Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    MIST Ülkelerinde Jeopolitik Riskin Doğrudan Yabancı Yatırımlar Üzerine Etkisi

    Yıldız, Şaduman

    Tasarruf oranları düşük olan gelişmekte olan ülkelerde iktisadi büyüme çoğunlukla doğrudan yabancı yatırımlar aracılığı ile artırılabilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımlar aracılığı ile ülkeler sermaye birikimini ve istihdamı artırmanın yanı sıra ülkeye teknoloji transferi de sağlayabilmektedirler. Bu çalışmada, yükselen ekonomiler olarak tanımlanan MIST (Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Türkiye) ülkelerinde 1985-2023 dönem aralığında jeopolitik riskin doğrudan yabancı yatırımlar üzerine etkisi panel veri analizi kullanılarak araştırılmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların bağımlı değişken olduğu model için yapılan eşbütünleşme testi sonucuna göre doğrudan yabancı yatırımlar ve jeopolitik risk arasında eşbütünleşme ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Daha sonra yapılan katsayı tahmin testine göre jeopolitik riskte meydana gelen %1 oranındaki artış doğrudan yabancı yatırımları %0.176 oranında azaltmaktadır. Son olarak çalışmada yapılan nedensellik testi ile de eşbütünleşme testi sonuçları doğrulanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, MIST ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımların artışı jeopolitik riskin düşük olmasına bağlı olarak gerçekleşmektedir. Bu bulgu, bu ülkelerdeki politika yapıcıların doğrudan yabancı yatırım politikalarını tasarlarken jeopolitik riski dikkate almaları gerektiğini göstermektedir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Namazda Salât Meselesi ve Buhârî’nin Yaklaşımı

    Taban, Zeyd

    Salâtüselâm getirmek Müslümanların Hz. Peygamber’e olan saygı ve bağlılıklarını gösteren sembollerden biridir. Salli-Bârik duaları ise Salâtüselâmın kapsamlı bir formu olup daha çok namazla birlikte anılmaktadır. Bu duanın namazda okunmasıyla ilgili farz veya müstehap/mendup gibi farklı hükümler verilmiş, terk edenin en azından kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Buhârî’nin ise İslamî ilimlerin tamamıyla ilgili hüküm ve bilgileri sahih hadislere dayandırma gayesiyle telif ettiği anlaşılan es-Sahîh’inde bu duayı namazla ilişkilendirmediği, teşehhüdden sonra yapılacak duaya da bir bağlayıcılık atfetmediği anlaşılmaktadır. Nitekim onun, Salli-Bârik dualarını es-Sahîh’in birçok yerinde naklettiği ve namazda veya teşehhüdden sonra dua ile ilgili başlıklar açtığı hâlde bu duaları namazla ilgili bölümlerde aktarmadığı görülmüştür. Bu uygulamayla ilgili fakihler tarafından verilen muhtelif hükümler ve Buhârî’nin farklı tutumu Müslümanların her gün eda ettikleri namaz ibadetini etkileyebilecek bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple mezkûr duaların namazla ilişkisinin tekrar gözden geçirilmesi önemlidir. Bu durum araştırmacıyı tarafların delil olarak sunduğu rivayetleri incelemeye ve bu yerleşik uygulamanın dayanağını araştırmaya sevk etmiştir. Konuyla ilgili daha önce yapılmış akademik bir çalışmaya rastlanmadığından bu makalede namazda salât okumanın Hz. Peygamber’in sünnetine dayanıp dayanmadığı meselesi, ilgili rivayetler üzerinden incelenmiş, sahâbe ve tâbiûn döneminde bu uygulamanın varlığı sorgulanmıştır. Buna ilaveten namazda salâtın sonraki dönemlerdeki durumu araştırılmış, bu uygulamanın yerleşmesinin arkasındaki amiller üzerine fikir yürütülmüştür. Ardından bu sürecin hadis kitaplarına yansıması üzerinde durulup Buhârî’nin fakihlerden ve diğer musanniflerden farklı olan bu tasarrufunun ilgili rivayetlerin isnâd veya metinlerindeki zafiyetten kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Buna bağlı olarak Sahîh-i Buhârî’nin salt hadis kaynağı olarak görülmemesi ve Buhârî’nin tercihlerinin ilmî meselelerde mutlaka dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Kentli hakları bağlamında kentsel dönüşüm: samsun-canik kuzey yıldızı kentsel dönüşüm projesi örneği

    Ersavaş Kavanoz, Suna; Küçükşen, Murat

    Kentsel dönüşüme ilişkin kentli hakları temelli çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu iki önemli değişkeni bir arada ele alan bu çalışmada, kentsel dönüşüm uygulamalarının kentli hakları bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, kentli hakları ilke ve değerlerinin kentsel dönüşüme ilişkin politika yapım sürecinde daha bütünsel bir yaklaşım oluşturup oluşturamayacağı sorusu etrafında yapılandırılmıştır. Araştırma alanı, Samsun ili Canik ilçesinde yer alan ve Karadeniz Bölgesi’nin en büyük kentsel dönüşüm projesi olarak kabul edilen “Kuzey Yıldızı Kentsel Dönüşüm Projesi”dir. Araştırma yöntemi olarak nitel ve nicel verilerin bir araya getirildiği karma yöntem yaklaşımı kullanılmıştır. Veri toplama araçları arasında anket, yarı yapılandırılmış görüşmeler, gözlem ve arşiv belgesi inceleme teknikleri yer almaktadır. Toplanan veriler metne aktarılmış ve betimsel analizle birlikte frekans ve oransal dağılım kullanılarak yorumlanmıştır. Çalışmada kentsel dönüşümün on altı farklı kentli hakları değişkeni üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğu bulunmuştur. Araştırma bulguları ışığında, kentsel dönüşümün sosyal boyutunun güçlendirilmesiyle daha bütüncül bir dönüşüm uygulamasının yaratılabileceği, bunun kentlilerin hakları açısından önemli etki ve katkılar sağlayabileceği sonucuna varılmıştır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2026Scopus SJRQ4
    The scientific structure of the field of rural development and social entrepreneurship: A bibliometric analysis based on web of science data

    Battal, Fetullah; Öz, Halil Hakdan; Yılmaz, Şeymanur

    Purpose: This study was conducted to reveal the scientific trends, thematic structures, and intellectual orientations in the literature on rural development and social entrepreneurship. The study aims to provide a comprehensive overview of current research trends by identifying the points of intersection between these two fields.Design/Methodology/Approach: A bibliometric analysis technique was used in the research. Data was obtained from the Web of Science (WoS) database and focused on the period between 2006 and 2025. Only research articles published in the fields of Business, Management, and Economics were included in the analysis. A total of 407 articles were examined, and the annual growth rate was calculated as 20.58%.Results: The results show that social entrepreneurship is playing an increasingly strategic role in rural development processes and that publications in the literature are concentrated around the themes of social capital, innovation, women's entrepreneurship, and sustainability. Aleksandras Stulginskis University, South China Agricultural University, and the University of Nigeria stand out among the most productive institutions. Bradford Law findings reveal that publications are concentrated around a small number of core journals. Consequently, the role of social entrepreneurship in rural development is related not only to economic growth but also to social welfare and sustainability dimensions.Originalit/Value: This study is one of the few bibliometric analyses that jointly examine social entrepreneurship and rural development. Based on Web of Science data, it reveals the research networks, thematic trends, and future research opportunities in the field, making a significant contribution to the literature.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    COVID-19 Sonrası Tedarik Zinciri Gecikmelerine Dair Ampirik Kanıtlar: APEC Ekonomileri Örneği

    Okur, Fatih

    Bu çalışma, 2015–2023 döneminde APEC ülkelerinde tedarik zinciri gecikmelerinin temel belirleyicilerini analiz etmektedir. Panel veri analizi yoluyla COVID-19 pandemisi, ekonomik gelişmişlik düzeyi ve bölgesel ticaret anlaşmalarının etkileri incelenmiştir. Ayrıca, modelde sanayi üretimi, dış ticaret hacmi, ticaret açıklığı, enflasyon oranı ve doğrudan yabancı yatırımlar gibi kontrol değişkenlerinin de tedarik zinciri gecikmeleri üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Sabit etkiler modeline dayalı analiz sonuçları, ihracat ve ithalat hacmi, sanayi üretimi ve ticaret açıklığının gecikmeleri artırdığını; ekonomik büyüme oranı ile doğrudan yabancı yatırımların ise gecikmeleri azalttığını göstermektedir. Ayrıca, enflasyon oranı ve pandemi dönemi gecikmeler üzerinde anlamlı ve olumsuz etkiler yaratmıştır. Alt grup analizleri, bu ilişkilerin dönemsel ve ülke türüne göre farklılaştığını ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, tedarik zinciri performansını artırmak isteyen politika yapıcılar için önemli yol göstericidir. Bu bağlamda lojistik altyapının güçlendirilmesi, fiyat istikrarının korunması ve esnek tedarik stratejilerinin geliştirilmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2026
    Dijital Bağımlılık ve Psikolojik Sıkıntı Ekseninde Din Anlayışının İkili Rolü

    Süheyb, Okur

    Bu araştırmanın amacı, farklı din anlayışı boyutlarının (seküler-mesafeli, muhafazakâr-geleneksel, mistik-özcü, kurumsal-aidiyete dayalı) üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeyleri ve psikolojik sıkıntıları (duygu durumları) üzerindeki yordayıcı rolünü çok boyutlu bir perspektiften incelemektir. Alan yazında dinin koruyucu rolü bilinse de din anlayışının homojen olmayan yapısının dijital bağımlılık karşısındaki rolü belirsizdir. İlişkisel tarama modeline göre tasarlanan çalışmaya 18-35 yaş arası 456 üniversite öğrencisi (N=456) katılmıştır. Veriler, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Duygudurum Profili ve Din Anlayışı Ölçeği ile çevrim içi toplanmıştır. Korelasyon analizi, dijital bağımlılık ile “Toplam Duygudurum Bozukluğu” arasında pozitif ve orta düzeyde bir ilişki (r = .420) göstermiştir. Çoklu regresyon analizleri sonucunda seküler-mesafeli din anlayışının hem dijital bağımlılığı (β = .109) hem de Toplam Duygudurum Bozukluğunu (β = .161) pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığını tespit edilmiştir. Buna karşın, muhafazakâr-geleneksel din anlayışının, Toplam Duygudurum Bozukluğunu negatif yönde (β = -.099) ve “Dinçlik-Aktiflik” alt boyutunu pozitif yönde (β = .283) anlamlı şekilde yordadığı bulunmuştur. Mistik-özcü ve kurumsal-aidiyete dayalı anlayışların anlamlı bir etkisi görülmemiştir. Bulgular, seküler-mesafeli anlayışın bir risk faktörü, muhafazakâr-geleneksel anlayışın ise koruyucu bir faktör olabileceğine işaret etmektedir

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Mapping the intersection of artificial intelligence and leadership research: a bibliometric analysis of wos publications (2016–2024)

    Battal, Fetullah; Öz, Halil Hakdan

    In the Industry 4.0 era, where Artificial Intelligence (AI) technologies are becoming increasingly widespread, studies in the field of leadership are trying to unite the issues of AI and leadership under a common roof by emphasising the main perspectives of leadership. In existing research, the interaction between AI and leadership is evaluated from three different perspectives. The first one is that AI will support leadership functions (development perspective). The second is that AI will replace leadership in the future (Replacement perspective). The third is that the influence of AI on leadership organisations is overestimated (sceptic perspective). In this study, systematic insights from multiple perspectives on the impact of AI technologies on leadership in today’s organisations has been attempted through bibliometric analysis. In this way, it is aimed to summarise the studies on AI and leadership, to identify the trends of research topics and to identify research gaps. Finally, the possible input of this study is to deliver a basis for future empirical and applied studies on related topics. The study was carried out based on the data of various types of researches in the Web of Science database and conducted between 2016 and 2024

  • MakaleAçık Erişim2026
    Hareketsiz bireylerde kettlebell egzersizlerinin kas mimarisi ve gerilme-kısalma döngüsü fonksiyonu üzerıne etkileri

    Kul, Murat; Hazar, Kürşat; Öktem, Tuncay; Berk, Hazar Emre

    Bu çalışma, sekiz haftalık kettlebell ve fitness egzersizlerinin vastus lateralis (VL) kas mimarisi ve dikey sıçrama performansı üzerindeki etkilerini incelemiştir. Yaşları 18-45 arasında değişen, sağlıklı 20 erkek katılımcı (kettlebell grubu: n=10; fitness grubu: n=10) çalışmaya dahil edilmiştir. Ön test değerlendirmeleri VL ultrason ölçümleri ve dikey sıçrama testlerini içermiştir. Kettlebell grubu balistik kettlebell egzersizleri gerçekleştirirken, fitness grubu geleneksel direnç antrenmanı uygulamıştır. Grup içi değişimleri analiz etmek için eşleştirilmiş örneklem t-testi, gruplar arası farklılıkları değerlendirmek için bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Kettlebell egzersizleri squat sıçrama (SS) ve aktif sıçrama (AS) performansını anlamlı derecede artırmıştır. VL kas kalınlığı ve dinamik pennasyon açısındaki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamakla birlikte artış eğilimi göstermiştir. Buna karşılık fitness egzersizleri VL kas kalınlığını, pennasyon açısını (PA) ve squat sıçrama (SS) performansını anlamlı derecede artırmış, ancak aktif sıçrama (AS) üzerinde anlamlı bir etki göstermemiştir. Her iki grupta da fasikül uzunluğunda (FU) anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Bu bulgular, kettlebell egzersizlerinin gerilme-kısalma döngüsü aracılığıyla patlayıcı performansı geliştirdiğini, fitness egzersizlerinin ise kas hipertrofisi ve kas mimarisi adaptasyonlarını daha etkili şekilde desteklediğini göstermektedir. Her iki egzersiz türü farklı hedeflere hizmet etmektedir; bu nedenle bireysel antrenman hedeflerine bağlı olarak birlikte uygulanmaları hem performans hem de kas yapısı açısından faydalı olabilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Reformist Yönetime Karşı Muhafazakâr Direniş: Mihail Gorbaçov’a Yönelik Darbe Girişimi ve Sonuçları

    Sadık, Ramin

    Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’nun başat gücü Sovyetler Birliği, kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süreçte, ülke yönetiminde muhafazakâr kanat ile reform yanlılarının kıyasıya mücadele ettiği iktidar mücadelesine şahit olmuştur. Komünist Partisi içindeki muhafazakârlar, partinin toplum üzerinde etkin olmasını, Sovyet ülkesini kapitalist dünyadan koruyan bir araç olarak lüzumlu görmüşlerdir. O nedenle daha sert bir yönetimsel yaklaşım sergilenmesinin gerekli olduğuna kanaat getirmiştir. Buna karşın, halkın sosyal ihtiyaçlarının öne çıkarıldığı bir ekonomik sistemin savunuculuğunu yapan ıslahatçılar, bir yandan partideki kemikleşmiş muhafazakâr klikle mücadele ederken, bir yandan da batılı devletlerle rekabet edebilmek adına daha fazla toplumsal özgürlükleri öne çıkaran bir yol izlemeye çalışmışlardır. Böylece Sovyetler Birliği’nin varlığı boyunca yönetimde bir mücadele yaşanmış; ancak Mihail Gorbaçov dönemine kadar genel olarak muhafazakâr kanat, bu mücadeleden hep başarıyla çıkabilmiştir. Ağustos 1991’de Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov’a karşı düzenlenen darbe teşebbüsü, Sovyet tarihinde muhafazakârlar ile ıslahatçılar arasındaki anlaşmazlık sürecinin yeni bir boyutuydu. Darbe girişimi sırasında toplum ülkede devam etmekte olan ıslahatlardan yana tavrını koyarken, Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin’in Gorbaçov’dan yana tercihte bulunması teşebbüsün başarısız olmasında etkili oldu. Sonuçta darbe toplum ile Rusya liderliğinin sert direnişiyle püskürtüldü, buna rağmen Sovyetler Birliği’nin hızlı bir şekilde tarih sahnesinden silinme sürecine girdi ve o yılın sonunda feshedildi. Bu çalışmanın ana problemi, Sovyetler Birliği’nde muhafazakâr kanat ile reform yanlıları arasındaki mücadelenin kırılma noktası olan Ağustos 1991 darbe girişimini derinlemesine incelemektir. Bu bağlamda çalışma, darbeyi Sovyetler Birliği yönetiminde muhafazakârlar ile reformistler arasında yaşanan güç mücadelesi perspektifinden ele almaktadır. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmış, dönemin Rus ve Türk basını ana kaynaklar olarak incelenmiş, çeşitli birincil ve ikincil kaynaklarla harmanlanarak akademik bir metin haline getirilmiştir. Çalışma kapsamında Mihail Gorbaçov’un başlattığı ıslahatlar, ıslahatların ülkede birtakım değişiklikler meydana getirmesi, bu değişikliklerin ülkeyi yıkıma götürdüğüne inanan Komünist Partisi’nin muhafazakâr kanadının sürece engel olmaya çalışması ve sonuçta Ağustos 1991’de darbe girişiminde bulunması gibi çeşitli başlıklar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları, muhafazakâr kanadın Ağustos 1991’deki darbe girişiminin; reformist yönetimin başlattığı yeniliklerin yarattığı dönüşüm, dönemin siyasal ve toplumsal koşulları ile Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve ekibinin müdahaleleri sonucunda başarısızlığa uğradığını, dahası girişimin birlik cumhuriyetlerini merkezden uzaklaşma eğilimine sevk ederek Sovyetler Birliği’nin dağılmasına giden süreci hızlandırdığını ortaya koymaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Paul Tillich Felsefesinde Din-Sanat İlişkisi

    Karadağ, Fırat

    Bu çalışmada Paul Tillich’in din-sanat ilişkisine dair düşüncesi, Mutlak, nihai ilgi ve sembol kuramı ekseninde dinî, felsefi ve kavramsal bağlam içinde ele alınmıştır. Araştırmanın temel meselesi, din ile sanat arasındaki ilişkinin yüzeydeki konu ortaklığından öte bir derinliğe dayanıp dayanmadığıdır. Ayrıca sanatın dinsellik taşıma biçimlerinin üslup, içerik ve sembolik işlev bağlamında nasıl değerlendirileceğidir. Bu sorun, yalnızca estetik teorisi ya da teoloji sınırlarına hapsedilemeyecek şekilde varoluşsal kaygı, anlam üretimi ve kültürel biçimlenme gibi çok farklı alanlara dokunan disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmiştir. Yöntem olarak karşılaştırmalı kavram analizi, metinler arası okuma ve nitel kuramsal çözümleme kullanılmıştır. Çalışma, Tillich düşüncesinde dinin özünün nihai ilgi olarak tanımlandığını, Mutlak’ın koşulluluğu aşan zemini nedeniyle dinî ve estetik ifadelerin zorunlu olarak sembolik bir karakter taşıdığını göstermektedir. Tillich’in sanat anlayışı, sanatın yalnızca güzelleştirme olmadığını, üslup ve biçim aracılığıyla varlığın derinliğini görünür kılma işlevi taşıdığını öne çıkarmaktadır. Tillich düşüncesinde sanatın dolaylı dinselliği, natüralist ve dışavurumcu üslup ayrımı, üslup-içerik uygunsuzluğu sorunu, dinsel üslup ile dinsel içeriğin birlikteliği şeklinde dört düzeyli değerlendirme ölçütü oldukça önemlidir. Çünkü bu ölçütler sanat eserlerinin dinselliğini konu temelli indirgemelerden kurtararak üslup ve derinlik-içerik açısından analiz etmeyi mümkün kılmaktadır. Sembol kuramı açısından ise sembolün katılım niteliği, kendini aşma gücü, doğuş-olgunlaşma-ölüm döngüsü ile kutsal boşluk kavramı öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda çağdaş dinsel sanatın görevinin ölmüş sembolleri tekrar etmek değil, yerinde ve içsel zorunlulukla yeni sembolik şeffaflıklar üretmek olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak Tillich düşüncesi, din ile sanatı birbirinin yerine koymayan, ancak aynı varoluşsal kaynaktan beslenen ve koşulluluk içinde farklı işlevler üstlenen iki kesişen alan olarak sunmaktadır. Dinselliğin ölçütü ise ikonografik içerik değil sembolik otantiklik ve üslup-içerik uyumuna dayanır. Bu doğrultuda çağdaş dinsel sanatın etik-estetik sorumluluğu, sembollerin canlılığını koruyacak içsel zorunluluğu ve Mutlak’a işaret etme kapasitesini yeniden üretmektir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Dream Motifs as Instruments of Legitimacy and Motivation in the Ottoman Empire (1453–1566)

    Saka, Erdem

    During the foundation and expansion periods of the Ottoman Empire, various political strategies were employed to secure legitimacy, gain support, and facilitate territorial expansion. Within this framework, dream narratives emerged as important instruments of political and ideological representation. These narratives frequently included religious figures such as prophets and caliphs, who possessed strong legitimacy within the Islamic world. Dreams presented to the sultan often contained symbolic elements associated with the ideal of universal sovereignty (cihan hâkimiyeti). Dreams reportedly seen before military campaigns, foretelling victory and sometimes indicating the direction of conquest, appear to have functioned as tools of political legitimation. At the same time, these dream narratives also reflected the folkloric and cultural characteristics of the period. Celestial symbols such as the moon, sun, and stars, together with mythological motifs including birds, fish, and rams, may be interpreted as symbolic representations of cosmological beliefs, collective hopes and fears, and perceptions of power, authority, and destiny. This study draws primarily upon archival documents, alongside chronicles and other relevant contemporary sources related to the period under examination.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Samakovcuk demir madenleri’nde üretim faaliyetleri (1695-1725)

    Saka, Erdem

    Samakovcuk Dökümhâneleri, Fatih Sultan Mehmed döneminde işletildiği şeklindeki yerel bilgiye istinaden “Fatih Dökümhânesi” şeklinde adlandırılmıştır. Erken dönemlerden itibaren işletilen Samakovcuk madenlerinde XVII. yüzyılın sonlarından itibaren yeni ocaklar açılmış ve ham demir üretim faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Buradan çıkarılan demir, İstanbul’daki harp sanayi tesislerine gönderilerek işlenmek suretiyle top güllesi ve humbara yapımında kullanılmıştır. XVII. yüzyılın sonunda ve XVIII. yüzyılın başında artan bu faaliyetler Prut Seferi’nin öncesinde de yoğunlaşmış olup, seferden sonra durma noktasına gelmiştir. Ancak 1714 yılında Venedik üzerine yapılacak seferin hazırlıklarına başlanmış olup, bu bağlamda yeni ocaklar açılmış ve üretim tesislerinin kapasitesi artırılmıştır. Akabinde ise Avusturya ve İran üzerine yapılacak seferlerin hazırlıkları münasebetiyle Tophâne ve Tersane gibi kurumlara ciddi miktarlarda demir gönderilmiştir. 1695-1725 yılları arasındaki zaman diliminde toplamda üç milyon tonun üzerinde maden ilgili kurumlara nakledilmiştir. Madenler deniz yoluyla sevk edilmiştir. Bu faaliyetleri yürüten madenciler bazı vergilerden muaf olmuşlardır. Bu çalışmada 1695-1725 yılları arasında Samakovcuk demir madenlerindeki üretim faaliyetlerinin, gönderilen demirin teslim edildiği kurumların, madenci taifesinin, üretim miktarlarının ve nakliye faaliyetlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın en önemli kaynaklarını Osmanlı Arşivleri’nden temin edilen vesikalar oluşturmaktadır. Araştırma-inceleme türü eserlerden de yararlanılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Almanya'da Misafir İşçi Anma Kültürü: Gösterişçi Duyarlılık

    Yurttaş, Süleyman; Karaca, İlhan

    Bu çalışma, Almanya’da son yıllarda giderek daha görünür hâle gelen misafir işçi anma kültürünü ve bu kültürün ardındaki siyasi dinamikleri konu almaktadır. Araştırmanın temel amacı, anma pratiklerini, “gösterişçi duyarlılık” kuramı çerçevesinde eleştirel bir analize tabi tutmaktır. Çalışma, anma kültürünün, geçmişle samimi bir yüzleşmeden ziyade, Almanya’nın güncel siyasi ve ekonomik krizler karşısında kendini “göçe açık” ve “tarihiyle barışık” bir toplum olarak sunma arzusundan kaynaklanan sembolik bir performans olduğunu iddia etmektedir. Araştırmada, doküman analizi kullanılarak yorumlayıcı bir yaklaşım benimsenmiş ve üst düzey siyasi aktörlerin konuşmaları, ırkçı saldırı kurbanlarının ailelerinin kamuya açık platformlarda yer alan açıklamaları ve kurumsal bellek projelerine ilişkin metinler incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, resmî söylem ile yapısal eşitsizlikler arasında derin bir çelişki olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle ırkçı saldırıların anılmasında, Mevlüde Genç gibi mağdurların affedici ve birleştirici mesajlarının devlet tarafından bir “barışma tiyatrosu” çerçevesinde araçsallaştırılarak, kurumsal ırkçılık ve devlet sorumluluğunun nasıl perdelendiği gösterilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Almanya’daki anma kültürünün, geçmişin öznelerinin bugünkü yaşam koşullarını iyileştiren somut ve kapsayıcı politikalardan ziyade, ahlaki bir üstünlük kurma ve toplumsal vicdanı rahatlatma amacı taşıyan sembolik jestlere dayandığı ve bu haliyle bir “gösterişçi duyarlılık” pratiği olduğu sonucuna varmıştır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Fundamental Principles of Ahl al-Sunna: The Views of the Jadidist Shākirjān Hamīdī

    Sever, Mehmet

    This study explores the theological boundaries and sectarian identity of the Jadīdism (Djadīdism) movement in the Idil-Ural region during the period of modernization through the lens of Shākirjān b. Asad Allāh Ḥamīdī (1878–1922 ?), one of its preeminent figures. While the scholarship on Jadīdism has predominantly focused on its educational and socio-political dimensions, this article addresses a significant lacuna by examining the preservation of Sunnī dogmatic identity within the movement. The research specifically analyzes Ḥamīdī’s seminal works, Iʿtiḳād wa-Iḳtiʿād and Sedjenjel al-Fiḳh, to delineate the theological limits set by the reformers. In terms of methodology, this research employs qualitative inquiry, utilizing text analysis and historical comparison. Centering on primary sources authored in the "New Tatar" Turkic vernacular, the study identifies and evaluates twenty fundamental principles (uṣūl) of Ahl al-Sunna as formulated by Ḥamīdī. These principles are systematically compared with classical Kalām literature and the intellectual legacy of Shihāb al- Dīn al-Mardjānī (d. 1889), the progenitor of religious reform in the region. Furthermore, the study elucidates the process of identity construction within the Jadīdī-Ḳadīmī dialectic, where Ḥamīdī defines the Sunnī self through a descriptive exclusion of "the Other," particularly the Muʿtazila and the Shīʿa.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Manzum Bir Tefe’ülnâme: Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır

    Büyükada, Merve

    Tarihin her devrinde farklı coğrafyalardan kimseler, gelecekte yaşanabilecek hadiseleri öğrenmek ve buna göre çeşitli tedbirler almak istemişlerdir. Bu yüzden insanlar -özellikle de sıkıntılı dönemlerinde- fal uygulamalarının türlü yöntemlerine başvurmuşlardır. Türklerin yıldızlar, ay, güneş gibi gök cisimlerini, ateşi, hayvan kemiklerini, kumalak denilen taneler gibi birçok nesneyi kehanet ve fal vasıtası olarak kullandıkları bilinmektedir. Kur’an’da ve hadislerde gaibi, gizli olanı ve geleceği sadece Allah’ın bilebileceği bildirilmiş olmasına rağmen İslamiyet’in kabulünden sonra da fal bakma geleneği sürmüştür. Ancak bu dönemde fal bakma aracı olarak yararlanılan nesneler farklılaşmaya başlamış ve neticede çeşitli fal nevileri kullanılır hâle gelmiştir. Bunlardan biri de kitap fallarıdır. Kaynaklara göre fal bakma amacıyla en çok tercih edilen kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. “Tefe’ülnâme” olarak da zikredilen Kur’an falı örneklerinden biri de Süleymaniye Kütüphanesi Hasan Hayri-Abdullah Efendi Koleksiyonu’nda 00172-003 numara ile kayıtlıdır. 16 varaktan oluşan nüshanın 12b-16a varakları arasında yer alan metin, nesih hat ile kaleme alınmıştır. Eser, Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır başlığını taşımaktadır. Kur’an falı, aynı yazmanın 7b-12a sayfaları arasında yer alan Farsça manzum tefe’ülnâmenin Türkçeye tercümesidir. Falnâme, kısa mensur bir mukaddime ve 29 beyitlik kısa bir mesneviden oluşmaktadır. Mensur olan kısımda fal açmanın usulü açıklanarak fal açacak kişinin bazı ritüelleri gerçekleştirmesi istenmiştir. Manzum olan bölümde ise her bir harf elifba sırası gözetilerek yorumlanmış ve her harf bir beyitte tabir edilmiştir. Harflerin yorumları tefe’ülün gereği olarak büyük oranda müspet yöndedir. Çalışmada, mezkûr falnâme tanıtılarak Latin harflerine aktarılmış ve Kur’an falının dil içi çevirisine yer verilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Anabaptist Gelenekte Spiritüalist Eğilimler: Hans Denck Örneği

    Keleş, Hatice

    Martin Luther’in başlattığı Reform Hareketi, yalnızca Protestanlığın ortaya çıkmasına yol açmamış, aynı zamanda farklı dinî yönelimlerin gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Bu yönelimlerden biri olan Radikal Reform, Reform sürecinin daha keskin ve farklı bir çizgisini temsil etmiştir. Radikal Reform; Anabaptistler, Spiritüalistler ve Evanjelikler olmak üzere üç ana gruba ayrılmıştır. Ancak Radikal Reform'un önde gelen oluşumu ise Anabaptistlerdir. Onlar da kendi içinde Evanjelik, Devrimci ve Spiritüalist Anabaptistler olmak üzere üç ana gruba ayrılmışlardır. Spiritüalizm, Tanrı ile inananlar arasında insan ya da nesne olsun bütün maddi aracıları bastırma eğilimine denilmiştir. Spiritüalistlerin bireyselliği ön plana çıkarmalarından dolayı cemaat veya topluluk kurma gibi bir hedefleri olmamıştır. Spiritüalistlerin en önemli özelliği, Kutsal Ruh’u temel almalarıdır. Teolojik olarak, bütün dış öğelerin önemini küçümsemişler ve içsel, ilahi ve ruhsal varlığın veya Ruh’un önemine vurgu yapmışlardır. Kutsal Metinlerin lafızlarından çok içerdiği anlamın önemli olduğunu, aynı şekilde sakramentlerin de fiziksel açıdan icra edilmesinden ziyade anlamının önemli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Spiritüalistlerin genel görüşü, inananın içsel (batınî) eğiliminin dışsal (zahiri) biçimlere uymaktan daha önemli olduğu ve seremonilerin ancak inananın güvenini dışsal biçimlerden uzaklaştırıp gerçek ruhani ibadete yönelttiği ölçüde değerli olduğudur. Bu görüşlerin temsilcisi konumunda olan Hans Denck, Anabaptizm’in ve Spiritüalizmin gelişiminde çok önemli bir figür olarak görülür. Bu çalışmada, Spiritüalizm, Spiritüalist tipolojiler ile Anabaptizmin ve Spiritüal Anabaptistlerin gelişiminde önde gelen temsilcilerden Hans Denck deskriptif ve karşılaştırmalı yöntemle ele alınmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesi

    Kan, Muhammed Enes

    Bu çalışmanın amacı, öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesidir. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan çalışmada veriler, öğretim elemanlarından mülakat yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, öğretim elemanları üniversitedeki etik dışı uygulamalar konusunda; iş yükünü artıran görevlendirmelere, üniversiteye akademik personel alımı ve ders dağılımı süreçlerine dikkat çekmektedir. Öğretim elemanlarının ilgilenemeyecek kadar fazla sayıda lisansüstü öğrenci danışmanlığı üstlenmesi, öğrencilere karşı ayrımcılık yapılması, derslerin programlanan gün ve saatlerde işlenmemesi konuları ise öğrencilere yönelik etik dışı uygulamalar arasında ön plana çıkmıştır. Öğretim elemanları, etik dışı uygulamaların daha fazla para kazanma, kıskançlık, rekabet, intikam gibi kişisel duygular ve toplumsal yozlaşmanın artmasından kaynaklandığını düşünmektedir. Etik dışı davranışların iş yerinde huzursuzluğu artırdığı, kurumu itibarsızlaştırdığı ve eğitim-öğretimin verimini düşürdüğünü düşünen öğretim elemanları, üniversitelerde liyakatin daha fazla önemsenmesi, vatandaşlara ve kamu personeline etik eğitimi verilmesi ve etik standartların belirlenmesiyle bu eylemlerin azaltılabileceğini ifade etmektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Dijital yazmada web 2.0 aracı olarak padlet kullanımına yönelik öğretmen adayı görüşleri: yapay zekâ destekli özelliklere ilişkin yansımalar

    Banaz, Emrullah

    Dijital yazma becerileri, Web 2.0 araçları ve yapay zekâ destekli uygulamaların eğitim ortamlarına entegrasyonu ile birlikte öğretmen yetiştirme süreçlerinde giderek daha önemli hâle gelmektedir. Bu bağlamda, dijital yazma öğretiminde kullanılan araçlara yönelik öğretmen adaylarının deneyimlerinin incelenmesi, etkili ve sürdürülebilir pedagojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, dijital yazmada Web 2.0 aracı olarak kullanılan Padlet uygulamasına yönelik öğretmen adayı görüşlerini ve uygulamanın yapay zekâ destekli özelliklerine ilişkin düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bir eğitim fakültesinde öğrenim gören ve ders kapsamında Padlet uygulamasını deneyimleyen 40 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla Google Formlar üzerinden toplanmış ve MAXQDA 20 programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, öğretmen adaylarının Padlet’i dijital yazma sürecini destekleyen, işbirlikçi ve çoklu modlu bir araç olarak değerlendirdiklerini; yapay zekâ destekli ses ve görsel oluşturma özelliklerinin ise motivasyonu artırıcı ve üretkenliği destekleyici unsurlar olarak algılandığını göstermektedir. Bununla birlikte, yapay zekâ kullanımına yönelik pedagojik rehberlik ihtiyacının da vurgulandığı görülmüştür. Bu doğrultuda, öğretmen yetiştirme programlarında Web 2.0 ve yapay zekâ destekli dijital yazma uygulamalarına yönelik uygulamalı ve eleştirel içeriklerin artırılması önerilmektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Öğretmenler için alternatif ölçme ve değerlendirme öz-yeterlik ölçeğinin geliştirilmesi: geçerlik ve güvenirlik çalışması

    Veyis, Fatih; Kayar Muslu, Ayşegül; Çimen, Fatmanur; Cindilli, Büşra

    21. yüzyılda bireylerden beklenen beceri ve yeterliklerin değiştiği görülmektedir. Öğretim süreçlerini doğrudan etkileyen bu değişim, ölçme-değerlendirme anlayışı ve kullanılan teknikler üzerinde de etkisini göstermiştir. Alternatif ölçme-değerlendirme olarak adlandırılan bu teknikler, öğretmenlerin de çeşitli yeterliklere sahip olmasını gerektirmektedir. Bu açıdan öğretmenlerin alternatif ölçme ve değerlendirme yeterliklerini belirleyebilecek ölçme araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla öğretmenlerin söz konusu tekniklere yönelik öz yeterliklerini belirleyebilecek bir ölçme aracı geliştirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda geliştirilen ölçeğin varyansın %70'ini açıklayabildiği, 26 maddeli ve iki bileşenli bir yapıda olduğu görülmüştür. DFA, ölçeğin iki faktörlü yapısının doğrulandığını ve alt boyutların uyum değerlerinin gerekli şartları sağladığını ortaya koymuştur. Güvenirlik analizlerinde iç tutarlılık katsayısı .97 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğu görülmüş ve bu yönde yapılacak araştırmalarda kullanılabileceği değerlendirilmiştir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    نظرة يوسف القرضاوي إلى الاقتصاد المقاصدي في ضوء كتابه فقه الزكاة

    Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif; Kavut, Ahmet; Ayengin, Tevhit

    لقد تميّز الفقه الإسلامي عبر تاريخه بالتنوع بين المذاهب وباتساع آفاق الاجتهاد فيه. غير أنّ العصر الحديث أفرز حاجة إلى تجديد متوازن يصل بين واقع العصر ومحورية النصوص الشرعية. وفي هذا السياق قدّم يوسف القرضاوي (1926-2022) مقاربة متميزة جمعت بين التراث والحداثة. وقد قام منهجه على الوسطية والاعتدال؛ فلم يقبل الغلو والتضييق، كما لم يقبل التهاون بالثوابت أو التفريط فيها. وجعل مقاصد الشريعة في مركز اهتمامه، مع التزامه بصيانة النصوص والأحكام المجمع عليها، واتجه في تعامله مع المذاهب إلى اختيار الرأي القائم على الدليل من غير تعصب مذهبي. كما أولى القرضاوي أهمية خاصة للاجتهاد الجماعي والعمل المؤسسي، مؤكدا أن القضايا المعقدة في العصر الحديث لا يمكن أن يستوعبها الاجتهاد الفردي وحده، وأسهم في دعم المجامع الفقهية وتطويرها. وربط، من خلال مفهومه لفقه الواقع، بين الفتوى والمعطيات الاقتصادية والاجتماعية والسياسية. وهكذا استهدفت منهجيته بناء فقه حيوي يجمع بين الثابت والمتغير، ويتفاعل مع العصر من غير أن يفقد جوهره وأصوله. وتتناول هذه الدراسة التصور الفقهي للقرضاوي ورؤيته الاقتصادية القائمة على المقاصد، من خلال التركيز على جهوده في مجال فقه الزكاة. وتعتمد الدراسة بصفة خاصة على كتابه «فقه الزكاة»، لتبيان أن تصوره للزكاة يقوم على اعتبارها نظاما متكاملا يحقق تداول الثروة، ويعزز العدالة الاجتماعية، ويحد من الفقر، ويؤسس للتكافل الاجتماعي في صورة مؤسسية. وفي هذا الإطار، تحلل الدراسة آراءه المتعلقة بزكاة النقود الورقية، والرواتب والأجور، ودخول أصحاب المهن الحرة، والأصول الثابتة المدرّة للدخل، وأسهم الشركات، وغيرها من الأموال المعاصرة. وقد خلصت الدراسة إلى أن القرضاوي جعل النماء، والقدرة المالية، وصيانة حق الفقراء، وتحقيق العدالة بين المكلفين، من أهم المرتكزات في ترجيحاته الفقهية. كما ناقشت اهتمامه بالدور الذي تضطلع به الدولة ومؤسسات الزكاة في حصر الأموال الزكوية، وجبايتها، وتوزيعها، وتمكين المحتاجين من الناحية الاقتصادية. وتعكس رؤية القرضاوي في فقه الزكاة العناصر الأساسية لنموذج اقتصادي إسلامي مقاصدي يروم التوفيق بين الموروث الفقهي الكلاسيكي والواقع الاقتصادي المعاصر، ويقوم على العدل والتكافل وصيانة الكرامة الإنسانية.