Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Karaduman, Ruken(9)
- Oruç, Osman(7)
- Aytaç, Aslıhan(6)
- Erbay, Ömür(4)
- Akkoyun, Tuğba(3)
- Büyükada, Merve(3)
- Dayı, Rumeysa Bakır(3)
- Kabak, Turgay(3)
- Tiyek, Muhammet Akif(3)
- Akpinar, Ahmet(2)
- Arıcı, Şemsinur(2)
- Azili, Kenan(2)
- Dayı, Özkan(2)
- Deveci, Mutlu(2)
- Erbay, Nazire(2)
- Erzen, Mehmet Halil(2)
- Kaya, Musa(2)
- Yalçın, Fatih(2)
- Akboğa, Gökçenur(1)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Alçın, Fatih(1)
- Aras, Zakir(1)
- Atasoy, Özge(1)
- Bahtiyar, Gul(1)
- Doğan, Uğur(1)
- Elif Düzenli(1)
- Fallaha, Mahmoud(1)
- Fidan, Mehmet(1)
- Gunduz, Osman(1)
- Gülden, Bahadır(1)
- Güzel, Ferdi(1)
- Kaplan, Kadir(1)
- Kara, Kürşad(1)
- Kartin, Emine(1)
- Katiranci, Meltem(1)
- Kavun, Mahir(1)
- Kaya, Fatih(1)
- Kayar Muslu, Ayşegül(1)
- Kodan, Hülya(1)
- Koç, Aziz Tolga(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2020Neşâtî Divânı’nda bir anlamsal sapma çeşidi olarak alışılmamış bağdaştırmalar
Karaduman, Ruken
Şiir, dilin estetik kullanım özelliklerinin üst düzeyde tutulduğu edebî türlerin başında gelir. Şair, şiirdeki estetik yapıyı kurmak adına zengin imgeler, çeşitli söz oyunları ve günlük dil kullanımının dışına çıkan sözcük gruplarıyla yoğun bir anlatım sağlar. Özellikle, dil ögelerinin yeni bağdaştırmalar ve birleştirmeler yoluyla dizelere dökülmesi, şairlerin özgün ve güçlü anlatımlarında oldukça önemli bir yere sahiptir. Zira bağdaştırmalar, dilin anlatım olanaklarını artırarak okuyucu veya dinleyici üzerinde güçlü bir etki oluşturur. Günümüz dil ve edebiyat biliminin önemli bir çalışma konusu olan bu anlatım özelliklerini derinlemesine tetkik ise hem şaire hem de şiirdeki bilinç dışı ögelerin tespitine dair farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Edebî eserler içerisinde şiir, düzyazıdan daha özel bir yapı arz eder. Bu yapının tam olarak anlaşılması için, alışılmamış bağdaştırma örneklerinin incelenmesi; metnin derin yapısına dair ipuçlarına ulaşma ve metnin anlam çerçevesini tam olarak belirleme adına oldukça önemlidir. Sınırları zorlayarak kendini var eden bir yapı olan alışılmamış bağdaştırmalar, divan şiirinde daha çok terkipler biçiminde karşımıza çıkar. Özellikle Sebk-i Hindî şiirlerinde vazgeçilmez bir yeri olan terkipler, bu tarzın ilk örneklerini sunan Neşâtî'nin şiirlerinde de sıkça kullanılmıştır. Şairin anlatım gücünü ve şiir dilinin özelliklerini gösteren terkiplerde hâsıl olan alışılmamış bağdaştırmalar, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Neşâtî Divanı’ndaki alışılmamış bağdaştırmalar incelenirken metaforlar, somutsoyut anlatımlar, zıt kavramların yarattığı denge ve sözcüklerin duygu değerlerinden hareketle ortaya konan farklı simgesel ifadeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmış; çalışmamızdaki başlıklar bu şekildeki tasniflerden yola çıkılarak belirlenmiştir.
- MakaleYalnız künye2020Spiritual- Mystical Dimension in the Poems Of Bahtiyar Vahapzade
Özkan, Ahmet
Bahtiyar Vahapzade is one of the most important literary figures of Azerbaijan and the Turkish World. Throughout his life, he penned works that prioritized national and spiritual values. The creation, internal conflicts and opposites of human beings, periods of life, love of homeland, were the main subjects of his art. The majority of the articles and theses written about him, were written by the literati which mostly focused on the figure rather than the content. The ones related to the content were limited to subjects such as their sensitivity on Turkish language, their national feelings and thoughts. The spiritual elements that feed all of this have not been sufficiently expressed. This article was written in order to identify the spiritual-mystical elements in his poems which, were not adequately dealt with in the studies about Vahapzâde. The limitation of our study, in which the synthesis interpretation method is used, constitutes the poems of Vahapzade. Several of his articles have also been cited in support of his ideas. As a result, the fact that Vahapzâde grew up in a traditional Turkish family, internalized the values he believed in by learning the traditions and customs of his family, and the discovery of the beauties in his essence revealed him as a spiritually strong personality. In his own words, he is a "suffering" person. Throughout his life, he has worried about the nation's independence and spirituality. His interest in ancient literature also enabled him to have knowledge of related spiritual dynamics. Despite the fact that he was not a Sufi, for reasons explained, his poems included spiritual-mystical elements, and his messages to the society rose on this basis. The research will offer a different perspective to the studies about Vahapzâde
- MakaleYalnız künye2020Folklore and occupational folklore ın refik halid karay’s
Köksal, Fatih
Refik Halid Karay is one of the important writers who served Turkish story to open Anatolian and Turkish language to reach perfection. The author, with the opponent identity, from the years of constitutional period until the date of return to his country he made a name for himself in the politics of the country. Tuncay Birkan presents Refik Halid Karay’s newspaper articles which from started to return of his homeland in 1938 until his death date of 1965, separating them according to their themes under the name of “Memleket Yazıları” and published in 18 books. This articles, publishing in the most influential newspapers and magazines of the period are an important resource for social scientists and especially folklore with their themes of culture and art. When the articles are examined, it will be seen that the worry of writing daily articles and completing in time did not cause any platitude to him. The author in almost every article, the author explained what he knew about the customs and traditions that he feared to be forgotten, mansion life, cuisine culture, folk etymology, botanic, stereotypes, fairy tales and joke, folk theater, public vehicles, fashion, beliefs, professions; he entered compilation action by asking his reader about what he did not remember. In his articles, it is not folklore elements in “Memleket Yazıları” that will exceed the limits of the article; the emphasis will be on the Karay’s folklore attitude, which made the author to be interested in this issue and on his writings on occupational folklore.
- MakaleYalnız künye2020Bamsı beyrek boyunun trabzon varyantı bası böyrek üzerine bir inceleme
Kabak, Turgay
Türk kültür tarihinin en önemli eserlerinden birisi olan Dede Korkut üzerine ülkemiz ve yurtdışında günümüze kadar pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalardan ülkemizde yapılanlara bakıldığı zaman çalışmaları iki ana kola ayırmak mümkündür. Bunlardan biri Dede Korkut kitabının nüshaları, diğeri de Dede Korkut boylarının Anadolu’daki varyantları ile ilgili yapılan çalışmalardır. Bamsı Beyrek boyunun Trabzon varyantı ilk olarak 1931 yılında Bartın Gazetesi’nde Ahmet Baha imzasıyla Hamamîzâde İhsan’dan naklen neşredilmiştir. Bartın Gazetesi’nde köşe yazısı şeklinde yayınlanan bu anlatı hem çok kısadır hem de eksiktir. Ancak 2003 yılında Trabzon merkeze bağlı Bengisu (Eski adı Kisarna) köyünden Basi Böyrek adı ile derlenen elimizdeki anlatı, gerek olay örgüsü gerekse de kahramanları ile tam anlamıyla bir Bamsı Beyrek varyantıdır ve daha önce yapılan yayının eksik bıraktığı noktaları tamamlamaktadır. Bu kapsamda araştırmanın amacı Bamsı Beyrek’in Trabzon varyantının tamamını ilk defa bilim dünyası ile paylaşmak ve bu varyant üzerine ilk bilimsel bir incelemeyiyapmış olmaktır. Araştırmanın deseni doküman araştırması olarak yapılandırılmıştır. Araştırmanın örneklem yöntemi ise amaçlı örneklemdir. Amaçlı örneklemde anılan Trabzon varyantı çalışılmıştır. Verilerin analizinde ise doğrudan alıntılara dayanan betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Trabzon varyantının olay örgüsü, kahramanlar, olağanüstü olaylar ve şekil özellikleri bakımından diğer varyantlarla büyük oranda benzerlikler göstermekle birlikte ayırt edici farklılıklar da taşıdığı tespit edilmiş ve bu farklılıklar “Sözlü Kompozisyon Kuramı” ve “Performans (İcra) Yöntemi” ışığında analiz edilerek açıklanmıştır.
AtıfTR Dizin1
İncele - Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019Ulviye Alpay'ın çocuk kitaplarında yer alan eğitsel iletiler
Yasemin Rabia Gürbüz
Bu araştırmanın amacı, modern Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Ulviye Alpay'ın çocuk kitaplarını eğitsel iletiler ve bunların aktarılış biçimleri bakımından incelemektir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda araştırmanın örneklemini oluşturan Ulviye Alpay'ın 13 çocuk kitabı incelenmiştir. Çocuk kitaplarındaki hikâyelerin eğitsel iletileri belirlenmiş ve iletilerin sınıflandırılması yapılmıştır. İletiler, Küçük (2005: 69) esas alınarak sunuluş biçimlerine göre "Doğrudan Aktarılan Eğitsel İletiler'' ve "Dolaylı Yoldan Aktarılan Eğitsel İletiler'' olmak üzere iki kategoride; amaçlarına ve içeriklerine göre ise "Kişisel Gelişimi Destekleyen Eğitsel İletiler'', "Toplumsal Gelişimi Destekleyen Eğitsel İletiler'', "Ahlaki Gelişimi Destekleyen Eğitsel İletiler'', "Ulusal Düşüncenin Gelişimini Destekleyen Eğitsel İletiler'' ve "Evrensel Düşüncenin Gelişimini Destekleyen Eğitsel İletiler'' olmak üzere beş kategoride sınıflandırılmıştır. Toplam 149 eğitsel iletiye ulaşılmıştır. Bu iletiler çocukların hayal âlemini genişletmesi, toplum ile bağ kurması, ahlaki, ulusal ve evrensel yönlerden kendini geliştirmesi açısından önem taşımaktadır. Bulgu ve yorumlardan elde edilen sonuçlara göre çocuklara, öğretmenlere, ailelere ve bu alanda araştırma yapacak araştırmacılara bazı önerilerde bulunulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019Hidayet Karakuş'un hikâyelerinin çocuk edebiyatının temel unsurları bakımından incelenmesi
Elif Düzenli
Bu araştırmada Hidayet Karakuş'un çocuk kitaplarında yer alan hikâyelerin çocuk edebiyatının temel unsurları bakımından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ve betimsel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Kuramsal kitaplardan elde edilen bilgiler ışığında Hidayet Karakuş'un çocuk kitapları incelenmiş ve çocuk edebiyatının temel unsurları açısından incelenmiştir. Araştırmanın kapsamı Hidayet Karakuş'un çocuk kitaplarında yer alan hikâyelerin incelenmesinden oluşmaktadır. Örneklem Hidayet Karakuş'un çocuk kitaplarından seçilmiştir. 13 çocuk kitabı içinde yer alan 70 hikâye incelenmiştir. Bu araştırmada öncelikle çocuk yazını hakkında bilgi edinmek amacıyla çocuk edebiyatı alanında yayımlanmış kitaplar incelenmiştir. Örneklem içinde yer alan Hidayet Karakuş'un çocuk kitaplarında yer alan hikâyelerin inceleneceği özellikler belirlenip not edilmiştir. Hidayet Karakuş'un hikâyeleri; yaş grubu, resimleyen, basım yeri, basım yılı, yayınevi, sayfa sayısı, boyut, kâğıt, resim, özet, konu, izlek, ileti, kahramanlar, mekân, dil ve anlatım olmak üzere on altı başlık açısından incelenmiştir. Çocuk edebiyatının temel unsurları bakımından incelenen eserlerden elde edilen bilgiler sınıflandırılmıştır. Hidayet Karakuş'un çocuk kitaplarında yer alan hikâyelerin dış yapı özellikleri bakımından çocuk yazınına uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
- MakaleYalnız künye2019Prof. dr. necatı öner’de dıl şuuru
Tozlu, Necmettin
Ülkemizde aydın, özellikle Batıcı aydın Tanzimat’tan beri kendi dünyasına düşman veonu tahriple meşgul. Sürekli hor gördüğü, sataştığı bu dünyanın dinamikleri: Dini, dili,kültürü, sanatı, geleneği vs. Hâlbuki millet ancak bu dinamikler sayesinde millettir. Budinamiklerin tahribi ve bunlarla oynama bir milletin kökünden sökülüp atılması demektir.Asıl aydın, düşünür, bilim adamı tüm bu olup bitenlerde kendi payını arayandır. Zaaflarınkaynaklarını keşfeden ve irdeleyendir. Prof. Dr. Necati Öner, bu manada tüm bu olan bitenenüfuz eden, tahribatın boyutlarını ve amacını gören bir düşünürümüz, filozofumuzdur.O, aksine milli değerleri, kültürden dile felsefeciliğinin ve mantıkçılığının harikuladedünyasında ele alır, tahlil eder, milli bünyedeki yerlerini, işlevlerini gösterir. Öner, diliönceler. Dil, onda bir milletin var oluşuyla, varlıkta kalışıyla doğrudan ilgilidir. Buna rağmenne hikmetse yüzyıllardır ihmal edilir. Yabancı dillerin istilasına uğrar. Hele yabancıdille öğretim, ancak köle toplumlarında görülebilecek bir garabettir. Bu incelemede tümbunlar Öner’in açısından ortaya konulmaya çalışılacaktır.
AtıfTR Dizin1
İncele - DerlemeYalnız künye2019Mürteza Bedir. Ebû Hanîfe Entelektüel Biyografi. Ankara: Ay Yayınları, 2018, 184 s.
Aktaş, Ayşe
Mürteza Bedir. Ebû Hanîfe Entelektüel Biyografi. Ankara: Ay Yayınları, 2018, 184 s.
- MakaleYalnız künye2019Mustafa necati sepetçioğlu’nun sabır ağacı roman serisinde kült ve sembol olarak ağaç
Kabak, Turgay; Kara, Kürşad
Çalışmamızın amacı millî kültürümüzün önemli bir alt ögesi olan ağaçkültünün günümüze Türk edebiyatına simgesel değer olarak yansımasınıntespiti olacaktır. Araştırma yöntemi olarak da doküman inceleme yöntemikullanılmıştır.Kült kavramı; Türk kültüründe saygı gösterme, kutsallık atfetmeanlamlarında kullanılmıştır. Fakat zaman içerisinde bu anlamlardanesinlenerek kültler yeni sembolik değerler kazanmıştır. Çalışmamızda tabiataait bir nesne olan ağaç kültünün kazandığı yeni sembolik değerler bir romandizisi üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmacıların çoğu mit,destan ve modern edebiyatın birbirini izleyen aşamalar olduğuna dikkatçekmişlerdir. Bundan dolayı mitsel arketipler modern romanlarda da varlığınıdevam ettirmişlerdir. Bu iddianın doğruluğu Sabır Ağacı roman dizisiüzerinde irdelenmiştir.Ağacın sembolik değerleri için Mustafa Necati Sepetçioğlu‟nun “SabırAğacı” adlı roman dizisi incelenmiştir. Eser sekiz ayrı kitaptan oluşmaktadır:“Zaman Sahibi ve Toprak”, “Sahibini Arayan Toprak”, “Zaman Dar BirKapıda”, “Zaman Sarkacı”, “Zaman Dönümü”, “Zaman Yok”, “ZamanUyanışı”, “Zaman Yürüyüşü”, “Sabır Ağacı” adlı eseri oluşturan sekiz ayrıeser taranarak ağaç kültünün simgesel değeri alıntılar yapılarak ortayakonmuş ve yorumlanmıştır. Ağaç kültünün sadece saygı gösterdiğimiz vekutsallık atfettiğimiz bir kültten daha fazlası olduğu ortaya çıkarılmıştır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2018Some turkish-mongolian terms used in mongolian period persian literature
Dayı, Özkan
It can be said that with Cenghiz Khan’s fronting to Khorosan and Persian geography, Mongolian domination started in this region. Undoubtedly, Mongols’ coming to Asia Minor did not only have military consequences. Mongolian domination between 1231-1339 left deep influences on especially Persian geography. These influences can be possibly seen in the time’s literature. This time of occupation also had economic, social and cultural influences. Especially Mongolian domination’s influences in cultural fields can be seen in the period’s Persian poems. The aim of this study is to clearly examine how Mongolian and Turkish terms used in military and governmental fields influenced literature. In this context, we will try to examine those terms with examples from Sa‘dî-yi Şîrâzî, Pûr Behâ, Nezârî-yi Kuhistânî, Seyf-i Fergânî, ve Humâm-ı Tebrîzî works.
AtıfOpenAlex3TR Dizin4
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2018Poet Faruk Shousha “Yakulu ed-demu al-Arabi Called” -A Structuralist Approach-
İbrahım Mohamed İbrahım, Dessoukı
In this study, Dewan ( the Arab blood says) by the poet Farouk Shousha was analysed with structuralist method used in modern poetry analyses. The researcher thinks that the approach of structuralist criticism is one of the most convenient methods in literary textual analysis.
- MakaleAçık Erişim2018An ecocrıtıcal approach to the poems of dadaloğlu
Kabak, Turgay
Although ecocritical theory, which poses a nature-based criticism on the literary texts not an anthropocentric criticism, has become popular after 1990s in Europe, it is a theory that has just been started to be known in Turkey. Ecocritical theory, which reacts to the capitalist system that considers that human and nature are separate from each other in terms of the fact that the human is an authorized-superior being that can exploit the nature however he likes and which argues that human and nature are integrated, suggests that human-nature relations are inevitably reflected in the literature works. Literary genres like novels, tales and poems in the New Turkish Literature have started to be analyzed recently in this field in our country. However, such analyses are scarcely any in the folk literature. In this study, the elements related to nature in the poems of Dadaloğlu, who is one of the milestones in the Turkish Minstrel tradition and who is the sonorous of Avşar Yörük Turkmens, and his perspective towards the nature are analyzed in a ecocritical way.
AtıfOpenAlex8TR Dizin7
İncele - MakaleYalnız künye2017Selim'in Işığında Turgut'un Özbenliğine Yolculuğu
Oruç, Osman
Bir yolculuk romanı olan Tutunamayanlar, ağırlıklı olarak bir iç yolculuk niteliği taşır. Romanın başkahramanları Turgut ve Selim tasavvufî gelenekte görülen "mürşid ve mürid" ilişkisiyle okuyucunun karşına çıkar ve bu ilişki büyük ölçüde romanın sonuna değin devam eder. Postmodern edebiyatın metinlerarasılığa olan yatkınlığı da göz önünde tutularak denilebilir ki Tutunamayanlar, yapı itibariyle tasavvuf düşüncesi ekseninde okunmaya elverişli bir metindir. Nitekim Oğuz Atay, Tutunamayanlar'da yerli-yabancı birçok metinden esinlenerek yahut onlara bir biçimde atıfta bulunarak romanını yazar. Bu bağlamda metnin niyetinden yola çıkarak denilebilir ki Tutunamayanlar iskelet/biçim olarak okuyucuya bu anlamda tasavvuf disiplinindeki insanın kemale ermesi yolculuğuna dair birtakım ipuçları sunar. Turgut Özben'in macerası, tüketim alışkanlıklarının, gündelik hayatta öğretilmiş davranış kalıplarının, türlü seremonilerin bireyi boğan, onu sürünün bir parçası yapan kayıtlarından kurtulup özgürleşmesi macerasıdır. Turgut Özben, metaların kuşatmış olduğu bir hayat biçiminden uzaklaşarak adeta "bir lokma bir hırka" yaşamı benimseyen bir değerler dizgesine ulaşır
- MakaleYalnız künye2015Eşrefoğlu rûmî'nin iki gazelinde durum anlatımı' üzerine bir okuma denemesi
Erbay, Nazire
Klasik Türk şiirinin en çok kullanılan nazım şekli gazellerde, konu bakımından çeşitlilik söz konusudur. Ayrıca bazı gazellerin anlatım şekli diğer edebî türlerden faydalanılarak şekillendirilir. Eşrefoğlu Rûmînin gazellerinde öğretici üslup ön plandadır. Rûmînin gazelleri tasavvuf içeriklidir. Bu çalışmada, Eşrefoğlu Rûmînin iki gazelinde ele alınan konuyu işleyişteki farklılık tespit edilerek, bu gazellerdeki durum anlatımı üzerine değerlendirme çalışması yapılmaktadır.
- MakaleYalnız künye2015Romantikten postmoderne bir insan olarak roman kahramanının ölümü
Yalçın, Fatih
Her kuşak kendi tercümesini yapar. T.S. EliotBu çalışmada tarihsel süreç içerisinde hayatla edebiyat ilişkisi gerçeklik bağlamında değerlendirilmiş edebiyat metninde insanî duruş ve insanın varlığı problemi irdelenmeye başlanmıştır. Neredeyse insanlık tarihi ile eşzamanlı olarak ortaya çıkmış olan sanatsal etkinliklerin insanın insanla, insanın doğayla ve insanın eşyayla ilişkisinde yaşanan değişime paralel olarak yaşadığı etkileşimin sonucunda uğradığı dönüşüm tespit edilmeye çalışıldı. Sonuç olarak Tanrı merkezli dünya algısından aklın öncelendiği insan merkezli dünya algısına ve insanın merkezi konumunu kaybettiği bugünkü duruma geçiş sürecinde genelde sanat eseri özelde ise edebiyat metninin insan aleyhine gelişen yeni duruma çok kolay uyum sağladığı iddia edilmiştir. Her geçen gün insanî olanla ilişkisi zayıflayan edebiyat ve daha özelde bir edebi tür olarak roman genel edebiyat okurundan da uzaklaşmış daha elit bir okur kitleye hitap eder hale gelmiştir. Gasset'in "sanatın insansızlaştırılması" diye ifade ettiği bu durum özellikle roman türü için roman kahramanları üzerinden kolaylıkla takip edilebilecek bir süreçtir. Bir anlamda insanın itibar kaybı olarak değerlendirilebilecek bu süreç insan merkezli dünyanın insanlığı mahkûm ettiği acılarla doğrudan ilgilidir ve bu acı tecrübelerin insanın kendi türüne karşı geliştirdiği güvensizlik duygusunu körüklemekle sonuçlanmıştır. Romanın insani olandan ve dolayısıyla insandan uzaklaşmasının arka planında yatan temel gerekçe de bu acılardan, gerçek dünyanın onu sürüklediği bunalımlardan uzaklaşma duygusudur. Bir anlamda kendisine, kendi türüne yabancılaşan insana bir edebi tür olarak roman da yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma sürecinin sonunda bir edebi tür olarak romanın insansızlaşması sonucu beraberinde "roman öldü mü?" sorusunu gündeme getirmiştir. Geleneksel romanın insan merkezli yapısının çökmesi bu sorunun sorulmasının temel kaynağını oluşturur. Elbetteki roman ölmemiştir. Ama rahatlıkla ifade edilebilir ki bir roman kahramanı olarak insan ölmüştür. Bu ölüm ilanı bir edebi tür olarak romanı öldürmese de çok farklı bir forma sokmuştur. Bir anlamda insanı kendi yaşam alanından dışlayan roman türü hayata tuttuğu aynayı kendisine çevirmiş, kendi kendini konu edinir olmuştur. Bu değişim süreci sadece roman kahramanını değil genel anlamda sanatçı özel anlamda ise roman yazarını da değişime uğratmıştır. Bir anlamda büyük iddiaların adamı, toplumu kendi dünya algısı yönünde eğitme ve değiştirme amacındaki roman yazarı, romanda olduğu gibi kendi dünyasına dönüş biçiminde bir kaçışa yönelmiştir. (Şaylan, 2009: 112) Aslında bu durum aydınlanma düşüncesinin yazara yüklediği misyonun iflas etmesinin bir sonucudur. Bir anlamda bu sonuç, tanrı merkezli dünyadan insan merkezli dünyaya geçiş sürecinde insana yüklenen ağır sorumluğun altında kalan insanın yaşadığı travmatik bir sonuçtur. İnsana aydınlanma düşüncesi ile vadedilen mutluluk ve refah gerçekleşmemiş aksine insanlık yaşanan iki dünya savaşının neticesinde acılara mahkûm olmuştur. Vadedilen ve yaşanan arasındaki makasın açılması aydınlanma misyoneri gibi çalışan yazarların aydınlanma düşüncesi ve kendi kendileriyle yüzleşmeleri sonucunu doğurmuş bu yüzleşme süreci öncelikle hayal kırıklığı ve ardından yazarın bir fetih ve mühendislik alanı olarak gördüğü gerçek hayattan geri çekilmesi, kendine ve doğal olarak eserine dönmesiyle sonuçlanmıştır. Bütün bu süreç neticesinde yazar hem güven hem de özgüven kaybına uğramıştır. Güven kaybı okurla yazar arasındaki ilişkiyi yazar aleyhine bozmuş, bir anlamda yazarı kendi yalıtılmış dünyasında yalnızlığa mahkûm etmiştir. Neredeyse geleneksel romanın tanrı yazarı yazdıklarına muhatap bulamaz hale gelmiştir. Aslında bu süreç yazarın da aydınlanma düşünürlerinin ihanete uğramasıyla doğrudan ilgilidir. Aydınlanma düşünürlerinin sözcüsü ve misyoneri gibi çalışan geleneksel yazarın, onlardan ilhamla okura vadettiklerinin gerçekleşmemesi aksine insanlık açısından daha fazla acılı, daha fazla ölümlü açlığın ve güvensizliğin hüküm sürdüğü bir dünya insanlığı bunalıma sürüklemiştir. Bu bağlamda popüler romanın yaygınlaşmasını bir anlamda yazarın genel geçer okurla barışma, onu dikkate alma fildişi kuleden feragat edip insan içine çıkma gayreti olarak da değerlendirebiliriz. Bu süreç yazarın kendi türüyle arasında açtığı mesafenin kapanması, kendisinin de bir insan olduğunu hatırlaması, özüne dönüş sürecidir. Fakat bu öze dönüş süreci, yazarın bireyselleşmesini de beraberinde getirmiştir. Bu bireyselleşme ise yazar ile okur arasında farklı sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yazarın bireyselleşmesinin ortaya çıkardığı en önemli sorun edebiyat eserinin anlam(sızlık)ı sorunudur. Okur, yazarın bireysel dünyasından devşirdiği ve bir bakıma şiirin diliyle imgeleştirdiği dünyayı anlamakta zorlanır, o dünya içerisinde kendine yer edinme imkanı bulamaz hale gelir. Özgüven kaybı ise -ki bu özgüven zaman zaman kibre, kendini insanüstü bir varlık konumuna oturtmaya (tanrı yazar) kadar varmıştıryazarı insanileştirmiştir. Kibir mütevazılığa, tanrılık iddiası insaniliğe dönüşmüştür. Artık o büyük iddiaların kahramanı, bir toplum mühendisi değil, kendi sıradan yaşamının, özlemlerinin ve bunalımlarının yazarıdır. Kendi türünü oluşturan diğer herkes gibi dünyaya karşı güvensiz, dünyanın verdiği acılardan rahatsız, gelecekle ilgili kaygı taşıyan bir "insan"dır. Dünyada işlerin insan adına iyi gitmediğini farkındadır. Modernleşme sürecinin tartışılmaz kıldığı yeni insanlık değerlerini sorgular, gelenekle yeniden ve sağlıklı bir ilişki kurmanın derdindedir. Ancak, toplumsal hayattan uzaklaşması, kendi iç dünyasına yoğunlaşması onu okurdan iyice uzaklaştırmış, edebî faaliyetlerinin küçük bir azınlığa hitap etmesinin önüne geçememiştir. Bu sonucun ortaya çıkmasında televizyon ve sosyal medya gibi iki güçlü rakiple baş edememesinin de etkisi büyüktür. Yazılı olanın görsel olanla mücadelesi sürekli görsel olanın lehine gelişmiş, yazılı olan sürekli değer kaybetmiştir. Sonuç
- MakaleYalnız künye2015The unknown interlinear turkish koran translation belonging to old anatolian turkish period
Akpinar, Ahmet
Today, some related research on Turkish Koran translation manuscripts gave rise to the thoughts that first Turkish translation of Koran was made by the Turkish members of the board who made the first Farsi translation of Koran and this Turkish manuscript was lost or destroyed in time due to reasons unknown. Rylands, British Museum or. 9515 and TİEM 73 are significant among Turkish Koran translations which are thought to have been inspired by the first translation mentioned above. Moreover, Hekimoğlu and Anonim Tefsir texts are also considered to be similar to this first translation. The Koran translations written in Oghuz language in the Old Anatolian Period is also thought to have been copied from certain translations. MK 06 Mil Yz B 502 coded manuscript, determined by us, is also considered to have been written or copied towards the end of the Old Anatolian Turkish Period. In the manuscript, partial comment method was employed. Although this manuscript has similarities with especially in Bursa GK No: 1 dated as H 804/M 1401 manuscript which is one of the pre determined manuscripts in terms of lexical matchings; it is hard to propose that the two manuscripts are copied from the same source. That is to say, in the study we conducted on he linguistic features of the manuscript, noun and verb inflection differences, nearly no use of archaic words and affixes and even translator’s personal preferences on the text strenghen this statement. These preferences employed through Turkish Word groups, possesive constructions and rarely quotes, distinguish this manuscript from other Koran translations. Additionally, the manuscript is valuable regarding syntax as Arabic equivalents can be found and ortographic differences of Turkish Word groups can be seen. In the ortography of the text, beside the effect of Old Uyghur Turkish and Arabic-Persian written tradition, the effects of spoken language can also be observed. Some other structural differences in the text are tense shifts in verb inflections and succesive voice affixes adapted to Arabic patterns. The Koran translations bear significance to follow the development and maturation of Turkish language, to learn how new Islamic concepts were refined by the old Turkish religions and Turkish culture. Besides, as each translation inhabits archaic features and structures with the preferences of authors or copyist,Koran translations give invaluable information regarding vocabulary
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2015Necip fazıl şiirinde ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği
Yalçın, Fatih
Bu çalışma Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan ve hiçbir edebi gruba dâhil olmayan Necip Fazıl Kısakürek'in şiirinin önemli kaynaklarından biri olan ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği üzerine odaklanmıştır. Tecrübe edilmiş bu ruh halinin onun şiirindeki yansımasının işaret taşları olan imgeler de onun şiirinin estetik örgüsünü oluşturur. Hayatı boyunca varoluşu sorgulayan Necip Fazıl'ın ontolojik huzursuzluğunun zeminini de bu sorgulama oluşturur. Hayatı uçlarda yaşayan bir kişi olarak vasatın ilkelerinin/değerlerinin hâkim olduğu reel dünyada ona düşen "aramak"tır. O görünenle yetinmeyen bir şairdir ve sürekli olarak görünenin ardındaki gerçeğin/mutlak hakikatin arayışı, onun estetik yolculuğunun da muharrik unsurudur. Görüngüler dünyası, şiirinin da ana imgelerinden biri olan "perde"lerden ibarettir. Önemli olan bu perdelerin ardında saklı olan eşyanın hakikatine ulaşmaktır. Bu keşif yolculuğu çileli bir yolculuktur ve kaldırılan her perde şairi başka bir perdenin önüne getirmekten başka bir işe yaramaz. Tasavvuf anlayışındaki nefs basamaklarını andıran bu yapı bir sonraki nefs basamağına yükselişin gecikmesinde krizlere sebep olur. Tasavvuf yolculuğuna çıkmadan önce yaşadığı krizlerin kaynağı olarak meçhulü kurcalama şehvetini gösteren şair, bu yolculuk esnasında yaşadığı krizleri ise tasavvuf terminolojisindeki "hatarât" kelimesi ile karşılar. Tasavvuf yoluna giren herkesin yaşadığı bir hal olarak gördüğü bu ruh halinden ancak bir rehber eşliğinde -ki onun için bu rehber mürşidi Abdülhâkim Arvasi'dir- kurtulabilir. Bütün bu krizler çıkmış olduğu yolda tabi tutulduğu sınavlardır ve bu yolda ilerlemek için bu sınavları bir bir geçmek zorundadır. İster tasavvuf öncesi ister sonrası olsun, farklı şekillerde de olsa, bu krizler ömrü boyunca devam etmiş ve şiirini beslemiştir. Bu çalışmada şairin ontolojik huzursuzluğunun izleri, şiiri üzerinden takip edilmeye çalışılmış, eşya ve mekânla ilişkisi kullandığı imgeler aracılığıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2014Hayriyye-i nâbi, lutfiyye ve telemak aynı yüzyılların farklı kültürlerinden çocuklara ortak nasihatler
Erbay, Nazire
Millî değerlerini bilmeyen, evrensel bazı kabullerden habersiz, bilimden uzak nesillerin kendi milletine hatta insanlığa tehlikeli olacağı düşüncesiyle çocukları ve gençleri eğitme işi, sadece devlete ait bir görev değil, aynı zamanda sanatçılar tarafından da yüzyıllardır vazife olarak görülmüştür. Günümüzde ,,global ahlak ilkeleri"nin varlığı bazı değerlerin evrenselliğini, bu değerlerin yüzyıllardır değişmeden kaldığını gösterir. Varlığı kabul edilen bu değerlerin önemi edebi ve dini eserlerin incelenmesiyle bir kez daha açığa çıkmaktadır. Bireyin, toplumun mutlu yaşaması için dünyevi kıymetlerin, fiziksel güzelliğin, paranın, insanlar arasındaki ırk ayırımının, sosyal konumun bir tarafa bırakması gerektiği nasihat içeren eserlerde vurgulanmaktadır. Ayrıca devlet yöneticisinin toplumsal barışı, huzuru yakalayabilmesi aynı şekilde bazı ahlaki değerlerinin iktidarı boyunca söz konusu olması gerekmektedir. 17. yüzyılın hikemî üsluptaki ismi Nâbi Hayriyye"yi, Sümbülzâde Vehbi Lutfiyye"yi oğullarına nasihat etmek maksadıyla yazarlar. Batı medeniyetine ait Telemak da Nâbi"nin eseriyle aynı yüzyılda Fenelon tarafından kaleme alınır. Eser, hocası Mentor tarafından eğitime tabi tutulan Telemak"ın maceralarını anlatır. Eser; eğitici, nasihat verici, çocuğu hayata hazırlayıcı özellikleriyle dikkat çeker. Bu çalışmada çocuklara ve gençlere nasihatler veren klasik Türk edebiyatının önemli iki eseri Nâbi"nin Hayriyye"si ile Sümbülzâde Vehbi"nin Lutfiyye"si Batı kültürünün birçok değerini yansıtan Telemak"la benzer içerikteki nasihatleriyle değerlendirilecektir. Çalışmada, aynı yüzyıllarda, farklı coğrafyalardaki benzer siyasi karışıklıkların içinde yazılan Nâbi"nin ve Fenelon"un eserlerine ,,özellikle" dikkat çekilecektir.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2014Story analysis with reference to semantic analysing of sabahattin ali’s story “duvar”
Akpinar, Ahmet
There exists understanding, explanation and agreement at the center of every type of human activity. Language is not a system randomly coming together to pass our thoughts to others, it is a string based on words each one of which was born with the principle of causality. Language is a system including words that connect to each other and to other things to provide communication and its intention is to provide on the one hand a message and on the other a set of signs or symbols. Ferdinand de Saussure is famous for his sign language and this system is evaluated as the relationship between ‘signifier ou signifiant’ or ‘signified or signifier’. Linguistics is the scientific research of language. Semantics, however, is a subdivision of linguistics, which investigates the meaning of the language. Semantics is not interested in the meaning of semantic phrases but rather it thematizes the meaning of sentences and underlines changes in meaning and relationships between signifier and signified. In semantics, the meaning is not what is said but what is understand. It examines the part of the signified of a sign both diachronically and simultaneously. According to Guiraud (1999), a word with no meaning has its uses. The meaning of a word depends on the relation to the other words within the same context. This view stems from Saussure’s “value” notion which is the result of the relation build between sign and the other formats in the language. According to Saussure (1998), everything becomes meaningful as a whole. In language, there is no individual element but only dissention. When our perception contrasts and comprehends the outside world, it begins to make shapes and to make sense to us. In this study, Sabahattin Ali’s story “Duvar” in which he frequently refers to the notion of “Freedom” is examined utilizing Semiotics. Considering semantics, meaning fields as denotation, connotation, semantic analysis, antonym, hyponymy and homonymy are emphasized. Also, the elements of person, place and time of the story are showed in text level
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2013Postmodern dünyada geleneğin yeniden inşası ya da ticari bir meta olarak keşfi ve çağdaş Türk romanında gelenek sorunu
Alçın, Fatih
Bu çalışmada modern dönemdenpostmodern döneme geçiş sürecinde geleneğin edebiyat dünyasında itibar kazanmasının sebepleri irdelenmeye ve bu değişimpostmodernizmin felsefi ve sosyolojiktemelleriyle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.Bu bağlamda modern ve postmoderndönemdeki gelenek algısı karşılaştırılarakfarklılıklar ortaya konulmuş bu değişimingeleneğin yeniden inşası mı yoksa ticari birmeta olarak keşfi olarak mı değerlendirilmesi gerektiği sorusuna cevap aranmıştır.Çalışmanın sonunda ise çağdaş Türk romanından seçilen örnekler aracılığıylageleneğin edebiyat metnine yansıtılış biçimi ve bu bağlamda yazarın özgürlük alanının sınırları sorgulanmıştır.





