Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2023
    Toplumda Yaşayan Yaşlı Yetişkinlerin Pandemi Farkındalığı: Tanımlayıcı-Kesitsel Bir Çalışma

    Terzi, Handan; Sönmez Sarı, Ebru

    Giriş: COVID-19 pandemisi, tüm dünyada özellikle yaşlı popülasyonun sağlık ve iyilik halini olumsuz etkilediği bilinen önemli bir halk sağlığı krizidir. Bu çalışma toplumda yaşayan yaşlı yetişkinlerin pandemi farkındalığı ve yordayıcı faktörlerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapıldı. Araştırmanın verileri 188 yaşlı yetişkinden kişisel bilgi formu ve Pandemi Farkındalık Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan yaşlı yetişkinlerin Pandemi Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması 33,08 ± 3,58 idi. Evli olanların, ortaokul ve üzeri mezunu olanların, yüksek gelirli olanların, çalışanların ve COVID-19 aşısı olanların pandemi farkındalıklarının yüksek olduğu belirlendi (p < 0,05). Çoklu doğrusal regresyon analizinde kadınların (β = 0,282, %95 GA = 0,451-3,590), ortaokul ve üzeri mezunların (β = 0,459, %95 GA = 1,464-5,883) ve yüksek gelirli olanların (β = 0,182, %95 GA = 0,216-2,438) Pandemi Farkındalık Ölçeği puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptandı (p < 0,05). Sonuç: Yaşlı yetişkinlerin pandemi farkındalığının orta-üzeri düzeyde olduğu belirlendi. Cinsiyet, eğitim durumu ve sosyoekonomik durum değişkenlerinin yaşlı yetişkinlerin pandemi farkındalığı düzeyinin yordayıcıları olduğu saptandı. Çalışma sonuçları, yaşlı yetişkinlerin pandemiler hakkında bilgi ve farkındalığını artırmayı amaçlayan koruyucu sağlık hizmetlerinde erkek cinsiyetine, eğitim düzeyi ve düşük gelirli olanlara daha fazla önem verilmesi gerektiğini göstermektedir..

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2023
    Hemşirelerin aşı karşıtlığı düzeylerinin belirlenmesi

    Kırbaş, Zila Özlem; Semerci, Vahide; Güneş, Hüseyin

    Amaç: Bu çalışma hemşirelerin aşı karşıtlığı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışma 15 Eylül-30 Eylül 2022 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklem seçimine gidilmeyip çalışmaya katılmayı kabul eden, çalışma tarihlerinde izinli ve raporlu olmayan 282 hemşireye ulaşıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Aşı Karşıtlığı Ölçeği kullanılarak hemşireler ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Bu çalışmada bilimsel ve evrensel ilkelere uyuldu ve gerekli izinler alındı. Veriler IBM SPSS v25 paket programda analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p&lt;0.05 olarak kabul edildi. Veriler normal dağıldığından hemşirelerin tanıtıcı özellikleri ile ölçek puanlarının karşılaştırmasında Independent Sample T testi ve One-Way ANOVA testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 39.60±7.43 (min=20, max=59)’tür. Hemşirelerin %90.8’i kadın olup, %83.3’ü evli, %72.0’si lisans mezunu ve %62.1’i servis hemşiresi olarak çalışmaktadır. Hemşirelerin Aşı Karşıtlığı Ölçeği toplam puanı 46.82±12.43’tür (min=21, max=90). Aşı Karşıtlığı Ölçeği toplam puanı ile hemşirelerin aşı tereddütü yaşamaları, çocuk sahibi olma durumları ve aşı hakkında bilgi durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p&lt;0.05). Sonuç: Çalışmamızda hemşirelerin aşı karşıtlığı orta düzeydedir. Aşı tereddütü yaşayan ve akrabasından/arkadaşından aşı hakkında bilgi edinen hemşirelerin Aşı Karşıtlığı Ölçeği toplam puanı daha yüksek, çocuk sahibi olan hemşirelerin Aşı Karşıtlığı Ölçeği toplam puanı daha düşüktür.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Yolsuzluk ve iktisadi gelişme ilişkileri: latin amerika, doğu avrupa ve asya ülkeleri’nden örnekler

    Gültekin, Ömer Faruk

    Yolsuzluk, toplumsal refah artışının önündeki en büyük engellerden biridir. Toplumlara bugün için büyük maliyetler oluşturmasının yanı sıra gelecek nesillere de ekonomik ve sosyal açıdan maliyetler oluşturur. Bu nedenle yolsuzluğun azaltılması, toplumların ekonomik gelişme gerçekleştirebilmeleri için çok önemlidir. Yolsuzluğun ekonomik gelişmeyle ilişkilerini araştırmak için Sovyet etkisi altında kalan bazı Avrupa ve Asya ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan iki farklı model geliştirilmiştir. 2000-2019 döneminin araştırıldığı modellerde yer alan değişkenler yolsuzluk algı endeksi, kişi başına düşen gelir, yönetişim, enflasyon, kamu harcamaları, doğrudan yabancı yatırımlar, ticari dışa açıklık ve beşeri sermaye endeksidir. Modellerle ilgili temel sınamalar sonrası İki Aşamalı Sistem GMM ve panel ARDL yaklaşımlarına dayalı tahminler yapılmış ve 4 farklı tahmin sonucu elde edilmiştir. Sonuçlara göre, ilk modelde kişi başına düşen gelir artışı, beşeri sermaye endeksi, ticarileşme ve yönetişim, yolsuzluk üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Öte yandan kamu harcamaları ve doğrudan yabancı yatırımların sonuçları Sistem GMM tahmini için istatistiksel olarak anlamlı değildir. İkinci modelde yolsuzluğun kişi başına düşen gelir artışını olumsuz etkilediği gözlenmiştir. Son aşamada Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi yapılmış ve bazı değişkenlerden yolsuzluğa doğru tek yönlü nedensellik ilişkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Does Economic Growth and Development Affect Mental Diseases? Evidence from Developing and Least Developed Countries

    Gültekin, Ömer Faruk; İmamoğlu, İlyas Kays

    While the process of economic growth and development reflects on societies as an increase in welfare, it can also lead to negative effects such as pollution and the emergence of some diseases. Population growth and the stresses and pressures of urban life also lead to an increase in mental diseases. The study aims to investigate the relationship between mental diseases and important development indicators such as income, population, and health in underdeveloped and developing countries. In the study, the Kuznets model was used to investigate mental diseases in 119 different countries for the period 1995-2019 using the variables of income per capita, life expectancy at birth, birth rate per woman, and number of people per square kilometer. In the estimation process, based on the results of the quantile regression test, it was found that there is a "U" shaped relationship between mental diseases and per capita income for many quantile levels. The turning point for mental illness about per capita income level was calculated to be approximately 2000 dollars for the average of different quantile levels. It can be said that developing policies for the risks caused by urban life and crowded populations in societies that strive for economic growth and development will provide advantages to countries in the process of reducing mental diseases.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleYalnız künye2023Scopus SJRQ2
    Socioeconomic status and wellbeing as predictors of students' academic achievement: Evidence from a developing country

    Erdem, Cahit; Kaya, Metin

    The COVID-19 pandemic has deepened the effects of socioeconomic status (SES) and wellbeing (WB) on students' academic achievement, particularly in developing countries; thus, it becomes necessary to understand the nature of these concurrent relationships. This study aimed to explore the relationships between SES, WB and academic achievement, based on the data from the Programme for International Student Assessment (PISA) in 2018 within the Turkish context. In this cross-sectional study, we used hierarchical multiple linear regression analysis to explore how the independent variables predicted academic achievement in blocks based on data from 6890 students attending 186 schools. The study revealed that the model, including the independent variables, predicted students' achievement in reading, mathematics and science; however, the prediction level of demographic factors and domains of WB were very low, while SES had the highest prediction level. The results offer insights into the predictors of academic achievement and educational inequalities in the context of a developing country.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfScopus35WoS28OpenAlex39
    ScopusWeb of Scienceİncele
  • MakaleAçık Erişim2023Scopus SJRQ3
    Exploring Turkish parents’ lived experiences on online science lessons of their children with mild intellectual disability amid the COVID-19 pandemic

    Yarımkaya, Derya; Töman, Ufuk

    Background: The purpose of this qualitative study was to explore Turkish parents’ lived experiences on online science lessons of their children with mild intellectual disability amid COVID-19 pandemic. Method: This study used the phenomenological qualitative research design. Participants in this study were 16 parents, who have children with mild intellectual disability and participated in one-on-one semi-structured phone calls. Interview data were thematically analyzed. Result: Five overarching themes were found: (1) parents’ general experiences on online science lessons, (2) advantages of online science lessons, (3) disadvantages of online science lessons, (4) barriers in online science lessons, and (5) parents’ recommendations for online science lessons. Conclusion: The results revealed that the majority of parents agreed on the school closure policy due to the COVID-19 pandemic, but were not satisfied with the online science lessons, and focused on the disadvantages of online science lessons for their children with mild intellectual disability.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfScopus6WoS10OpenAlex14
    ScopusWeb of SciencePubMedİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2023Scopus SJRQ2
    A Meta-Analytic Review of the Effect of Socioeconomic Status on Academic Performance

    Selvitopu, Abdullah; Kaya, Metin

    The two main purposes of the current meta-analysis were (a) to determine the relation between socioeconomic status (SES) of students and academic performance (AP) (b) and evaluate the effect of several potential moderating factors in this relation. Data covered the publications between 2010 and 2019, and the dataset consisted of 48 independent studies that included 62 different samples, and the total sample was 386.601. Findings revealed that the relation between SES and academic performance represented a moderate positive correlation. All moderators, type of SES measure, academic performance scale, location, grade level, subjects of academic performance, and year, produced significant effects, respectively. These findings were discussed for every category of moderators with the related literature.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfScopus65WoS54OpenAlex81
    ScopusWeb of Scienceİncele
  • MakaleAçık Erişim2023Scopus SJRQ1
    Prevalence and predictors of psychological assistance services for older individuals in Turkish society

    Coşkun, Hüseyin; Yildiz, Ibrahim; Alkan, Ömer

    Background/aim: Due to the high contribution of psychological problems to the decline in the comfortable lifestyle of the older individuals, determining the factors that affect individuals' receiving psychological services and searching for solutions based on these factors is one of the primary concerns of national and international decision-makers. This study aimed to identify the factors that affect older individuals' access to psychological assistance services in Turkey. Methods: In this study, the Turkish Health Research micro dataset, which was conducted by the Turkish Statistical Institute (TURKSTAT) in 2016 and 2019, was employed. In this dataset, the data of 7,252 older individuals were analyzed. Using binary logistic analysis, the factors that are effective for obtaining psychological assistance for the older individuals were identified. Results: According to the results of the analysis, factors such as gender, education, general health status, disease status, payment of health expenditures, and body mass index affected older individuals who received psychological assistance. Conclusion: In recent years, there has been a rise in the availability of psychological assistance services for the older individuals. By identifying factors that increase the likelihood of receiving psychological assistance services, this study is expected to contribute to the creation and regulation of psychological assistance services to prevent possible psychological problems that may occur in old age, minimize the problems experienced by individuals, and promote a more comfortable lifestyle.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfScopus23WoS23OpenAlex24
    ScopusWeb of SciencePubMedİncele
  • MakaleYayıncıda açık erişim2023Scopus SJRQ1
    Examining the attitudes of sexually abused and non-abused individuals towards marriage in terms of ambivalent sexism

    Çelik, Eyüp; Dombak, Kübra; Kaya, Mehmet; Sahranç, Ümit; Makas, Samet; Koçak, Lokman; Takunyacı, Mithat; Bekir, Seyhan

    The research aims to examine the attitudes of individuals who are victims of abuse and those who are not towards marriage in terms of ambivalent sexism. The research study group consists of 718 individuals between the ages of 18–48. Research data were collected with the Inonu Marriage Attitude Scale and Ambivalent Sexism Inventory. As a result of the correlation analysis, it was concluded that the marriage attitude was positively and significantly correlated with hostile and protective sexism. However, since the relationship between hostile sexism and attitudes towards marriage is lower than that of protective sexism, hostile sexism was not included in the model as a control variable. In the covariance analysis, it is seen that protective sexism and sexual abuse predict the attitude towards marriage at a statistically significant level. In addition, when the effect of sexual abuse on the attitude towards marriage was examined by controlling the protective sexism variable, it was found that it was statistically significant without the effect of sexism. According to the findings, it was determined that individuals who were not victims of sexual abuse had higher attitudes towards marriage than those who were victims. Copyright:

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfScopus4WoS5OpenAlex4
    ScopusWeb of SciencePubMedİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Türkiye ile balkan ülkeleri arasında işgücü akışkanlığı ve sosyal güvenlik sözleşmeleri

    Bulut, Mehmet

    Uluslararası göçün en önemli sonuçlarından birisi ülkeler arası işgücü akışkanlığıdır. Uluslararası göçün niteliği ve göç edilen ülkenin iktisadi, sosyal ve kültürel yapısı, yer değiştiren işgücünün etkisini olumlu veya olumsuz yönde belirleyebilmektedir. Söz konusu işgücü akışkanlığı nedeniyle ortaya çıkması muhtemel sorunların ulusal mevzuat ile çözümlenmesi tam olarak mümkün olmayabilmektedir. Bu noktada uluslararası sözleşmeler etkin bir role sahiptir. İşgücü hareketliliği sonucunda uluslararası düzeyde çözüm bulunması ve hak kayıplarının önlenmesi gereken hususlardan birisi de sosyal güvenliktir. Türkiye ile Balkan ülkeleri arasında tarihi ve coğrafi açıdan önemli bir bağ bulunmaktadır. Dolayısıyla bu ülkeler arasındaki işgücü akışkanlığının boyutunun ortaya konulması ve imzalanmış ikili sözleşmelerin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Mevcut durumda Türkiye, Balkan ülkelerinden Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya, Karadağ, Sırbistan, Hırvatistan, Romanya ve Macaristan ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamıştır. Makalemizde, ilk defa bir akademik çalışmada, Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile olan işgücü akışkanlığı temelindeki ilişkileri ve sosyal güvence işbirlikleri değerlendirilmiştir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2022
    Demografya, iletişimde kader midir? ön lisans ve lisans düzeyindeki öğrencilerin sözlü iletişim becerilerinin demografik değerlendirmesi

    Pabuçcu, Hakan; Keskin, Savaş; Kömür, Gökhan

    Bu araştırma, iletişim araştırmalarında güçlü bir determinist paradigma olan demografi etkisinin çağdaş dünyada geçerliğini yitirmeye başladığı varsayımını, Bayburt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin iletişim becerileri özelinde test etmektedir. Özellikle sağlıkla ilgili mesleklerde iletişim becerilerinin yoğun olarak kullanılması bu alandaki meslek sahiplerinin iletişim becerilerinin yüksek olmasını gerektirmektedir. Birçok beceri için temel oluşturan iletişim becerileri bireyler tarafından öğrencilik yıllarında daha aktif bir şekilde geliştirilebilmektedir. Öğrencilerin bu yıllarda almış oldukları dersler ile beraber, olaylar karşısında yaşayarak, duyarak ve görerek edinmiş oldukları tecrübeler, iletişimlerini etkili kılabilecek yeteneklerin kazanılmasına imkân sağlamaktadır. Günümüzde icra edilen mesleklerin birçoğu insan ilişkilerinin yoğun olduğu ve iletişime açık ortamlarda gerçekleşmektedir. İletişim teknolojilerindeki yükselişle birlikte sözel iletişim becerilerinin dijital sistemlerle yöndeşmesi, coğrafi ve demografik bağlayıcılığın da sorgulanması gerektiğini açığa vurur. Uzunca bir dönem ‘kader’ olarak tanımlanan coğrafyanın misyonunu modern zamanda üstlenen “demografya”, hâlâ etkin bir kavrayış odağı olarak iletişim bilim araştırmalarının merkezinde yer alırken artık psikografi ağırlıklı bir anlayışa geçilmesi gerektiği tezi, bu araştırmanın temel dayanağıdır. Yükseköğretimde bir ihtiyaç olan iletişim becerileri tasarımı için gerekli olan altyapı araştırmalarında psikografi temelli düşüncenin daha doğru bir düşünce olacağını tanıtlamak için test gerçekleştirilen anket çalışmasında, demografik bağımsız değişkenler temelinde 7 hipotez sınanmış ve demografyanın genel olarak anlamlı farklılığa neden olmadığı saptanmıştır. Bu sonuç, tarama modelli saha çalışmalarında psikografik tasarıma daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğine dair bir ön tespittir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2022
    The Relationship Between Social Undermining and Job Stress:Mediation of Professional Ethical Standards, Moderating Role of Gender

    Battal, Fetullah; Seyrek, Emre

    Purpose – The aim of this study is to reveal the relationships between social undermining, job stress, professional ethical standards and gender, which is one of the categorical variables. Design/methodology/approach – Structural equation modeling, one of the quantitative research methods, was used in the research. The data of the research were obtained from 229 academic staff who are still working at a state university located in the east of Turkey by online survey method. The obtained data were analyzed with the help of the original SPSS 22.0, SPSS extension Process Macro and AMOS 25.0 package programs. Findings – As a result of the research, a positive and significant relationship was found between social undermining and job stress. It has been determined that there is a negative and significant relationship between social undermining and professional ethical standards, and a positive and significant relationship between professional ethical standards and job stress. In addition, it was concluded that professional ethical standards have a partial mediating role in the relationship between social undermining and job stress. In addition, it was determined that the categorical variable, gender, played a moderator role in the mediating effect of social undermining and professional ethical standards on job stress. Discussion – In the study, attention was drawn to the negative consequences of social undermining. If necessary measures are taken to prevent social undermining in organizations, possible problems can be prevented. Since there is no other study in the literature that deals with social undermining, work stress and professional ethical standards together, it is expected to make a serious contribution to the field.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2022
    The opinions of the classroom teachers and the parents about resource room practices

    Yilmaz, Sevda; Yilmaz, Gamze

    His research aims to examine the opinions of the classroom teachers and the parents about resource room practices, one of the special education services received by inclusive students with special needs. The research was carried out in schools that have resource rooms, with the participation of 25 classroom teachers working in the resource room and 25 parents. The research was carried out within the scope of the case study design, which is one of the qualitative research methods. Researchers used the semi-structured interview technique included in qualitative research for the study, and the data were collected through face-to-face interviews. The results of the study show that most of the schools where classroom teachers work do not have a resource room, that most of the teachers use the lecture method in the teaching process and that the majority of the teachers do not have enough knowledge of the legislation.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex7TR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Tersine Göç Eğilimi ve Diaspora Ağları: Almanya'daki Yüksek Nitelikli Türklerin Tersine Göç Eğilimlerini Etkileyen Faktörler

    Durmaz, Atakan; Pabuçcu, Hakan; Kömür, Gökhan

    Bu çalışmada, uluslararası göç eğilimleri ve bu eğilimlere neden olan faktörler incelenerek, özellikle Almanya'daki nitelikli Türk göçmenlerin Türkiye'ye yönelik tersine göç eğilimleri ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında 15/11/2018 ile 30/04/2019 tarihleri arasında Almanya’da bir saha çalışması gerçekleştirilmiş ve toplamda 1.127 katılımcı, 451 öğrenci (%40) ve 676 mezuna (%60) ulaşılmıştır. Sürekli değişkenler yorumlanırken verilerin regresyon katsayıları üzerinden analiz edilmesi için lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Ayrıca kategorik değişkenler yorumlanırken Odds Ratio (OR) değerleri kullanılmış ve böylece referans kategoriler arasındaki farklar ortaya konmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, misafir olunan ülkeye ekonomik olarak entegre olamayan ve iş ararken yabancı düşmanlığı gibi olumsuz durumlarla karşılaşan göçmenler, ülkelerine dönme eğilimindedir. Ülkeleriyle ilişkilerini güçlü tutan ülkelerindeki gelişmeleri takip etmeye çalışan göçmenlerin de geri dönüş eğilimi diğer göçmenlere göre daha yüksektir. Ayrıca kendi ülkelerinde sosyalleşme sürecini tamamlayan göçmenler ile anavatan dışında bu süreci tamamlayan göçmenler arasında uluslararası göç eğilimlerini etkileyen etkenler açısından farklılıklar bulunmaktadır.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2022
    The Struggle for the Mother Tongue of the Turkish Community in Germany From Past to Present: A General Evaluation

    Karaca, İlhan

    The most important problem of Turkish society in Germany originates from the mother tongue. As a matter of fact, the mother tongue has been one of the most discussed issues since the first years of migration. However, the limitations imposed on the mother tongue by the majority society and the mutually produced information pollution are an obstacle to the opening of an effective field of struggle. Immigration studies are devoted to the German spoken by the immigrants, rather than to their original language. Although the problem of the native language of immigrants is actually related to the field of linguistics it has been pushed into the lap of sociology by this discipline. However sociology does not include studies that examine the transfer and loss of language and its effects on migration. As a esult, the mother tongue debates have become like a labyrinth with no exit. In the study, the struggle for the mother tongue of the Turkish society in Germany was evaluated over generations. In the light of sociolinguistic theories and related literatüre, it has been tried to reveal how close this struggle is to the conditions required for the preservation of a language that is in the state of reference. The results show that Turkish should be taken under institutional protection in order to be able to maintain it as a mother tongue in Germany. Nevetheless, the struggle moves the Turkish society away from this goal as the generations progress. While the process is working towards language shift, the German society is also preparing to offer Turkish as a foreign language course in German schools. Parallel to this, the struggle for the mother tongue of the Turkish society also tends to install Turkish as a second foreign language course in high schools. This refers to the acceptance that Turkish children's mother tongue will no longer be Turkish in the future.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Öğrenme güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin pandemi sürecindeki matematik öğrenme ve öğretme deneyimlerine bir bakış

    Filiz, Tunahan

    Öğrenme güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin pandemi dönemindeki matematik öğrenme ve öğretme sürecinin öğretmen ve veli deneyimleri doğrultusunda ortaya konulmasını amaçlayan bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji yöntemiyle yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, sınıfında öğrenme güçlüğü tanılı öğrencisi bulunan sınıf öğretmenleri ile öğrenme güçlüğü tanılı çocukları olan velilerden oluşmaktadır. Bu araştırmaya katılan 15 sınıf öğretmeni ve dört öğrenci velisi gönüllülük esasına göre amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir. Veriler, görüşme ve doküman incelemesi yöntemleri kullanılarak toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılarak, sınıf öğretmenlerinin ve velilerin öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin pandemi sürecinde matematik öğrenimlerine ilişkin deneyimleri ortaya konulmuştur. Veriler Nvivo 9.0 programı kullanılarak, içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin matematik öğrenme ve öğretme sürecine yönelik, sınıf öğretmenleri ve velilerin destek eğitimi alamadıkları, öğretmenlerin velileri destekledikleri ancak velilerden herhangi bir destek alamadıkları, matematik öğretiminde öğretmenlerin somut materyallerden yararlandıkları velilerin ise öğrencilere özel ders aldırdıkları tespit edilmiştir. Ayrıca matematik öğretiminde hem velilerin hem de öğretmenlerin teknoloji destekli eğitimden yararlandıkları, velilerin EBA’dan sadece dersleri takip etmek için yararlandıkları öğretmenlerin ise öğrencilerin seviyelerine uygun bireysel etkinlik hazırlamak ve anlaşılmayan konuları desteklemek için yararlandıkları ortaya çıkmıştır. Son olarak, matematik öğretim sürecinde, öğretmen ve velilerin dijital okuryazarlık düzeylerinin yetersiz kaldığı, internet altyapısının zayıf ve yetersiz olduğu, teknolojik araç-gereç ve altyapı eksikliği gibi sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Pandemi döneminde, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin matematik öğrenme ve öğretme sürecine ilişkin elde edilen sonuçlar dikkate alındığında uzaktan ya da yüz yüze destek eğitim odalarında eğitimlerinin devam etmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex6TR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    An analysis on the relationship between income distribution and human development with panel data and machine learning

    Ozden, Erdemalp; Gültekin, Ömer Faruk; Bayramoglu, Turgut

    The aim of this study is to examine the effects of socioeconomic indicators such as human development,\rurbanization and female employment rate on income distribution in MIST countries, with both econometric\rand machine learning methods, and to predict the performance of these variables in income distribution\restimation.. Although there are many studies on growth in the economics literature, the income distribution\rhas not found the place it should be. To fill this void, the intensity of studies between growth and income\rdistribution has increased recently. For this purpose, we employed two separate analyzes using the panel data\rmethod and the Support Vector Regression method, which is one of the machine learning methods, by reaching\rthe Gini coefficients, HDI, urbanization, and female labor force participation data of the MIST countries for\rthe years 1990-2019. As a result, all determinants in the random-effects model have a statistically significant\reffect on income inequality. In the model, while HDI and urbanization are significant at 5%, female labor force\rparticipation is significant at 0.1%. Signs of all explanatory variables are negative, and therefore they have a\rdecreasing effect on income inequality. As HDI, urbanization, and female labor force participation values of\rMIST countries have improved since 1990, the Gini coefficients have improved. In other words, the income\rdistribution of these countries has become fairer. Unlike other studies in the literature, the Support Vector\rRegression model was used in this study, and SVR produced a more suitable model for predicting income\rinequality.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex4TR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Ergenlerde Şiddet Eğilimi: Cinsiyet, Sosyal Sorun Çözme ve Duygusal Zekânın Rolü

    Altun, Fatma; Özyazıcı Kuzur, Öykü; Çoğalan, Yılmaz; Özaydın, Betül Banu; Özgöl, Mustafa; Yılmaz, Sibel Eyüboğlu

    Türkiye’de okul ortamında görülen şiddetin giderek arttığı ve şiddet eğiliminin sıklıkla ergenlik döneminin gelişimsel özellikleri ile ilişkili bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle ergen bireylerin şiddet eğilimlerinin incelenmesi önemli görülmektedir. Bu araştırmanın amacı ergenlerde şiddet eğiliminin açıklanmasında cinsiyet, sosyal sorun çözme ve duygusal zekânın rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 400 ergen birey oluşturmaktadır. Araştırmada Bilgi Formu, Şiddet Eğilimi Ölçeği, Sosyal Sorun Çözme Envanteri ve Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçları cinsiyet, sosyal sorun çözme ve duygusal zekâ değişkenlerinin katılımcıların şiddet eğilimi düzeylerini %19 oranında açıkladığını göstermiştir. Ergenlerin şiddet eğiliminin incelendiği regresyon analizi sonucunda, cinsiyet, sosyal sorun çözmenin bazı alt boyutları (negatif sorun yönelimi, dürtüsel-özensiz sorun çözme tarzı ve kaçıngan sorun çözme tarzı) ve duygusal zekânın bazı alt boyutlarının (iyi oluş, duygusallık ve sosyallik) anlamlı yordayıcılar olduğu tespit edilmiştir. Özellikle erkeklerde ve sosyal sorun çözme becerilerinde negatif tarzları kullanan kişilerde şiddet eğiliminin daha fazla görülebileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu çalışmanın bulgularına göre gelişmiş duygusal zekâ özeliklerinin de şiddet eğilimine yönelik koruyucu faktörler arasında olduğu söylenebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    COVID-19 Pandemisinde Gün Yüzüne Çıkan Bir Sorun: Regl Yoksulluğu ve Halk Sağlığı Hemşiresinin Sorumlulukları

    Terzi, Handan; Sönmez Sarı, Ebru

    Menstrüasyon, bireyler için bedensel, ruhsal ve toplumsal uyum gerektiren bir konudur. Regl olan bireylerin büyük çoğunluğu, aylık menstrual döngülerini sağlıklı ve saygın bir şekilde yönetme konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Menstrüel ürünlere erişimin olmaması durumu olarak tanımlanan regl yoksulluğu, dünyanın birçok ülkesinde bireylerin eğitim, iş ve sosyal yaşamları gibi pek çok alanda dezavantaj yaratan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu konuda tüm dünyada toplum farkındalığını artıran sosyal medya kampanyaları ve vergilerin kaldırılması veya azaltılmasına yönelik bir takım girişimler yapılmaktadır. Regl yoksulluğu, COVID-19 pandemisi ile günümüzde daha görünür hale gelmiştir. Regl yoksulluğu kaynaklı ortaya çıkan eşitsizliklerin yönetiminde, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesinin birincil sorumlusu olan halk sağlığı hemşirelerinin eğitim, rehberlik, danışmanlık, savunuculuk ve işbirlikçi rollerini etkin kullanması bir gerekliliktir. Bu derleme çalışmasında ihmal edilmiş ve COVID-19 pandemi sürecinde bireysel ve toplumsal etkileri daha da görünür boyuta ulaşan bir halk sağlığı sorunu olan regl yoksulluğu kavramının, halk sağlığı hemşiresinin rol ve sorumlulukları özelinde proaktif pencereden ele alınması amaçlanmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Lise öğrencilerinin problemli sosyal medya kullanımı ve bilişsel çarpıtmaları arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenemesi

    Eroglu, Yuksel; Keleş, Osman

    Yapılan bu araştırmada lise öğrencilerinin problemli sosyal medya kullanımı ve bilişsel çarpıtmaları arasında bir ilişki olup olmadığı tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma grubunu Bingöl İlinin değişik liselerinde okuyan 419 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma grubunun örnekleminde uygun örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak kişisel bilgi formu, düşünme türleri ölçeği ve sosyal medya bozukluğu ölçeği kullanılmıştır. Verileri analiz etmek için bağımsız t testi, pearson korelasyon analizi, ANOVA ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda problemli sosyal medya kullanımının cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği ancak yaşa göre anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca araştırma sonucunda felaketleştirme ve etiketleme bilişsel çarpıtmalarının problemli sosyal medya kullanımını anlamlı düzeyde yordadığı, bilişsel çarpıtmaların cinsiyete göre ise kızların lehinde anlamlı şekilde bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmanın bilişsel çarpıtmalar açısından yaşa göre anlamlı düzeyde bir farlılık olduğu bulunmuştur. Bu araştırma bulgularına göre bilişsel çarpıtma ve problemli sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex3TR Dizin1
    TR Dizinİncele