Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Aytaç, Aslıhan(3)
- Karaduman, Ruken(2)
- Oruç, Osman(2)
- Yalçın, Fatih(2)
- Akboğa, Gökçenur(1)
- Akkoyun, Tuğba(1)
- Akpinar, Ahmet(1)
- Aktaş, Ayşe(1)
- Altan, Mustafa(1)
- Alçın, Fatih(1)
- Arıcı, Şemsinur(1)
- Atasoy, Özge(1)
- Dayı, Rumeysa Bakır(1)
- Erbay, Nazire(1)
- Erbay, Ömür(1)
- Ethem, Mürsel(1)
- Fidan, Mehmet(1)
- Gunduz, Osman(1)
- Güzel, Ferdi(1)
- Kabak, Turgay(1)
- Kaya, Musa(1)
- Köksal, Fatih(1)
- Maden, Sedat(1)
- Mahmutoglu, Yakup(1)
- Tiyek, Muhammet Akif(1)
- Topyay, Yusuf(1)
- Çakır, Numan(1)
- Özkan, Ahmet(1)
- İbrahım Mohamed İbrahım, Dessoukı(1)
Yayınlar
- DerlemeYalnız künye2019Mürteza Bedir. Ebû Hanîfe Entelektüel Biyografi. Ankara: Ay Yayınları, 2018, 184 s.
Aktaş, Ayşe
Mürteza Bedir. Ebû Hanîfe Entelektüel Biyografi. Ankara: Ay Yayınları, 2018, 184 s.
- MakaleAçık Erişim2018Dört Mezhebe Göre Namazlarda Kunût Duası Okumanın Keyfiyeti ve Hükmü
Altan, Mustafa; Mahmutoglu, Yakup
Bu makalede, kunût duasıyla ilgili Hz. Peygamber’den gelen rivayetlere ve bu rivayetlerin nakline bağlı olarak fıkıh ekollerinin esasaldıkları bazı uygulama örneklerine, ortaya çıkan ictihâdî farklılıklara ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş; konu hakkında öne sürülen görüşlerhüküm açısından değerlendirilmiştir. Mevcut görüş ayrılıkları bir tarafa, dört mezhep açısından oluşan genel kanaat sabah namazı,vitir namazı ve Müslümanların karşılaştıkları belâ ve musîbet zamanları haricinde kunût duasının okunmayacağı yönünde olduğugörülmüştür. Bununla birlikte Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerin ve uygulama örneklerinin farklılığı sebebiyle kimi fakihlerin bazınamazlarda kunût okumayı bidat, bazılarının sünnet kabul ettiğine ve yine bir kısmına göre kunût duası okumanın bazı namazlarlasınırlı tutulması gerektiği, bir kısmına göre de, belâ ve musîbet anlarında neredeyse tüm namazlarda okunabileceği şeklinde farklıgörüşlerin ortaya çıktığına yer verilmiştir. Makalede son olarak, özellikle ülkemizin belli yörelerinde Hanefî ve Şâfiî mezheplerine mensupMüslümanların, namazlarda kunût duasının okunmasının keyfiyetine dair mezheplerinin ictihâd farklılıklarını gerekçe göstererek farklımezhepten imama uymama ve cemaatle namaz kılmama eğilimi göstermeleri meselesine temas edilmiştir. Oysa İslâm’da cemaatlenamaz kılma ibadetinin, sarâhati/katiyeti ve önemi tüm mezhepler açısından müsellem ve ümmetin vahdeti ve birliği için çok gerekliolduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla bu çalışmada, kesin (kat‘î) olanın zannî olana tercih edileceği gerçeğinden hareketle, mezheplerarasındaki görüş ayrılıklarının yine mezhep içindeki mevcut mutedil görüşlerle giderilmesinin mümkün olabileceği vurgulanmış, mezhepfarklılığı sebebiyle yaşanan ihtilafların sunulan çözüm önerileriyle giderilebileceği ifade edilmiştir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2018Poet Faruk Shousha “Yakulu ed-demu al-Arabi Called” -A Structuralist Approach-
İbrahım Mohamed İbrahım, Dessoukı
In this study, Dewan ( the Arab blood says) by the poet Farouk Shousha was analysed with structuralist method used in modern poetry analyses. The researcher thinks that the approach of structuralist criticism is one of the most convenient methods in literary textual analysis.
- MakaleAçık Erişim2018An ecocrıtıcal approach to the poems of dadaloğlu
Kabak, Turgay
Although ecocritical theory, which poses a nature-based criticism on the literary texts not an anthropocentric criticism, has become popular after 1990s in Europe, it is a theory that has just been started to be known in Turkey. Ecocritical theory, which reacts to the capitalist system that considers that human and nature are separate from each other in terms of the fact that the human is an authorized-superior being that can exploit the nature however he likes and which argues that human and nature are integrated, suggests that human-nature relations are inevitably reflected in the literature works. Literary genres like novels, tales and poems in the New Turkish Literature have started to be analyzed recently in this field in our country. However, such analyses are scarcely any in the folk literature. In this study, the elements related to nature in the poems of Dadaloğlu, who is one of the milestones in the Turkish Minstrel tradition and who is the sonorous of Avşar Yörük Turkmens, and his perspective towards the nature are analyzed in a ecocritical way.
AtıfOpenAlex8TR Dizin7
İncele - MakaleYalnız künye2017Selim'in Işığında Turgut'un Özbenliğine Yolculuğu
Oruç, Osman
Bir yolculuk romanı olan Tutunamayanlar, ağırlıklı olarak bir iç yolculuk niteliği taşır. Romanın başkahramanları Turgut ve Selim tasavvufî gelenekte görülen "mürşid ve mürid" ilişkisiyle okuyucunun karşına çıkar ve bu ilişki büyük ölçüde romanın sonuna değin devam eder. Postmodern edebiyatın metinlerarasılığa olan yatkınlığı da göz önünde tutularak denilebilir ki Tutunamayanlar, yapı itibariyle tasavvuf düşüncesi ekseninde okunmaya elverişli bir metindir. Nitekim Oğuz Atay, Tutunamayanlar'da yerli-yabancı birçok metinden esinlenerek yahut onlara bir biçimde atıfta bulunarak romanını yazar. Bu bağlamda metnin niyetinden yola çıkarak denilebilir ki Tutunamayanlar iskelet/biçim olarak okuyucuya bu anlamda tasavvuf disiplinindeki insanın kemale ermesi yolculuğuna dair birtakım ipuçları sunar. Turgut Özben'in macerası, tüketim alışkanlıklarının, gündelik hayatta öğretilmiş davranış kalıplarının, türlü seremonilerin bireyi boğan, onu sürünün bir parçası yapan kayıtlarından kurtulup özgürleşmesi macerasıdır. Turgut Özben, metaların kuşatmış olduğu bir hayat biçiminden uzaklaşarak adeta "bir lokma bir hırka" yaşamı benimseyen bir değerler dizgesine ulaşır
- MakaleYalnız künye2015Eşrefoğlu rûmî'nin iki gazelinde durum anlatımı' üzerine bir okuma denemesi
Erbay, Nazire
Klasik Türk şiirinin en çok kullanılan nazım şekli gazellerde, konu bakımından çeşitlilik söz konusudur. Ayrıca bazı gazellerin anlatım şekli diğer edebî türlerden faydalanılarak şekillendirilir. Eşrefoğlu Rûmînin gazellerinde öğretici üslup ön plandadır. Rûmînin gazelleri tasavvuf içeriklidir. Bu çalışmada, Eşrefoğlu Rûmînin iki gazelinde ele alınan konuyu işleyişteki farklılık tespit edilerek, bu gazellerdeki durum anlatımı üzerine değerlendirme çalışması yapılmaktadır.
- MakaleYalnız künye2015Romantikten postmoderne bir insan olarak roman kahramanının ölümü
Yalçın, Fatih
Her kuşak kendi tercümesini yapar. T.S. EliotBu çalışmada tarihsel süreç içerisinde hayatla edebiyat ilişkisi gerçeklik bağlamında değerlendirilmiş edebiyat metninde insanî duruş ve insanın varlığı problemi irdelenmeye başlanmıştır. Neredeyse insanlık tarihi ile eşzamanlı olarak ortaya çıkmış olan sanatsal etkinliklerin insanın insanla, insanın doğayla ve insanın eşyayla ilişkisinde yaşanan değişime paralel olarak yaşadığı etkileşimin sonucunda uğradığı dönüşüm tespit edilmeye çalışıldı. Sonuç olarak Tanrı merkezli dünya algısından aklın öncelendiği insan merkezli dünya algısına ve insanın merkezi konumunu kaybettiği bugünkü duruma geçiş sürecinde genelde sanat eseri özelde ise edebiyat metninin insan aleyhine gelişen yeni duruma çok kolay uyum sağladığı iddia edilmiştir. Her geçen gün insanî olanla ilişkisi zayıflayan edebiyat ve daha özelde bir edebi tür olarak roman genel edebiyat okurundan da uzaklaşmış daha elit bir okur kitleye hitap eder hale gelmiştir. Gasset'in "sanatın insansızlaştırılması" diye ifade ettiği bu durum özellikle roman türü için roman kahramanları üzerinden kolaylıkla takip edilebilecek bir süreçtir. Bir anlamda insanın itibar kaybı olarak değerlendirilebilecek bu süreç insan merkezli dünyanın insanlığı mahkûm ettiği acılarla doğrudan ilgilidir ve bu acı tecrübelerin insanın kendi türüne karşı geliştirdiği güvensizlik duygusunu körüklemekle sonuçlanmıştır. Romanın insani olandan ve dolayısıyla insandan uzaklaşmasının arka planında yatan temel gerekçe de bu acılardan, gerçek dünyanın onu sürüklediği bunalımlardan uzaklaşma duygusudur. Bir anlamda kendisine, kendi türüne yabancılaşan insana bir edebi tür olarak roman da yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma sürecinin sonunda bir edebi tür olarak romanın insansızlaşması sonucu beraberinde "roman öldü mü?" sorusunu gündeme getirmiştir. Geleneksel romanın insan merkezli yapısının çökmesi bu sorunun sorulmasının temel kaynağını oluşturur. Elbetteki roman ölmemiştir. Ama rahatlıkla ifade edilebilir ki bir roman kahramanı olarak insan ölmüştür. Bu ölüm ilanı bir edebi tür olarak romanı öldürmese de çok farklı bir forma sokmuştur. Bir anlamda insanı kendi yaşam alanından dışlayan roman türü hayata tuttuğu aynayı kendisine çevirmiş, kendi kendini konu edinir olmuştur. Bu değişim süreci sadece roman kahramanını değil genel anlamda sanatçı özel anlamda ise roman yazarını da değişime uğratmıştır. Bir anlamda büyük iddiaların adamı, toplumu kendi dünya algısı yönünde eğitme ve değiştirme amacındaki roman yazarı, romanda olduğu gibi kendi dünyasına dönüş biçiminde bir kaçışa yönelmiştir. (Şaylan, 2009: 112) Aslında bu durum aydınlanma düşüncesinin yazara yüklediği misyonun iflas etmesinin bir sonucudur. Bir anlamda bu sonuç, tanrı merkezli dünyadan insan merkezli dünyaya geçiş sürecinde insana yüklenen ağır sorumluğun altında kalan insanın yaşadığı travmatik bir sonuçtur. İnsana aydınlanma düşüncesi ile vadedilen mutluluk ve refah gerçekleşmemiş aksine insanlık yaşanan iki dünya savaşının neticesinde acılara mahkûm olmuştur. Vadedilen ve yaşanan arasındaki makasın açılması aydınlanma misyoneri gibi çalışan yazarların aydınlanma düşüncesi ve kendi kendileriyle yüzleşmeleri sonucunu doğurmuş bu yüzleşme süreci öncelikle hayal kırıklığı ve ardından yazarın bir fetih ve mühendislik alanı olarak gördüğü gerçek hayattan geri çekilmesi, kendine ve doğal olarak eserine dönmesiyle sonuçlanmıştır. Bütün bu süreç neticesinde yazar hem güven hem de özgüven kaybına uğramıştır. Güven kaybı okurla yazar arasındaki ilişkiyi yazar aleyhine bozmuş, bir anlamda yazarı kendi yalıtılmış dünyasında yalnızlığa mahkûm etmiştir. Neredeyse geleneksel romanın tanrı yazarı yazdıklarına muhatap bulamaz hale gelmiştir. Aslında bu süreç yazarın da aydınlanma düşünürlerinin ihanete uğramasıyla doğrudan ilgilidir. Aydınlanma düşünürlerinin sözcüsü ve misyoneri gibi çalışan geleneksel yazarın, onlardan ilhamla okura vadettiklerinin gerçekleşmemesi aksine insanlık açısından daha fazla acılı, daha fazla ölümlü açlığın ve güvensizliğin hüküm sürdüğü bir dünya insanlığı bunalıma sürüklemiştir. Bu bağlamda popüler romanın yaygınlaşmasını bir anlamda yazarın genel geçer okurla barışma, onu dikkate alma fildişi kuleden feragat edip insan içine çıkma gayreti olarak da değerlendirebiliriz. Bu süreç yazarın kendi türüyle arasında açtığı mesafenin kapanması, kendisinin de bir insan olduğunu hatırlaması, özüne dönüş sürecidir. Fakat bu öze dönüş süreci, yazarın bireyselleşmesini de beraberinde getirmiştir. Bu bireyselleşme ise yazar ile okur arasında farklı sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yazarın bireyselleşmesinin ortaya çıkardığı en önemli sorun edebiyat eserinin anlam(sızlık)ı sorunudur. Okur, yazarın bireysel dünyasından devşirdiği ve bir bakıma şiirin diliyle imgeleştirdiği dünyayı anlamakta zorlanır, o dünya içerisinde kendine yer edinme imkanı bulamaz hale gelir. Özgüven kaybı ise -ki bu özgüven zaman zaman kibre, kendini insanüstü bir varlık konumuna oturtmaya (tanrı yazar) kadar varmıştıryazarı insanileştirmiştir. Kibir mütevazılığa, tanrılık iddiası insaniliğe dönüşmüştür. Artık o büyük iddiaların kahramanı, bir toplum mühendisi değil, kendi sıradan yaşamının, özlemlerinin ve bunalımlarının yazarıdır. Kendi türünü oluşturan diğer herkes gibi dünyaya karşı güvensiz, dünyanın verdiği acılardan rahatsız, gelecekle ilgili kaygı taşıyan bir "insan"dır. Dünyada işlerin insan adına iyi gitmediğini farkındadır. Modernleşme sürecinin tartışılmaz kıldığı yeni insanlık değerlerini sorgular, gelenekle yeniden ve sağlıklı bir ilişki kurmanın derdindedir. Ancak, toplumsal hayattan uzaklaşması, kendi iç dünyasına yoğunlaşması onu okurdan iyice uzaklaştırmış, edebî faaliyetlerinin küçük bir azınlığa hitap etmesinin önüne geçememiştir. Bu sonucun ortaya çıkmasında televizyon ve sosyal medya gibi iki güçlü rakiple baş edememesinin de etkisi büyüktür. Yazılı olanın görsel olanla mücadelesi sürekli görsel olanın lehine gelişmiş, yazılı olan sürekli değer kaybetmiştir. Sonuç
- MakaleYalnız künye2015Necip fazıl şiirinde ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği
Yalçın, Fatih
Bu çalışma Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan ve hiçbir edebi gruba dâhil olmayan Necip Fazıl Kısakürek'in şiirinin önemli kaynaklarından biri olan ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği üzerine odaklanmıştır. Tecrübe edilmiş bu ruh halinin onun şiirindeki yansımasının işaret taşları olan imgeler de onun şiirinin estetik örgüsünü oluşturur. Hayatı boyunca varoluşu sorgulayan Necip Fazıl'ın ontolojik huzursuzluğunun zeminini de bu sorgulama oluşturur. Hayatı uçlarda yaşayan bir kişi olarak vasatın ilkelerinin/değerlerinin hâkim olduğu reel dünyada ona düşen "aramak"tır. O görünenle yetinmeyen bir şairdir ve sürekli olarak görünenin ardındaki gerçeğin/mutlak hakikatin arayışı, onun estetik yolculuğunun da muharrik unsurudur. Görüngüler dünyası, şiirinin da ana imgelerinden biri olan "perde"lerden ibarettir. Önemli olan bu perdelerin ardında saklı olan eşyanın hakikatine ulaşmaktır. Bu keşif yolculuğu çileli bir yolculuktur ve kaldırılan her perde şairi başka bir perdenin önüne getirmekten başka bir işe yaramaz. Tasavvuf anlayışındaki nefs basamaklarını andıran bu yapı bir sonraki nefs basamağına yükselişin gecikmesinde krizlere sebep olur. Tasavvuf yolculuğuna çıkmadan önce yaşadığı krizlerin kaynağı olarak meçhulü kurcalama şehvetini gösteren şair, bu yolculuk esnasında yaşadığı krizleri ise tasavvuf terminolojisindeki "hatarât" kelimesi ile karşılar. Tasavvuf yoluna giren herkesin yaşadığı bir hal olarak gördüğü bu ruh halinden ancak bir rehber eşliğinde -ki onun için bu rehber mürşidi Abdülhâkim Arvasi'dir- kurtulabilir. Bütün bu krizler çıkmış olduğu yolda tabi tutulduğu sınavlardır ve bu yolda ilerlemek için bu sınavları bir bir geçmek zorundadır. İster tasavvuf öncesi ister sonrası olsun, farklı şekillerde de olsa, bu krizler ömrü boyunca devam etmiş ve şiirini beslemiştir. Bu çalışmada şairin ontolojik huzursuzluğunun izleri, şiiri üzerinden takip edilmeye çalışılmış, eşya ve mekânla ilişkisi kullandığı imgeler aracılığıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2014Story analysis with reference to semantic analysing of sabahattin ali’s story “duvar”
Akpinar, Ahmet
There exists understanding, explanation and agreement at the center of every type of human activity. Language is not a system randomly coming together to pass our thoughts to others, it is a string based on words each one of which was born with the principle of causality. Language is a system including words that connect to each other and to other things to provide communication and its intention is to provide on the one hand a message and on the other a set of signs or symbols. Ferdinand de Saussure is famous for his sign language and this system is evaluated as the relationship between ‘signifier ou signifiant’ or ‘signified or signifier’. Linguistics is the scientific research of language. Semantics, however, is a subdivision of linguistics, which investigates the meaning of the language. Semantics is not interested in the meaning of semantic phrases but rather it thematizes the meaning of sentences and underlines changes in meaning and relationships between signifier and signified. In semantics, the meaning is not what is said but what is understand. It examines the part of the signified of a sign both diachronically and simultaneously. According to Guiraud (1999), a word with no meaning has its uses. The meaning of a word depends on the relation to the other words within the same context. This view stems from Saussure’s “value” notion which is the result of the relation build between sign and the other formats in the language. According to Saussure (1998), everything becomes meaningful as a whole. In language, there is no individual element but only dissention. When our perception contrasts and comprehends the outside world, it begins to make shapes and to make sense to us. In this study, Sabahattin Ali’s story “Duvar” in which he frequently refers to the notion of “Freedom” is examined utilizing Semiotics. Considering semantics, meaning fields as denotation, connotation, semantic analysis, antonym, hyponymy and homonymy are emphasized. Also, the elements of person, place and time of the story are showed in text level
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2013Postmodern dünyada geleneğin yeniden inşası ya da ticari bir meta olarak keşfi ve çağdaş Türk romanında gelenek sorunu
Alçın, Fatih
Bu çalışmada modern dönemdenpostmodern döneme geçiş sürecinde geleneğin edebiyat dünyasında itibar kazanmasının sebepleri irdelenmeye ve bu değişimpostmodernizmin felsefi ve sosyolojiktemelleriyle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.Bu bağlamda modern ve postmoderndönemdeki gelenek algısı karşılaştırılarakfarklılıklar ortaya konulmuş bu değişimingeleneğin yeniden inşası mı yoksa ticari birmeta olarak keşfi olarak mı değerlendirilmesi gerektiği sorusuna cevap aranmıştır.Çalışmanın sonunda ise çağdaş Türk romanından seçilen örnekler aracılığıylageleneğin edebiyat metnine yansıtılış biçimi ve bu bağlamda yazarın özgürlük alanının sınırları sorgulanmıştır.


