumundaki bireylere karşı peygamberlerin takınmış oldukları tutum ve davranışların bir kısmı Kur’an’da yer almaktadır. Aile kurumunda huzur ve saadetin yerleşmesi ve ailede zaman zaman karşılaşılan olaylara doğru ve yerinde tepkilerin verilebilmesi için, Kur’an’da yer verilmiş peygamberlerin rol model davranışları son derece önemlidir. Bu bağlamda, kişinin kendi dışında en öncelikli kimseler olan anne-baba ve evlatların peygamberler ekseninde Kur’an’daki hukuku ele alınacaktır.
AtıfOpenAlex4TR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2020Zühlî ile buhârî arasındaki tartışmalar ve rivayetlere yansıması
Türkoğlu, Hamdi
405ÖzHicrî III. asır, hadis tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Hadis ve sünnet konusunda yapılan faaliyetler dikkate alınarak bu dönem hadis tarihinin altın çağı olarak nitelendirilmektedir. Bununla birlikte bu asrın ilk yarısında mihne gibi bazı olumsuz hâdi-seler de yaşanmıştır. Bu dönemde savunuculuğunu Muʻtezile’nin üstlendiği Kur’an’ın mahlûk olduğu fikri, Abbasî idaresi tarafından benimsenmiş ve bu resmî fikri kabul etme-yen birçok âlime baskı yapılarak söz konusu düşünceyi kabul etmeyenler ağır bir şekil-de cezalandırılmıştır. İdare tarafından ulemâya yapılan baskılar süreç içerisinde azalıp sona ermesine rağmen yankıları bir süre daha devam etmiş, bu defa ulemâ kendi içeri-sinde konu etrafında tartışmaya girişmiş ve ilgili meseleyi baskı unsuru olarak kullan-mıştır. Bazı muhaddisler bu sebeple birbirini tenkit ederek birbirlerinin rivayetlerini terk etmiştir. Nitekim mezkûr tartışmalara bizzat şahit olan ve aynı zamanda bu tartışmaların birer tarafı olan Buhârî ve hocası Muhammed b. Yahyâ ez-Zühlî de bu olumsuzluklardan nasibini almıştır. Öyleki Buhârî, Zühlî’nin beldesi Nîsâbûr’u terk etmek zorunda kalmış-tır. Dönemin iki güvenilir ve meşhur muhaddisi arasındaki bu olumsuz gelişmelerin izleri rivayetlerde de görülmektedir. Bu çalışmada hoca Zühlî ile talebe Buhârî arasındaki tar-tışmalar ve bu tartışmaların rivayetlere yansıması üzerinde durulmuştur.
AtıfTR Dizin2
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2019Claims and Evaluations of Women's Participation in Collective Dhikr in Yasawiyya
Özkan, Ahmet
In this article, some accusations about the participation of women and men in the practices of “Dhikr-i Erre” which is the dhikr method of the Yasawiyya Order, and the claim that dhikr-i erre is a paganist relic are included and these allegations were evaluated based on Ahmad Yasawi’s Diwan-ı Hikmat and other sources. The evaluation of the claims about “dhikr-i erre”, the spiritual education method of Yasawiyya, which plays an important role for Turks in the understanding of Islam in Central Asia, will contribute to the approach of Yasawiyya studies to historical reality.
- DerlemeYalnız künye2019Mürteza Bedir. Ebû Hanîfe Entelektüel Biyografi. Ankara: Ay Yayınları, 2018, 184 s.
Aktaş, Ayşe
Mürteza Bedir. Ebû Hanîfe Entelektüel Biyografi. Ankara: Ay Yayınları, 2018, 184 s.
- MakaleYalnız künye2018Scopus SJRQ3The perception of sunni sufis on hz. ali and ahl al-bayt: eshrefoghlu rumi’s sample
Özkan, Ahmet
In all of the orders which are the institutions of Sufism the Hazrat Ali and Ahl al-Bayt are shown love and respect. In addition, the love of the Hazrat Ali and Ahl al-Bayt seen in the works of the Sunni Sufis has caused them to be perceived as Alawi-Bektashi from time to time. One of the most important of these Sufis is Eshrefoghlu Rumi, the founder of the Eşrafiyye branch of Kadiriyye order. Eşrefoğlu, who frequently mentioned the Hazrat Ali and Ahl al-Bayt, particularly in his book Tarikatname, has been described as Alawi-Bektashi due to his expressions by some. This article was written to put forth Sunni Sufis’ and especially Eshrefoghlu Rumi’s perception of the Hazrat Ali and Ahl al-Bayt and to evaluate their being regarded as Alawi-Bektashi due to his views. For this purpose, first the understanding of the Sunni Sufis regarding the Hazrat Ali and the Ahl al-Bayt was addressed, and then comparisons were made by mentioning perceptions of Eshrefoghlu Rumi in question. In particular, the place of the Hazrat Ali and Ahl al-Bayt in the understanding of Sunni Sufism was identified. As a result, it was observed that both Sunni Sufis’ and Eşrefoğlu Rumi’s perception of the Hazrat Ali and Ahl al-Bayt developed in Sunni Sufi culture and the love of the Hazrat Ali and Ahl-al Bayt was very intense particularly in the followers of the orders connected to the Prophet Muhammad through the Hazrat Ali’s descendants. One of the findings of the research was that this perception of the Sunni Sufis and Alawi-Bektashi and Shia communities showed similarities from time to time.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2018Dört Mezhebe Göre Namazlarda Kunût Duası Okumanın Keyfiyeti ve Hükmü
Altan, Mustafa; Mahmutoglu, Yakup
Bu makalede, kunût duasıyla ilgili Hz. Peygamber’den gelen rivayetlere ve bu rivayetlerin nakline bağlı olarak fıkıh ekollerinin esasaldıkları bazı uygulama örneklerine, ortaya çıkan ictihâdî farklılıklara ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş; konu hakkında öne sürülen görüşlerhüküm açısından değerlendirilmiştir. Mevcut görüş ayrılıkları bir tarafa, dört mezhep açısından oluşan genel kanaat sabah namazı,vitir namazı ve Müslümanların karşılaştıkları belâ ve musîbet zamanları haricinde kunût duasının okunmayacağı yönünde olduğugörülmüştür. Bununla birlikte Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerin ve uygulama örneklerinin farklılığı sebebiyle kimi fakihlerin bazınamazlarda kunût okumayı bidat, bazılarının sünnet kabul ettiğine ve yine bir kısmına göre kunût duası okumanın bazı namazlarlasınırlı tutulması gerektiği, bir kısmına göre de, belâ ve musîbet anlarında neredeyse tüm namazlarda okunabileceği şeklinde farklıgörüşlerin ortaya çıktığına yer verilmiştir. Makalede son olarak, özellikle ülkemizin belli yörelerinde Hanefî ve Şâfiî mezheplerine mensupMüslümanların, namazlarda kunût duasının okunmasının keyfiyetine dair mezheplerinin ictihâd farklılıklarını gerekçe göstererek farklımezhepten imama uymama ve cemaatle namaz kılmama eğilimi göstermeleri meselesine temas edilmiştir. Oysa İslâm’da cemaatlenamaz kılma ibadetinin, sarâhati/katiyeti ve önemi tüm mezhepler açısından müsellem ve ümmetin vahdeti ve birliği için çok gerekliolduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla bu çalışmada, kesin (kat‘î) olanın zannî olana tercih edileceği gerçeğinden hareketle, mezheplerarasındaki görüş ayrılıklarının yine mezhep içindeki mevcut mutedil görüşlerle giderilmesinin mümkün olabileceği vurgulanmış, mezhepfarklılığı sebebiyle yaşanan ihtilafların sunulan çözüm önerileriyle giderilebileceği ifade edilmiştir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2018Tefsir kitaplarındaki israiliyata dair
Aras, Zakir; Derveze, Muhammed İzzet; Çelem, Sema
-
AtıfTR Dizin1
İncele - DerlemeAçık Erişim2018Religiöse Bildung und interkulturelles Lernen. Ein Erasmus Plus Projekt mit Partnern aus Deutschland, Liechtenstein und der Türkei.
Sozen, Hasan
-
- Derleme MakaleYalnız künye2018Hz. Peygamber’in Gayri Müşriklerle Olan İlişkisi
Abdelaziz, Eid Fathi Abdellatif; Topkarci, Mehmet Akin
Bu araştırma Hz. Peygamber’in Mekke-i Mükerreme ve ArapYarımadası’nda yaşayan müşriklerle olan ilişkilerini siret-i nebi,sünnet ve Kuran-ı Kerim çerçevesinde inceler.
- MakaleYalnız künye2017The Interpretation of Research Findings on The Adjournment Inclination and The Ways to Deal with It in Terms of Religious Adjournment
Demir, Omer
The importance, scope, results of adjournment behavior in the religious field and the ways to deal with the adjournment behavior have been investigated in this study. What the adjournment is, what the types of adjournment are, what the compounds of adjournment inclination are, what the adjournment cycle is and what the adjournment inclination’s reasons are have been emphasized considering theoretical background. Then, the subject has been taken into the field of religious responsibility, the importance of adjournment in the religious field, its scope and the ways to deal with the fact of adjournment have been examined. The study has aimed at contributing to the solution of adjournment problem which is an obstacle for the faith-behavior integrity in the religious education. In the study, the literature review method has been used, the studies which have been conducted on the adjournment inclination, the ways to deal with it, and the research findings have been interpreted considering other relevant studies in the reference of main religious sources related to the topic. In the study, it has been seen that the adjournment fact in the religious responsibility field has the social, mentalintellectual, moral, economic, occupational and educational aspects besides its individual aspects. The ways to deal with the adjournment behavior in the religious field have been reviewed under the titles of “the determination of adjournment’s reason, taking an immediate action, proper time management, the perception of ‘future time’, the adjournment of desires, the temperate entertainment, positive perfectionism, positive self-sense-honour-self-efficacy, motivation, choosing the valuable one, the other strategies to deal with the rationality and logical affectivity and adjournment
AtıfTR Dizin8
İncele




