Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Tip 2 Diyabetli Yetişkinlerin Psikolojik İnsülin Direnci: Kesitsel Çalışma

    Semerci, Vahide; Sönmez Sarı, Ebru; Akeren, Zahide; Kalyoncuo, Servet

    Amaç: Bu çalışma tip 2 diyabetli yetişkinlerin psikolojik insülin direncinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan çalışmaya tip 2 diyabetli 135 yetişkin dahil edildi. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Psikolojik İnsülin Direnci Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Independent samples t test, One-Way ANOVA ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların %65.2’si 18-64 yaş, %55.6’sı kadın, %49.6’sı ilkokul mezunu, çoğu hipertansiyon (%57.8) hastasıdır. Tip 2 diyabetli yetişkinlerin Psikolojik İnsülin Direnci Ölçeği puan ortalaması 35.55 ± 13.08’dir. İstatistiksel modele dahil edilen değişkenlerden eğitim durumu, gelir durumu, destek olan kişinin olması, diyabet konusunda eğitim alma ve sağlık düzeyi algısı değişkenlerinin psikolojik insülin direncini etkilediği (p<0.05) ve varyansın %42.3’ünü açıkladığı saptandı (Adjusted R2= 0.423; F= 10.812; p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak tip 2 diyabetli yetişkinlerin psikolojik insülin direnci orta düzeydedir. Tip 2 diyabetli yetişkinlerde; eğitim ve gelir düzeyinin yüksek olması, destekleyici bir kişinin varlığı, diyabetle ilgili eğitim almış olmak ve bireyin sağlık durumunu iyi algılaması, psikolojik insülin direnci üzerinde olumlu etki göstermektedir. Hemşireler, hastaların psikolojik insülin direncini azaltmak için eğitim düzeyi ve sosyoekonomik durumu dikkate alarak bireyselleştirilmiş ve sürekliliği olan diyabet eğitimleri planlamalıdır. Ayrıca, hastaların sosyal destek sistemlerini güçlendirmeli, destekleyici bireyleri sürece dahil etmeli ve sağlık algısını iyileştirmeye yönelik danışmanlık yaklaşımları benimsemelidir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    Hemodiyaliz Hastalarında Konstipasyon Yönetimi ve Akupresür Uygulaması

    Kalyoncuo, Servet

    Konstipasyon, hemodiyaliz hastalarının yaşadığı semptomlardan birisidir. Konstipasyon tedavi edilmediği takdirde, karın ağrısı, bulantı, kusma, psikolojik rahatsızlıklar, bağırsak tıkanması ve perforasyonu gibi rahatsız edici belirtilere veya yaşamı tehdit edici komplikasyonlara yol açabilmektedir. Konstipasyon için yaygın farmakolojik müdahalelerin kullanımı kısa süreli semptomların hafifletilmesinde etkili olsa da uzun süreli kullanımları ciddi yan etkilere ve sağlık bakım sisteminde yüksek maliyetlere neden olabilmektedir. Bu nedenle hemodiyaliz hastalarında görülen konstipasyonu hafifletmek için diğer destekleyici yöntemlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Son zamanlarda, tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamaları semptom yönetiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinden biri olan akupresürün konstipasyon yönetiminde etkili olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Akupresür, vücuttaki belirli akupunktur noktalarına el ile uygulanan basınç uygulamasıdır ve bu uygulamanın insan vücudundaki dengeyi geri kazandırdığına inanılmaktadır. Akupresür, konstipasyon için non-invaziv bir müdahaledir ve herhangi bir ağrı ve yan etki ile sonuçlanmayan etkili bir yöntemdir. Bununla birlikte, hemodiyaliz hastalarında konstipasyonun tedavisinde akupresürün etkileri ile ilgili çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Hemşireler konstipasyon semptomu yönetiminde, tamamlayıcı ve alternatif yöntemlerden biri olan akupresüre ilişkin bilgi sahibi olmalı, hastayı bilgilendirmeli, akupresür uygulamasının hasta üzerindeki etkilerini gözlemlemelidir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yetişkin Bireylerin Üçüncü El Tütün Dumanına Yönelik İnanışları ve Etkileyen Faktörler

    Terzi, Handan; Sönmez Sarı, Ebru

    Amaç: Bu araştırma yetişkin bireylerin üçüncü el tütün dumanına yönelik inanışlarını ve etkileyen faktörleri belir- lemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Kesitsel tipteki araştırmanın örnekle- mi, Türkiye’de toplumda yaşayan yetişkin bireylerden oluşturuldu (n=835). Veriler, 10 Haziran-31 Temmuz 2021 tarihleri arasında anket formu ve Üçüncü El Dumana Yönelik İnançlar Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler, IBM SPSS v.25.0 programında tanımlayıcı istatistikler, karşılaştırmalı analizler ve çoklu doğrusal regresyon anali- zi kullanılarak test edildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 29,10±9,76 olup, %74,9’unun kadın, %64,8'inin ev sahibi ve %85,3'ünün üçüncü el duman kavramını daha önce duymadıkları belir- lendi. Üçüncü El Dumana Yönelik İnançlar Ölçeği'nin toplam puan ortalamasının 4,30±0,64 olduğu bulundu. Kadınların, kırsal bölgede yaşayanların, üçüncü el duman kavramını daha önce duyanların, sigara içmeyenlerin, sigara içilmesine izin verilen yerlerde bulunmayı tercih etmeyenlerin ve evlerinde sigara içilmesi tamamen yasak olan yetişkin bireylerin Üçüncü El Dumana Yönelik İnançlar Ölçeği'nin toplam puan ortalamasının daha yük- sek olduğu belirlendi (R2= 0,079; F=7,064; p<0,001). Sonuç: Yetişkin bireylerin üçüncü el dumana ilişkin inanç düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Çalışma sonuçları- nın, toplumda yaşayan yetişkin bireylerin sigarayı bırakma motivasyonunu artırmak için yapılacak çalışmalara katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Yetişkinlerin üçüncü el du- mana ilişkin inançlarının belirlenerek bilgi ve farkındalık- larını artırmaya yönelik deneysel çalışmaların yapılması önerilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Sağlık Çalışanlarında Örgütsel Dışlanmanın Sonuçları: Schadenfreude Eğilimi, Verimlilik Karşıtı İş Davranışları, Sessiz İstifa ve Psikolojik Dayanıklılık İlişkisi

    Kılınç, Mehmet

    Bireylerin kontrolü dışındaki bazı faktörler iş ortamını karmaşık hale getirmekte ve onları işten uzaklaştırmaktadır. Bunlardan biri olduğu düşünülen örgütsel dışlanmanın olumsuz sonuçları, schadenfreude eğilimi, sessiz istifa, verimlilik karşıtı iş davranışları ve psikolojik dayanıklılık kavramlarının ele alınmasının önemini arttırmaktadır. Bu araştırmada sağlık çalışanlarında örgütsel dışlanmanın verimlilik karşıtı iş davranışları ve sessiz istifa üzerine etkisinde schadenfreude davranışının aracı rolü ile örgütsel dışlanmanın schadenfreude davranışı üzerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 472 sağlık çalışanına kolayda örneklem yöntemiyle ulaşılarak anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada incelenen kavramları ölçen örgütsel dışlanma, psikolojik dayanıklılık, shadenfreude davranışı, sessiz istifa ve verimlilik karşıtı iş davranışı ölçekleri kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizleri SPSS, AMOS ve Process Macro eklentileri kullanılarak yapılmıştır. Frekans analizi, güvenirlik analizi, doğrulayıcı faktör analizi (DFA), korelasyon analizi, düzenleyici ve aracılık analizi gerçekleştirilerek elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Analiz edilen veriler çerçevesinde örgütsel dışlanma ile schadenfreude davranışı arasında psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolü, örgütsel dışlanma ile verimlilik karşıtı iş davranışları ve sessiz istifa arasında schadenfreude davranışının aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Analiz bulgularına dayanılarak sağlık kurumlarına yönelik birtakım önerilerde bulunulmuştur.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Fear of COVID-19 and Depression in Pregnant Women and New Mothers: A Cross-Sectional Study

    Kırbaş, Zila Özlem; Sönmez Sarı, Ebru; Aktaş, Elif Odabaşı; Işık, Hafsa Kübra

    Purpose: The objective of the study was to determine COVID-19 fear and depression in pregnant women and new mothers. Methods: The study sample consisted of pregnant women and new mothers, who gave birth in the last 1 year, aged 18 years or older, living in a province in the Eastern Black Sea region (n = 259). Data werecollected through a personal-information form, COVID-19 Fear Scale, and PHQ-9. Results: Women's COVID-19 Fear Scalescore mean was 15.28±6.42 and their PHQ-9 mean score was 9.27±5.31. Multiple linear regression analysis showed that the variables of PHQ-9 (p=0.000), educational background (p=0.029), occupational status (p=0.0015) and socioeconomic status (p=0.012) were statistically significant predictors of COVID-19 fear. All variables were found to explain the variance in COVID-19 Fear Scale scores to 16% (R2= 0.164). Conclusion: The women in this study appeared to have a moderate level of COVID-19 fear. PHQ-9, educational background, occupational status, and socioeconomic status were predictors of women's COVID-19 fear. The pandemic period, which is a public health emergency, affects not only the physical health but also the psychological health of pregnant and post-partum women, a particularly vulnerable group. It is very important for midwives and nurses to effectively screen pregnant and post-partum women, particularly vulnerable group, for symptoms of depression and fear, and to provide them with accurate and up-to-date information to protect and improve their health.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • Derleme MakaleYalnız künye2025
    Diyabetik Nöropatili Hastalarda Ağrı Yönetiminde Refleksoloji Uygulaması

    Kalyoncuo, Servet

    Diabetes mellitus; sinirleri, pleksusu ve/veya kökleri etkileyen çeşitli akut ve kronik nöropatilere neden olabilen kronik bir hastalıktır. Diyabetik nöropatiler yaşam kalitesinde önemli bir azalmaya yol açan DM’nin en yaygın komplikasyonudur ve diyabet hastalarının yaklaşık yarısını etkilemektedir. Diyabetik nöropatide en sık görülen semptomlardan biri ağrıdır. Nöropatik ağrıda parestezi, disestezi, hiperaljezi, allodini ve hiperpati gibi semptomlar görülür. Bu semptomlar, hastaların yaşam kalitelerini de önemli ölçüde etkilemekte, psikolojik durumlarını tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle diyabetik nöropatili hastalarda ağrı semptomunu azaltmaya yönelik farmakolojik girişimlerin yanı sıra nonfarmakalojik girişimlerden yararlanılmaktadır. Non-farmakolojik yöntemlerden biri olan refleksolojinin en yaygın ve etkin uygulama yöntemlerden biri olan ayak refleksolojisi, ayak tabanındaki refleks noktalarına bası yapılması sonucunda vücuttaki organ ve sistemlerin uyarılmasına dayanan yöntemlerinden biri olarak bilinmektedir. Refleksolojinin endorfin teorisine göre ayakta bulunan refleks noktalarına yapılan baskı vücuttaki endorfin salınımını uyarır. Salınan endorfin beyne giden ağrı sinyallerinin sinirsel iletimini engellemekte, kaygı ve ağrı düzeylerini azaltmakta ve bu sayede vücudun kendi kendini iyileştirmesini sağlamaktadır. Diyabetik nöropatili hastalarda ağrı tedavisinde refleksolojinin etkileri ile ilgili çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Bu açıdan, refleksolojinin diyabetik nöropatili hastalarda gelişen ağrıya etkisini tespit etmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Refleksoloji hemşirelerin bağımsız fonksiyonlarından biri ve hemşirelik bakımının bir parçasıdır. Bu derlemede diyabetik nörpatili hastalarda ağrı yönetimnde refleksoloji kullanımının yararları ve hemşirelikte kullanım alanlarından bahsedilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Deprem Sonrası Cerrahi Hemşirelerinin Algılanan Stres ve Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri

    Semerci, Vahide; Güneş, Hüseyin; Sönmez Sarı, Ebru; Beyoglu, Sakine

    Amaç: Bu araştırmada, deprem sonrası cerrahi hemşirelerinin algıladıkları stres ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanan bu araştırma, Türkiye’nin doğusunda yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinde gönüllü 241 cerrahi servis hemşireleri ile yürütüldü. Veriler; araştırmacılar tarafından 25 Eylül-15 Ekim 2023 tarihleri arasında çevrimiçi toplandı. Verilerin toplanmasında ‘‘Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ)’’ kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama, standart sapma, min-maks değerler, sayı ve yüzde kullanıldı. Verilerin analizinde parametrik testlerden bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü Anova ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Levene testi ile veri setinin homojenliği değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p&lt;0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmada hemşirelerin yaş ortalaması 33,39±7,63 (19-55)’tir. Cerrahi hemşirelerin PİOÖ puan ortalaması 38,45±9,32 ve ASÖ puan ortalaması 30,23±7,10 olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin psikolojik iyi oluşları ve algılanan stresleri arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik yapılan Pearson korelasyon testi sonucuna göre, zayıf düzeyde, negatif yönde doğrusal ilişki vardır (r=-0,374, p&lt;0,001). Sonuç: Bu çalışmada cerrahi hemşirelerinin algılanan stres ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Hemşirelerinin algılanan stres düzeyi azaldıkça psikolojik iyi oluş düzeyinin arttığı belirlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji Dersinin Öğrencilerin Etik Değerlerine Etkisi: Yarı Deneysel Çalışma

    Akeren, Zahide

    Çalışma, “Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji” dersinin ö ğrenci- lerin etik değerlerine (sorumluluk, saygı duyma ve adil olma) etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yarı deneysel tasarımla ger- çekleştirilen çalışma grubunu, bu dersi alan 39 öğrenci (girişim grubu) ve dersi almayan 48 ö ğrenciden (kontrol grubu) olu şturmuştur. Veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu” ve “Sa ğlık Bilimlerinde Okuyan Öğrencilerin Etik Değerleri Ölçeği (SBOÖEDÖ)” kullanılmış ve 87 öğrenci dâhil edilmiştir. Girişim grubundaki öğrencilere, 13 hafta boyunca haftada 2 saat süren “Hem şirelik Tarihi ve Deontoloji” e ği- timi verilmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulu- nulmamıştır. Eğitim sürecinin sonunda, her iki gruba tekrar SBOÖEDÖ uygulanarak veriler toplanm ıştır. Giri şim grubundaki ö ğrencilerin SBOÖEDÖ ön test toplam puanı (113,48±13,04) iken, son test toplam puanıdır (122,23±14,11). Ön test ve son test toplam puan ı arasındaki farkın istatistiksel anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Kontrol grubun- daki öğrencilerin SBOÖEDÖ ön test toplam puanı (117,56±11,21) iken, son test toplam puan ı (115,79±10,34)’dür. Ön test ve son test toplam puanları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Girişim ve kontrol grubunun ön testler SBOÖDÖ puan ortalamalar ı karşılaştırıldığında, anlamlı farklılık bulunmazken (p>0,05); son testte anlamlı farklılık bu- lunmuştur (p<0,05). “Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji” dersi alan ö ğ- rencilerin SBOÖEDÖ puanlar ında artış saptandı. Girişim grubundaki öğrencilerin “sorumluluk bilinci” alt boyut puan ortalamaları açısından grup içi (t=-2,397; p=0,022) ve 2 grup arasında istatistiksel anlamlı artış saptandı (t=-3,425; p=0,001). Aynı zamanda bu gruptaki ö ğrencilerin “adil olma” alt boyut puan ortalamalarında grup içerisindeki artışın ista- tistiksel anlamlı olduğu saptanırken (t=-2,743, p=0,009) “saygı duyma” alt boyut puan ortalamalarında grup içerisindeki artışın istatistiksel an- lamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). “Hemşirelik Tarihi ve Deonto- loji” dersinin öğrencilerin etik değerlerini olumlu yönde etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2024
    Kahramanmaraş Depreminden Etkilenen Ergenlerin İyi Oluş Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi

    Kırbaş, Zila Özlem

    Amaç: Bu çalışma depremden etkilenen ergenlerin iyi oluş düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte olan araştırma, Türkiye’de deprem yaşanılan illerin birinde liselere devam eden 154 öğrenci ile Nisan 2023- Haziran 2023 tarihleri arasında yapıldı. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Ölçeği (EPOCH)” ile toplandı. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t test ve One-Way ANOVA kullanıldı. Bulgular: Çalışmada Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Modeli: EPOCH Ölçeği toplam puanı 65,30±11,59 bulundu. Ölçeğin alt boyut puanları sırasıyla bağlılık 3,17±0,77, kararlılık 3,35±0,69, iyimserlik 3,03±0,94, ilişkililik 3,86±0,88 ve mutluluk 2,89±0,83 bulundu. Ölçeğin iyimserlik ve ilişkililik alt boyut puanları ile ergenlerin okul başarı durumları arasında anlamlı fark bulundu (p

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Covid-19 Pandemi Sürecinde Sağlık Çalışanlarının Tedarik Zinciri Yönetimi Algılarının Belirlenmesi

    Cil Kocyigit, Seyhan; Ciğerci, Kübra; Akgün, Emre

    Sağlık hizmetlerinde tedarik zinciri yönetimi hastaların kesintisiz hizmet alabilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Tedarik zincirinde meydana gelen aksaklıklar kaliteli hizmet sunumu engelleyebilmektedir. Özellikle pandemi gibi kriz koşullarında artan sağlık hizmeti talebinin karşılanması ve salgınla mücadele edilebilmesi için tedarik zinciri faaliyetleri önem arz etmektedir. Tedarik zincirinin en önemli paydaşlarından biri olan sağlık çalışanlarının tedarik faaliyetlerindeki rolü yadsınamaz. Bu yüzden sağlık çalışanlarının tedarik zinciri faaliyetlerine yönelik algıları süreçlerin etkili bir şekilde yönetilmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının Covid-19 pandemi sürecindeki tedarik zinciri yönetimine yönelik algıları Tedarik Zinciri Yönetimi ve Müşteri İsteklerini Karşılayabilme Yeteneği Ölçeği (TZYMİKYÖ) kullanılarak incelenmiştir. Çalışmaya 385 sağlık çalışanı katılım göstermiştir. Örneklem büyüklüğünün yeterli olması ve çarpıklık/basıklık değerlerinin +1 ile -1 arasında olmasından dolayı parametrik testler yapılmıştır. Çalışma sonucuna tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) yapılarak ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının Covid-19 pandemi sürecinde tedarik zinciri yönetimi algılarının ortalamanın üzerinde olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışanların mesleki tecrübeleri, çalıştıkları kurum, kurum içindeki pozisyon ve çalıştıkları birimin Covid-19 pandemi sürecindeki tedarik zinciri yönetimi algıları üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Hastanelerde afet ve acil durumlara hazırlık düzeyi: planlama, tatbikat ve birim etkinlik düzeyi etkisi

    Yildiz, Emel; Çınar, Öznur

    Bu araştırmada hastanelerin afet ve acil durum hazırlık düzeyini belirleyen ve literatürde geçen üç faktör ele alınmış ve bu faktörlerin hastane afet ve hazırlık düzeyini belirleme seviyeleri incelenmiştir. Bu amaçla bir il ve iki ilçe devlet hastanesinde doktor ve hemşire harici çalışan personelden tesadüfi olmayan örnekleme metotlarından biri olan kolayda örnekleme metoduyla 128 kişiye ulaşılmıştır. Araştırma, anket yöntemi kullanılarak 09/01/2023 ile 13/01/2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Hipotez testleri çok değişkenli regresyon analizi yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, afet ve acil durum planlamasının düzeyinin afet ve acil durum hazırlık düzeyini pozitif yönde (düşük ve orta seviyede) etkilediği, afet ve acil durum tatbikatı düzeyinin afet ve acil durum hazırlık düzeyini pozitif yönde (orta ve yüksek seviyede) etkilediği ve son olarak, afet ve acil durum biriminin etkinlik düzeyinin, afet ve acil durum hazırlık düzeyini pozitif yönde (düşük düzeyde) etkilediği bulunmuştur.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Transparan Elektronik Kalça Maketiyle Uygulanan Eğitimin İntramüsküler Enjeksiyon Uygulama Becerisi ve Kaygı Düzeyine Etkisi

    Semerci, Vahide; Sönmez Sarı, Ebru; Akeren, Zahide; Aktaş, Elif Odabaşı; Işık, Hafsa Kübra

    Giriş: İntramüsküler enjeksiyon uygulamasının yeterli bilgi ve beceriye sahip deneyimli hemşireler tarafından yapılması ilaç uygulama hatalarını azaltmaktadır. Amaç: Bu çalışma transparan elektronik kalça maketiyle uygulanan eğitimin öğrencilerin intramüsküler enjeksiyon uygulama becerilerine ve kaygı düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile yapıldı. Yöntem: Nicel araştırma yöntemlerinden tek gruplu ön test-son test deseninde tasarlanan bu çalışma yarı deneyseldir. Çalışma 01 Kasım - 01 Aralık 2023 tarihleri arasında bir devlet üniversitesinde öğrenim gören 53 hemşirelik öğrencisiyle gerçekleştirildi. Veriler Öğrenci Tanıtım Formu, İntramüsküler Enjeksiyon Uygulama Beceri Değerlendirme Formu ve Durumluk Kaygı Ölçeği ile toplandı. Tanımlayıcı istatistikler için sayı ve yüzde, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum değerler kullanıldı. Verilerin analizi Wilcoxon işaretli - sıralar testi ve bağımlı gruplar t - testi ile yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 19,05 ± 1,04 olup, %67,9’u kızdır. Öğrencilerin %90,6’sı yurtta yaşamakta olup, %69,8’inin gelirinin gidere denk olduğu, %71,7’sinin Anadolu lisesi mezunu olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin eğitim öncesinde ve sonrasında aldıkları puanlar karşılaştırıldığında, eğitim sonrası intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisi puan ortalamalarının eğitim öncesinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p < 0,001). Öğrencilerin eğitim öncesi ve sonrası durumluk kaygı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak bir farklılık saptanmadı (p > 0,05). Sonuç: Öğrencilerin durumluk kaygı düzeyleri orta düzeydedir. Hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulama öncesinde tekrarlı intramüsküler enjeksiyon uygulamalarını simülasyon maketleri üzerinde yapmaları önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2024
    Klinik Hemşireler için Yeterlilik Ölçeğinin Türkçe Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması: Metodolojik Çalışma

    Öztürk, Havva; Bal, Betül; Kaba, Nagihan Köroğlu

    Amaç: Bu çalışma Klinik Hemşireler İçin Yeterlilik Ölçeğinin Türk- çe’ye uyarlanarak geçerlik ve güvenirli ğinin sağlanması amacıyla yapıl- mıştır. Gereç ve Yöntemler: Metodolojik tipteki bu ara ştırma, Karadeniz Bölgesinde bulunan bir devlet hastanesindeki 228 hem şire ile yürütülmüş- tür. Veriler, Ağustos- Eylül 2023 tarihleri arasında Google Form kullanıla- rak toplanmıştır. Veriler, Ki şisel Bilgi Formu ve taslak hâlindeki “Klinik Hemşireler İçin Yeterlilik Ölçeği” ile toplanmıştır. Ölçeğin dil ve kapsam geçerliği yapıldıktan sonra yapı geçerliği doğrulayıcı faktör analizi ile sağ- lanmıştır. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach alfa, madde-toplam korelas- yonları, ay ırt edicilik ve test-tekrar test yöntemleri kullan ılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için kurum ve etik kurul izinleri alınmıştır. Bul- gular: Ölçeğin dil geçerliğinin sağlanması için çeviri-geri çeviri tekniği kul- lanılmıştır. Daha sonra kapsam geçerli ğinde Davis tekni ği kullanılmış ve hemşirelikte yönetim alan ında görev yapan 11 hem şire akademisyenden uzman görüşü alınmıştır. Klinik Hem şireler için Yeterlik Ölçe ğinin Kap- sam Geçerlik İndeksi 0,97 olarak tespit edilmiştir. Doğrulayıcı faktör ana- lizi öncesi Kaiser-Meyer-Olkin de ğeri 0,85 ve Bartlett test X2=1594,321; p<0,001 tespit edilmiştir. 18 madde 3 alt boyutta oluşan Klinik Hemşireler İçin Yeterlilik Ölçe ğinin uyum indeksleri X2/sd (CMIN/df)=2,52, Yakla- şık ortalama karekök hatas ı=0,06, Uyum iyiliği indeksi=0,90, Düzeltilmiş uyum iyiliği indeksi=0,90, Karşılaştırmalı uyum indeksi=0,91 ve Ortalama karekök=0,07 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin toplam Cronbach alfas ı 0,87 olup madde toplam korelasyonları 0,378-0,642’dir. Alt ve üst %27 grupları arasında anlamlı farklılık saptanan ölçe ğin test-tekrar test korelasyon kat- sayısı 0,903 olarak belirlenmi ştir. Sonuç: 18 maddelik Klinik Hem şireler İçin Yeterlilik Ölçeği, hemşirelerin yeterliliğinin değerlendirilmesinde kul- lanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm arac ıdır. Hemşirelerin bireysel ve kurumsal özelliklerinin yeterlilik üzerindeki etkisinin incelenmesi, hem- şirelik uygulamalarının geliştirilmesi, klinik yeterliliğin sürekli değerlendi- rilmesi ve hizmet kalitesinin artırılmasının sağlanması için ölçeğin klinikte kullanımı önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    65 Yaş ve Üzeri Bireylerin Başarılı Yaşlanmalarını Etkileyen Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının İncelenmesi: Tanımlayıcı Çalışma

    Demirağ, Hatice; Hintistan, Sevilay; Cin, Aynur; Daştan, Buket

    Amaç: Bu çalışma, 65 ya ş ve üzeri bireylerin sa ğlıklı yaşam biçimi davranışları ile başarılı yaşlanmaları arasındaki ilişkinin ince- lenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılan bu çal ışma Şubat-Mayıs 2021 tarihleri aras ında dahiliye polikliniğine başvuran 65 ya ş ve üzeri 430 hasta ile gerçek- leştirildi. Veriler, “Hasta Bilgi Formu”, “Sa ğlıklı Yaşam Biçimi Dav- ranışları (SYBD)-II Ölçeği” ve “Ba şarılı Yaşlanma Ölçeği (BYÖ)” kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlen- dirilmesinde sayı, yüzde, aritmetik ortalama, bağımsız t-testi, tek yönlü varyans analizi testi ile korelasyon testleri kullan ıldı. İstatistiksel an- lamlılık p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş orta- laması 71,01±6,66 olarak tespit edildi. 65 yaş üzeri bireylerin SYBD-II Ölçek puan ortalamalar ı ile BYÖ puan ortalamalar ı arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde ilişki olduğu belirlendi (p<0,001). Geliri gide- rine eşit/fazla olan ve sigara içmeyen bireylerin SYBD Ölçek-II top- lam ve alt boyutları puan ortalamaları ile BYÖ toplam ve alt boyutları puan ortalamalarında anlamlı derecede farklılık olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda, 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları arttıkça başarılı yaşlanmalarının da arttığı bulundu. Dünya genelinde başarılı yaşlanmanın sürdürülebilmesi için bireylere sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazandırılması, des- tekleyici ortamların oluşturulması, sağlık profesyonellerinin rehberli- ğinin sağlanması ve daha büyük örneklem gruplar ında çalışmaların yapılması önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Sağlık Personellerinde Tükenmişlik ve Mesleki Doyumun Ölçülmesi

    Göktaş, Bora; Tarakçı, İnci Erdoğan; Çopar, Özlem

    Bu çalışmada yoğun bakım ünitelerinde çalışan sağlık personellerinin aşırı iş yükü altında uzun süre çalışmalarından ve aynı zamanda yakın tedavi ve takip gerektiren hastaların tedavi ve bakım ihtiyaçlarının karşılanmasında yaşadıkları stresten kaynaklanan mesleki tükenmişliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yoğun bakım sağlık çalışanlarında artan tükenmişlik, iş veriminin, iş doyumunun ve bakım kalitesinin azalmasına aynı zamanda sağlık bakım maliyetinin artmasına neden olduğundan, tükenmişliğin mesleki doyuma olan etkisinin belirlenmesi araştırmanın amacı ve hedefidir. Kesitsel tipte yapılan araştırma Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan sağlık personellerine uygulanmıştır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu”, “Maslach Tükenmişlik Ölçeği” ve “Mesleki Doyum Ölçeği” kullanılmıştır. Anketler sonucu verilen yanıtlar, araştırmacılar tarafından SPSS 15.0 programına girilerek analiz edilmiştir. Ankete katılan 42 katılımcıdan, %69’u Hemşire (n=29), %14,3’ ü Klinik Destek Personeli (n=6), %11,9’i Doktor (n=5), %4,8’i Sağlık Memurudur (n=2). MTÖ’ ye göre araştırmaya katılanların “Duygusal Tükenme” ortalamaları 20, “Duyarsızlaşma” ortalamaları 14,28, “Kişisel Başarıda Düşme” ortalamaları ise 17,54 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, yoğun bakımda çalışma süreleri, yoğun bakımda çalışma saatleri, fazla mesai yapma ve aylık gelirleri ile duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Katılımcıların cinsiyet, eğitim seviyeleri, medeni durumları, yoğun bakımda çalışma süreleri, yoğun bakımda çalışma saatleri ve fazla mesai yapma durumları ile mesleki doyumları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışanların kişisel başarı puanının yüksek olması, mesleki doyumlarını olumlu yönde etkilemektedir. Araştırma sonuçları, konu ile ilgili mevcut bilimsel literatürü destekler niteliktedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Hemşirelik Öğrencilerinin Uygulama Alanlarında Meslektaş Şiddetine Maruz Kalma Durumlarının Değerlendirilmesi

    Kırbaş, Zila Özlem; Kahriman, Ilknur

    Meslektaş şiddeti, birçok meslekte olduğu gibi hemşirelik mesleğinde de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulama alanlarında meslektaş şiddetine maruz kalma durumlarını belirlemeyi amaçlamıştır. Çalışma tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu ve Hemşirelik Öğrencileri için Meslektaş Şiddetine Maruz Kalma Ölçeği kullanılarak toplandı. Çalışma toplam 281 öğrenci ile yürütüldü. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,58±1,74 olup, %84’ü kız öğrenciydi. Öğrencilerin sözel/psikolojik şiddete maruz kalma durumu alt boyutu puanları 20,35±7,50, şiddetin fiziksel ve ruhsal sağlık üzerine etkisi alt boyutu puanları 23,63±10,13 ve ölçek toplam puanları 43,99±16,88 olarak bulundu. Hemşirelik öğrencilerinin düşük dereceli meslektaş şiddetine maruz kaldıkları belirlendi. Bu nedenle hemşirelik öğrencilerinin uygulama alanlarında maruz kaldıkları şiddetin önlenmesine yönelik önlemler alınmalıdır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex6TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Hemşirelerin COVID-19 Korkusu ve İş Motivasyon Düzeyleri: Kesitsel Çalışma

    Seven, Ahmet; Semerci, Vahide

    Amaç: Bu çalışma hemşirelerin COVID-19 korkusunu ve iş motivasyon düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Çalışma bir kamu hastanesinde 1 Ni- san-30 Nisan 2022 tarihleri arasında görev yapan 147 hem- şire ile kesitsel olarak yapıldı. Kişisel Bilgi Formu, COVID -19 Korkusu Ölçeği ve Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği kullanılarak veriler toplandı. Veriler sayı, yüzde, ortalama ve nonparametrik testler kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 29.95±6.12 (min=22, max=51) olup, %89.1’i kadın, %59.2’i evli ve % 68.7’si lisans mezunudur. Hemşirelerin COVID-19 Korku- su Ölçeği toplam puanı 15.85±5.73 (min=7, max=35) ve Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği toplam puanı 60.70±8.66 (min=37, max=75) bulundu. Hemşire İş Motivasyonu Ölçe- ği toplam puanları ile eğitim durumu, hemşirelerin çalıştığı birimi isteyerek seçme, çalıştığı birimden memnun olma ve hemşirelik mesleğini kendisi için uygun bulma değişkenleri arasında anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Ayrıca kadın hemşirelerin COVID-19 Korkusu Ölçeği puan ortalamaları erkeklerden anlamlı bir biçimde yüksektir (p<0.05) Sonuç: Çalışmanın sonuçları hemşirelerin COVID-19 kor- kusunun orta düzeye yakın ve iş motivasyonlarının ortala- manın üzerinde olduğunu gösterdi.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2023
    Investigation of university students' exposure to phubbing and being phubbed

    Kırbaş, Zila Özlem; Semerci, Vahide; Güneş, Hüseyin; Sönmez Sarı, Ebru; Akeren, Zahide

    Aim: This study was carried out as an investigation of university students' exposure to phubbing and being phubbed. Method: The sample of the descriptive and relationship-seeking study consisted of students studying at a university located in the Eastern Black Sea region of Turkey (n=1005). The data were collected online by the researchers between September and October 2022 using the Personal Information Form, the General Exposure to Phubbing (GEP) Scale, and the General Being Phubbed (GBP) Scale. Results: The average age of the students was 20.41±2.02 (min=18, max=36). 71.4% of them were female students, 67.5% of them were studying at the faculty and 56.6% were in the first year. The mean GEP score of the students was 77.86±26.28 and the mean GBP score was 48.48±18.52. According to the results of the Pearson correlation test, which was conducted to determine the relationship between students' exposure to phubbing and being phubbed, a moderate, positive linear relationship was found between GEP and GBP (r=0.418, p=0.000). Conclusion: As a result, it can be said that the GEP and GBP status of the students are moderate. In addition, students who are exposed to phubbing may exhibit more phubbed behaviors. It can be suggested that healthcare professionals, who have an important role in improving public health, should conduct effective identification and awareness studies for university students, who constitute an important risk group in terms of phubbing.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Are Functional Trainings Effective On Male Students Of Vocational School Of Health Services?

    Söyler, Mehmet; Çingöz, Yunus Emre; Altuğ, Tolga

    In this study, it was aimed to examine the effects of functional training applied for eight weeks on the body composition and some physical fitness parameters of male volunteer paramedic students studying at a university's health services vocational schools. In order to determine the effects of functional training applied for eight weeks on body composition (body weight, height, body fat percentage, body mass index), standing long jump, flexibility, push-ups, sit-ups, speed and balance parameters, a pre-test-post-test protocol was applied and the difference between the two measurements was calculated. Normality and T-Tests were used in the analysis of all parameters. Significance was determined at the p

  • MakaleAçık Erişim2023
    COVID-19 Vaccine Literacy and Vaccine Hesitancy Among University Students

    Kırbaş, Zila Özlem; Sönmez Sarı, Ebru

    Aim: This study aims to determine the COVID-19 vaccine literacy level and vaccine hesitancy in university students. Material and Method: The sample of the descriptive-relationship-seeking study consisted of university students (n=422) studying in health programs. Data; The Personal Information Form was collected online using the COVID-19 Vaccine Literacy Scale and the Vaccine Hesitancy Scale-Short Form. In data analysis, independent samples t-test, One Way ANOVA, and Pearson correlation test were used. The level of statistical significance was accepted as p<0.05. Results: The COVID-19 Vaccine Literacy mean scores of the students were found to be 2.76 ± 0.49 and the Vaccine Hesitancy Scale mean scores were 31.85 ± 9.07. It has been observed that there was a weak, negative linear relationship between COVID-19 Vaccine Literacy and Vaccine Hesitancy (r= -0.226, p<0.01). As the level of COVID-19 vaccine literacy increases, vaccine hesitancy decreases. Conclusions: Determining the COVID-19 vaccine literacy and vaccine hesitancy status in university students is important in terms of guiding the studies to be carried out for the protection and promotion of public health.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele