Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2015
    The investigation of peer relationships and cyber bullying status in adolescents

    Eroğlu, Yüksel; Peker, Adem

    In this study, it was aimed to anaylze the risk factors that predicts the cyberbullying status of adolescents. The study was conducted on 345 high school students attending in 9th, 10th, and 11th grades in one an Anatolian High School, a Vocational High School, and a High School in Kocaeli in spring term of 2014-2015 academic years. Of the participants, 162 (47 %) were female and 183 (53 %) were male. Their ages ranged from 14 to 18 years old, the mean of the participants’ ages were 15.93±.92 years. Information form, Cyberbullying and Victimization Scale, and Peer Relationships Scale were utilized. Data were analyzed using SPSS 20.00. Multinominal logistic regression was utilized to determine whether peer relationships discriminate or not cyber bullies, victims, and bully/victims between adolescents who were not involved in cyber bullying. The reference group in this analysis was students who were not involved in cyber bullying. According to results of this study, fidelity is a risk factor to be a cyber bully, cyber victim, and cyber bully/victim. On the other hand, dedication is an only risk factor for being cyber bully/victim. However, it was found that trust and identification and self-disclosure were not significant for cyber bullies, victims, and bully/victims. Results were discussed in the light of the literature

    AtıfTR Dizin8
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Ergenlerde algılanan sosyal destek ve siber zorbalığa eğilim arasındaki ilişkiler: arkadaştan ve öğretmenden algılanan sosyal desteğin aracı rolü

    Eroğlu, Yüksel; Peker, Adem

    Bu araştırmanın amacı aileden algılanan sosyal destek ile siber zorbalığa eğilim arasındaki ilişkide arkadaştan ve öğretmenden algılanan sosyal desteğin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın katılımcıları 301 ortaöğretim öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcıların 129'u (% 43) kız, 172'si (% 57) ise erkektir. Katılımcılar 14-18 yaş arasındadır ve yaş ortalaması 16,6'dır. Veriler Revize Edilmiş Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Siber Zorbalık Tutum Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Verileri analiz etmek için SPSS 21.00 programı kullanılmıştır. Araştırmada değişkenler arası ilişkileri hesaplamak için Pearson Korelasyon Katsayısından yararlanılmıştır. Öğretmenden ve arkadaştan algılanan sosyal desteğin aileden algılanan sosyal destek ile siber zorbalığa eğilim arasındaki ilişkide aracı rol oynayıp oynamadığı hiyerarşik regresyon analiziyle incelenmiştir. Pearson korelasyon analizi sonucunda Revize Edilmiş Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinin alt boyutları ile siber zorbalığa eğilim arasında negatif yönde ve anlamlı ilişkilerin olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi bulguları aileden algılanan sosyal destek ve siber zorbalığa eğilim arasındaki ilişkide arkadaştan algılanan sosyal desteğin tam aracı rol oynadığını göstermiştir. Öte yandan öğretmenden algılanan sosyal desteğin bu ilişkide kısmi aracı rol oynadığı belirlenmiştir. Öğretmenden ve arkadaştan algılanan sosyal desteğin aracı rollerinin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı Sobel z testiyle incelenmiştir. Sobel z testinden elde edilen sonuçlar her iki değişkenin aracılık rolünün de anlamlı olduğunu ortaya koymuştur. Araştırmadan elde edilen bu bulgular alanyazın doğrultusunda tartışılmıştır

    AtıfTR Dizin15
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    The relationhip between organizational silence and burnout syndrome

    Kahya, Cem

    Organizational silence is that employees avoid speaking about organizational issues because of various problems, and burnout is defined that employees experience mental, emotional and physical tired related to their jobs. At the present time, both those are very important among the factors that can influenced the individuals and organizations considerably. When viewed from this aspect, a good number of researchers did scientific studies on these concepts. However, these researches considered organizational silence and burnout singly, or evaluated these concepts in terms of the other concepts that it can be thought that they are correlated with them. Whereas, there are very few researches that examined the possible relationship between these concepts. Thus, it is aimed to examine the relationships between the concepts of organizational silence and burnout that it is thought that they are the most important issues which influenced the work life. With this aim, the survey study was conducted on total 132 academicians who work at Atatürk University. At this study, the hypothesis is suggested about the significant relationship between organizational silence and burnout, and Correlation and Stepwise Regression Analyses are used in order to test this hypothesis. The findings show that there is a significant relationship between organizational silence and burnout as it is expected, at the same time, it is revealed that organizational silence have a positive effect on burnout

    AtıfTR Dizin10
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Romantikten postmoderne bir insan olarak roman kahramanının ölümü

    Yalçın, Fatih

    Her kuşak kendi tercümesini yapar. T.S. EliotBu çalışmada tarihsel süreç içerisinde hayatla edebiyat ilişkisi gerçeklik bağlamında değerlendirilmiş edebiyat metninde insanî duruş ve insanın varlığı problemi irdelenmeye başlanmıştır. Neredeyse insanlık tarihi ile eşzamanlı olarak ortaya çıkmış olan sanatsal etkinliklerin insanın insanla, insanın doğayla ve insanın eşyayla ilişkisinde yaşanan değişime paralel olarak yaşadığı etkileşimin sonucunda uğradığı dönüşüm tespit edilmeye çalışıldı. Sonuç olarak Tanrı merkezli dünya algısından aklın öncelendiği insan merkezli dünya algısına ve insanın merkezi konumunu kaybettiği bugünkü duruma geçiş sürecinde genelde sanat eseri özelde ise edebiyat metninin insan aleyhine gelişen yeni duruma çok kolay uyum sağladığı iddia edilmiştir. Her geçen gün insanî olanla ilişkisi zayıflayan edebiyat ve daha özelde bir edebi tür olarak roman genel edebiyat okurundan da uzaklaşmış daha elit bir okur kitleye hitap eder hale gelmiştir. Gasset'in "sanatın insansızlaştırılması" diye ifade ettiği bu durum özellikle roman türü için roman kahramanları üzerinden kolaylıkla takip edilebilecek bir süreçtir. Bir anlamda insanın itibar kaybı olarak değerlendirilebilecek bu süreç insan merkezli dünyanın insanlığı mahkûm ettiği acılarla doğrudan ilgilidir ve bu acı tecrübelerin insanın kendi türüne karşı geliştirdiği güvensizlik duygusunu körüklemekle sonuçlanmıştır. Romanın insani olandan ve dolayısıyla insandan uzaklaşmasının arka planında yatan temel gerekçe de bu acılardan, gerçek dünyanın onu sürüklediği bunalımlardan uzaklaşma duygusudur. Bir anlamda kendisine, kendi türüne yabancılaşan insana bir edebi tür olarak roman da yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma sürecinin sonunda bir edebi tür olarak romanın insansızlaşması sonucu beraberinde "roman öldü mü?" sorusunu gündeme getirmiştir. Geleneksel romanın insan merkezli yapısının çökmesi bu sorunun sorulmasının temel kaynağını oluşturur. Elbetteki roman ölmemiştir. Ama rahatlıkla ifade edilebilir ki bir roman kahramanı olarak insan ölmüştür. Bu ölüm ilanı bir edebi tür olarak romanı öldürmese de çok farklı bir forma sokmuştur. Bir anlamda insanı kendi yaşam alanından dışlayan roman türü hayata tuttuğu aynayı kendisine çevirmiş, kendi kendini konu edinir olmuştur. Bu değişim süreci sadece roman kahramanını değil genel anlamda sanatçı özel anlamda ise roman yazarını da değişime uğratmıştır. Bir anlamda büyük iddiaların adamı, toplumu kendi dünya algısı yönünde eğitme ve değiştirme amacındaki roman yazarı, romanda olduğu gibi kendi dünyasına dönüş biçiminde bir kaçışa yönelmiştir. (Şaylan, 2009: 112) Aslında bu durum aydınlanma düşüncesinin yazara yüklediği misyonun iflas etmesinin bir sonucudur. Bir anlamda bu sonuç, tanrı merkezli dünyadan insan merkezli dünyaya geçiş sürecinde insana yüklenen ağır sorumluğun altında kalan insanın yaşadığı travmatik bir sonuçtur. İnsana aydınlanma düşüncesi ile vadedilen mutluluk ve refah gerçekleşmemiş aksine insanlık yaşanan iki dünya savaşının neticesinde acılara mahkûm olmuştur. Vadedilen ve yaşanan arasındaki makasın açılması aydınlanma misyoneri gibi çalışan yazarların aydınlanma düşüncesi ve kendi kendileriyle yüzleşmeleri sonucunu doğurmuş bu yüzleşme süreci öncelikle hayal kırıklığı ve ardından yazarın bir fetih ve mühendislik alanı olarak gördüğü gerçek hayattan geri çekilmesi, kendine ve doğal olarak eserine dönmesiyle sonuçlanmıştır. Bütün bu süreç neticesinde yazar hem güven hem de özgüven kaybına uğramıştır. Güven kaybı okurla yazar arasındaki ilişkiyi yazar aleyhine bozmuş, bir anlamda yazarı kendi yalıtılmış dünyasında yalnızlığa mahkûm etmiştir. Neredeyse geleneksel romanın tanrı yazarı yazdıklarına muhatap bulamaz hale gelmiştir. Aslında bu süreç yazarın da aydınlanma düşünürlerinin ihanete uğramasıyla doğrudan ilgilidir. Aydınlanma düşünürlerinin sözcüsü ve misyoneri gibi çalışan geleneksel yazarın, onlardan ilhamla okura vadettiklerinin gerçekleşmemesi aksine insanlık açısından daha fazla acılı, daha fazla ölümlü açlığın ve güvensizliğin hüküm sürdüğü bir dünya insanlığı bunalıma sürüklemiştir. Bu bağlamda popüler romanın yaygınlaşmasını bir anlamda yazarın genel geçer okurla barışma, onu dikkate alma fildişi kuleden feragat edip insan içine çıkma gayreti olarak da değerlendirebiliriz. Bu süreç yazarın kendi türüyle arasında açtığı mesafenin kapanması, kendisinin de bir insan olduğunu hatırlaması, özüne dönüş sürecidir. Fakat bu öze dönüş süreci, yazarın bireyselleşmesini de beraberinde getirmiştir. Bu bireyselleşme ise yazar ile okur arasında farklı sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yazarın bireyselleşmesinin ortaya çıkardığı en önemli sorun edebiyat eserinin anlam(sızlık)ı sorunudur. Okur, yazarın bireysel dünyasından devşirdiği ve bir bakıma şiirin diliyle imgeleştirdiği dünyayı anlamakta zorlanır, o dünya içerisinde kendine yer edinme imkanı bulamaz hale gelir. Özgüven kaybı ise -ki bu özgüven zaman zaman kibre, kendini insanüstü bir varlık konumuna oturtmaya (tanrı yazar) kadar varmıştıryazarı insanileştirmiştir. Kibir mütevazılığa, tanrılık iddiası insaniliğe dönüşmüştür. Artık o büyük iddiaların kahramanı, bir toplum mühendisi değil, kendi sıradan yaşamının, özlemlerinin ve bunalımlarının yazarıdır. Kendi türünü oluşturan diğer herkes gibi dünyaya karşı güvensiz, dünyanın verdiği acılardan rahatsız, gelecekle ilgili kaygı taşıyan bir "insan"dır. Dünyada işlerin insan adına iyi gitmediğini farkındadır. Modernleşme sürecinin tartışılmaz kıldığı yeni insanlık değerlerini sorgular, gelenekle yeniden ve sağlıklı bir ilişki kurmanın derdindedir. Ancak, toplumsal hayattan uzaklaşması, kendi iç dünyasına yoğunlaşması onu okurdan iyice uzaklaştırmış, edebî faaliyetlerinin küçük bir azınlığa hitap etmesinin önüne geçememiştir. Bu sonucun ortaya çıkmasında televizyon ve sosyal medya gibi iki güçlü rakiple baş edememesinin de etkisi büyüktür. Yazılı olanın görsel olanla mücadelesi sürekli görsel olanın lehine gelişmiş, yazılı olan sürekli değer kaybetmiştir. Sonuç

  • MakaleYalnız künye2015
    Özel öğretim yöntemleri ve öğretmenlik uygulamaları derslerinde din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin öğretim tasarımı

    Demir, Omer

    İlahiyat Fakülteleri DKAB öğretmenliği programında öğretmenlik mesleğine hazırlayıcı teorik dersler yanında uygulamaya yönelik Özel Öğretim Yöntemleri ve Öğretmenlik Uygulaması dersleri de vardır. Öğretmen adayları diğer formasyon dersleri ile kazanmış oldukları teorik bilgileri bu derslerde uygulama fırsatı bulurlar. Ancak pedagojik formasyon derslerinin farklı dönemlerde okutulması, eğitim-öğretim konularının geniş çerçevede işlenmesi ve bir kısım bilgilerin zamanla unutulması gibi nedenlerle, öğrenciler, mesleki birikimlerini tek bir derse hazırlık ve sunum konusunda bir araya getirip kullanmakta zorluk yaşamaktadırlar. Bu durumda aday öğretmenler, işleyeceği konuya nasıl hazırlanacağı, öğretim tasarımında nelere dikkat etmesi gerektiği ve dersi nasıl işleyeceği konularında ciddi bir rehberliğe ihtiyaç duymaktadırlar. İşte bu çalışma öğretmen adaylarının uygulama derslerinde üstlendikleri ilk görevlerini daha iyi yerine getirmeleri için öğretim tasarımı konusunda katkı sağlamayı amaçlamıştır. Araştırmada analiz, tasarım, geliştirme, uygulama ve değerlendirme aşamalarından oluşan ve genel öğretim tasarımı olarak bilinen ADDIE öğretim tasarım modelinden yararlanılmıştır

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    The Evaluation of the Primary School Social Sciences Course Books in Terms of Entrepreneurship According to the Views of Teachers

    Meral, Elif; Koçak Macun, Büşra; Çermik, Fatih; Boztaş, Meryem; Polat, Suat

    The purpose of this study is to evaluate the course book of Social Sciences Curriculum, which has been redesigned with the changes made in 2004-2005 by Ministry of National Education, in terms of entrepreneurship skills according to the views of the teachers. In this quantitative study, phenomenology design was used. The study was conducted with 6 Social Sciences teachers working in Ağrı city center in spring term of 20132014 educational years. The data of the study was collected with a semi-structured interview form developed by the researchers by reviewing literature. As a result of the study, the teachers evaluated entrepreneurship skill as an activity towards economical activities generally. Primary skills that an entrepreneurial individual should have selfesteem, determination and creative thinking. The course books extensively include entrepreneurship but this skill can be affected by the economic structure and cultural features that the students come from. Activities in school and classroom are important to gain the students entrepreneurship skills

    AtıfTR Dizin7
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Hadislerde mesken mahremiyetini tehdit eden unsurlara karşı alınan önlemler

    Aydin, Nevzat

    Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojileri ile sosyo-kültürel alandaki gelişmeler, mahremiyet algısının dönüşümüne ve sınırlarının değişimine neden olmaktadır. Kişilerin özel hayat alanlarını daraltan ve konut dokunulmazlığını tehdit eden pek çok gelişmenin yaşandığı son zamanlarda mesken mahremiyeti ihlalleri, üzerinde dikkatle durulması gereken önemli bir sorundur.Dinimiz, insanda fıtrî bir duygu ve değer olan mahremiyeti korumayı hedef edinmiş, aile hayatıyla doğrudan ilişkili olduğu için mesken mahremiyetini düzenleyen ilke ve esasları ortaya koymuştur. Bu araştırmada hadislere göre mesken mahremiyetinin genel bir çerçevesi çizildikten sonra mesken mahremiyetini ihlal eden unsurların ve eylemlerin mahiyeti açıklanacaktır. Ayrıca mesken mahremiyeti ihlaline karşı Hz. Peygamber'in aldığı önlemler ve uyguladığı yaptırımlar, konut dokunulmazlığının korunmasına yönelik ilke ve esaslar, O'nun söz ve uygulamalarından hareketle tespit edilecektir

    AtıfTR Dizin10
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Dindarlığın örgütsel sessizlik üzerindeki rolü

    Kahya, Cem; Dağcı, Abdullah

    Bu çalışmanın temel amacı, dindarlığın (bu çalışmada İslam Dini), örgütsel sessizlik üzerinde anlamlı bir etkisinin olup olmadığını incelemektir. Bu amaçla Erzurum ilinde çalışan ve kolayda örnekleme yöntemine göre seçilen toplam 130 öğretmen üzerinde bir anket çalışması yürütülmüştür. Araştırma kapsamında geliştirilen hipotezi test etmek üzere Çoklu Regresyon Analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada dindarlığı temsilen inanç, duygu, davranış ve bilgi boyutları ile örgütsel sessizliği temsilen razı olma, savunma ve prososyal (örgüt yararına) sessizlik boyutları üzerinde analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucuna göre duygu boyutunun, razı olma sessizliği ve prososyal (örgüt yararına) sessizlik boyutları üzerinde anlamlı ve negatif yönlü bir etkisi olduğu ve inanç boyutunun da savunma sessizliği üzerinde anlamlı ve negatif yönlü bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Biyolojide Yaşam Temelli Öğrenmenin Öğrencilerin Başarı ve Tutumlarına Etkisi

    Tosun, Figen Çam; Köse, Esra Özay

    The aim of this study is to determine effect of "context based learning approach" towards student's biology success and attitudes on biology course. This study was applied to two groups' first grade students that include 53 students in control group that designed on traditional learning approach and 41 students in experimental group that designed on context based approach by the same teacher over a period of 8 weeks in department of primary teacher training. Achievements test prepared for each biology subjects and attitude test towards biology courses were used as means of collecting quantitative data, interview form which includes open ended questions were implemented as means of collecting qualitative data. Multiple choice academic science achievement test and attitude test towards biology were given to both groups as pre-tests and post-tests. Interview form which includes open ended questions was given only experimental group after context based learning. The result of analysis shows that there is a meaningful difference between context based learning approach and traditional learning on student's success and attitudes towards biology. The results of interview form which was implemented on experimental group in order to support obtained findings are in favour of our study

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    The unknown interlinear turkish koran translation belonging to old anatolian turkish period

    Akpinar, Ahmet

    Today, some related research on Turkish Koran translation manuscripts gave rise to the thoughts that first Turkish translation of Koran was made by the Turkish members of the board who made the first Farsi translation of Koran and this Turkish manuscript was lost or destroyed in time due to reasons unknown. Rylands, British Museum or. 9515 and TİEM 73 are significant among Turkish Koran translations which are thought to have been inspired by the first translation mentioned above. Moreover, Hekimoğlu and Anonim Tefsir texts are also considered to be similar to this first translation. The Koran translations written in Oghuz language in the Old Anatolian Period is also thought to have been copied from certain translations. MK 06 Mil Yz B 502 coded manuscript, determined by us, is also considered to have been written or copied towards the end of the Old Anatolian Turkish Period. In the manuscript, partial comment method was employed. Although this manuscript has similarities with especially in Bursa GK No: 1 dated as H 804/M 1401 manuscript which is one of the pre determined manuscripts in terms of lexical matchings; it is hard to propose that the two manuscripts are copied from the same source. That is to say, in the study we conducted on he linguistic features of the manuscript, noun and verb inflection differences, nearly no use of archaic words and affixes and even translator’s personal preferences on the text strenghen this statement. These preferences employed through Turkish Word groups, possesive constructions and rarely quotes, distinguish this manuscript from other Koran translations. Additionally, the manuscript is valuable regarding syntax as Arabic equivalents can be found and ortographic differences of Turkish Word groups can be seen. In the ortography of the text, beside the effect of Old Uyghur Turkish and Arabic-Persian written tradition, the effects of spoken language can also be observed. Some other structural differences in the text are tense shifts in verb inflections and succesive voice affixes adapted to Arabic patterns. The Koran translations bear significance to follow the development and maturation of Turkish language, to learn how new Islamic concepts were refined by the old Turkish religions and Turkish culture. Besides, as each translation inhabits archaic features and structures with the preferences of authors or copyist,Koran translations give invaluable information regarding vocabulary

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Necip fazıl şiirinde ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği

    Yalçın, Fatih

    Bu çalışma Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan ve hiçbir edebi gruba dâhil olmayan Necip Fazıl Kısakürek'in şiirinin önemli kaynaklarından biri olan ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği üzerine odaklanmıştır. Tecrübe edilmiş bu ruh halinin onun şiirindeki yansımasının işaret taşları olan imgeler de onun şiirinin estetik örgüsünü oluşturur. Hayatı boyunca varoluşu sorgulayan Necip Fazıl'ın ontolojik huzursuzluğunun zeminini de bu sorgulama oluşturur. Hayatı uçlarda yaşayan bir kişi olarak vasatın ilkelerinin/değerlerinin hâkim olduğu reel dünyada ona düşen "aramak"tır. O görünenle yetinmeyen bir şairdir ve sürekli olarak görünenin ardındaki gerçeğin/mutlak hakikatin arayışı, onun estetik yolculuğunun da muharrik unsurudur. Görüngüler dünyası, şiirinin da ana imgelerinden biri olan "perde"lerden ibarettir. Önemli olan bu perdelerin ardında saklı olan eşyanın hakikatine ulaşmaktır. Bu keşif yolculuğu çileli bir yolculuktur ve kaldırılan her perde şairi başka bir perdenin önüne getirmekten başka bir işe yaramaz. Tasavvuf anlayışındaki nefs basamaklarını andıran bu yapı bir sonraki nefs basamağına yükselişin gecikmesinde krizlere sebep olur. Tasavvuf yolculuğuna çıkmadan önce yaşadığı krizlerin kaynağı olarak meçhulü kurcalama şehvetini gösteren şair, bu yolculuk esnasında yaşadığı krizleri ise tasavvuf terminolojisindeki "hatarât" kelimesi ile karşılar. Tasavvuf yoluna giren herkesin yaşadığı bir hal olarak gördüğü bu ruh halinden ancak bir rehber eşliğinde -ki onun için bu rehber mürşidi Abdülhâkim Arvasi'dir- kurtulabilir. Bütün bu krizler çıkmış olduğu yolda tabi tutulduğu sınavlardır ve bu yolda ilerlemek için bu sınavları bir bir geçmek zorundadır. İster tasavvuf öncesi ister sonrası olsun, farklı şekillerde de olsa, bu krizler ömrü boyunca devam etmiş ve şiirini beslemiştir. Bu çalışmada şairin ontolojik huzursuzluğunun izleri, şiiri üzerinden takip edilmeye çalışılmış, eşya ve mekânla ilişkisi kullandığı imgeler aracılığıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Biyokütle enerjisi ısıtma amaçlı fosil yakıtlara alternatif olabilir mi? TRA1 bölgesi üzerine tanımsal bir analiz

    Bayramoglu, Turgut

    Ekonomik faaliyetlerin temel girdisi olan enerji ülke ekonomisi ve yerel ekonomik büyüme için önemlibir unsurdur. Sosyal ve ekonomik hayatın her aşaması için vazgeçilmez bir unsur olan enerji, yenilenemeyenve yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Fosil kaynaklı enerjilerin tükenecekolması ülkelerin çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmelerine neden olmuştur. Bu gerçektenhareketle yenilenebilir enerjilerin bir türü olan ve TRA1 Bölgesi’nde (Erzurum, Erzincan ve Bayburt) zenginbir şekilde bulunan biyokütle enerjisi kaynaklarına dayalı olarak gerçekleştirilecek tüketim bölgenin sosyoekonomikyapısına olumlu katkı yapacak ve yenilenemeyen enerjilere alternatif oluşturacak niteliktedir.TRA1 Bölgesi iklim şartlarından dolayı ısınmak amaçlı fosil yakıtlara aşırı bağımlı bir bölgedir. Bu sebeplebu çalışma, TRA1 Bölgesi’nde yerel kaynaklara dayalı olarak üretilebilecek biyokütle enerjisinin (BE) fosilyakıtlara alternatif oluşturup oluşturmayacağını tanımsal analizlerle açıklamayı amaçlamaktadır. Tanımsalanalizler yapılmasında, biyokütle kaynaklarına ilişkin istatistiki veri bulma sıkıntısı etkili olmuştur. Buamaçla çalışmada, TRA1 Bölgesi’ndeki hayvansal ve bitkisel biyokütle enerjisi potansiyeli; hayvan ve bitkimiktarları, atık miktarları, atıklardan elde edilebilecek teorik ve ekonomik biyokütle enerjisi miktarları gibigöstergeler açısından tablolar ve grafikler yardımıyla incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, TRA1Bölgesi’nin BE potansiyelinin konutlarda ve iş yerlerinde ısınmak amaçlı kullanılan yenilenemez enerjikaynaklarına iyi bir alternatif oluşturacağı görülmüştür. Ayrıca analiz sonuçları, TRA1 Bölgesi’ne yönelikenerji yatırımlarının yerel ekonomik büyümeye daha fazla katkı sağlayacağını göstermiştir.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015Scopus SJRQ1
    THE IMPORTANCE OF DIALOGUE IN TURKEY

    Cetinkaya, Kenan

  • MakaleAçık Erişim2015
    INVESTIGATION OF RELIABILITIES OF BOLT DISTANCES FOR BOLTED STRUCTURAL STEEL CONNECTIONS BY MONTE CARLO SIMULATION METHOD

    Öztekin, Ertekin

    Design of the distance of bolts to each other and design of the distance of bolts to the edge of connection plates are made based on minimum and maximum boundary values proposed by structural codes. In this study, reliabilities of those distances were investigated. For this purpose, loading types, bolt types and plate thicknesses were taken as variable parameters. Monte Carlo Simulation (MCS) method was used in the reliability computations performed for all combination of those parameters. At the end of study, all reliability index values for all those distances were presented in graphics and tables. Results obtained from this study compared with the values proposed by some structural codes and finally some evaluations were made about those comparisons. Finally, It was emphasized in the end of study that, it would be incorrect of the usage of the same bolt distances in the both traditional designs and the higher reliability level designs.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    AtıfWoS1OpenAlex3
    Web of Scienceİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Isnad Criticism of the Narrative About Tanning Leather and Evaluation About the Usage of Pigskin

    Aydin, Nevzat

    It is need to explain what is meant in the hadiths which states that it is possible to use animal skin (dibagat) through tanning it. Especially in the context of this hadith, the issue that whether tanning leathers' of animals which are prohibited to eat such as pigs makes them clean has become subject for discussions. Another subject is whether they become clean for clothing and textiles. In this study, firstly hadith narrations are analyzed whether they are authorized in terms of their isnads. Then related hadiths are examined within the context of the Qur'an and Sunnah. Even though the issue is not discussed within Islamic law, views of madhabs are also touched on. Based on the account and the textual analysis it is showed that the view that tanning of pigskin does not make it clean, so in any case it cannot be cleaned and used, except the case of high necessity.

  • MakaleYalnız künye2015Scopus SJRQ1
    Thermoeconomic optimization of gas turbine cogeneration plants

    Karaali, Rabi; Öztürk, Ilhan Tekin

    In this study, a novel thermoeconomic optimization method that is simple and efficient, for real complex cycles is introduced. First, a thermoeconomic analysis method that is called non-linear simplex direct search method is improved for the purposes of this study. The objective of this paper is to apply this method to four cogeneration cycles that are simple cycle, inlet air cooling cycle, air preheated and air-fuel preheated cycles for analyzing and optimizing. The four cycles are thermoeconomically optimized for constant power and steam mass (30 MW and 14 kg/s saturated steam flow rate at 2000 kPa), for constant power (30 MW) and for variable steam mass, and for variable power and steam mass by using the cost equation method and the effect of size on equipment method. The results obtained by the effect of size on equipment and by the cost equations methods are very different from each other. For the case of global optimization, the optimum electricity costs which also correspond to minimum are obtained as 0,0432 $/kWh for simple cycle, 0,0514 $/kWh for inlet air cooling cycle 0,0577 $/kWh for air preheated cycle and 0,058 $/kWh for air-fuel preheated cycle by using cost equations method. (C) 2014 Elsevier Ltd. All rights reserved.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 13 · İklim Eylemi
    AtıfWoS32OpenAlex39
    Web of Scienceİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    DAMAGE DETECTION IN SIMULATED SPACE FRAMES USING GENETIC ALGORITHMS

    Artar, Musa; Daloglu, Ayse T.

    Genetic algorithms (GA) based finite element model updating are applied to predict damage location and severity in space frames. The changes in natural frequencies are used as dynamic indicators to describe damaged members. Objective functions including dynamic data provide minimization of dynamic differences between numerical model and simulated damaged model. The presence of damages in structural elements is identified by stiffness reduction as a reduction in modulus of elasticity. Reproduction, double-point crossover and mutation operators are used in GA optimization procedures. In this paper, different simulated examples having various damage scenarios are modelled in SAP2000 software to obtain the experimental dynamic data. In the last example, noise effect is taken into account in simulated damaged data. A program is developed in MATLAB software for numerical model updating based on all genetic algorithm procedures. Thus, the size and extent of simulated damages are determined by updated numerical model. Results obtained from examples show that GA optimization is a convenient method for damage identification.

    AtıfWoS2
    Web of Scienceİncele
  • MakaleYalnız künye2015Scopus SJRQ4
    The Optimization of Multi-Storey Composite Steel Frames with Genetic Algorithm Including Dynamic Constraints

    Artar, Musa; Daloglu, Ayse

    Optimum design of the structures, in other words designing the structures with minimum weight is one of the major research areas in structural engineering. The priority during optimization process is to ensure whether the necessary conditions are satisfied or not. In this study, the optimization of steel frame systems is carried out for traditional and dynamic constraints by using a genetic algorithm that mimics the biological processes. The stress constraints are determined according to TS648-Turkish code for design and construction of steel structures. Furthermore, displacement constrains are considered in the optimization procedure. In addition, natural frequencies are incorporated as dynamic constraints. Optimum design of multi-story plane frames is obtained and comparisons with the results of previous studies are made. The same design processes are repeated for the case of frames with composite beams. A program is coded in MATLAB to carry out all these applications. Results obtained in the study for the frame systems are also verified by SAP2000. It is concluded that the weight of the frames with composite beams are fewer and the dynamic constraints affect the design.

    AtıfWoS6
    Web of Scienceİncele
  • MakaleYalnız künye2015Scopus SJRQ3
    Effect of Chemical Composition and Grain Size on RT Superplasticity of Zn-Al alloys processed by ECAP

    Demirtas, M.; Purcek, G.; Yanar, H.; Zhang, Z. J.; Zhang, Z. F.

    Dilute Zn-0.3Al, eutectic Zn-5Al and eutectoid Zn-22Al alloys were processed by multi-pass equal channel angular pressing (ECAP) in order to achieve fine grained (FG) or ultrafine-grained (UFG) microstructure and room temperature (RT) superplasticity. ECAP refined the microstructure of Zn-0.3Al and resulted in a FG Zn-rich.-matrix with an average grain size of 2 mu m and homogeneously distributed nano-sized Al-rich a-particles with the grain sizes in the range of 50-200 nm. A bi-modal microstructure was achieved in Zn-5Al alloy with UFG Al-rich a-and FG Zn-rich.-phases having mean grain sizes of 110 nm and 540 nm, respectively. ECAP brought about an agglomerate-free UFG microstructure in Zn-22Al alloy with an average grain size of 200 nm which is the lowest one obtained so far for this alloy after ECAP processing. The maximum RT superplastic elongations of 1000%, 520% and 400% were achieved for Zn-0.3Al, Zn-5Al and Zn-22Al alloys, respectively. Considering the RT superplasticity in Zn-Al alloys, it was found that lower Al content results in higher superplastic elongations even if the alloy has relatively larger grain size. Grain boundary sliding (GBS) was found to be the main deformation mechanism in region-II as the optimum superplastic region during RT deformation for all three Zn-Al alloys with the strain rate sensitivity factor ranging between 0.25-0.31.

    AtıfWoS19
    Web of Scienceİncele
  • MakaleAçık Erişim2015Scopus SJRQ1
    The Effect of pH and Temperature on Cabbage Volatiles During Storage

    Akpolat, Hacer; Barringer, Sheryl Ann

    During storage of shredded cabbage, characteristic sulfurous volatile compounds are formed affecting cabbage aroma both negatively and positively. Selected ion flow tube-mass spectrometry (SIFT-MS) was used to measure the concentration of cabbage volatiles during storage. The volatile levels of cabbage samples were measured at pH 3.3 to 7.4 at 4 degrees C for 14d, and pH 3.3 at 25 degrees C for 5d in order to determine the effect of pH and temperature. Aroma intensity, best aroma, freshness, and off odor were evaluated in a sensory test of the samples at 4 degrees C. The desirable volatile allyl isothiocyanate was lower in high pH samples (pH 7.4 and 6.4), whereas higher concentrations were detected in low pH samples (pH 3.3 and 4.6). Lipoxygenase volatiles, which produce a fresh green and leafy aroma in cabbage, were generated in very low amounts at any pH value. High pH samples generated significantly higher concentrations of off odors such as dimethyl sulfide, dimethyl disulfide, dimethyl trisulfide, and methanethiol. Sensory tests showed that higher pH samples had significantly stronger off odor and lower desirable cabbage aroma than lower pH samples. Thus, sensory results matched the volatile results in that samples at higher pH levels formed the highest amount of undesirable volatiles and the least amount of desirable volatiles. Storage at 25 degrees C produced similar concentrations of allyl isothiocyanate, but significantly higher levels of off odors, than at 4 degrees C. Shredded cabbage products should be stored in low pH dressings to minimize formation of off odors and maximize formation of characteristic, desirable cabbage odor. Practical Application Low pH samples formed fewer undesirable, and more desirable volatile compounds overall. The natural pH of cabbage is around 6.4, and at this pH, higher concentrations of off odors are formed during storage. Thus, low pH salad dressings are more suitable for storage of ready-to-eat cabbage products in terms of sensory quality, and high temperature is not suitable for cabbage storage, since undesirable aroma compound formation is high, desirable aroma loss occurs quickly, and microbial growth occurs at a very early stage of storage.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfWoS27OpenAlex32
    Web of SciencePubMedİncele