Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    XVII. Yüzyıl Osmanlısında Rüşvet Tartışmaları: Abdülganî en-Nâblusî’nin Rüşvet Risalesinden Hareketle Bir İnceleme

    Sivlim, Ayşe Aktaş

    XVII. yüzyıl Osmanlı’da birtakım hararetli çekişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Nitekim bu döneme damgasını vuran Kadızâdeliler hareketinin etkisiyle belli başlı konular münakaşa edilmiştir. Literatürde Kadızâdeli-Sivâsî tartışması olarak yerini bulan bu çekişme neticesinde, gündeme gelen tartışma konuların- dan biri de rüşvet olmuştur. Her ne kadar gerek ilgili dönemin bazı tarih kaynaklarında gerekse çağdaş lite- ratürde Kadızâdelilerin rüşvet aldıklarına yönelik bilgiler yer alsa da araştırmalarımıza göre taraflar arasında çekişmenin boyutu bu açıdan olmamıştır. Bilakis gerek Kadızâdeliler gerekse Sivâsîler eserlerinde rüşveti kötülemişler ve meşru kabul etmemişlerdir. Bunun yanı sıra bu dönemde yaşayan muayyen âlimler de hem bu gruplara cevap vermek hem de rüşvetin hükmünü ortaya koymak için bazı eserler kaleme almıştır. Söz konusu bu âlimlerden birisi de Şam ulemâsının meşhur sûfî fakîhi Abdülgani en-Nâblusî’dir (ö. 1143/1731). O, bu dönemde tartışılan hemen hemen tüm konulara dair müstakil eser telif ettiği gibi rüşvet konusunda da özel bir risale kaleme almıştır. Böylelikle Nâblusî rüşvete dair müstakil eser yazan sayılı âlimlerden birisi olmuştur. Bunun yanı sıra onun eseri sadece Hanefî mezhebi merkezli değil dört mezhebin görüş- lerine atıfta bulunarak yazılmıştır. Eserin adı Tahkiku’l-kadiyye fî’l-fark beyne’r-rüşveti ve’l-hediyye ale’l- mezâhibi’l-erbaa’dır. Nâblusî söz konusu eserinde rüşvetin tüm mezheplere göre ittifakla haram olduğunu ortaya koymuştur. Nâblusî’nin bu risalesinde diğer tartışma konularına yönelik yazmış olduğu eserlerindeki gibi doğrudan Kadızâdelileri hedef alan ifadelerine rastlanılmamıştır. Bu durum da Kadızâdelilerin rüşveti meşru gördüklerine yönelik ithamların doğru olmadığını desteklemektedir. Makalede Kadızâdeliler hare- keti bağlamında XVII. yüzyıldaki rüşvet tartışmaları hakkında bilgi verildikten sonra Nâblusî’nin eserinin bu münakaşalar açısından içeriği analiz edilmiş ve dönem açısından nasıl bir yeri olduğu ortaya konulmuştur.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Türkiye ve Azerbaycan’da Güçler Ayrılığı İlkesinin Anayasalar Özelinde Karşılaştırılması

    Kantar, Gokmen; Kan, Muhammed Enes

    Bu çalışmanın amacı Türkiye ve Azerbaycan’ın güçler ayrılığı ilkesinin görünümünün ve yasama, yürütme, yargıya ilişkin düzenlemelerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesidir. Bu amaç çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası doküman incelemesi yöntemi ile incelenmiş ve nitel araştırmalarda sıklıkla kullanılan içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Makalede elde edilen bulgular Türkiye ve Azerbaycan anayasalarının yasama, yürütme ve yargıya ilişkin düzenlemeleri arasında oldukça büyük benzerlikler olduğunu ortaya koymuştur. Her iki ülkede de yasama yetkisi halk tarafından seçilen meclislere, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına, yargı yetkisi ise bağımsız mahkemelere verilmiştir. Aralarında küçük farklılıklar olsa da her iki ülkede de yasamayı oluşturan milletvekilleri ve yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanında aranan nitelikler açıkça belirtilmiş, yaşa dayalı tecrübe, eğitim seviyesi ve ülke vatandaşı olma kriterlerine önem verilmiştir. Hem Türkiye hem de Azerbaycan anayasasında Cumhurbaşkanına yardımcı bir üst kurul niteliğinde olan Bakanlar Kurulu bulunmasına rağmen, özellikle başında bir başbakanın bulunması, düzenleme yapabilme yetkisinin verilmesi ve anayasada çeşitli görev ve yetkiler açıkça düzenlenmesi açısından Azerbaycan’da Bakanlar Kurulu’na daha özel bir statü verildiği görülmüştür. Anayasaların her ikisinde de yargı bölümlerinde mahkemeler ile hakim ve savcıların bağımsızlıkları anayasal güvence altına alınmış ve özellikle Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin düzenlemelere geniş bir yer ayrılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Türkçedeki Hukuk Terimleri

    Kavun, Mahir

    Bu araştırmanın amacı, Türkçe Sözlük’te yer alan hukuk terimlerinin; sözcük türü, kaynak dil ve kuruluş şekilleri açısından incelenmesidir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman incelemesi yöntemiyle hazırlanmıştır. Araştırmada inceleme nesnesi olarak Türk Dil Kurumu tarafından 2023 yılında 12. baskısı yapılan Türkçe Sözlük kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre Türkçe Sözlük’te bulunan 524 hukuk teriminin; büyük bir kısmının (%87,98) isim türünde olduğu, bu terimlerin; Almanca, Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Türkçe olmak üzere 7 farklı kaynak dile ait olduğu ve kaynak diller açısından bu terimlerin 3’te 2’sinden fazlasının (%66,03) Türkçe olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bahsi geçen terimlerin yarıdan fazlasının (%53,63) birleşik yapıda olduğu ve birleşik yapıdaki sözcüklerin ise büyük bir kısmının (%87,54) ayrı yazıldığı saptanmıştır. Bu bulgulardan hareketle Türkçedeki 524 hukuk teriminin büyük bir kısmının Türkçe olmasının Türkçenin bir bilim dili olduğu tezini güçlendirdiğini söylemek mümkündür. Bu araştırmada Türkçe Sözlük’te yer alan hukuk terimleri inceleme konusu yapılmıştır. Daha sonra yapılacak çalışmalarda ise yazınsal metinlerdeki ya da tarihî metinlerdeki hukuk terimleri çeşitli parametreler açısından ele alınabilir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Tefsir ve Usûl-i Fıkıh Açısından Müt‘a Nikâhı Tartışması

    Kavut, Ahmet; Ayengin, Tevhit; Öztürk, Ömer

    Müt‘a nikâhı, geçici evlilik anlamında kullanılan tartışmalı bir konudur. Bu çalışma, müt‘a kavramının lugavî ve ıstılahî anlamlarını ele almakta, ardından bu nikâh türünün tefsirlerde ve fıkıh mezheplerindeki değerlendirmesini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Şiî gelenekte, belirli bir süre ve mehir karşılığında kurulan bu evlilik şekli meşru görülmüş, Nisâ Sûresinin 24’üncü âyeti temel dayanak olarak alınmıştır. Şiî müfessirler bu âyette geçen “istimtâʿ” kelimesini, geçici evliliğe delil sayarken; Hz. Ömer’in yasağını kişisel içtihat olarak değerlendirmişlerdir. Sünnî mezhepler ise müt‘a nikâhını hem âyetlerin bağlamı hem de Hz. Peygamber’in ve sahabenin uygulamaları doğrultusunda geçersiz saymışlardır. Bu yaklaşımda, söz konusu ruhsatın daha sonra neshedildiği kabul edilir. Talâk, miras ve iddetle ilgili âyetler ile hadisler bu nesih iddiasını desteklemek üzere zikredilir. Ayrıca geçmişte usûl ilkeleri açısından nesh, icmâ ve seddi-zerâ‘i gibi prensipler üzerinden müt‘a nikâhının dinî ve toplumsal açıdan incelenmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda günümüzde de bu perspektiflerden bakılması gerektiği aşikârdır. Müt‘a meselesi, Kur’ân-ı Kerîm tefsiri, hadis yorumu ve fıkıh usûlü açısından da mezhepler arası yaklaşım farklarını gösteren önemli bir örnektir. Bu çerçevede, İslâm toplumlarında evlilik kurumunun süreklilik ve sorumluluk esasına dayanması gerektiği vurgulanmakta, geçici nikâh türlerinin bu ilkeye zarar vereceği ifade edilmektedir.

  • MakaleYalnız künye2025
    Tüm Yönleriyle Sermaye Tamamlama Fonunun İncelenmesi

    Doğan, Zeki; Zozik, Adalet

    Bir şirkette menfaat sahibi olanlar için şirketin finansal yapısının güçlü ve sağlıklı olması ol- dukça önemlidir. Ancak, ülkemizde şirketlerin büyük çoğunluğu, varlıklarını yabancı kaynak ağır- lıklı finanse etmeleri nedeniyle sermayelerinin bir kısmını ve hatta tamamını kaybedebilmektedirler. Böyle bir durumda şirketlerin sermaye kayıplarını önlemek için alabileceği iyileştirici önlemlerden biri de sermayenin tamamlanması seçeneğidir. Sermayenin tamamlanması, sermaye şirketleri için Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı hükmü kapsamında bir seçenek olarak düzenlenmiş olsa da uy- gulamada hala sermaye tamamlama fonunun ortaklar/şirketler tarafından hangi hesap ya da he- saplarda izleneceği veya bu fonun katma değer vergisine tabi olup olmadığı gibi konularda tereddütler devam etmektedir. Bu çalışmada, uygulayıcılara yol göstermek amacıyla, Türk Ticaret Kanunu açısından sermayenin tamamlanmasına ilişkin düzenlemeler, sermaye tamamlama fonunun kurumlar vergisi karşısındaki durumu, hem ortakların hem de şirketlerin sermaye tamamlama fo- nunu Tekdüzen Hesap Planı ve Finansal Raporlama Standartlarına Uygun Hesap Planı kapsa- mında hangi hesap/hesaplarda izleyebileceği, bu fonun enflasyon düzeltmesine tabi tutulması ve sermaye artırımında veya zarar mahsubunda kullanılıp kullanılamayacağı gibi konular, ayrıntı- larıyla ele alınmıştır.

  • MakaleYalnız künye2025
    Enflasyon Düzeltmesi ve Finansman Gider Kısıtlaması Uygulamasının Mali Analiz Sonuçları Üzerindeki Etkisi

    Doğan, Zeki; Zozik, Adalet

    Enflasyon düzeltmesi, toplam varlıkları içinde parasal olmayan kalemlerinin payı fazla olan ve varlıklarının finansmanında yoğun yabancı kaynak kullanan işletmelerde düzeltme karı ile so- nuçlanmakta ve dolayısıyla işletmenin dönem net karında (öz kaynakları) artış olmaktadır. Öz kaynaklardaki artışla birlikte yabancı kaynakların toplam pasif içindeki payı azaldığından fi- nansman gider kısıtlaması kapsamında hesaplanan kanunen kabul edilmeyen gider tutarı azal- maktadır. Başka bir ifade ile enflasyon düzeltmesi, gider kısıtlaması kapsamında hesaplanan kanunen kabul edilmeyen finansman giderlerinin tutarını azalttığı için bu azalan tutar kadar vergi matrahının daha az hesaplanmasına neden olmaktadır. Bu kapsamda enflasyon düzeltmesi ve finansman gider kısıtlaması uygulamasının aynı amaca hizmet etmedikleri anlaşılmaktadır. Bu çalışmada enflasyon düzeltmesi kavramı, finansman gider kısıtlaması uygulaması, finansman gider kısıtlaması uygulamasına ilişkin 18 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde yer alan özellikli durumlar ve finansman gider kısıtlaması uygulamasına ilişkin özelgeler ve güncel yargı kararları ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Ayrıca, enflasyon düzeltmesi ve finansman gider kısıtlaması uygulamasının mali analiz sonuçları üzerindeki etkisi bir örnek bilanço ve gelir tablosundan fay- dalanılarak açıklanmaya çalışılmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    İslâm Hukukunda Adalet Sağlama Vasıtası Olarak Kur‘a ve Uygulanma İmkânı

    Mahmutoglu, Yakup; Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif

    Tüm hukuk sistemleri gibi İslâm hukuku da toplumsal düzeni sağlamak, ihtiyaçları karşılamak ve adaleti gerçekleştirmek amacıyla hayatın her alanıyla ilgili insan davranışlarını düzenleme, ortaya çıkan bir mesele hakkında çözüm üretme ve hüküm verme iddiasında olmuştur. İslâm hukukunda hüküm verme ve anlaşmazlıkları çözme yöntemlerinin çok olduğu bilinmektedir. Klasik fıkıh kitaplarında ayrıntılı bir şekilde açıklanan dava, delil, şahitlik, yemin, karine ve kur‘a gibi hak ispat etme vasıtaları, taraflardan birine haksızlık yapmaksızın hakkın belirlenmesine yardımcı olan yöntemlerdir. Kur‘a hariç, bu vasıtalar özellikle yargılama hukukunun önemli konuları arasında yer aldıkları ve sıklıkla başvuruldukları için oldukça fazla bilinmektedir. Bununla birlikte kur‘a, diğer vasıtalar/yöntemler kadar bilinmese ve hüküm verme bakımından diğerleri kadar belirleyici olmasa da hakların ve menfaatlerin paylaşımı esnasında tercih yapmanın mümkün olmadığı belirsizlik hallerinde gizli hükmü ortaya çıkarma, adaleti sağlama ve anlaşmazlıkları çözme yöntemi olarak kabul edilir. Biz bu çalışmada kur‘ayı İslâm hukuku çerçevesinde; fıkıh sistemindeki yeri, hukuksal değer olan adalet anlayışı ile ilişkisi ve gizli hükmü ortaya çıkarmadaki rolü açısından incelemek istedik. Öncelikle sözlük ve terim anlamlarını vererek tanıttığımız kur‘anın meşrûiyetini temellendirmek için Kur’ân, sünnet, sahabe uygulamaları ve fakihlerin çoğunun kur‘a üzerindeki ittifakı ile ilgili delillere yer verdik. Kur‘anın gayeleri başlığı altında İslâm hukuku açısından sağladığı faydalara, taraflar arasında kur‘a çekiminin yapılma şeklini (keyfiyetini) açıklama sadedinde ise dört mezhebin meşhur fakihlerinin görüşlerinden iktibaslara yer verdik. Ardından kur‘anın sıhhat şartlarını belirttik ve İslâm hukukunda uygulandığı alanlardan çeşitli örnekler verdik. Son olarak, kur‘anın Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre hükmünü ve kur‘a ile varılan sonucun tüm taraflar için bağlayıcı olup olmadığını tespit ettik.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2024
    War Crime and Power Relationship in the Modern World, A Humanistic Perspective

    Durmuş, İbrahim; Sezer, Faruk

    In today’s modern world, war crimes and power are among the most fundamental problems that need to be examined. Generally, powerful countries directly or indirectly contribute to the commission of war crimes. The research aims to make an inference about the wars that occur today, taking into account the research that emphasizes the relationship between war crime and power. For this purpose, 500 articles expressing the relationship between war crime and power in the WoS database constituted the scope of the analysis. In the research, R program infrastructure and bibliometric analysis methods were used. As a result of the analysis, it was understood that the authors emphasized many concepts in the relationship between war crime and power. As a result of the application, among the keywords that the authors emphasized most in their research were; Words such as war crimes, violence, crime, war, terrorism, security, International Law, organized crime, human rights, genocide, justice, law, power, International Criminal Court, armed conflict, civil war and insecurity were included. As a result, it has been understood that the direct or indirect support of powerful countries to war and war crimes constitutes a serious obstacle to social development in the 21st century. It has been stated that powerful countries, which are effective in the formation of war crimes, ignore the freedom of humanity or societies in line with their political interests and cause negative actions such as massacre, genocide, torture, and violence to occur. The dysfunction of the Rules of International Law has been expressed in the massacres of children and women in wars and in all actions that can be considered war crimes. In the research, particular emphasis was placed on Palestine’s struggle for independence. Israel’s power imbalance in the war, its self-interested policies, massacres, and war crime activities are included within the framework of International Law. In the research, the discourses of the world communities supporting Palestine and the actions of powerful country politicians that caused war crimes were discussed. As a result, it was understood that war crimes and power relations turned into massacres with the actions of malicious politicians.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Vergiye Uyumlu Mükelleflere Sağlanan %5 Vergi İndirimi Uygulaması ve Muhasebeleştirilmesine İlişkin Öneriler

    Doğan, Zeki; Köksal, Ayşe Gül; Zozik, Adalet

    Türkiye’de sıkça başvurulan vergi aflarının, vergisini zamanında ve düzenli ödeyen vergiye uyumlu mükellefler üzerindeki olumsuz etkisi- ni azaltmak veya genel olarak vergiye gönüllü uyumu teşvik etmek amacıyla zaman zaman bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Bu düzenlemeler- den birisi de vergiye uyumlu mükelleflere belirli şartları sağlamaları halinde beyanname üzerinden hesaplanan %5 vergi indirimi uygulamasıdır. Bu çalışmada ise %5 vergi indirimi uygulaması ile ilgili yapılan düzenlemeler hakkında genel bilgile- re, uygulamaya ilişkin eleştirilere ve uygulamanın nasıl muhasebeleştirilebileceğine ilişkin önerilere yer verilmiştir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • DerlemeYalnız künye2024
    Abd al-Ghanī al-Nāblusī, Tobacco Treatise, trans. Muhammet Emin Efe-Ahmet Şenharputlu, Istanbul: Dergah Publications, 2021. 152 p.

    Kahraman, Abdullah

    Abd al-Ghanī al-Nāblusī was born on March 17, 1641 in Damascus. Our author, a very influential person in his time, educated approximately two hundred students. Nablusî, appointed as the judge of Meydan in 1665, served as a judge for only one year, then resigned and continued as a teacher. Nablusî wrote works in many fields such as fiqh, mysticism, kalam, tafsir, hadith, history, travelogue, Arabic language and literature, dream interpretation, ilm al-jifr, tajwid. In our opinion, he wrote some of these works on the issues discussed between two different schools, which were famous during his lifetime, namely Kadızādelīs and Sivāsīs, and thus revealed his views on the debates. Based on the copyright reasons and dates of these works, some expressions used by the author in his works, and some studies, we can say that Nāblusī’s target audience is the people of Kadızāde. He gave a striking title as “as-Sulh bayna’l-ihwān fi hukm ibāhati't-duhān”, meaning "peace between brothers regarding the rule of tobacco". Nablusî likely aimed to find peace between the Kadızādelī and Sivāsī who were arguing violently about the rule of tobacco by saying “as-sulh bayna’l-ihwān", that is, peace between brothers.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Bireysel iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk uygulamasının iş mahkemelerine katkısı

    Keskin, Abdurrahman; Beşoluk, Erdal; Keten, Abdüssamed

    25 Ekim 2017 tarih ve 30221 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesine dayanan işçi alacağı ile işe iade talebiyle açılacak davalarda İş Mahkemelerine başvurmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu getirilmiştir. Böyle bir uygulamaya gidilmesinin temel nedeni iş mahkemelerindeki sürekli artan dava yükünün davaların görülme sürelerini uzatmasıdır. Bu durum hem adaletin zamanında tecelli etmemesine hem de işçilerin hak kayıpları yaşamasına sebebiyet vermektedir. Öte yandan iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun ihtiyari bir yöntemken 7036 sayılı kanun ile zorunlu hale getirilmesi, zorunluluk unsurunun hem anayasal zemine hem de iş hukukunun temel ilkelerine aykırı olup olmadığı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışma zorunlu arabuluculuğun 2017’den günümüze kadar uygulamada ne ölçüde başarılı olabildiğini mevcut eleştiriler çerçevesinde incelemektedir. Bu çalışma zorunlu arabuluculuk uygulamasının uygulamada yeterli olmamasına rağmen iş mahkemelerinin dava yükünü kayda değer bir şekilde azalttığını savunmaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Çalışmalarını Müzakereci Demokrasi Üzerinden Okumak

    Kapusızoğlu, Mehmet

    Anayasalar, bir taraftan meşru zor kullanma tekeline sahip devletin temel organlarını gösteren, bu organların birbirleri ile ilişkilerini düzenleyen ve iktidarın hukuk kuralları ile sınırlandırıldığı temel hukuki belgeler iken, diğer taraftan temel hak ve özgürlüklerin korunması için bireylerin sahip olduğu en büyük güvence özelliği taşımaktadırlar. Toplumsal hayatın işleyişinde önemli bir yere sahip olan anayasaların kimler tarafından ve ne şekilde hazırlandıkları konusu meşruiyet açısından da son derece önemlidir. Meşruiyet, politik alana içkin bir konu olmakla birlikte siyasal iktidarın hedefi yönetmek, hedefinde olan toplumun amacı ise hak ve özgürlüklerine zarar gelmeyen bir sistem içerisinde hayatını devam ettirmektir. O halde yöneten ve yönetilenlerin amacına ulaşabilmeleri ancak ortak bir uzlaşı etrafında buluşabilmelerine bağlıdır. Bu uzlaşı anayasaların meşruiyetini ortaya çıkarırken, bu meşruiyetin toplumsal mutabakata dayanması yanında temel hak ve özgürlükleri en geniş şekliyle teminat altına almasına, hak ve hürriyetleri esas, ödev ve sorumlulukları istisna kabul edebilmesine bağlıdır. Türkiye’de 2011 genel seçimlerinden önce seçimlere girecek hemen hemen tüm siyasi partilerin seçim beyannamelerinde yeni bir anayasaya olan ihtiyaç dile getirilmiş ve seçimlerden sonra derhal sürece başlanılacağı beyan edilmiştir. Gerçekten de 24. Dönem TBMM Genel Seçimleri sonrasında mecliste yer alan tüm siyasi partilerin katılımı ile bir anayasa uzlaşma komisyonu oluşturulmuş ve yeni anayasa yapım süreci çalışmalarına başlanmıştır. Bu çalışmada TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu (2011-2013) çalışmaları müzakereci demokrasinin temel ilkeleri üzerinden değerlendirilmiş, eşitlik ve katılım alt temasında müzakereci demokrasiye uygun davranıldığı, şeffaflık, müzakere ve uzlaşı ile empati ve hoşgörü alt temalarında ise eksiklik yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2023
    Türk sosyal güvenlik sisteminde yurtdışı hizmet borçlanması hakkı ve ombudsmanlık yaklaşımı

    Bulut, Mehmet

    Türk sosyal güvenlik sisteminde uzun vadeli sigorta kolları açısından yurtdışı hizmet borçlanması düzenlemesi önemli bir yere sahiptir. Yıllardır birçok gurbetçi vatandaşın faydalandığı bu düzenleme sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal yapısı ve sosyal adalet açısından eleştiri konusu yapılmaktadır. Bu itibarla 2019 yılında 7186 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle düzenlemenin cazibesi azaltılmıştır. Bununla birlikte yurtdışı hizmet borçlanması uygulaması ile ilgili vatandaşlar ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasında sıkça uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu uyuşmazlıkların çözümü noktasında Ombudsmanlık Kurumu önemli bir rol üstlenmiştir. Bu çalışmada yurtdışı hizmet borçlanması hakkı konusunda Ombudsmanlık Kurumu’na yapılan başvurular ele alınarak Kurum’un yaklaşımı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ombudsmanlık Kurumu’nun yurtdışı hizmet borçlanması hususunda kapsayıcı bir yaklaşım içinde olduğu görülmüştür.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    التفسير الاجتماعي في الفكر المصري الحديث

    Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif

    يهدف هذا البحث إلى توضيح تأثير المدرسة الاجتماعية في حياة المسلمين في العصر الحديث، ومدى تأثير علماء تلك المدرسة الكبار، كالإمام محمد عبده، مفتي الديار المصرية، وغيره من كبار أئمة الإصلاح الاجتماعي في مصر والعالم العربي والإسلامي، وكذلك يهدف إلى الحديث عن نشأة الاتجاه الاجتماعي في التفسير في المجتمع، ودوره في مناقشة كثير من القضايا الاجتماعية التي تحدث عنها القرآن الكريم، وغير ذلك من قصص الأنبياء وأقوامهم، مما شكّل منبعًا عظيمًا لدراسة الحياة والتفكير الاجتماعي. وكذلك هدف البحث إلى الحديث عن أهم القضايا التي تناولها علماء التفسير عقب نشأة المدرسة العقلية والمدرسة الواقعية الاجتماعية على يد محمد عبده، ورشيد رضا، وكانت هذه القضايا متداولة في ذلك الوقت؛ نظرًا لنشأة تلك المدرسة حديثًا، وكذلك بسبب ظهور كثير من المفاسد الاجتماعية، كقضية المرأة، ومحاولة الغرب الأوربي إثارة قضية تعدد الزوجات في الإسلام، وكذلك ملابس المرأة، وكذلك قضية ميراث المرأة في الإسلام، وأن الإسلام قد ظلمها، وكذلك قضية حرية العقيدة الفردية والمجتمعية، والحرية السياسية، كما ظهر كثير من البدع التي أثرت في شباب المجتمع، كانتشار الخمر في البلاد الإسلامية. ومشكلة البنوك التي كان لها أثر واضح على المجتمعات، فأثرت على اقتصاد الدول العربية والإسلامية، وجعلت الشعوب تركز على الاقتراض من تلك البنوك، التي فتحت فروعًا لها في بلدان العالم الإسلامي؛ ولذلك كان على علماء تلك المدرسة دراسة حالة المجتمع ومحاولة ربطه بالقرآن وبالسنة، ليستطيع أن ينهض من جديد، ويقاوم مغريات العصر، كما فعل حسن البنا، الذي حاول إعادة الأمة إلى الإنتاج والصناعة، وعدم الاعتماد على الغرب، وحذر الأمة من ذلك. وقد اعتمد الباحث في بحثه على استقراء معظم ما كتبه الكتاب الذين انتهجوا هذا المنهج في العصر الحديث، كالإمام محمد عبده الذي يعد أشهر من تكلم في هذا الاتجاه، ومبتكر التفسير الأدبي والاجتماعي، ورائد هذه المدرسة، وكان قد اتخذ تفسير القرآن أساسًا لنزعته الإصلاحية في المجتمع، والتجديد الديني. وكان منهجه في تفسيره منهجًا تربويًّا، يبعث مقومات الأمة، ويثير أمجادها، وينادي بآداب القرآن من الشجاعة والكرامة، ويحارب جمود الفقهاء وتقليدهم. ومحمد رضا أحد رجال الإصلاح، ومحمد مصطفى المَراغي وهو عالم ومفسر من دعاة التجديد والإصلاح، اتصل بمحمد عبده، وتأثر بمنهجه. وعَبْد العَزِيز جاوِيش وهو عالم بالأدب والتفسير ومن رجال الحركة الوطنية الإصلاحية، وسَيِّد قُطْب، وأمين الخولي، وعائشة عبد الرحمن، وشلتوت، وأحمد المراغي، وفريد وجدي. ولعل كثرة علماء تلك المدرسة من أهم مشاكل هذا البحث؛ لأن الاطلاع على كل مؤلفات هؤلاء العلماء من المشكلات الكبيرة، وبخاصة إذا أردت القراءة مع الفهم واستخلاص الدروس والعبر والأفكار، وكذلك كثرة القضايا الاجتماعية التي كانت في هذا البحث كثيرة، بحيث أن الوقت والمجال لا يتسعان للحديث عن كل منها على حدة. وقد انتهى، الباحث إلى كثير من النتائج من أهمها: ظهر مدى اهتمام المصريين قديمًا وحديثًا بالقرآن الكريم وتفقههم في الدين، وتفسيرهم له، وكذلك اهتمام علماء المدرسة الاجتماعية في مصر بمستجدات الحياة المعاصرة، وما ظهر من أمور ومشاكل حديثة استجدت على أحوال المسلمين بشكل عام وعلى حياة المصريين بشكل خاص، ومن هذه الأمور مسألة حرية المرأة وعملها وملبسها ومشاركتها الرجل في العمل والحياة العامة، في السياسة وفي المجتمع وهكذا، ولقد حاول كثير من العلماء تقديم الحلول والعلاج لكثير من المشكلات الجديدة في المجتمعات الإسلامية، وذلك من خلال الرجوع إلى القرآن الكريم، والسنة النبوية الشريفة، وأقوال الصحابة والتابعين. وانشغال علماء الأمة بمسألة أكل الربا، ومحاولة بعضهم تعريف الربا، وحرمته التي أقرها القرآن والسنة، وعلاقتها بالبنوك. وكذلك ظهر الاهتمام من قِبَلِ علماء هذه المدرسة بما ظهر من انحرافات أخلاقية واجتماعية، وأخذوا في التحذير من البدع والمنكرات التي اجتاحت المجتمع المصري والمجتمع الإسلامي بشكل عام.

  • MakaleYalnız künye2023
    Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Normlar Hiyerarşisindeki Yeri ve Yargısal Denetimi Açısından İncelenmesi

    Oz, Burcin

    2017 yılında gerçekleşen Anayasa değişikliği ile birlikte, Parlamenter sistem terk edilerek yerine Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi benimsenmiştir. Bu değişiklikle Bakanlar Kurulu ortadan kaldırılmış ve yürütme yetkisi tamamen Cumhurbaşkanına devredilmiştir. Anayasa değişikliği ile Kanun Hükmünde Kararname kaldırılarak Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi getirilmiş ve Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu sayede Cumhurbaşkanı, bazı konularda doğrudan düzenleme yapabilme yetkisine sahiptir. Ancak, Cumhurbaşkanının bu yetkisi sınırsız değildir ve Anayasal sınırlamalara tabidir. Aynı zamanda, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilir. Olağanüstü dönem Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmadan önce yargısal denetime tabi tutulamasalar bile; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayından geçtikten sonra kanun statüsü kazanarak Anayasa Mahkemesi’nin yargısal denetimine tabi tutulabilirler. Bu çalışma Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin hukuki yapı ve denetim mekanizmaları açısından detaylı bir analiz sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmada yazın taraması yöntemi kullanılarak çeşitli dergi, kitap ve makalelerden yararlanılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2022
    The Effect of Deferred Tax Assets and Liabilities on Firm Value: A Case Study

    Kuzu, Mehmet

    Developing and globalizing money and capital markets necessitated the design of a common financial reporting standards in order to optimize the quality of financial information needed by investors. In this context, the International Accounting Standards Institution was established and international accounting and reporting standards were prepared. One of the most important of these standards is the "Income Tax Standard No. 12". Accounting and tax values of assets and liabilities related to taxation of corporate income may differ due to deductible temporary differences. These differences are reported as deferred tax assets and liabilities. These assets and liabilities, on the other hand, affect the net profit and cash flows of the period due to their tax income and expense effects. The concept of firm value expresses the net present value of the cash flows created by the firm in a certain projection period. The aim of this study is to determine the\reffects of deferred tax elements on firm value on the basis of a sample firm whose financial statements are prepared under certain assumptions. According to the results, deferred tax assets, which\rare assumed to be realized in each period by 1% of the profit before tax in the forecast period, increase respectively the value of activities, company and equity by 1.25%, 1.24% and 1.27%, Deferred tax liabilities, which are assumed to be realized as 1% of profit before tax, reduce respectively the value of activities, firm and equity by 0.84%, %0.83 and 0.85%

  • MakaleAçık Erişim2021
    İlhanlı Devleti’nde Yargı Sistemi (1256-1335)

    Dayı, Özkan

    Moğolların Ön Asya coğrafyasına gelmesi ile bölgede idarî ve kültürel açıdan yeni bir dönemin başladığını görmekteyiz. İdarî ve kültürel açıdan bir değişim dönemi olan bu zaman diliminde, İslâm medeniyetinin unsurları ile Bozkır Medeniyeti’nin bir parçası olan Moğol geleneklerinin iç içe geçerek 1231 yılından İlhanlı Devleti’nin yıkılışına kadar Ön Asya’da yönetimi oluşturan bütün sistemlere yerleştiğini görmekteyiz. Yargı sistemi açısından İlhanlı dönemi, Moğol tahakkümü öncesi yargı ve hukuk anlayışı olan İslam geleneği ile Bozkır Medeniyeti’nin yazısız hukuk kuralları olan Töre’nin Cengiz Han yasası ile yazılı hale getirilen hukuk anlayışının beraber yürütüldüğü bir dönemdir. İlhanlı Devleti’nin hukuk anlayışında şer‘î hukuk ve Cengiz Han yasaları bir arada tatbik edilmiştir. Bu kültürel dönüşüm içerisinde, yargı sisteminde İslâmî anlayışın hâkim olduğu bölgede İlhanlı Devleti’nin kendi yargı sistemi içerisinde nasıl bir uygulama ile hareket ettiğini çalışmamızda inceleyeceğiz.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2021
    The development of the understanding of responsibility in fiqh in terms of compensation law, examination of two examples in the hanafī school

    Yildiz, Kemal; Kızılay, Muhammed Emin

    One of the biggest contributions in the formation of the science of fiqh belongs to Abu Hanifa and the fiqh school he set. In this school, many fiqh issues were discussed in detail and as a result of this, a systematic structure emerged. It acts causing harmful consequences in daily life and the provisions related to these actions are also discussed in this school. Thus, an accumulation with logical consistency has been created in the issues considered within the scope of liability law today. This accumulation has been passed on to the next generations by the students of Abu Hanifa’s school. During the transference, due to reasons such as the needs of people and changes in the mentality of ijtihad, the accumulation has both expanded and underwent some changes. We can see this expansion and change in the discussions on two examples of causal responsibility, which is one of the ways in which responsibility occurs in fiqh. These two examples, which form the subject of our study, are related to the responsibility of the person who opens the barn and cage door. In this study, through these two examples, it is tried to understand the Ḥanafī accumulation and logic in the context of the law of responsibility by tracing the expansion and change that occurred. There are a disputes regarding the examples based on the founding circle of the school. These disputes were dealt with by later Ḥanafī fuqaha’ in time and tried to be grounded with various evidence and different examples. As a result, one of the views was preferred and it became the dominant opinion in the school. However, this opinion changed over time concerning the founding imams themselves.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Mecelle şârihi ali haydar efendi’nin şurût ilmine dair eserleri üzerine bir inceleme

    Aktaş, Ayşe

    Bu makalede son devir Osmanlı hukukçularından olan Küçük Ali Haydar Efendi’nin (ö.1354/1935) şurût ilmine dair yazdığı eserler incelenecektir. Ali Haydar Efendi OsmanlıDevleti’nin son döneminde yetişmiş büyük bir hukukçudur. O, devlette üstlendiği birçok hukukîvazifenin yanı sıra İslâm hukukuna dair birçok eser kaleme almıştır. Yazdığı bu eserler hukukilmine birçok katkı sağlayıp ardından gelen hukukçular için de ilham kaynağı olmuştur. AyrıcaAli Haydar Efendi hem medrese kökenli bir âlim hem de Tanzimat sonrası kurulan eğitimkurumlarında yetişmiş bir hukukçudur. Ali Haydar Efendi’nin eserleri tüm bu hususlar dikkatealınarak değerlendirilmelidir. Ali Haydar Efendi’nin bu makalede inceleyeceğimiz eserleri şurûtilmine dair kaleme alınmış son eserlerdir. Bu eserler Tatbikât-ı Şer’iyye Dersi ve Kitâbü’l-mebâhisi’lmühimmefi’t-tatbikât-ı şer’iyye ve’l-hukukiyyedir. Bunlardan Tatbikât-ı Şer’iyye Dersi daha önce yazılmışolup diğer eserin temelini teşkil etmektedir. Bu kitap, Ali Haydar Efendi’nin medresetü’l-kudâttaverdiği tatbikât-ı şer’iyye dersinde ders kitabı olarak okuttuğu bir eser özelliği taşımaktadır. Diğereseri olan Kitâbü’l-mebahisi’l-mühimme fi’t-tatbikât-ı şer’iyye ve’l-hukukiyye ise Ali Haydar Efendi’ninuzun yıllar üzerinde çalıştığı ve tatbikât alanına (Ali Haydar Efendi döneminde şurût ilminin adıtatbikât olmuştur) dair orijinal bilgilerin yer aldığı ve de şurût ilmine dair kaleme alınan sonkitaptır. Bundan ötürü Osmanlı döneminde şurût ilminin Ali Haydar Efendi ile sona erdiğinisöylemek mümkündür.

  • MakaleYalnız künye2019
    İşçinin İşyerinde Kasten Kendine Zarar Verme Girişiminin İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi

    Bulut, Mehmet

    İşçinin işyerinde kasten kendine zarar verme girişimleri iki farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi,kişinin kendi hayatına son verme amacıyla intihar girişiminde bulunması; ikincisi ise, ölümle sonuçlanmayan kastenkendini yaralama fiilidir. Bu fiillerin işçi tarafından işyerinde gerçekleşmesinin ise iş hukuku ve sosyal güvenlik açısından bazı sonuçları vardır. İşçinin işyerinde kasten kendine zarar vermesi davranışlarının iş hukuku açısından kanunimirasçılara kıdem tazminatı verilip verilmeyeceği ve işveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilip edilemeyeceğiyönleriyle tartışılması gerekmektedir. Sosyal güvenlik açısından ise olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı ve SosyalGüvenlik Kurumu tarafından sağlanan hakların durumu önem arz etmektedir. Her iki durumda da kendine zarar vermefiilinin ortaya çıkma sebeplerinin belirlenmesi elzemdir.