İlgi alanları

Türkiye Sahası Yeni Türk Edebiyatı

Yayınları

7 →
  • MakaleAçık Erişim2026
    Nilgün Marmara’nın İzlenimci Şiir’inde Varoluşçuluk Akımının İzleri

    Aytaç, Aslıhan

    Nilgün Marmara, 1980 sonrası Türk edebiyatında özgün şiirleri, günlükleri ve denemeleriyle önemli yer edinerek tanınırlık kazanan çok yönlü bir şairdir. Yirmi dokuz yıllık kısa hayatı boyunca ontik bir çıkmazda bulunduğunu hisseden şair, dünyevi yaşamdaki açmazları; varoluşsal bunalım, ölüm, hiçlik, yabancılaşma, yalnızlık, arayış, umutsuzluk, karamsarlık, kırgınlık düzleminde irdelerken zamanı bir tutsaklık hâli olarak algıladığını şiirlerinde simgesel biçimde dile getirir. Varoluşsal olarak varlık karşısında hiçlik, yaşam karşısında ise ölüm istenci duyan Nilgün Marmara, kaçınılmaz son tarafından kuşatılan umutsuz bireyin trajik yaşamını, özgürlük bilinci ekseninde sorgulayarak şiir evrenini kurar. Bu bağlamda anlamsız bir evrenin içine atıldığını düşünen şair, şiirlerinin anlam dünyasını hiçlik ve ölüm temleriyle meydana getirirken kırılgan duyarlılığını gösterir. Şiir evrenini melankolik ruh hâli ekseninde kuran Nilgün Marmara, İzlenimci Şiir’de, varoluşa dair ikilemlerini diyalektiklerden yola çıkarak imgeleştirmeyi tercih eder. Bu yönüyle şair, özne- benin bunalımlı ruhundaki çelişkili tutumu; varlık ve hiçlik, yaşam ve ölüm diyalektiği düzleminde belirginleştirmeyi tercih eder. Nilgün Marmara, yazın yaşamı boyunca sorguladığı diyalektik ilişkiler aracılığıyla insani nüveyi meydana getiren niteliklerin yanı sıra varoluşçuluk felsefesinde önemli yere sahip olan çeşitli sorunsalları, estetik düzlemde ele alarak sanatsal yaratıya dönüştürür. Nilgün Marmara’nın biyografik detaylarına dair örtük göndermeler içeren şiirde, dünyaya atılmış ve ölüme yazgılı varlığın ‘şimdi ve burada’daki yurtsuzluk hissi, imgesel olarak okuyucuya sunulurken kapalı bir söylem biçimi benimsenir. Çalışmada, İzlenimci Şiir’in imgesel yapısı incelenerek varoluşçu felsefenin şiire konu edildiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Recaîzade mahmut ekrem’e göre şiirin estetik kaynağı olarak kadın: “bu da bir şi’r-i muhzin-i dîğer”

    Aytaç, Aslıhan

    Sanat eserini, güzellik unsuru bağlamında değerlendiren Recaîzade Mahmut Ekrem, bireysel duyuş ve hassasiyetleri önceleyen estetik değer hakkındaki teorik görüşleriyle Türk edebiyatının yenileşme seyrine dikkat çekici katkılarda bulunur. Bu bağlamda Recaîzade Mahmut Ekrem, sanatkârın duyuş tarzı, duygulanım ve anlamlandırma biçimini estetik değer kaynakları düzleminde açımlar. Böylece şiirin konusuyla ilgili retorik görüşleri, duyusal alana ait olan izlenimlerle ilişkilendirilebilir olması yönüyle önem taşır. Şairin duyarlığı ve şiirsel etkinlik üzerine kuramsal düşüncelerini “Bu Da Bir Şi’r-i Muhzin-i Dîğer” isimli eserinde estetize eden Recaîzade Mahmut Ekrem’e göre edebî metnin estetik değer kazanmasında güzelliğin temsilcisi olan kadın vazgeçilmez bir koşuldur. Şiirde kadın, birbirinden farklı nitelikleriyle özgün biçimde betimlenir ve sorumluluk bilincine sahip eylemleriyle idealleştirilip estetik bir kaynak şeklinde şiirin varoluş nedenine dönüşür.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Tölögön Kasımbekov’un ‘Baskın’ Romanında Tarih Bilinci

    Aytaç, Aslıhan

    İnsanoğlu geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç görüntü düzeyinden meydana gelen zaman algısına bütünsellik kazandırarak tarih bilinci oluşturur. Bu doğrultuda tarih bilinci, ataların deneyimsel belleğinden yola çıkarak şimdiyi, geçmiş düzleminde anlaşılır kılarken geleceğin farkındalıkla kurulmasını sağlar. Toplumlar için tutunma noktası oluşturan tarih bilinci, bir milletin varoluşundaki öncül koşullardan biri şeklinde kabul edilir. Tarih bilincini, anlatmaya dayalı edebî metinlerinde ana etimon olarak önceleyen Tölögön Kasımbekov, tarihsel romanlarıyla Kırgız edebiyatına yön verir. Yazar, tarihsel gerçeklikleri kurgusal düzleme aktarıp okuru bilgilendirmeyi amaçlarken ideolojisi doğrultusunda yönlendirmek ister. Bu bakış açısıyla yazarın tarihsel gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı ‘Baskın’ romanında, Türkistan coğrafyasındaki Hokand Hanlığının, 1859-1898 yılları arasındaki sosyal, politik, ekonomik, askerî ve kültürel panoraması, özgürlük/ bağımsızlık mücadelesi şeklinde çıkarılırken tarih bilincinin önemine dikkat çekilir. İnsan- zaman- mekân ilişkisinin algısal düzlemde kurulduğu romanda, kolektif bilinçte yer alan kültürel bellek kodları, tarih bilincini belirginleştirmek üzere sıklıkla kullanılır. Bu açıdan çalışmada geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki döngüsel ilişki; atalar kültü, vatan bilinci ve müziğin büyüsü şeklinde değerlendirilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Cenap şahabettin’in “ta’yîn-i metâlib” şiirinde tabiat unsurları

    Aytaç, Aslıhan

    Servet-i Fünûn dönemi sanatkârlarından biri olan Cenap Şahabettin, estetik duyuş tarzını öncelemesi, benzersiz söylemi ve orijinal imgelem sistemiyle modern Türk şiirinin kurucuları arasında yer alır. Şair, şiirlerinde titizlikle meydana getirdiği estetize üslup biçiminin yanı sıra özgün konu ve temleri imgeleştirerek Türk edebiyatı tarihinde önemli bir yere sahip olur. Şiir yazma edimini, bir varoluş sorunu şeklinde anlamlandıran Cenap Şahabettin, poetik metinleriyle de kendisinden sonraki edebî oluşumları yönlendirmeye devam eder. Estetik anlayışa bağlı olarak şiirlerinde güzellik ilkesini esas alan Cenap Şahabettin, tabiata dair izlenimlerini tinsel duyuşla bütünleştirerek bir tablo görüntüsü meydana getirir ve Türk edebiyatında tabiat manzaralarını tasvir etme yönelimini başlatır. Tabiat, ontik çıkmazda bulunan şair için kaçış istencini yansıtan ideal bir mekân şeklinde imgeleştirilir. Ruhsal yaşantısına ait simgeleri, tabiat unsurlarıyla özdeşleştiren Cenap Şahabettin, Servet-i Fünûn dönemi tabiat ilkelerini “Ta’yîn-i Metâlib” isimli şiiriyle okuyucuya sunar. Türk şiirinde pek çok yeniliğe imzasını atan Cenap Şahabettin, “Ta’yîn-i Metâlib”de tabiat unsurlarını, sembolleştirme aracı şeklinde kullanırken geleceğe dönük arzu, istek ve beklentilerini sembolistlere özgü imajlarla ortaya koyar.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Muzaffer Buyrukçu’nun ‘Dışardaki Rüzgâr’ Romanı Üzerine Bir Tahlil Denemesi

    Deveci, Mutlu; Aytaç, Aslıhan

    Yazın yaşamında toplum sorunlarına değinen Muzaffer Buyrukçu, gerçekçi bir yaklaşımın izdüşümünde şekillendirdiği eserleri ile yaratıcılığını üretkenliğe dönüştürür. Gündelik gerçekliğin farklı görünümlerini yansıttığı eserleri ile yazar, birey- toplum ilişkisi bağlamında bir yapı kurarken toplumsal açmazların bireye yansıyan yüzünü irdeler. Ayrıntıların önemine dikkat çeken yazar, dış dünya gerçekliğinin kuşatması altındaki anlatı kişilerinin psikolojik, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel mücadelelerini detaylandırarak çıkarımlarda bulunur. Gözlemci gerçekçi yönelimi ile Muzaffer Buyrukçu, ‘Dışardaki Rüzgâr’ romanında, bireyin içinde bulunduğu sosyo- ekonomik ve sosyo- kültürel açmazları bürokratik hayat düzleminde konu edinir. Bu bağlamda roman ‘dışardalık’ kavramıyla ilişkilendirildiğinde, ben’in, öteki/ başkaları ile birlikte varoluşunu imler. Ben/ başkişi, toplumsal olana karıştığında (dışardalık), olup- bitenin sorgulamasını yaparken tiranlaşan ötekilerin davranış biçimleriyle şekillenen bürokratik hayatın pençesine yakalanır. İdealize edilen anlatı başkişisi Erdal, dışardaki’lerin rüzgâr’da yönlendirmesiyle rüzgâr’da savrulur ve böylece travmatik deneyimlerin öznesi hâline gelir. ‘Dışardaki Rüzgâr’ı, gündelik hayat gerçeğinden hareketle meydana getiren yazar; toplumsal sorunları, bireyin bakış açısını esas alarak aynalamayı tercih eder. Bu bakımdan başkişinin deneyimleri aracılığıyla sosyal adaletsizlik ile yozlaşma izlekleri çok yönlü biçimde ön plana çıkarır. Bununla birlikte bireyin dünyayı algılama biçimi ve sosyal değişimler karşısındaki görünümleri de yapı unsurları ile birlikte netleştirmeye çalışır. Olay örgüsü ise geçmişin, hâl zamandaki yansımalarıyla irdelenirken zaman ve mekân, roman kişilerine göre fonksiyonelleştirilir.

  • MakaleYalnız künye2021
    Master-Slave Realıtonshıp In Reşat Nuri Güntekin’s Novel ‘Kızılcık Dalları’

    Deveci, Mutlu; Aytaç, Aslıhan

    The slavery, which was seen in many nations throughout the history of humanity, is a system in which the individuals, whose fundamental human rights and freedoms are seized, are reduced to an object position by entering into others service. In the slavery system that is contrary to human rights, an individual is forced to obtain his/her right to life by his/her labor and losses right to speak on his/her life. A master, taking a slave under his/her protection with the authority to rule and give orders, becomes the right-holder person over that slave. As the slavery system is a social structure that continued in the Ottoman Empire for centuries, it is one of the most subjected topics in novels. Considered one of the important writers of the Turkish novel of the Republican era in the history of literature, Reşat Nuri Güntekin does not neglect to reflect the social life with his observer identity while describing the physiological states of individuals in detail in his literary works based on narration. For this reason, he discusses the slavery system in his novel named ‘Kızılcık Dalları’ as a social problem. In that work, the master-slave relationship is discussed sophisticatedly with regard to social hierarchy. Being a slave-owning master is used as an element of vanity, but also turns into an indication of power. In ‘Kızılcık Dalları’, the conflict-based relationship between master and slave is used as the primary topic allowing to establish a dramatic action. In this respect, while Gülsüm, the main character of the novel, is the slave, Mrs. Nadide, the wife of Şekip Pasha, is the master. Therefore, Mrs. Nadide is the one dominating, governing and oppressing whereas Gülsüm is the one being dominated, governed and oppressed in the novel.

  • MakaleYalnız künye2021
    Muzaffer buyrukçu’nun öykülerinde mekânsal yabancılaşma

    Aytaç, Aslıhan

    Kolektif bilinçten damıtılarak gelen bellek kodlarının ve binlerce yıllık tarihsel süreç te meydana getirilen kendilik değerlerinin koruyucusu durumundaki kimlik mekânları,aidiyet hissi yaratması yönüyle dünyalık zamana tutunmayı sağlar. Bireyin, kendini aithissettiği kimlik mekânlarından göç etmek zorunda bırakılması, yurtsuzluk bağlamındayabancılaşma sorununun ortaya çıkmasına neden olan bir süreç yaratır. Mekân deği şimine bağlı gelişen yabancılaşma, çalışmada, göç edimi ve göçmen algısı üzerindendeğerlendirilecektir.Arnavut göçmeni olan Muzaffer Buyrukçu, mimetik bellekten yola çıkarak mey dana getirdiği kurgusal metinlerinde, bireysel ve toplumsal bir dönüşüm unsuruolarak görüngülenen göç ve göçmen sorununu ele alır. Göçmenlerin yaşadığı trajikdeneyimlere tanıklık eden yazar anlatılarında, onların yaşantısına yer vererek çokyönlü çıkarımlarda bulunur. Bu nedenle özyaşamöyküsel izlerin bulunduğu öykü lerde başat izlek, mekânsal yabancılaşma olarak belirir. Bulundukları yerlerde ken dilerini ‘yaban’ hisseden anlatı kişileri, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik biçimdeirdelenirken anavatan ile göç edilen yer/ülke arasında sıkışmaları, yabancılaşmayıgüçlendiren bir durum olarak açımlanır.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-29T17:15:48.631518193Z
dc.date.available2026-10-29T17:15:48.631518193Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/10270
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleAytaç, Aslıhan
person.affiliation.nameİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı
person.familyNameAytaç
person.givenNameAslıhan
person.identifier.orcid0000-0003-3008-0702
person.identifier.yok997A31F2AB6C4E37
person.interestTürkiye Sahası Yeni Türk Edebiyatı
person.jobTitleDr. Öğr. Üyesi
person.statusverified
person.urlhttps://rdlsis.bayburt.edu.tr/tr/researcher/aslihan-aytac