Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Alt birimler

Araştırmacılar(16)

Birim yayınları

77 →
  • MakaleAçık Erişim2026
    Tarihî kahramanlık filmlerinde mit-ritüel boyut ve seyir deneyimi: toplumsal yapının yeniden üretimi

    Köksal, Fatih

    Bu çalışma, Türk sinema tarihinde 1950’li yıllarda ilk örneği beliren tarihî fantazya ya da diğer adlarıyla kostüme avantürleri, tarihî kahramanlık filmlerini toplumsal yapının yeniden üretimi noktasında mit-ritüel boyut ve seyir deneyimi açısından incelemeyi amaçlamaktadır. İnsanoğlu ölüm gerçeği karşısında ritüellerle anlam üretme çabasına girişmiş; yine ölümle ilişkili olarak geleceğin belirsizliğiyle bağlantılı kaygılarını toplumsal düzeni tesis eden uygulamalarla denetim altına almaya çalışmıştır. Ritüelimsi yapılar, insanın varoluşsal gereksinimlerini karşılamak üzere birtakım kültür ürünleri ile modern toplumda da varlığını sürdürmektedir. Bu bağlamda, ilk bakışta gerçeklikle ilişkisi sınırlı ve dost–düşman karşıtlığına indirgenmiş görünen melodramlara, özelde kahramanlık filmlerine yönelik tükenmeyen ilgi, bu türün içerik, yapı ve kaynakları bakımından mit-ritüel bir boyuta sahip olmasıyla açıklanabilir. Tarihî kahramanlık filmleri, ritüel gereksinimlerin tezahürü olarak mitik içerik ve sunduğu ritüel deneyim ile toplumsal bireyin yapı içindeki konumunu pekiştirmekte ve mevcut toplumsal düzeni yeniden üretmeye hizmet etmektedir. Tarihî kahramanlık filmleri, her tür filmi gibi toplumsal hiyerarşilerin uzlaşı içinde yapının yeniden üretilmesini sağlayan ritüelistik kültürlenme faaliyetleridir. Özellikle tarihî kahramanlık filmleri mit ve ritüellerle olan geleneksel bağı ile toplumsal normların, kültürel sembollerin taşıyıcılığını üstlenmektedir. Tarihî fantazyalar bu görevi hem film ölçeğinde hem de seyirciyle kurduğu ilişkiyle ihya etmektedir. 1952 tarihli Kızıl Tuğ filmiyle başlayan, kökleri mitlere, destanlara, popüler edebiyata dayanan türün varlığı, toplumun gereksinimlerine binaen kültür hayatımızda devam etmektedir. Tür filmi olarak değerlendirilen tarihî kahramanlık filmleri, sinema sanatı ve yansıttıkları tarihsel gerçeklik bakımından çoğunlukla dikkate değer bulunmamıştır. Buna karşın birtakım toplumsal gerçekleri görünür kıldığı gerekçesiyle sosyal bilimlerin göz ardı edemediği bir boyutta ve süreklilikte seyirci ilgisini çekmektedir. Öyle ki tarihî fantazyaların da türsel olarak dâhil olduğu melodramlara yönelik bu ilgi, arkaik dönemdekine benzer bir duygusal algılama biçimiyle ya da mitik bir bilinçle ilişkilendirilmiştir. Bu ilgiyi yönetenlerin amaçları ise sıklıkla mitlerin eylemsel boyutu olan ritüellerin birtakım işlevlerinden yararlanmak suretiyle onların meşruiyet yaratma gücüyle açıklanmıştır. Ritüel bir süreç ve işlevle ilişkilendirilebilecek ilgiye mazhar olan tarihî kahramanlık filmlerinin beslendiği kaynaklar açısından içerik itibarıyla mitlerle ilişkisi de sorgulanmıştır. Sonuç olarak literatürdeki çalışmalarda filmlerin mitler ve ritüellerle olan ilişkisi üzerinde durulmasına karşın toplumsal yapının yeniden üretilmesinde bu işlevin nasıl kurgulandığı ve yapısı tartışılmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmada bir içerik analizi yapmaksızın daha önce yapılmış çalışmaları destekleyecek şekilde öykü ve seyir deneyimi, ritüel sürecin sekanslarıyla ilişkilendirilecektir. Toplumsal normların, kültürel sembollerin taşıyıcılığını üstlenen tarihî kahramanlık filmleri, bu mitsel içerikleri bir ritüel mekân olarak beliren sinema salonlarında, TV karşısında sunmaktadır. Film kahramanları ve seyirci, ritüel bir yapı içerisinde Arnold van Gennep’in terimleriyle “ara/eşik” bölgede, Victor Turner’in ifadesiyle “eşiktelik”te bir “komünitas” üyesi olarak, ritüellerde bu aşamada uygulanan tecrit, sınama ve eğitim misyonu gereğince toplumun genel otoritesini temsil eden geleneği-mitleri öğrenerek, yapıya olan inancını tekrar tekrar güçlendirerek toplumsal yapıyı içselleştirmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Nilgün Marmara’nın İzlenimci Şiir’inde Varoluşçuluk Akımının İzleri

    Aytaç, Aslıhan

    Nilgün Marmara, 1980 sonrası Türk edebiyatında özgün şiirleri, günlükleri ve denemeleriyle önemli yer edinerek tanınırlık kazanan çok yönlü bir şairdir. Yirmi dokuz yıllık kısa hayatı boyunca ontik bir çıkmazda bulunduğunu hisseden şair, dünyevi yaşamdaki açmazları; varoluşsal bunalım, ölüm, hiçlik, yabancılaşma, yalnızlık, arayış, umutsuzluk, karamsarlık, kırgınlık düzleminde irdelerken zamanı bir tutsaklık hâli olarak algıladığını şiirlerinde simgesel biçimde dile getirir. Varoluşsal olarak varlık karşısında hiçlik, yaşam karşısında ise ölüm istenci duyan Nilgün Marmara, kaçınılmaz son tarafından kuşatılan umutsuz bireyin trajik yaşamını, özgürlük bilinci ekseninde sorgulayarak şiir evrenini kurar. Bu bağlamda anlamsız bir evrenin içine atıldığını düşünen şair, şiirlerinin anlam dünyasını hiçlik ve ölüm temleriyle meydana getirirken kırılgan duyarlılığını gösterir. Şiir evrenini melankolik ruh hâli ekseninde kuran Nilgün Marmara, İzlenimci Şiir’de, varoluşa dair ikilemlerini diyalektiklerden yola çıkarak imgeleştirmeyi tercih eder. Bu yönüyle şair, özne- benin bunalımlı ruhundaki çelişkili tutumu; varlık ve hiçlik, yaşam ve ölüm diyalektiği düzleminde belirginleştirmeyi tercih eder. Nilgün Marmara, yazın yaşamı boyunca sorguladığı diyalektik ilişkiler aracılığıyla insani nüveyi meydana getiren niteliklerin yanı sıra varoluşçuluk felsefesinde önemli yere sahip olan çeşitli sorunsalları, estetik düzlemde ele alarak sanatsal yaratıya dönüştürür. Nilgün Marmara’nın biyografik detaylarına dair örtük göndermeler içeren şiirde, dünyaya atılmış ve ölüme yazgılı varlığın ‘şimdi ve burada’daki yurtsuzluk hissi, imgesel olarak okuyucuya sunulurken kapalı bir söylem biçimi benimsenir. Çalışmada, İzlenimci Şiir’in imgesel yapısı incelenerek varoluşçu felsefenin şiire konu edildiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Manzum Bir Tefe’ülnâme: Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır

    Büyükada, Merve

    Tarihin her devrinde farklı coğrafyalardan kimseler, gelecekte yaşanabilecek hadiseleri öğrenmek ve buna göre çeşitli tedbirler almak istemişlerdir. Bu yüzden insanlar -özellikle de sıkıntılı dönemlerinde- fal uygulamalarının türlü yöntemlerine başvurmuşlardır. Türklerin yıldızlar, ay, güneş gibi gök cisimlerini, ateşi, hayvan kemiklerini, kumalak denilen taneler gibi birçok nesneyi kehanet ve fal vasıtası olarak kullandıkları bilinmektedir. Kur’an’da ve hadislerde gaibi, gizli olanı ve geleceği sadece Allah’ın bilebileceği bildirilmiş olmasına rağmen İslamiyet’in kabulünden sonra da fal bakma geleneği sürmüştür. Ancak bu dönemde fal bakma aracı olarak yararlanılan nesneler farklılaşmaya başlamış ve neticede çeşitli fal nevileri kullanılır hâle gelmiştir. Bunlardan biri de kitap fallarıdır. Kaynaklara göre fal bakma amacıyla en çok tercih edilen kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. “Tefe’ülnâme” olarak da zikredilen Kur’an falı örneklerinden biri de Süleymaniye Kütüphanesi Hasan Hayri-Abdullah Efendi Koleksiyonu’nda 00172-003 numara ile kayıtlıdır. 16 varaktan oluşan nüshanın 12b-16a varakları arasında yer alan metin, nesih hat ile kaleme alınmıştır. Eser, Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır başlığını taşımaktadır. Kur’an falı, aynı yazmanın 7b-12a sayfaları arasında yer alan Farsça manzum tefe’ülnâmenin Türkçeye tercümesidir. Falnâme, kısa mensur bir mukaddime ve 29 beyitlik kısa bir mesneviden oluşmaktadır. Mensur olan kısımda fal açmanın usulü açıklanarak fal açacak kişinin bazı ritüelleri gerçekleştirmesi istenmiştir. Manzum olan bölümde ise her bir harf elifba sırası gözetilerek yorumlanmış ve her harf bir beyitte tabir edilmiştir. Harflerin yorumları tefe’ülün gereği olarak büyük oranda müspet yöndedir. Çalışmada, mezkûr falnâme tanıtılarak Latin harflerine aktarılmış ve Kur’an falının dil içi çevirisine yer verilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Eski Uygurcadan Modern Yazı Dillerine Bir Dilbilgiselleşme Tipi: İsim + İyelik + Bulunma Durumu

    Güzel, Ferdi; Azili, Kenan

    Eski Türkçe dönemi, Türkçenin ilk tanıklanan dillik malzemesine sahip bir evre olarak dilbilgiselleşme açısından üretken tarihsel yazı dillerini kapsamaktadır. Özellikle tercüme eserlerin verildiği Eski Uygur çevrelerinde üretilen metinlerde, kaynak dildeki ifadeleri karşılamak üzere kullanılan çeşitli dilbilgisel görevdeki dikkat çekici kimi yapılara rastlanmaktadır. Bunlar arasında bilhassa edatlar, türetim ve kullanım şekilleri açısından bir hayli çeşitlilik göstermektedir. İsim ve fiil köklerinin çeşitli biçim birimler ile dilbilgiselleşme sürecine girmesi sonucu ortaya çıkan çok sayıda yapının farklı kavramsal ilişkilerle meydana geldiği görülmektedir. Bu kavramsal ilişkiler, ortaya çıkan yeni yapıların söz dizimsel görevlerini belirleyici rol üstlenmektedir. Uygur metinlerinde durum morfemleriyle beraber, iyelik çekiminden oluşan özel yapıların oluşturduğu bir grup görevli sözcük tespit edilmektedir. Bu formların isim+3. tk. iyelik+bulunma durumu yoluyla türetildiği, dilbilgiselleşme süreci ile birlikte çeşitli kategorilerde görev aldığı ve birçok kavramsal ilişkiyi taşıdığı görülmektedir. Bu makalede, geç tarihli Uygurca metinlerde kullanılan küçintä, tıltagınta, tüşintä, ugrınta, yolınta ve el(i)gintä gibi dilbilgiselleşmiş biçimler, sözdizimsel ve kategorik ilişkiler bakımından ele alınacaktır. Biçimlerin ortak türetilme yolundan hareketle, kategorik değerleri üzerine odaklanılacak, biçimsel ve karakteristik özellikleri belirlenecektir. Bu aşamada, modern yazı dillerindeki örneklerle karşılaştırılarak Türkçedeki süreklilikleri irdelenecektir. Böylece, Eski Türkçeden modern Türk yazı dillerine kadar devam eden bir dilbilgiselleşme stratejisi olarak bu yapıların genel sınıflandırmadaki konumu tayin edilmeye çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ4
    MORTUARY CULT AND KÖR CEMETERY IN TURKISH CULTURE

    Kabak, Turgay; Abali, Ismail

    In Turkiye, the Yoruks, who have a nomadic lifestyle, migrate to a different region every season as part of their animal husbandry activities and bury their deceased relatives randomly anywhere during their migrations. This study focuses on the rare and interesting burial traditions of the Yoruks, as well as these cemeteries, which are called blind. In the article, the locations of these cemeteries were determined by field research method, the oral culture of the local people concerning these cemeteries was recorded and examined in the light of the mortuary cult that the Turks brought from the pre-Islamic period. With this examination, it has been observed that the Turks believe that the souls of dead people do not disappear and that the soul's connection with this world is not interrupted, and that they created an ancestor cult around this belief.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Notes on Some Words Recorded as Oghuz in Divânu Lugâti't-Turk

    Güzel, Ferdi

    D & icirc;v & acirc;nu Lug & acirc;ti't-T & uuml;rk (DLT) is the very first work that provides information about Turkish dialects. The information given in the work concerning the dialects of that era and their distinctive features hold immeasurable value for the field of Turkish language studies. Besides the Hakaniye dialect, which was the literary language at that time, DLT comprises various information about several Turkish dialects. More than half of the records concerning dialects other than Hakaniye are about Oghuz dialect. Kasgarli often compared the Karakhanid written language with the Oghuz dialect. It isquite understandable to find more information about the Oghuz Turks' dialect than other dialects in DLT because the Seljuk State that managed to become the most powerful state in the Turkish-Islamic geography from the second half of the 11th century onward was the state of the Oghuzs. The vocabulary of the Oghuz dialect presented by Kasgarli in the DLT overlaps substantially with the modern Oghuz dialects. This research focuses on the words a & eng;, etrek, keri & scedil;, k & ouml;n & ccedil;ek, s & ouml;r & ccedil;ek, and yor & imath;g & ccedil;& imath;, all of which are recorded in DLT as Oghuz. Studies on DLT and discussions concerning relevant words in etymological studies has been reviewed, and based on the available evidence from historical and contemporary dialects, Turkey Turkish subdialects being in the first place, new insights are offered about these words

    AtıfOpenAlex1
    Web of Scienceİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    “Aygıt” Kelimesinin Etimolojisi Üzerine

    Güzel, Ferdi

    “Alet, araç” anlamlarını taşıyan “aygıt” kelimesi ölçünlü Türkiye Türkçesine ağızlardan kazandırılmıştır. Tarihî ve çağdaş lehçelerin hiçbirinde bulunmayan aygıt, Türkiye Türkçesi ağızlarında birbiriyle bağlantılı olan birçok anlama sahiptir. Kelimenin daha çok Türkiye Türkçesinin Batı grubu ağızlarında yaygın bir kullanımı vardır. Etimolojik çalışmaların büyük bir kısmında yer almayan bu kelimenin yapısı hakkında bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılamamıştır. Bize göre aygıt kelimesi Türkiye Türkçesi ağızlarında ve bazı çağdaş Türk lehçelerinde “uzun sopa, sırık” anlamına gelen arkıt kelimesi ile bağlantılıdır ve arkıt> aykıt> aygıt şeklinde gelişme göstermiştir. Başlangıçta “çeşitli işler için kullanılan uzun sopa, sırık” anlamını taşımaktayken anlam genişlemesi ve genelleşme ile bazı ağızlarda “alet, araç-gereç” anlamını kazanmıştır. Türkçede damak seslerinin önündeki /r/ sesinin /y/’ye dönüştüğü bazı örnekler arkıt> aykıt> aygıt gelişiminin ses bilgisi yönünden mümkün olduğunu göstermektedir. Aygıt ile arkıt arasındaki anlam ortaklıkları ve Anadolu ağızlarındaki “ağaç, kereste” anlamını taşıyan bazı kelimelerin aygıt ile benzer anlamlar taşıması da iki kelime arasındaki bağlantıyı desteklemektedir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Bir kur’an falı örneği: hâzâ kitâbu fâl-ı kur’ân-ı ‘azim budur

    Büyükada, Merve

    Türklerde fal bakma geleneği İslamiyet öncesi dönemde başlayıp günümüze kadar devam etmiş ve yüzyıllar içinde birçok metot kullanılmıştır. Bunun sonucu olarak farklı muhtevalardan oluşan manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık pek çok “falname” kaleme alınmıştır. Sayıları henüz tespit edilememiş olan bu türün örnekleri çeşitli kütüphanelerde muhtelif yazma eserler içinde yer almaktadır. Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu 06 Mil Yz A 1881/6 numarada kayıtlı “Hâzâ Kitâbu Fâl-ı Kur’ân-ı ‘Azîm Budur” başlıklı falname de bunlardan biridir. Mensur bir Kur’an falı olan metin 169 varaklık bir mecmuanın 131b-135b sayfaları arasındadır. İstinsah tarihi 1205/1790-91’dir. Müstensihi Osmân İbn-i Halîl’dir. Kur’an falında ilk olarak tefeül edecek kişinin riayet etmesi gereken hususlar verilmiştir. Daha sonra -sırasıyla- yirmi dokuz harf, farklı surelerden seçilmiş ayetlere dayandırılmış ve devamında harfler tevil edilmiştir. Harf grubunu yorumlayan bir falname örneği olan metinde, tevillerin genellikle müspet bir duruma işaret ettiği görülmüştür. Ancak bunun yanında menfi veya müspet ile menfi durumun birlikte verildiği ifadeler de bulunmaktadır. Bu çalışmada Kur’an falının çeşitli hususiyetlerine değinilmiş ve ardından metin Latin harflerine aktarılarak araştırmacıların istifadesine sunulmuştur.

  • MakaleAçık Erişim2025
    A prose fortune tellıng: hazâ kitâbu fâl-ı kur’ân

    Büyükada, Merve

    Humans have been curious about discovering what lies in the great beyond and predicting the future since practically the dawn of time. Over the millennia, they’ve used stars, animal bones, bird flight patterns, and even books to achieve that – with techniques and tools alike showing immense variation depending the period and geography in question. Nevertheless, fortune telling is seemingly universal acrost most cultures. In the context of Ottoman-Turkish culture, this art is referred to as “fal.” As such, Ottoman-era fortune telling guide books or manuals were called “fal-name.” Koranic fal-names (commonly dubbed “fâl-ı Kur’an” or “tefeülname) proved especially popular. Some were written in verse, some in prose, and others in a mixture of both. In this study, we have examined one such a book: Hâzâ Kitâbu Fâl-ı Kur’an (55Hk519/6, Samsun Provincial Library Collection). We’ve specifically focused on folios 63b through 65b (out of 111 in total). While the author remains unknown, he do know that it was penned in around 1735 or 1736 CE (1147 AH). The book talks at length about how one should go about reading a fortune at the beginning. Arranged in alphabetical order, every (abjad) letter corresponds with an ayah from the Quran, followed by two possible interpretations, one good, the other bad. We’ve transcribed the folios in question into the Modern Turkish (Latin) alphabet, and analysed them for content, orthography, and language.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Fuzûlî’nin Leylâ ve Mecnûn Mesnevisinde Ben ve Öteki Diyalektiğine Fenomenolojik Bir Yaklaşım

    Karaduman, Ruken

    Edmund Husserl tarafından ortaya konulan fenomenoloji (görüngübilim), fenomenlerin yani kavramların yeniden ve detaylı bir biçimde araştırılmasını, sorgulanmasını esas almaktadır. Bu felsefi metot, fiziksel dünyayı anlamlandırırken kişilerin bilincinde somut olay ve nesnelerin farklılaştığını, dolayısıyla dış dünyanın göreli olduğunu iddia eder. Mutlak ve değişmez olmayan gerçeklikte olguların evrensel özüne ulaşabilmek içinse bireysel bilgi ve deneyimlerin parantez içine alınması gereğini savunur. Fenomenolojik yaklaşımlarla benin ötekiyle deneyimi merkeze alınmaktadır. Bu düşünce metodolojisine göre, benin kendini inşa etme ve anlamlandırma sürecinde ihtiyaç duyduğu öteki, etkileşim içinde olduğu birey ve toplumdur. Benin devinimini gerektiren varoluşsal süreç ötekinin bakışıyla karşılıklı olarak gerçekleşmektedir. Bu çalışmada ben ile başlayan, kısa bir süre sonra biz olarak devam eden ve benin yeniden bireyselleşmesiyle ötekinin tamamen yok olduğu bir macera olarak Fuzûlî’nin Leylâ ile Mecnûn adlı mesnevisi ele alınmıştır. Ben ve öteki bağlamında fenomenolojik açıdan incelenmesi amaçlanan mesnevideki ana kahramanlardan biri olan Mecnûn’un öteki ile ilişkisi, ötekinin nasıl algılandığı ve Mecnûn’un ötekinin varlığıyla öze nasıl ulaştığı üzerinde durulmuştur. Mesnevideki başkahramanın öteki ile ilişkisinde algı ve duyumsamalarının nasıl şekillendiği ve değiştiği tespit edilmeye, dramatik aksiyonda ben ve öteki ilişkisinin etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece aşk söyleminin öznesi olarak Mecnûn’un öteki ile ilişkisinde bilincin mutlak öteki ile bağı ve bu bağın nasıl geliştiği izlenebildiği görülmüştür.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-29T17:14:18.895589169Z
dc.date.available2026-10-29T17:14:18.895589169Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/10055
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleTürk Dili ve Edebiyatı Bölümütr
dc.titleDepartment of Turkish Language and Literatureen
organization.identifier.codebayburt-insan-ve-toplum-bilimleri-turk-dili-ve-edebiyati
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.alias\bturk dili ve edebiyati bolumu\b
rdl.unit.aliasturkish lang(uage)? (and|&) lit
rdl.unit.aliasturk dili