Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Alt birimler
Araştırmacılar(14)
Birim yayınları
73 →- MakaleAçık Erişim2026Azerbaycan-suriye ilişkileri (1991-2025)
Sadık, Ramin
1991 yılında bağımsızlığını yeniden sağlayan Azerbaycan, kısa sürede dünya devletleri tarafından tanınmış ve çok sayıda ülkeyle ikili diplomatik ilişkiler tesis etmiştir. Kuşkusuz Azerbaycan açısından Ortadoğu coğrafyası da stratejik ve kültürel bakımdan önem arz eden bir bölge olarak öne çıkmıştır. Laik bir yapıya sahip olmasına rağmen Müslüman kimliğini koruyan Azerbaycan, bu yönüyle Ortadoğu ülkeleriyle doğal bir yakınlık içerisinde olmuştur. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde özellikle Ortadoğu’nun kuzey kesimleriyle Azerbaycan arasında derin tarihi ve kültürel bağlar oluşmuştur. Nitekim söz konusu bölgeler tarih boyunca Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safeviler gibi çeşitli Türk hanedanlıklarının hâkimiyetinde bulunmuştur. Bağımsızlığını kazandıktan sonra Azerbaycan, Ortadoğu bölgesindeki İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmuştur. Bu kapsamda Suriye ile diplomatik ilişkiler 28 Mart 1992 tarihinde tesis edilmiştir. Azerbaycan ile Suriye arasındaki ilişkiler, 2011 yılına kadar hem ikili düzeyde hem de Birleşmiş Milletler ile İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası örgütler çerçevesinde gelişme göstermiştir. 2011 yılında ise Arap Baharı’nın Suriye’yi etkilemesi ve ülkede iç karışıklıkların başlamasıyla birlikte, iki ülke arasındaki ilişkiler yavaşlamış ve zamanla tamamen durmuştur. 2015 yılından, Beşar Esad’ın görevden ayrıldığı 2024 yılının sonlarına kadar olan dönemde ise Azerbaycan ile Suriye arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kesilmiştir. Bu çalışmada Azerbaycan-Suriye ilişkileri ele alınmakta olup, konuya dair gerek Azerbaycan’da gerekse Türkiye’de kapsamlı ve bütüncül bir akademik incelemenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu eksiklikten hareketle, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler çeşitli kaynaklar doğrultusunda incelenmiş ve tarihsel gelişim süreciyle birlikte değerlendirilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2026İbrahim Paşa’nın Muhallefatında Giyim-Kuşam Kültürü: Erken 16. Yüzyıl Osmanlı Seçkin Tüketimine Dair Bir İnceleme
Saka, Erdem
İbrahim Paşa, vefat ettiğinde muhallefatındaki giyim-kuşam eşyaları kadife, çatma, serâser, kutnî, ipek, kirpas, çuka, atlas, kemhâ, tafta ve boğasi gibi dokuma türlerinden oluşmaktaydı. Börk, kaftan, kürk, sarık, hil‘at, mendil, ferâce ve dolama gibi eşyaları da bu dokuma türlerinin ürünleriydi. Dokuma ürünlerinin yanı sıra gösteriş unsuru olan hançer, yatağan, bozdoğan gibi silahlar da kayıtlar arasındadır. Paşa’nın giyim-kuşam unsurları, albenisi yüksek olan değerli mallar olup Hindistan, İran ve Avrupa dokumalarının Osmanlı seçkinleri nezdindeki cazibesi ile dönemin lüks ve popüler giyim trendini yansıtmaktadır. Aynı dönemde Osmanlı ürünlerinin bazılarının yurtdışında alıcı bulduğu da nazara alınırsa yerel malların da küresel ilgiye mazhar olduğu söylenebilir. Bununla birlikte Paşa’nın terekesinde bir kent fuarında bulunabilecek giyim-kuşam eşyalarının ve kumaş türlerinin çoğunu görebilmek mümkündür. Avrupa tekstil ürünleri Osmanlı bürokrasinin en değerli diplomatik hediyelerdendi. Ayrıca önemli merasimlerde yerlere döşenen değerli kumaşların başında da Milano’da üretilen altın yaldızlı kumaşlar gelmekteydi. İbrahim Paşa’nın lüks eşyaları, Avrupa dokuma ürünlerinin yanı sıra Asya kumaşlarının da Osmanlı seçkinleri nezdinde cazip lüks ürünler olduğunu teyit etmektedir. Küresel kent fuarlarını aratmayacak bu ürünler küresel giyim-kuşam kültürü olduğunu da göstermektedir. Ticarete konu olan ürünler vesilesiyle taraflar arasında kültürler de transfer edilmekteydi. Yani dokuma ürünleri pazar ve fuar gibi yerler vesilesiyle yerel ve küresel kültür taşıyıcısı mahiyetindeydi. Bu çalışmada bir Osmanlı seçkininin terekesini içeren Başbakanlık Osmanlı Arşivi Muhallefat Halifeliği (BOA. D.BŞM.MHF.d) tasnifindeki “12349-K.” numaralı defter ışığında yerel ve küresel mahiyetteki giyim-kuşam unsurlarını, devrin revaçtaki lüks dokumalarını, bu tür ürünlerin fiyatlarını ve küresel tekstil ticaretinin yönünü aydınlatıcı verilerin ele alınması amaçlanmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ3Osmanlı Taşrasında Asayişin Sağlanmasında Örnek Bir Uygulama: Canik Sancağında Gürcü Sürgünü [1887-1895]
Aktaş, Esat
Osmanlı Devleti, toplumsal huzuru ve asayişi sağlayabilmek için birçok tedbire başvurmuştur. Bu tedbirlerden biri de huzuru bozanların sürgüne gönderilmesidir. Sürgün cezasının uygulandığı kesimlerden biri, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın etkisiyle Batum ve çevresinden Trabzon Vilayeti sınırlarına gelen Gürcülerdir. Vilayet genelinde Gürcülerin kalabalık olarak iskân edildiği yerler, Canik sancağına bağlı Ünye ve Fatsa ile merkeze bağlı Ordu kazalarıdır. Bu bölgeye iskân edilmeleriyle birlikte geldikleri yerdeki yaşam biçimlerini sürdürmeyi isteyen Gürcülerden bazıları, eşkıyalık faaliyetlerinde aktif rol almış ve yerli halka da büyük zarar vermiştir. Yerel makamların girişimleriyle bu zararın engellenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Ünye başta olmak üzere Fatsa, Terme ve Ordu kazasındaki Gürcülerin ileri gelenlerinden eşkıya ile bağlantısı olan bazı kişi ve aileler, 1887 yılında padişah iradesiyle Sivas, Kastamonu, Ankara, Konya ve Erzurum gibi farklı vilayetlere sürgün edilmiştir. Sürgünlerden birkaçı resmî makamların izniyle yer değiştirirken önemli bir kısmı da firar ederek geri dönmüştür. Geri dönüp eşkıyalığa devam edenler ise ikinci defa sürgüne tabi tutulmuştur. Bu çalışmada, Osmanlı Arşivi’nde bulunan belgeler üzerinden sürgüne tabi tutulanların sürgün sebepleri, nasıl ve nerelere sürgün edildikleri, sürgün yerlerinden firar edip etmedikleri tespit edilmeye çalışılacaktır.
- MakaleAçık Erişim2026Millî Mücadele Dönemi’nde Dinî Nitelikli Bir Ayaklanma: Şeyh Eşref İsyanı
Uğur, Uçar
Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ve Anadolu’daki işgallerin artmasıyla birlikte, yerel direniş hareketleri de güçlenmiştir. Merkezî ve yerel otoritenin zayıflaması iç isyanları da beraberinde getirmiştir. 1919 yılında Bayburt’ta meydana gelen isyan bu mahiyettedir. Kendisini peygamber ilan eden Şeyh Eşref, dinî ve siyasî bir liderlik üstlenmiş ve bölgedeki halkı organize etmiştir. İsyan, merkezî otoriteye karşı bir başkaldırı olarak ortaya çıkmış ve Şeyh Eşref’in nüfuzu, yerel yönetimler tarafından tehdit olarak algılanmıştır. Mustafa Kemal’in nutuklarında bu olaya değinmesi, isyanın ulusal bağımsızlık Mücadelesi bağlamındaki önemini ortaya koymaktadır. İsyanın başlangıcı, Şeyh Eşref’in dinî söylemleri ve halk üzerindeki etkisiyle şekillenmiştir. İsyan kısa sürede Bayburt, Gümüşhane ve Trabzon’a kadar yayılmıştır. Özellikle dinî telkinlerle mürit toplayan Şeyh Eşref, zamanla tehlike arz etmeye başlamıştır. Yaşanan gelişmeler üzerine yerel yöneticiler bu faaliyetlere son vermek için harekete geçmiştir. İsyanın bastırılması için gerçekleştirilen askerî harekât ile 25 Aralık 1919 tarihinde çatışmalar başlamış ve Şeyh Eşref tüm uyarılara rağmen teslim olmamıştır. Bunun sonucunda şeyh öldürülmüş, müritleri de teslim olmuştur. İsyanın bastırılması sırasında biri binbaşı olmak üzere 18 asker şehit olmuş, 43 kişi de yaralanmıştır. Çalışma ele alınırken öncelikle Osmanlı Arşivi kaynaklarından, süreli yayınlardan, telif ve tetkik eserlerden yararlanılmıştır.
- MakaleYalnız künye2026Scientific Relations of the Ilkhanate State (Examples of China, India, and Egypt)
Dayı, Özkan
Despite the negative effects of the Mongol invasion in the thirteenth century, many countries, geographies, nations, and cultures found the opportunity to come together. This situation also led to the interaction of scientific and cultural elements, which had been limited politically and militarily, with each other. This period of interaction in scientific fields continued during the Ilkhanate, which was established in the Near East as a branch Mongol state after 1256. In addition to their commercial and political relations, the Ilkhanates maintained scientific exchanges with China, India, and Egypt. During the Mongol era, scientific relations were initially established by scholars and mueddibs who sought refuge in these regions to escape the Mongol invasion and received protection. With the arrival of Ilkhan Hülegü in the Near East, the Ilkhanids, also known as the Iranian Mongols, continued their scientific relations by establishing educational institutions, scientific research centers, and patronizing scholars. Scientific relations with the Yuan dynasty in China, the Delhi Turkic Sultanate in India, and the Mamluks in Egypt became a state policy consistently pursued by the Ilkhanate in a scientific sense during this period. In this study, we aim to convey the Ilkhanate's scientific relations with the geographies of China, India, and Egypt.
- MakaleAçık Erişim2026Educational Institutions Opened by Tsarist Russia in Azerbaijan in the XIXth Century within the Framework of Russification and Assimilation Policy
Sadık, Ramin
Azerbaijan, which fell under the occupation of Tsarist Russia at the beginning of the XIX century, faced the Russification and assimilation policy of the administration in cultural terms as well as being exploited in other areas. The Tsarist government tried to tear Azerbaijani Turks away from their past and aimed to assimilate them completely as an ultimate goal. The primary way of this was to raise loyal subjects in the region. In this context, the administration first tried to attract the nobles of the region and implemented a social engineering programme by providing Russian education to their children. For the implementation of this policy, the government considered it important to open state schools. Therefore, the administration started to establish state schools with the aim of Russification and assimilation of the people. The aim of this study is to determine that Tsarist Russia opened state schools in Azerbaijan in the XIX century with the aim of Russification and assimilation of the population. In this context, document analysis, which is a qualitative research method, was used in the study. During the study, the published archival documents containing the laws of the Tsarist administration were reviewed, the news of the Kavkaz newspaper on the subject and the Caucasus Calendar published every year were examined, as well as the information in first and second-hand sources were evaluated and used during the writing.
- MakaleAçık Erişim2026Kuzeydoğu Anadolu'da Bir Doğrusal Yapı: Sınır Hattı Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler
İlhan, Hüseyin
Kuzeydoğu Anadolu’da yer alan Bayburt-Gümüşhane toprakları, Anadolu’yu Kafkasya ve Karadeniz kıyı şeridiyle buluşturan tarihsel bir geçiş koridoru niteliği taşır. Nitekim yörede yürütülen yüzey araştırmaları, bu işlevi doğrular biçimde, kale ve gözetleme kulelerinden höyük, han ve köprülere kadar zengin bir arkeolojik-kültürel envanter ortaya koymuştur. Araştırmalar sırasında tespit edilen arkeolojik bulgulardan biri de büyüklüğü ile dikkat çeken bir doğrusal yapıdır. Kelkit ve Çoruh havzalarını ayıran su ayrım çizgisinin birkaç km doğusundan, Gümüşhane'nin Köse ilçesine bağlı Altıntaş Köyü'nün hemen kuzeyinden başlayarak, Bayburt sınırları içerisinde yer alan Pulur Dağları üzerinde sona eren bu yapı, başlangıcından sonuna kadar yaklaşık 24 km'dir. Özellikle İkindi Tepeleri ve Pulur Dağları üzerinde doğrusal yapının izleri açık bir şekilde görülebilmektedir ancak ovalık arazilerde bu izleri takip edebilmek oldukça güçtür. Kuzey-güney ekseninde uzanan ve ortalama 5 m genişliğinde bir moloz taş yığını şeklinde karşılaşılan yapının, takip edilebilen yüksek araziler üzerindeki kısmı 15 km'dir. Kelkit Havzası'na oldukça kolay bir geçiş imkanı sunan ve doğu-batı ulaşımında bir koridor niteliğindeki Mormuş Ovası ve Gökçedere Vadisi, stratejik birer topografyadır. Bu bağlamda yapı ve etrafında gerçekleştirilen arazi çalışmaları neticesinde, doğrusal yapı ve bununla ilişkili diğer yapıların bir sınır hattını oluşturduğu anlaşılmıştır. Söz konusu sınırın tarihlendirilmesi amacıyla uzun soluklu bir inceleme yürütülmüş; sahadaki benzer mimari özellikler ile seramik buluntular bütüncül olarak ele alınmıştır. Bütüne ait bir parça olduğu anlaşılan bu doğrusal hat, yakın çevresindeki ve muhtemel devamı üzerindeki çeşitli arkeolojik izlerle birlikte değerlendirildiğinde, bu toprakların uzun soluklu bir sınır işlevine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu tespit ışığında Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırlarda İslam orduları ile yoğun mücadeleler verdiği özellikle 7. yüzyıl sonları ve 8. yüzyıl başlarından 11-12. yüzyıllara kadar, zaman zaman önemini kaybetse de bu hattın sınır olarak kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Dahası Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınır yönetimine dair birçok kavramın somutlaştırılması ve örneğinin sunulması bu alanda yeni bir ufuk açmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, söz konusu doğrusal yapı temelinde bu sınır hattını aydınlığa kavuşturmayı ve bu konudaki çeşitli tespitleri aktarmayı amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Reformist Yönetime Karşı Muhafazakâr Direniş: Mihail Gorbaçov’a Yönelik Darbe Girişimi ve Sonuçları
Sadık, Ramin
Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’nun başat gücü Sovyetler Birliği, kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süreçte, ülke yönetiminde muhafazakâr kanat ile reform yanlılarının kıyasıya mücadele ettiği iktidar mücadelesine şahit olmuştur. Komünist Partisi içindeki muhafazakârlar, partinin toplum üzerinde etkin olmasını, Sovyet ülkesini kapitalist dünyadan koruyan bir araç olarak lüzumlu görmüşlerdir. O nedenle daha sert bir yönetimsel yaklaşım sergilenmesinin gerekli olduğuna kanaat getirmiştir. Buna karşın, halkın sosyal ihtiyaçlarının öne çıkarıldığı bir ekonomik sistemin savunuculuğunu yapan ıslahatçılar, bir yandan partideki kemikleşmiş muhafazakâr klikle mücadele ederken, bir yandan da batılı devletlerle rekabet edebilmek adına daha fazla toplumsal özgürlükleri öne çıkaran bir yol izlemeye çalışmışlardır. Böylece Sovyetler Birliği’nin varlığı boyunca yönetimde bir mücadele yaşanmış; ancak Mihail Gorbaçov dönemine kadar genel olarak muhafazakâr kanat, bu mücadeleden hep başarıyla çıkabilmiştir. Ağustos 1991’de Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov’a karşı düzenlenen darbe teşebbüsü, Sovyet tarihinde muhafazakârlar ile ıslahatçılar arasındaki anlaşmazlık sürecinin yeni bir boyutuydu. Darbe girişimi sırasında toplum ülkede devam etmekte olan ıslahatlardan yana tavrını koyarken, Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin’in Gorbaçov’dan yana tercihte bulunması teşebbüsün başarısız olmasında etkili oldu. Sonuçta darbe toplum ile Rusya liderliğinin sert direnişiyle püskürtüldü, buna rağmen Sovyetler Birliği’nin hızlı bir şekilde tarih sahnesinden silinme sürecine girdi ve o yılın sonunda feshedildi. Bu çalışmanın ana problemi, Sovyetler Birliği’nde muhafazakâr kanat ile reform yanlıları arasındaki mücadelenin kırılma noktası olan Ağustos 1991 darbe girişimini derinlemesine incelemektir. Bu bağlamda çalışma, darbeyi Sovyetler Birliği yönetiminde muhafazakârlar ile reformistler arasında yaşanan güç mücadelesi perspektifinden ele almaktadır. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmış, dönemin Rus ve Türk basını ana kaynaklar olarak incelenmiş, çeşitli birincil ve ikincil kaynaklarla harmanlanarak akademik bir metin haline getirilmiştir. Çalışma kapsamında Mihail Gorbaçov’un başlattığı ıslahatlar, ıslahatların ülkede birtakım değişiklikler meydana getirmesi, bu değişikliklerin ülkeyi yıkıma götürdüğüne inanan Komünist Partisi’nin muhafazakâr kanadının sürece engel olmaya çalışması ve sonuçta Ağustos 1991’de darbe girişiminde bulunması gibi çeşitli başlıklar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları, muhafazakâr kanadın Ağustos 1991’deki darbe girişiminin; reformist yönetimin başlattığı yeniliklerin yarattığı dönüşüm, dönemin siyasal ve toplumsal koşulları ile Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve ekibinin müdahaleleri sonucunda başarısızlığa uğradığını, dahası girişimin birlik cumhuriyetlerini merkezden uzaklaşma eğilimine sevk ederek Sovyetler Birliği’nin dağılmasına giden süreci hızlandırdığını ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Dream Motifs as Instruments of Legitimacy and Motivation in the Ottoman Empire (1453–1566)
Saka, Erdem
During the foundation and expansion periods of the Ottoman Empire, various political strategies were employed to secure legitimacy, gain support, and facilitate territorial expansion. Within this framework, dream narratives emerged as important instruments of political and ideological representation. These narratives frequently included religious figures such as prophets and caliphs, who possessed strong legitimacy within the Islamic world. Dreams presented to the sultan often contained symbolic elements associated with the ideal of universal sovereignty (cihan hâkimiyeti). Dreams reportedly seen before military campaigns, foretelling victory and sometimes indicating the direction of conquest, appear to have functioned as tools of political legitimation. At the same time, these dream narratives also reflected the folkloric and cultural characteristics of the period. Celestial symbols such as the moon, sun, and stars, together with mythological motifs including birds, fish, and rams, may be interpreted as symbolic representations of cosmological beliefs, collective hopes and fears, and perceptions of power, authority, and destiny. This study draws primarily upon archival documents, alongside chronicles and other relevant contemporary sources related to the period under examination.
- MakaleAçık Erişim2026Samakovcuk demir madenleri’nde üretim faaliyetleri (1695-1725)
Saka, Erdem
Samakovcuk Dökümhâneleri, Fatih Sultan Mehmed döneminde işletildiği şeklindeki yerel bilgiye istinaden “Fatih Dökümhânesi” şeklinde adlandırılmıştır. Erken dönemlerden itibaren işletilen Samakovcuk madenlerinde XVII. yüzyılın sonlarından itibaren yeni ocaklar açılmış ve ham demir üretim faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Buradan çıkarılan demir, İstanbul’daki harp sanayi tesislerine gönderilerek işlenmek suretiyle top güllesi ve humbara yapımında kullanılmıştır. XVII. yüzyılın sonunda ve XVIII. yüzyılın başında artan bu faaliyetler Prut Seferi’nin öncesinde de yoğunlaşmış olup, seferden sonra durma noktasına gelmiştir. Ancak 1714 yılında Venedik üzerine yapılacak seferin hazırlıklarına başlanmış olup, bu bağlamda yeni ocaklar açılmış ve üretim tesislerinin kapasitesi artırılmıştır. Akabinde ise Avusturya ve İran üzerine yapılacak seferlerin hazırlıkları münasebetiyle Tophâne ve Tersane gibi kurumlara ciddi miktarlarda demir gönderilmiştir. 1695-1725 yılları arasındaki zaman diliminde toplamda üç milyon tonun üzerinde maden ilgili kurumlara nakledilmiştir. Madenler deniz yoluyla sevk edilmiştir. Bu faaliyetleri yürüten madenciler bazı vergilerden muaf olmuşlardır. Bu çalışmada 1695-1725 yılları arasında Samakovcuk demir madenlerindeki üretim faaliyetlerinin, gönderilen demirin teslim edildiği kurumların, madenci taifesinin, üretim miktarlarının ve nakliye faaliyetlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın en önemli kaynaklarını Osmanlı Arşivleri’nden temin edilen vesikalar oluşturmaktadır. Araştırma-inceleme türü eserlerden de yararlanılmıştır.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-29T17:14:18.735506483Z | |
| dc.date.available | 2026-10-29T17:14:18.735506483Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/10047 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Tarih Bölümü | tr |
| dc.title | Department of History | en |
| organization.identifier.code | bayburt-insan-ve-toplum-bilimleri-tarih | |
| organization.unitType | department | |
| rdl.unit.alias | \btarih bolumu\b | |
| rdl.unit.alias | \bhist(ory)?\b |









