Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Aytaç, Aslıhan(3)
- Karaduman, Ruken(2)
- Oruç, Osman(2)
- Yalçın, Fatih(2)
- Akboğa, Gökçenur(1)
- Akkoyun, Tuğba(1)
- Akpinar, Ahmet(1)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Altan, Mustafa(1)
- Alçın, Fatih(1)
- Arıcı, Şemsinur(1)
- Atasoy, Özge(1)
- Dayı, Rumeysa Bakır(1)
- Erbay, Nazire(1)
- Erbay, Ömür(1)
- Ethem, Mürsel(1)
- Fidan, Mehmet(1)
- Gunduz, Osman(1)
- Güzel, Ferdi(1)
- Kabak, Turgay(1)
- Kaya, Musa(1)
- Köksal, Fatih(1)
- Maden, Sedat(1)
- Mahmutoglu, Yakup(1)
- Tiyek, Muhammet Akif(1)
- Topyay, Yusuf(1)
- Çakır, Numan(1)
- Özkan, Ahmet(1)
- İbrahım Mohamed İbrahım, Dessoukı(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Nilgün Marmara’nın İzlenimci Şiir’inde Varoluşçuluk Akımının İzleri
Aytaç, Aslıhan
Nilgün Marmara, 1980 sonrası Türk edebiyatında özgün şiirleri, günlükleri ve denemeleriyle önemli yer edinerek tanınırlık kazanan çok yönlü bir şairdir. Yirmi dokuz yıllık kısa hayatı boyunca ontik bir çıkmazda bulunduğunu hisseden şair, dünyevi yaşamdaki açmazları; varoluşsal bunalım, ölüm, hiçlik, yabancılaşma, yalnızlık, arayış, umutsuzluk, karamsarlık, kırgınlık düzleminde irdelerken zamanı bir tutsaklık hâli olarak algıladığını şiirlerinde simgesel biçimde dile getirir. Varoluşsal olarak varlık karşısında hiçlik, yaşam karşısında ise ölüm istenci duyan Nilgün Marmara, kaçınılmaz son tarafından kuşatılan umutsuz bireyin trajik yaşamını, özgürlük bilinci ekseninde sorgulayarak şiir evrenini kurar. Bu bağlamda anlamsız bir evrenin içine atıldığını düşünen şair, şiirlerinin anlam dünyasını hiçlik ve ölüm temleriyle meydana getirirken kırılgan duyarlılığını gösterir. Şiir evrenini melankolik ruh hâli ekseninde kuran Nilgün Marmara, İzlenimci Şiir’de, varoluşa dair ikilemlerini diyalektiklerden yola çıkarak imgeleştirmeyi tercih eder. Bu yönüyle şair, özne- benin bunalımlı ruhundaki çelişkili tutumu; varlık ve hiçlik, yaşam ve ölüm diyalektiği düzleminde belirginleştirmeyi tercih eder. Nilgün Marmara, yazın yaşamı boyunca sorguladığı diyalektik ilişkiler aracılığıyla insani nüveyi meydana getiren niteliklerin yanı sıra varoluşçuluk felsefesinde önemli yere sahip olan çeşitli sorunsalları, estetik düzlemde ele alarak sanatsal yaratıya dönüştürür. Nilgün Marmara’nın biyografik detaylarına dair örtük göndermeler içeren şiirde, dünyaya atılmış ve ölüme yazgılı varlığın ‘şimdi ve burada’daki yurtsuzluk hissi, imgesel olarak okuyucuya sunulurken kapalı bir söylem biçimi benimsenir. Çalışmada, İzlenimci Şiir’in imgesel yapısı incelenerek varoluşçu felsefenin şiire konu edildiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Mektup Yazma Sanatında Bir Karşılaştırma Örneği-Mey Ziyâde ve Fatma Aliye
Dayı, Rumeysa Bakır
Türk ve Arap edebiyatı, Arapça ve Türkçe gibi yıllar boyunca aralarında dilbilim açısından yakınlık bulunmamasına rağmen belirli dönemlerde aynı topraklarda yaşam sürmeleri ve buna bağlı olarak medeniyetlerin yakınlaşmasıyla birbirlerinden etkilenmişlerdir. Her iki edebiyatta da divan edebiyatından başlayan yeni edebi türlerin gelişimi kendini göstermiştir. Mektup yazma sanatı da bu yeni edebi türler arasında olup yazının icadı ile başlamış olsa da edebi anlamda 19.yy’da vücut bulmuştur. Mektup yazma sanatı çerçevesinde resmi ve bireysel olarak erkek ya da kadın fark etmeksizin farklı konularda yazılar yayınlanmıştır. Çalışmada ön plana çıkarılmak istenen ise biri Arap edebiyatından Mey Ziyâde, diğeri Türk edebiyatından Fatma Aliye Hanım’ın mektup yazma sanatını kullanma şekilleridir. Aynı yüzyılın kadın edebiyatçılarından Mey Ziyâde ve Fatma Aliye Hanım mektup sanatında eser veren yazarlardan olup kadınları cesaretlendirme, bilgilendirme ya da kadının toplumdaki yerini vurgulamakla kalmaz, aynı zamanda kadınların kendi aralarında yazdıkları mektupları da ele almışlardır. Her iki kadın yazar da gerek eğitimleri ve kaleme aldıklarıyla gerekse edebi toplantılar düzenlemeleri, toplumsal kuruluşlarda öncü isim oluşları bağlamında Arap ve Türk edebiyatında önemli yere sahip olmuşlardır. Çalışma, mektup sanatından kısaca bahsedilen bir giriş bölümünden sonra her iki yazarın hayatlarını, edebi kişiliklerini ve eserlerini ele alan birinci bölüm ve adı geçen bu iki sanatçının mektup yazma sanatına katkılarını ve eserlerinde bunu nasıl işlediklerinden oluşan ikinci bölümden oluşmaktadır. Çalışmada Fatma Aliye Hanım’ın Levâyih-i Hayat’ı (Hayat Sahneleri), Mey Ziyâde’nin Resâilu Mey’i (Mey’in Mektupları) ana kaynak olarak ele alınmıştır. Levâyih-i Hayat’ta beş kadının kendi aralarında evlilik başlığı altında toplumdaki erkek-kadın kavramları, kız çocuklarının eğitiminin önemi, kadının toplumdaki saygınlığı, o dönemlerde evlilikte asıl beklentilerin ne olabileceği mektuplar vasıtasıyla aktarılmıştır. Resâilu Mey ise Mey Ziyâde’nin dostu Cibrân Halîl Cibrân’dan edebi hayranlık duyduğu Yakûb Sarrûf’a, Mısırlı yazar Melek Hanefi Nâsıf’e, Mısırlı felsefeci Lütfî es-Seyyid’e kadar birçok isimle mektuplaşmasını içermektedir. Mektuplarında Fatma Aliye Hanım gibi Doğulu kadınlarını ele almış, onlar adına edebi, felsefi ya da dini sorularını yöneltmiştir. Fatma Aliye Hanım ve Mey Ziyâde hakkında ferdi çalışmaların mevcut bulunmasıyla birlikte her iki edebiyatçının hayati ve edebi karşılaştırılmasının yapılmamış olması, eserler bağlamında da Levâyih-i Hayat ve Resâilu Mey’in mektup yazma sanatı çerçevesinde ele alınması ile çalışmanın edebi alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Cenap şahabettin’in “ta’yîn-i metâlib” şiirinde tabiat unsurları
Aytaç, Aslıhan
Servet-i Fünûn dönemi sanatkârlarından biri olan Cenap Şahabettin, estetik duyuş tarzını öncelemesi, benzersiz söylemi ve orijinal imgelem sistemiyle modern Türk şiirinin kurucuları arasında yer alır. Şair, şiirlerinde titizlikle meydana getirdiği estetize üslup biçiminin yanı sıra özgün konu ve temleri imgeleştirerek Türk edebiyatı tarihinde önemli bir yere sahip olur. Şiir yazma edimini, bir varoluş sorunu şeklinde anlamlandıran Cenap Şahabettin, poetik metinleriyle de kendisinden sonraki edebî oluşumları yönlendirmeye devam eder. Estetik anlayışa bağlı olarak şiirlerinde güzellik ilkesini esas alan Cenap Şahabettin, tabiata dair izlenimlerini tinsel duyuşla bütünleştirerek bir tablo görüntüsü meydana getirir ve Türk edebiyatında tabiat manzaralarını tasvir etme yönelimini başlatır. Tabiat, ontik çıkmazda bulunan şair için kaçış istencini yansıtan ideal bir mekân şeklinde imgeleştirilir. Ruhsal yaşantısına ait simgeleri, tabiat unsurlarıyla özdeşleştiren Cenap Şahabettin, Servet-i Fünûn dönemi tabiat ilkelerini “Ta’yîn-i Metâlib” isimli şiiriyle okuyucuya sunar. Türk şiirinde pek çok yeniliğe imzasını atan Cenap Şahabettin, “Ta’yîn-i Metâlib”de tabiat unsurlarını, sembolleştirme aracı şeklinde kullanırken geleceğe dönük arzu, istek ve beklentilerini sembolistlere özgü imajlarla ortaya koyar.
- MakaleAçık Erişim2023Kerbela vakası üzerine yazılan bir eser: şehâdet-i hazret-i hüseyin
Tiyek, Muhammet Akif
Edebiyat, toplumsal hayatta meydana gelen çeşitli olaylara şahitlik ederek gelecek nesillere kültürel aktarımda bulunmaktadır. Buradan hareketle şair ve yazarlar, sosyal hayatta meydana gelen hemen hemen her olayı eserlerine konu edinmektedirler. İslam tarihinde kuşkusuz önemli bir rolü olan, bir kırılma ya da dönüm noktası olarak ifade edilebilecek olaylardan biri de Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi sürecine giden ve daha sonra meydana gelen olaylara zemin hazırlayan Kerbela Vakası’dır. Her şair ve yazarın gönlüne dokunan bu olay Arap, Fars ve Türk edebiyatında kendisine yer edinmiş; Hz. Hüseyin’in Kerbela’da yaşadığı olayların anlatıldığı manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık birçok eser kaleme alınmasına vesile olmuştur. Kerbela’da yaşananlara eserinde yer veren araştırmacı, şair ve yazarlardan biri de İbrahim Aczî Kendi’dir. Aczî, Kerbela’da yaşanan süreci, bu süreçten duyduğu rahatsızlığı ve üzüntüsünü dile getirmek amacıyla Şehâdet-i Hazret-i Hüseyin adlı bir eser kaleme almıştır. Bu çalışmada öncelikle Aczî’nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilecek, akabinde mezkûr eseri tanıtılacaktır. Şekil ve muhtevasıyla ilgili genel bir değerlendirme yapıldıktan sonra söz konusu eserin, çeviri yazılı metnine yer verilecektir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Beden Folkloru Açısından Gagavuz Mânilerinde Kadınlar
Akkoyun, Tuğba
Bedenin ve davranışların kültürel göstergeler olarak incelendiği antropoloji, sosyoloji gibi bilimler dahilindeki çalışmalar 19. yüzyıldan itibaren takip edilebilmektedir. Konunun halk bilimi içinde değerlendirilmesi ve folklorun alt dalları olarak görülmesi ise Amerikalı halk bilimci Katharine Young tarafından 1989’da ortaya atılan beden folkloru (bodylore) terimiyle gerçekleşmiştir. Beden folkloru mensubu olduğu kültürün, bireyin bedenine yansımaları olarak düşünülebilir. Kişinin fiziksel yapısında değişiklik oluşturan dövme, kına, süs, kıyafet; dil, kulak, göbek, kaş gibi vücudun belirli yerlerine yapılan piercing uygulamaları, saç ve kıllarla ilgili işlemler, günümüz kozmetik/ plastik cerrahi işlemleri vb. tüm unsurlar çalışmalarda kültürel açıdan değerlendirilir. İnsanın temel gereksinimlerinden olan iletişimi yalnızca konuşma diliyle kurmadığı, duygu ve düşüncelerini bedeniyle de yansıttığı gerçeğinden hareket edilir. Bireyin bedeni üzerinde yaptığı geçici veya kalıcı değişikliklerin, davranışlarının kültürel temelleri ve anlam dünyası üzerinde durulur. Bedende gözlenen somut göstergeler değerlendirilerek kültürel yorumlamalar yapılır. Türk halk şiirinin anonim ürünlerinden mâniler başlangıçta ferdî birer yaratım eseridir; zamana ve mekâna bağlı olarak anonimleşirler. Fuad Köprülü’nün belirttiği üzere mâni; halk edebiyatının en eski ve umumi bir şeklidir, kökleri İslamiyet öncesine gider ve türkülere kaynaklık etmiştir. Mâninin bu kadim geçmişi ve geniş kitlelerce benimsenerek halkın ortak zevkini yansıtması, onun kültürel kodların önemli bir taşıyıcısı olarak değerlendirilmesine imkân sunar. Aşk-muhabbet temasının sıkça işlendiği mânilerde kadın; beğenilen veya beğenilmeyen fiziksel yapısı ve davranışlarıyla, ona nasıl davranılması gerektiğiyle yer alır. Bu çalışmada Gagavuz mânilerinde kadın varlığı, beden folkloru açısından ele alınmış, kadın güzelliğinin, zarafet ve doğurganlığının göstergesi olan bedensel ve davranışsal ögelerinin önemli görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2022Kur’ân’in kerîm sifati
Çakır, Numan
Kur’ân’ın sahip olduğu özellikler Kur’ân’da bazen birkaç kelimeyle, bazen de geniş biçimde açıklanmıştır. Çeşitli âyetlerde Kur’ân kelimesinin sıfatı olarak “ʿaceb”, “ʿarabî”, “ʿazîm”, “hakîm”, “kerîm”, “mecîd”, “mübîn” ve “zi’z-zikr” kelimeleri varit olmuştur. Vâkıa Sûresinin 75-77. âyetlerinde yıldızların mevkilerine yemin edilerek Kur’ân’ın kerîm olduğu söylenmiş, böylece bir kitabın “kerîm” olarak nitelenmesi ilk defa Kur’ân’la başlamıştır. “Kerîm”, zamanla Kur’ân’ın en fazla kullanılan sıfatı olmuştur. Zira müslümanlar Kur’ân’dan söz ederken ona saygı ve hürmet göstererek çoğunlukla “Kur’ân-ı Kerîm” derler. Kur’ân’ın “kerîm” sıfatının hangi anlama geldiği hususunda pek çok yorum yapılmıştır. Çünkü “kerîm” lafzının Arap dilinde birçok anlamı olup müfessirler onun anlamında fikir birliği edememişlerdir. Bu makalede Kur’ân’ın “kerîm” sıfatının onun hangi özelliğini ifade ettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu maksatla önce “kerîm” lafzının Arap dilindeki anlamları gösterilmiş, ardından “kerîm” sıfatının Kur’ân’da hangi anlamlarda kullanıldığı incelenmiş, son olarak da Kur’ân’ın “kerîm” sıfatının anlamı hakkında müfessirler tarafından yapılan yorumlar ele alınıp değerlendirilerek bir neticeye varılmaya gayret edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2022An Analysis of Osman Çeviksoy's Stories in Terms of Ten Root Values in the Turkish Curriculum
Kaya, Musa; Arıcı, Şemsinur
This study was carried out with a qualitative research approach and was conducted to examine Osman Çeviksoy's stories in terms of ten (10) root values in the 2019 Turkish Curriculum. In the study, the data were analyzed by document analysis method and content analysis technique, evaluated in terms of frequency and interpreted. According to the research, the most used root value in Osman Çeviksoy's stories is love (f=147), and benevolence (f=131), respect (f=102), responsibility (f=94) and self-control (f=46) values, respectively. were the most common values in the work. These were followed by the values of patience (f=39), friendship (f=38), honesty (f=33), patriotism (f=20) and justice (f=17). The most used root value in the work is love, the least common values are justice and patriotism. Based on the studies carried out in the field and the findings obtained, it was concluded that Osman Çeviksoy's stories are among the important sources that can be used in the values education process, since the stories of Osman Çeviksoy have a rich quality in terms of values, and it has been stated that these works can be read by students at the secondary school level.
AtıfOpenAlex3
İncele - MakaleAçık Erişim2021An Attempt to Interpret the Concepts of Nafs, Mind And Heart Within The Context of Id, Ego and Superego: The Case of Fuzuli's Divan
Karaduman, Ruken
Most of the time, scientists and artists use distinct concepts to explain the self that a person seeks to understand and explain. Divan (Ottoman Divan Poetry Tradition) poets, on the other hand, processed historic information, teachings, and beliefs in a universal way, based on human traits, even if they were labelled differently in different eras and geographies. Indeed, analyses based on literature and findings from other fields reveal that divan poetry is a unity encircled by a framework of logic and universality. Studies in Psychology and psychoanalysis provide many options for analysing the human being represented in classical poems from a distinct perspective in this context. With his structural theory of personality, Freud, who conducted major studies on psychoanalysis, states that human emotions and behaviours emerge as a result of the effects of mental systems called id, ego, and superego. The id, as a structure that acts in accordance with unconscious desires, impulses, and the pleasure aiming principle, the ego, as a conscious balance mechanism that attempts to connect with reality, and the superego, as the inner delegate of traditional values and ideals, are all described in detail in this theory. The ego's effort to dominate the impulses, which tries to satisfy its ego functions, and on the other hand, to reconcile the id and the superego with reality is mentioned as a contrast between the immoral claims of the id and the moral and conscientious aspect of the superego, which tries to achieve perfection. These systems, which can be described as elements of the self, are frequently discussed in the tradition, notably in mystical poems, with the concepts of nafs, mind, and heart. The nafs, which pursues mundane pleasures and irrational desires that are incompatible with the aim of human existence, appears in traditional Turkish poetry as a humiliated and criticized element with these traits. The heart, which acts according to its desires and is unaware of divine reality, is portrayed as a spiritual structure that defines good and evil, particularly within the context of mystical teachings, as it strives to achieve the ideal of being a perfect human being. The mind, on the other hand, must resist the nafs' urges and activate the reality principle in opposition to the pleasure principle. However, in accordance with external conditions, the mind must also control and regulate the heart's wants. Divan poets, who typically side with the heart, take a stand against the mind, which tries to rule over the heart's wishes at this juncture. They regard it as inadequate and unable to grasp true meaning. By removing the mental barrier and eliminating the nafs, Divan poets frequently highlight their desire to be united simply with the heart. The purpose of this study is to determine the semantic framework of the nafs, mind, and heart, as well as the images associated with them, which provide various clues about the poet's perspective on inner world of human beings and life at the conscious or subconscious levels with the overlapping meaning connection with the id, ego, and superego. The focus of this study is to evaluate and understand numerous expression qualities and notions based on the concepts of nafs, mind, and heart in Fuzuli's Divan (Collected Poems), using Freud's theoretical conceptual framework. The undesirable aspirations of the nafs, as well as the mind's ability to distinguish between good and evil, are highlighted in Fuzûlî's narratives, which are particularly reflections of his spiritual concepts. The poet, however, prioritizes the values of the heart, which is the embodiment of ultimate beauty, in response to the mind that doubts and causes obstacles. It elevates the heart to a higher spiritual status. In this study, the content analysis method was applied to determine the contexts in which the concepts of nafs, mind, and heart were used in Fuzûlî's Divan. Following the grouping of these concepts in the divan by using the tagging method, a broad assessment of the concepts’ meanings has maintained that the poet has assigned to concepts within the context of the poems' themes.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2021Dervîş Mehmed Bahtî’nin Manzum Terceme-i Şir’atü΄l-İslam’ında Bulunan İlim Öğrenme, Öğretme Faslı Üzerine Bir İnceleme
Erbay, Ömür
Dinî-ahlakî-tasavvufî bir mesnevi olan Manzum Terceme-i Şir’atü’l-İslam kırk sekiz fasıldan ibaret olup İmamzade Muhammed b. Ebi Bekr’in Şir’atü’l-islam ila dari’s-selam adlı eserinin Türkçeye manzum bir tercemesidir. Eserin üçüncü faslını oluşturan “İlim Öğrenme, Öğretmenin Sünnetleri ve Faziletleri Hakkında” adlı faslın incelenmesini konu edindiğimiz çalışmamızda, eserden hareketle; ilmin ne olduğunu, hangi ilmin kıymetli olacağını ve fayda getireceğini göstermeye gayret ederek kimlere âlim kimlere talebe denebileceğini vurguladık ve âlim, talebelerin vasıflarının ne olması gerektiğini ortaya koymaya çalıştık. Eserde; ilimden, hiçbir surette kopulmaması gerektiğinden, ilmin ehil olan kimselere verilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Eser; ilmin, âlimlik vasfını muhafaza edemeyeceği düşünülen kimselerden uzak tutulmasının zaruriyeti üzerinde de durmaktadır. Ayrıca Manzum Terceme-i Şir’atü’l-İslam’da; ilmin güzel niyetle çıkılan bir yol olduğu ve bu güzel niyetin insanlığın faydasının gözetilmesi olduğu, ilim talebesinin sabır ve sebatla karşısına çıkan tüm engelleri aşabileceği vurgulanmıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden ve manzum bir ilmihal olan eserin, üçüncü faslını ihtiva eden ilim öğrenme ve öğretmenin sünnetlerini içeren fasıl, talebenin hocasına daima itaat etmesi gerektiğini, onun sözlerini emir telakki etmesi gerektiğini ve talebenin öğrendiği ilmi insanlığın faydasına sunması gerektiğini vurgulayan beyitlerle sona erer.
- MakaleAçık Erişim2021Compound verbs in Divan-ı Mesabih
Akboğa, Gökçenur
Divan-ı Mesabih, which belongs to Kuloğlu Şeyh Hacı İlyas, is a work belonging to the Classical Ottoman Turkish period. The completion date of the work, which is understood to be the copy of the author, is given as 1036 Hijri (M. 1627). There is not much information about Kuloğlu Şeyh Hacı İlyas, whose name is not mentioned in the biographies of the poets. It is deduced from his poems that he lived during the reign of Murad IV and that he was one of the caliphs of Alim Sinan Efendi, one of the sheikhs of the Halveti order. His works are religious. It is understood from his poems that he mastered Arabic and Persian. Apart from this, there is no definite information about his place of residence, family, birth and death years. In this study, the compound verbs in Divan-ı Mesabih, which was written in the Classical Ottoman Turkish period, will be determined and evaluated. There is a classification confusion about the compound verb in the field of Turkish Language. Different classifications have been made in this regard. The most basic difference is whether compound verbs formed by combining a noun and an auxiliary verb and compound verbs that are fused in meaning are examined under a single title. Compound verbs are used to make nouns of foreign origin in Turkish. This attitude is widely used in the work which is studied. ln this study compound verbs; compound verbs formed with noun + main auxiliary verb, compound verbs formed with descriptive verbs, (complex) compound verbs formed with adjective-verb + auxiliary verb will be examined as idiomatic compound verbs that have undergone semantic shift.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2021An Analysis of A. Kadir's Poem "Bir Kayısı Ağacı" Through the Ontological Analysis Method
Atasoy, Özge
Ontology of art studying the ontic structure and layers of a work of art is the ontology of the material and immaterial world. The way to interpret a work of art, which is an aesthetic structure, leads us to the phenomenon of beauty and aesthetic values. A work of art is the carrier of beautiful, aesthetic value, and it is only seen through the analysis of in terms of the mode of existence of the work of art. Ontology of art pivots the analysis around the work of art as an existent being. In this way, the work is evaluated in every aspect for each of its layers of being to be expounded and forthe text to be more comprehensible. In this aspect, İsmail Tunalı’s book "Ontology of Art," where he develops Nikolai Hartmann and Roman Ingarden’s opinions and contributes to the analysis of literary texts, is an important source. In our study, this work will be prioritized, and A. Kadir’s poem "Bir Kayısı Ağacı" will be analyzed through ontological analysis, which is a robust method in the analysis of literary texts. In the poem, where a narrative style is dominant, a small family’s pain of existence in the background of their poor life will be addressed.
- MakaleYalnız künye2021Muzaffer buyrukçu’nun öykülerinde mekânsal yabancılaşma
Aytaç, Aslıhan
Kolektif bilinçten damıtılarak gelen bellek kodlarının ve binlerce yıllık tarihsel süreç te meydana getirilen kendilik değerlerinin koruyucusu durumundaki kimlik mekânları,aidiyet hissi yaratması yönüyle dünyalık zamana tutunmayı sağlar. Bireyin, kendini aithissettiği kimlik mekânlarından göç etmek zorunda bırakılması, yurtsuzluk bağlamındayabancılaşma sorununun ortaya çıkmasına neden olan bir süreç yaratır. Mekân deği şimine bağlı gelişen yabancılaşma, çalışmada, göç edimi ve göçmen algısı üzerindendeğerlendirilecektir.Arnavut göçmeni olan Muzaffer Buyrukçu, mimetik bellekten yola çıkarak mey dana getirdiği kurgusal metinlerinde, bireysel ve toplumsal bir dönüşüm unsuruolarak görüngülenen göç ve göçmen sorununu ele alır. Göçmenlerin yaşadığı trajikdeneyimlere tanıklık eden yazar anlatılarında, onların yaşantısına yer vererek çokyönlü çıkarımlarda bulunur. Bu nedenle özyaşamöyküsel izlerin bulunduğu öykü lerde başat izlek, mekânsal yabancılaşma olarak belirir. Bulundukları yerlerde ken dilerini ‘yaban’ hisseden anlatı kişileri, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik biçimdeirdelenirken anavatan ile göç edilen yer/ülke arasında sıkışmaları, yabancılaşmayıgüçlendiren bir durum olarak açımlanır.
- MakaleYalnız künye2021The Relationship between Turkish and Turkish Language and Literature Textbooks in the Context of Text Type and Author Preferences
Maden, Sedat
In the study, it is aimed to reveal whether there is a continuity relationship between Turkish and Turkish language and literature textbooks in terms of text type and authors. In the research, a qualitative research approach has been adopted. Since the textbooks of two courses will be examined in the study, document analysis, one of the qualitative research models, was used. Turkish and Turkish language and literature textbooks were scanned in the research in accordance with the document analysis model. The data obtained for the purpose are categorized and made meaningful. The data source of the study included secondary school (5- 8. grades) Turkish and high school (9-12. grades) Turkish language and literature textbooks, which were renewed in 2018. Elements of the genres and authors of the texts in the textbooks were subjected to content analysis. As a result of the research, it has been determined that the genre of poetry, story and theatre continues regularly from the 5 grade and the article type from the 6 to the 12 grades. It has been determined that the most frequently used genre in Turkish and Turkish language literature textbooks is poetry. Most of the texts in Turkish and Turkish language and literature textbooks are the single author. Texts from Ahmet Hamdi Tanpınar are mostly used in secondary and high school textbooks. Then it was seen that Attila İlhan, Faruk Nafiz Çamlıbel and Ziya Osman Saba came. Together with these, it has been revealed that a total of 27 authors have texts in both secondary and high school textbooks.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2020Analysis of Personality Characteristics of Fantastic Characters in Children's Works of Hikmet Temel Akarsu
Fidan, Mehmet; Gunduz, Osman
Fantastic literature, which is also known as escape literature, stands out as a type of literature preferred by the authors with the unlimited imagination and self-expression opportunities it provides to its narrator. Especially in the recent period, the adaptation of some fantastic works to the cinema and the fact that these films have reached a high number of viewers have enabled the reader to show interest to the works that source them. This situation indirectly had a positive effect on other fantastic literature works. The fact that the works carrying such fantastic elements are interesting for children and young people has been seen as an educational opportunity and these works have also been used for educational purposes. In Hikmet Temel Akarsu's works aimed at children, it is seen that fantastic elements are used for educational purposes. The aim of this study is to determine the personality characteristics of the fantastic characters in Hikmet Temel Akarsu's works aimed at the child. In the research process, descriptive analysis method was used. The personality characteristics of the fantastic characters in the author's works directed towards the child were determined as environmentalism, benevolence and accuracy.
- MakaleAçık Erişim2020The Analysis of the Linguistic Comments of Naned “Son Çağrı Kur'an”
Topyay, Yusuf; Ethem, Mürsel
The word "meâl" in Arabic means "the destination or aim of something" however in terminology it means approximate translation of the Qur'an from the original text to the target language. For someone who doesn't know Arabic, the meaning of the Qur'an is the most significant and unique way to reach God's final revelation. Therefore, great responsibility has been placed on the shoulders of the translator of the Qur'an, plus the aim and duty of these translators must be to deliver God's will correctly. A translator willing to take upon this much responsibility, in a subject of this importance and sensitivity, first must evaluate their competency within their inner world, and only if they decide that they are qualified enough in this profession they must try to do everything within their capability to provide everything that this responsibility requires, without growing tired of it. Regrettably expressed, that many translators of the Qur'an are not even aware of this responsibility. It is easy to understand that they are duplicates of each other. However, we must exclude some translators of the Qur'an such as Salih Akdemir. One of the most valuable works of Akdemir in his academic life is the meaning of the Qur'an in Turkish, "Son Çağrı Kur'an". His study is not well recognized in our country. Akdemir used the possibilities of the Turkish quite well in the meaning of the Qur'an. In this article, we will examine Salih Akdemir's translation of the Qur'an named "Son Çağrı Kur'an".
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2020Tante Rosa: İsyandan varoluşa bir kadının hikâyesi
Oruç, Osman
Sevgi Soysal, çağdaş Türk edebiyatında 1960 sonrası dönemde kadın sorunsalını enine boyuna irdeleyen isimlerden biridir. Ataerkil bir toplumda susturulan ve görmezden gelinen kadın öznenin sesi olmayı edebiyat düzleminde kendisine bir yol olarak seçmiş olan Soysal, çalışmaya konu olan Tante Rosa adlı eserinde geleneğin ve alışkanlıkların biçimlendirdiği bir kasabada yaşayan kapalı bir toplum içinde var olma savaşı veren sıra dışı bir kadının hayatını hikâye eder. Kadınlık içgüdüleriyle toplumun beklentileri arasında gidip gelen ama sonunda iç sesine kulak veren Tante Rosa tek başına, içinde yaşadığı toplumun ve onun kurumlarının, kutsallarının karşısına çıkar. Ataerkil bir anlayışın sürüp gittiği bir ortamda tek başına bir kadın özne olarak Tante Rosa'nın eyleme geçmesi, esasında onun bir kadın birey kimliği kurması manasını içerir. Fakat Tante Rosa'nın kendi bireyliğini kurarken ister istemez toplumla çatışması, onun ağır bir bedel ödemesi gerçeğini de beraberinde getirir. Erkek egemen bir zihniyetin şekillendirdiği toplumla ve bu zihniyetin taşıyıcı araçları olan toplumsal kurumlarla çatışmayı göze alamayan diğer hemcinslerinin tersine bir duruş sergilemesi son tahlilde ona bir şahsiyet kazandırır. Dünya edebiyatında romanın başlangıcından bu yana ortaya konan eserlerde kadının nasıl ele alındığı öteden beri edebiyat çevrelerinde tartışma konusu olmuştur. Bununla birlikte özellikle edebiyata feminist bir perspektiften yaklaşan edebiyatçılar arasında bu konu başat bir tartışma konusu hâlini almıştır. Hem Batılı örneklerde hem Türk edebiyatındaki örneklerde çoğunlukla erkek egemen/ataerkil zihniyetin talep ettiği bir hayat felsefesi doğrultusunda eylemlerini belirleyen kadının makbul/makul kadınlar olduğu, tam tersine bu zihniyetle bir çatışma yürüten kadınların yalnızlaştırıldığı, cezalandırıldığı, dahası şeytanlaştırıldığı görülür. Çalışmaya konu olan romanın başkahramanı Tante Rosa da aynı süreçleri yaşar. Bu çalışmada, Tante Rosa'nın bireysel tercihlerini yaşamak pahasına toplum tarafından nasıl ve niçin hayattan izole edildiği ve bu soyutlamaya karşın Tante Rosa'nın nasıl bir tepki verdiği ve kadın bir birey olarak varoluşunu nasıl tamamladığı feminist eleştiri bağlamında açığa çıkarılmaya çalışılmıştır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2020Neşâtî Divânı’nda bir anlamsal sapma çeşidi olarak alışılmamış bağdaştırmalar
Karaduman, Ruken
Şiir, dilin estetik kullanım özelliklerinin üst düzeyde tutulduğu edebî türlerin başında gelir. Şair, şiirdeki estetik yapıyı kurmak adına zengin imgeler, çeşitli söz oyunları ve günlük dil kullanımının dışına çıkan sözcük gruplarıyla yoğun bir anlatım sağlar. Özellikle, dil ögelerinin yeni bağdaştırmalar ve birleştirmeler yoluyla dizelere dökülmesi, şairlerin özgün ve güçlü anlatımlarında oldukça önemli bir yere sahiptir. Zira bağdaştırmalar, dilin anlatım olanaklarını artırarak okuyucu veya dinleyici üzerinde güçlü bir etki oluşturur. Günümüz dil ve edebiyat biliminin önemli bir çalışma konusu olan bu anlatım özelliklerini derinlemesine tetkik ise hem şaire hem de şiirdeki bilinç dışı ögelerin tespitine dair farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Edebî eserler içerisinde şiir, düzyazıdan daha özel bir yapı arz eder. Bu yapının tam olarak anlaşılması için, alışılmamış bağdaştırma örneklerinin incelenmesi; metnin derin yapısına dair ipuçlarına ulaşma ve metnin anlam çerçevesini tam olarak belirleme adına oldukça önemlidir. Sınırları zorlayarak kendini var eden bir yapı olan alışılmamış bağdaştırmalar, divan şiirinde daha çok terkipler biçiminde karşımıza çıkar. Özellikle Sebk-i Hindî şiirlerinde vazgeçilmez bir yeri olan terkipler, bu tarzın ilk örneklerini sunan Neşâtî'nin şiirlerinde de sıkça kullanılmıştır. Şairin anlatım gücünü ve şiir dilinin özelliklerini gösteren terkiplerde hâsıl olan alışılmamış bağdaştırmalar, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Neşâtî Divanı’ndaki alışılmamış bağdaştırmalar incelenirken metaforlar, somutsoyut anlatımlar, zıt kavramların yarattığı denge ve sözcüklerin duygu değerlerinden hareketle ortaya konan farklı simgesel ifadeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmış; çalışmamızdaki başlıklar bu şekildeki tasniflerden yola çıkılarak belirlenmiştir.
- MakaleYalnız künye2020On some words mısıdentıfıed ın “derleme sözlüğü”
Güzel, Ferdi
Derleme Sözlüğü is the most comprehensive and the most important work in the field of TurkeyTurkish dialects vocabulary. But according to lexicography principles, there are some mistakes inthis important study. One of the important mistakes seen in the Derleme Sözlüğü is the definitionmistakes. Many words in the Dictionary have been incorrectly defined. It is seen that the definitionsin some items are insufficient. Many items have been explained with a very general expression,and in some items there is ambiguity. The most important reason for misidentification is thatcompilers are not experts. Compilers have tried to interpret incomprehensible words in contextand have inferred from that context mistaken meanings. The sentences given to testify theheadwords clearly show that some words are misidentified. Different variants of the word alsoplay an important role in detecting misidentifications. There are many misidentified items in thedictionary because those who prepared Derleme Sözlüğü did not pay enough attention to thewitness sentences and could not notice the different variants of the words. It is a must toreorganize the Derleme Sözlüğü which is the most important work in the field of dialect research.
- MakaleYalnız künye2020Spiritual- Mystical Dimension in the Poems Of Bahtiyar Vahapzade
Özkan, Ahmet
Bahtiyar Vahapzade is one of the most important literary figures of Azerbaijan and the Turkish World. Throughout his life, he penned works that prioritized national and spiritual values. The creation, internal conflicts and opposites of human beings, periods of life, love of homeland, were the main subjects of his art. The majority of the articles and theses written about him, were written by the literati which mostly focused on the figure rather than the content. The ones related to the content were limited to subjects such as their sensitivity on Turkish language, their national feelings and thoughts. The spiritual elements that feed all of this have not been sufficiently expressed. This article was written in order to identify the spiritual-mystical elements in his poems which, were not adequately dealt with in the studies about Vahapzâde. The limitation of our study, in which the synthesis interpretation method is used, constitutes the poems of Vahapzade. Several of his articles have also been cited in support of his ideas. As a result, the fact that Vahapzâde grew up in a traditional Turkish family, internalized the values he believed in by learning the traditions and customs of his family, and the discovery of the beauties in his essence revealed him as a spiritually strong personality. In his own words, he is a "suffering" person. Throughout his life, he has worried about the nation's independence and spirituality. His interest in ancient literature also enabled him to have knowledge of related spiritual dynamics. Despite the fact that he was not a Sufi, for reasons explained, his poems included spiritual-mystical elements, and his messages to the society rose on this basis. The research will offer a different perspective to the studies about Vahapzâde
- MakaleYalnız künye2020Folklore and occupational folklore ın refik halid karay’s
Köksal, Fatih
Refik Halid Karay is one of the important writers who served Turkish story to open Anatolian and Turkish language to reach perfection. The author, with the opponent identity, from the years of constitutional period until the date of return to his country he made a name for himself in the politics of the country. Tuncay Birkan presents Refik Halid Karay’s newspaper articles which from started to return of his homeland in 1938 until his death date of 1965, separating them according to their themes under the name of “Memleket Yazıları” and published in 18 books. This articles, publishing in the most influential newspapers and magazines of the period are an important resource for social scientists and especially folklore with their themes of culture and art. When the articles are examined, it will be seen that the worry of writing daily articles and completing in time did not cause any platitude to him. The author in almost every article, the author explained what he knew about the customs and traditions that he feared to be forgotten, mansion life, cuisine culture, folk etymology, botanic, stereotypes, fairy tales and joke, folk theater, public vehicles, fashion, beliefs, professions; he entered compilation action by asking his reader about what he did not remember. In his articles, it is not folklore elements in “Memleket Yazıları” that will exceed the limits of the article; the emphasis will be on the Karay’s folklore attitude, which made the author to be interested in this issue and on his writings on occupational folklore.


