Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

  • MakaleAçık Erişim2025
    İslâm Hukukunda Adalet Sağlama Vasıtası Olarak Kur‘a ve Uygulanma İmkânı

    Mahmutoglu, Yakup; Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif

    Tüm hukuk sistemleri gibi İslâm hukuku da toplumsal düzeni sağlamak, ihtiyaçları karşılamak ve adaleti gerçekleştirmek amacıyla hayatın her alanıyla ilgili insan davranışlarını düzenleme, ortaya çıkan bir mesele hakkında çözüm üretme ve hüküm verme iddiasında olmuştur. İslâm hukukunda hüküm verme ve anlaşmazlıkları çözme yöntemlerinin çok olduğu bilinmektedir. Klasik fıkıh kitaplarında ayrıntılı bir şekilde açıklanan dava, delil, şahitlik, yemin, karine ve kur‘a gibi hak ispat etme vasıtaları, taraflardan birine haksızlık yapmaksızın hakkın belirlenmesine yardımcı olan yöntemlerdir. Kur‘a hariç, bu vasıtalar özellikle yargılama hukukunun önemli konuları arasında yer aldıkları ve sıklıkla başvuruldukları için oldukça fazla bilinmektedir. Bununla birlikte kur‘a, diğer vasıtalar/yöntemler kadar bilinmese ve hüküm verme bakımından diğerleri kadar belirleyici olmasa da hakların ve menfaatlerin paylaşımı esnasında tercih yapmanın mümkün olmadığı belirsizlik hallerinde gizli hükmü ortaya çıkarma, adaleti sağlama ve anlaşmazlıkları çözme yöntemi olarak kabul edilir. Biz bu çalışmada kur‘ayı İslâm hukuku çerçevesinde; fıkıh sistemindeki yeri, hukuksal değer olan adalet anlayışı ile ilişkisi ve gizli hükmü ortaya çıkarmadaki rolü açısından incelemek istedik. Öncelikle sözlük ve terim anlamlarını vererek tanıttığımız kur‘anın meşrûiyetini temellendirmek için Kur’ân, sünnet, sahabe uygulamaları ve fakihlerin çoğunun kur‘a üzerindeki ittifakı ile ilgili delillere yer verdik. Kur‘anın gayeleri başlığı altında İslâm hukuku açısından sağladığı faydalara, taraflar arasında kur‘a çekiminin yapılma şeklini (keyfiyetini) açıklama sadedinde ise dört mezhebin meşhur fakihlerinin görüşlerinden iktibaslara yer verdik. Ardından kur‘anın sıhhat şartlarını belirttik ve İslâm hukukunda uygulandığı alanlardan çeşitli örnekler verdik. Son olarak, kur‘anın Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre hükmünü ve kur‘a ile varılan sonucun tüm taraflar için bağlayıcı olup olmadığını tespit ettik.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Sünnî Olmayan Mezheplerde Karşı Cinse Dokunmanın Abdeste Etkisi

    Mahmutoglu, Yakup; Cebeci, İdris

    İslam dini, kul ile yaratıcısı arasında kesintisiz bir bağın bulunmasına önem vermiştir. Kuşkusuz bu bağı kuvvetlendiren en önemli unsurlardan biri, kulun rabbine ihlaslı bir şekilde yapmış oldu-ğu ibadetleridir. Namaz ise, bu ibadetlerin en önemlisi olduğu için namaza hazırlık sayılan abdest ve teyemmüm de o derece önemli kabul edilmiştir.Kur’ân-ı Kerim’de, abdest ve teyemmüm konuları, Mâide sûresi 6. ve Nisâ sûresi 43. âyetlerde müstakil olarak ele alınmıştır. İslâm âlimlerinin bu iki âyeti anlamaya yönelik ortaya koydukları emek ve gayret neticesinde birçok yorum ve ictihâd ortaya çıkmıştır.Bu iki âyet çerçevesinde ortaya çıkan en önemli ihtilaflardan biri, karşı cinse dokunmanın abdesti veya teyemmümü bozup bozmadığı konusudur. Şöyle ki; bahsi geçen âyetlerde, abdest ve te-yemmüm alınması gereken durumlardan biri olarak zikredilen “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe/ya da kadınlara dokunduğunuzda)…” ifadesi ile ne kast edildiği hakkında, ilk dönemden (asr-ı saâdetten) günümüze kadar süre gelen birçok ihtilaf söz konusu olmuştur. Bazı âlimler, “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe)…” ifadesinden kast edilen mananın mutlak dokunmak; bazıları şehvet-le dokunmak, bazıları ise mecazî anlamda cinsel birliktelik (cimâ) olduğunu söylemişlerdir. Bu farklı anlamlandırmalara bağlı olarak, bir kısım âlimler, “karşı cinse mutlak anlamda dokunmak”; bir kısmı, “sadece şehvetle dokunmak”; bir kısmı da, “kadınlarla cimada bulunmak” abdesti ve teyemmümü bozar şeklinde ictihâda varmışlardır.Çalışmada, Sünnî olmayan Şiî-Caferî, Şiî-Zeydî ve Haricî-İbâzî mezheplerinin, ilgili âyetler bağla-mında “lems/mülâmese” konusu hakkındaki görüşleri, görüşlerini dayandırdıkları aklî ve naklî deliller ve de kendi görüşlerini savunma sadedinde karşıt görüşteki âlim ve mezheplere vermiş oldukları cevaplar, mümkün mertebe temel kaynaklara başvurulmak suretiyle ortaya konulmuş-tur. hadîs usulü anlayışları ve mezhep içi bazı muhafazakâr tutumları sebebiyle, lems/mülâmese konusunu özellikle ilk dönemlerde sadece ehl-i beytin masum imamlarından gelen rivâyetlerle açıklamaya çalışmışlardır. O kadar ki, ne birçok sahabe ve tabiînden gelen ri-vâyetlere (naklî delillere) yer vermişler, ne de aklî ve lugavî delillere başvurma gereği duymuşlar-dır. Bu bakımdan, diğer mezheplere göre oldukça farklı ve/veya korumacı bir yaklaşım tarzı sergi-lediklerini söylemek mümkündür. Ne var ki, Caferîlerin, tarihsel süreçte mülâmese konusunu ele alırken mezhep içinde farklı yöntemler sergiledikleri de görülmüştür. Söz gelimi, Şiî-Caferîlerin, Ahbârîlik geleneğine mensup ilk dönem âlimleri, konuyu sadece ehl-i beytin masum imamların-dan gelen rivâyetler ışığında anlamışlar; bu rivâyetler dışında başka bir delile başvurmaya ise şiddetle karşı çıkmışlardır. Buna karşılık daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan Usûlîler (ve özel-likle hicri 6. asır âlimi Tabersî) ise, masum imamlardan gelen rivâyetler yanında, birçok sahabe, tabiîn ve sünnî âlimlerden gelen rivâyetleri ve de aklî ve lugavî delilleri de dikkate almışlardır. Sonuçta Caferîler, ilgili âyetlerde yer alan “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe)…” ifadesinin, imamlardan gelen rivâyetler ışığında, mecâzî anlamda cinsî münasebet (cimâ) olduğu görüşünü kabul etmişler. Bu sebeple de, mahrem veya nâmahrem olduklarına bakılmaksızın karşı cinslerin -birbirini öpmeleri de dâhil- birbirine dokunmalarının hiçbir şekilde abdesti bozmayacağını sa-vunmuşlardır. Bu görüş hususunda mezhep içinde ihtilaf olmadığı ve hatta ittifak (icmâ) olduğu da söylenmiştir.Şiî-Zeydîler, lems/mülâmese konusunda istidlalde bulunurken, Caferîlerden farklı olarak, sadece ehl-i beyt imamlarından gelen rivâyetlere değil, aynı zamanda Şiîlerin dışındaki mezheplerce muteber sayılan kaynaklarda yer alan birçok hadîs ve rivâyete de yer vermişlerdir. Yine, Caferîlerin aksine, görüşlerini aklî ve lugavî delillerle de destekleme yoluna gitmişlerdir. Bu sebeple Zeydîle-rin mülâmese konusunda nispeten daha mutedil davrandıkları söylenebilir. Zeydîler, “… أو لامستم النساء (ev lâmestumu’n-nisâe)…” ifa

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2018
    Dört Mezhebe Göre Namazlarda Kunût Duası Okumanın Keyfiyeti ve Hükmü

    Altan, Mustafa; Mahmutoglu, Yakup

    Bu makalede, kunût duasıyla ilgili Hz. Peygamber’den gelen rivayetlere ve bu rivayetlerin nakline bağlı olarak fıkıh ekollerinin esasaldıkları bazı uygulama örneklerine, ortaya çıkan ictihâdî farklılıklara ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş; konu hakkında öne sürülen görüşlerhüküm açısından değerlendirilmiştir. Mevcut görüş ayrılıkları bir tarafa, dört mezhep açısından oluşan genel kanaat sabah namazı,vitir namazı ve Müslümanların karşılaştıkları belâ ve musîbet zamanları haricinde kunût duasının okunmayacağı yönünde olduğugörülmüştür. Bununla birlikte Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerin ve uygulama örneklerinin farklılığı sebebiyle kimi fakihlerin bazınamazlarda kunût okumayı bidat, bazılarının sünnet kabul ettiğine ve yine bir kısmına göre kunût duası okumanın bazı namazlarlasınırlı tutulması gerektiği, bir kısmına göre de, belâ ve musîbet anlarında neredeyse tüm namazlarda okunabileceği şeklinde farklıgörüşlerin ortaya çıktığına yer verilmiştir. Makalede son olarak, özellikle ülkemizin belli yörelerinde Hanefî ve Şâfiî mezheplerine mensupMüslümanların, namazlarda kunût duasının okunmasının keyfiyetine dair mezheplerinin ictihâd farklılıklarını gerekçe göstererek farklımezhepten imama uymama ve cemaatle namaz kılmama eğilimi göstermeleri meselesine temas edilmiştir. Oysa İslâm’da cemaatlenamaz kılma ibadetinin, sarâhati/katiyeti ve önemi tüm mezhepler açısından müsellem ve ümmetin vahdeti ve birliği için çok gerekliolduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla bu çalışmada, kesin (kat‘î) olanın zannî olana tercih edileceği gerçeğinden hareketle, mezheplerarasındaki görüş ayrılıklarının yine mezhep içindeki mevcut mutedil görüşlerle giderilmesinin mümkün olabileceği vurgulanmış, mezhepfarklılığı sebebiyle yaşanan ihtilafların sunulan çözüm önerileriyle giderilebileceği ifade edilmiştir.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele