Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Alt birimler

Araştırmacılar(16)

Birim yayınları

36 →
  • MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ1
    Spiritual monachopsis and depressive symptoms among university students in Türkiye: a cross-sectional study

    Okur, S

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Modern çağın tükenmişliği: Dijital bağımlılık, fiziksel ve psikolojik yorgunluğun mental iyi oluş üzerine etkisi

    Süheyb, Okur

    Bu araştırmanın temel amacı, dijital yorgunluğun üniversite öğrencilerinin mental iyi oluşu üzerindeki etkisini incelemektir. İlişkisel tarama modelinde desenlenen çalışmanın örneklemini, bir İlahiyat Fakültesi'nde öğrenim gören 18-35 yaş aralığındaki 508 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler, Dijital Yorgunluk Ölçeği (DYÖ) ve Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMWBS) kullanılarak toplanmış; korelasyon, t-testi, ANOVA ve çoklu doğrusal regresyon teknikleri ile analiz edilmiştir. Bulgular, dijital yorgunluk ile mental iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle fiziksel/zihinsel yorgunluk boyutu, en güçlü negatif ilişkiyi sergilemiştir. Regresyon analizi, fiziksel/zihinsel yorgunluk ve psikosomatik sorunların, iyi oluşun en güçlü negatif yordayıcıları olduğunu ortaya koymuştur. Cinsiyete dayalı analizler, kadın öğrencilerin daha yüksek iyi oluş bildirdiğini, erkek öğrencilerin ise daha yüksek dijital bağımlılık düzeylerine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Paradoksal bir bulgu olarak, 31-35 yaş grubu hem dijital yorgunluk hem de mental iyi oluş açısından en yüksek düzeyleri sergilemiş; bu durum yaşam evreleriyle şekillenen karmaşık bir ilişkiye işaret etmiştir. Sonuç olarak, dijital yorgunluğun fiziksel ve somatik yansımalarının, öğrencilerde mental iyi oluşu azaltan en kritik faktörler olduğu belirlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Akıl ve Vahiy Arasında Alternatif Yollar: George I. Mavrodes Düşüncesinde Vahiy Modelleri

    Karadağ, Fırat

    Bu çalışma, dinî bilginin kaynağı ve doğrulanması meselesinde doğal teoloji-vahyedilmiş teoloji ayrımının açıklama gücünü ve yetersiz kaldığı noktaları, Mavrodes’in eleştirel yaklaşımı çerçevesinde incelemektedir. Yöntem olarak karşılaştırmalı kavram analizi, metinlerarası okuma ve nitel içerik analizi birlikte yürütülmüş; Thomas Aquinas ve John Locke’un akıl-vahiy tasnifleri, bu tasniflerin pratikteki geçirgenliği ve dinî inancın oluşumunda ortaya çıkan ara durumlar üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, dinî inancın çoğu kez salt aklî delillendirmeye veya salt vahiy iddiasına indirgenemediğini; doğru bir inancın kusurlu temellendirmelerle bile benimsenebileceğini (yanılgılı teoloji) ve kimi gerekçelendirmelerin klasik ölçütlerle tam örtüşmeyen “gri alanlar” ürettiğini (meşru olmayan inanç) göstermektedir. Bu bağlamda Mavrodes’in nedensellik, tezahür ve iletişim modelleri, vahyi sırasıyla Tanrısal nedensellik yoluyla inanç üretimi, doğrudan ifşa/karşılaşma tecrübesi ve kişiye-bağlama özgü dilsel hitap ile aracılık ağları temelinde açıklayarak, çağdaş din felsefesinde daha çoğulcu ve geçişken bir epistemolojik çerçeve önerir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Negatif Dinî Başa Çıkma Ölçeği (NDBÇ): Psikometrik Özellikler ve Teorik Ayrışabilirlik Üzerine Bir Ölçek Geliştirme Çalışması

    Süheyb, Okur

    Bu araştırmanın temel amacı, bireylerin travmatik yaşam olayları ve kötülük problemi karşısında Tanrı tasavvuru, kader inancı ve ilahi adalet algısı ekseninde yaşadıkları manevi gerilimleri ölçebilecek özgün bir araç geliştirmektir. Çalışma, güncel din psikolojisi literatüründe Koenig ve Carey tarafından sıklıkla eleştirilen 'ölçek kirlenmesi' sorunundan arındırılmış, geçerli ve güvenilir bir yapı sunmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda geliştirilen araç, manevi başa çıkma süreçlerini, 'huzur' veya 'iyimserlik' gibi psikolojik iyi oluş göstergeleriyle karıştırmadan saf bir teolojik ve bilişsel süreç olarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Metodolojik bir desen çerçevesinde yürütülen çalışmanın verileri 2025- 2026 akademik yılında ilahiyat fakültesinde öğrenim gören iki bağımsız öğrenci grubundan (AFA N=163; DFA N=291) toplanmıştır. Ölçek geliştirme sürecinin başında kapsam geçerliği çalışmaları Lawshe tekniği temel alınarak yürütülmüş, ardından Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) sürecinde binişiklik farkı .10’un altında olan maddeler elenerek yapı sadeleştirilmiştir. Yapısal Eşitlik Modellemesine dayalı Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) neticesinde "İçsel/Teolojik Çatışma" (bireyin Tanrı tasavvuru ve güvenine yönelik dikey bir kriz) ve "Dışsal/Adalet Sorgulaması" (bireyin kader, sistem ve sosyal adalete yönelik yatay bir mücadelesi) olmak üzere iki alt boyuttan ve 20 maddeden oluşan nihaî form doğrulanmıştır. Elde edilen uyum iyiliği değerleri (ꭓ2/sd = 3.51, CFI = .938, TLI = .930, RMSEA = .081, SRMR = .030) modelin verilerle kabul edilebilir düzeyde uyum sağladığını göstermiştir. Ölçeğin güvenirlik analizlerinde hem toplam puan (α = .976) hem de alt boyutlar (İçsel α = .957; Dışsal α = .961) için mükemmel düzeyde iç tutarlılık katsayılarına ulaşılmıştır. Ayrıca ölçeğin, "Manevi Monachopsis Ölçeği" ile gösterdiği güçlü eşzamanlı geçerlik (r = .734), geliştirilen aracın sadece yüzeysel stresi değil, ontolojik kopuşu ve manevi yersizlik hissini de tespit edebildiğini kanıtlamaktadır. Bulgular, Negatif Dinî Başa Çıkma Ölçeği'nin Türk kültürüne özgü adalet sorgulamalarını kapsayan, manevi süreçleri psikolojik sonuçlardan ayrıştırarak ölçen ve araştırmacılara tanılayıcı derinlik sunan, psikometrik açıdan güçlü bir araç olduğunu ortaya koymaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Mevlânâ’da dindarlığın niteliği: mesnevî’de sûret–mânâ temelli bir dindarlık tipolojisi

    Hasanov, Behram

    Bu çalışma, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde yer alan sûret–mânâ ayrımı ekseninde dindarlığın niteliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Sosyal ve beşerî bilimler literatüründe dindarlık çoğunlukla ritüel pratikler, davranışsal göstergeler ve bilişsel kabuller üzerinden tanımlanırken, Mevlânâ dindarlığı bireyin iç dünyasında meydana gelen ahlâkî ve ruhsal dönüşüm temelinde ele almaktadır. Makalede, Mesnevî’deki ilgili beyitlerden hareketle sûreti temel alan dindarlık ile mânâyı temel alan dindarlık olmak üzere iki tipolojik yaklaşım analiz edilmektedir. Nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde yürütülen çalışma, metin çözümlemesine dayalı tematik analiz yöntemini benimsemektedir. Bulgular, sûreti temel alan dindarlığın ibadetleri biçimsel düzeyde yerine getiren ancak kalıcı bir ahlâkî dönüşüm üretmeyen bir yapı sergilediğini; mânâyı temel alan dindarlığın ise içselleştirilmiş iman, ahlâkî olgunlaşma ve Allah ile derinlikli bir ilişki ortaya koyduğunu göstermektedir. Çalışma, Mevlânâ’nın dindarlık anlayışının çağdaş dindarlık tipolojilerine niteliksel bir katkı sunduğunu ortaya koymaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Dijital Bağımlılık ve Psikolojik Sıkıntı Ekseninde Din Anlayışının İkili Rolü

    Süheyb, Okur

    Bu araştırmanın amacı, farklı din anlayışı boyutlarının (seküler-mesafeli, muhafazakâr-geleneksel, mistik-özcü, kurumsal-aidiyete dayalı) üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeyleri ve psikolojik sıkıntıları (duygu durumları) üzerindeki yordayıcı rolünü çok boyutlu bir perspektiften incelemektir. Alan yazında dinin koruyucu rolü bilinse de din anlayışının homojen olmayan yapısının dijital bağımlılık karşısındaki rolü belirsizdir. İlişkisel tarama modeline göre tasarlanan çalışmaya 18-35 yaş arası 456 üniversite öğrencisi (N=456) katılmıştır. Veriler, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Duygudurum Profili ve Din Anlayışı Ölçeği ile çevrim içi toplanmıştır. Korelasyon analizi, dijital bağımlılık ile “Toplam Duygudurum Bozukluğu” arasında pozitif ve orta düzeyde bir ilişki (r = .420) göstermiştir. Çoklu regresyon analizleri sonucunda seküler-mesafeli din anlayışının hem dijital bağımlılığı (β = .109) hem de Toplam Duygudurum Bozukluğunu (β = .161) pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığını tespit edilmiştir. Buna karşın, muhafazakâr-geleneksel din anlayışının, Toplam Duygudurum Bozukluğunu negatif yönde (β = -.099) ve “Dinçlik-Aktiflik” alt boyutunu pozitif yönde (β = .283) anlamlı şekilde yordadığı bulunmuştur. Mistik-özcü ve kurumsal-aidiyete dayalı anlayışların anlamlı bir etkisi görülmemiştir. Bulgular, seküler-mesafeli anlayışın bir risk faktörü, muhafazakâr-geleneksel anlayışın ise koruyucu bir faktör olabileceğine işaret etmektedir

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Paul Tillich Felsefesinde Din-Sanat İlişkisi

    Karadağ, Fırat

    Bu çalışmada Paul Tillich’in din-sanat ilişkisine dair düşüncesi, Mutlak, nihai ilgi ve sembol kuramı ekseninde dinî, felsefi ve kavramsal bağlam içinde ele alınmıştır. Araştırmanın temel meselesi, din ile sanat arasındaki ilişkinin yüzeydeki konu ortaklığından öte bir derinliğe dayanıp dayanmadığıdır. Ayrıca sanatın dinsellik taşıma biçimlerinin üslup, içerik ve sembolik işlev bağlamında nasıl değerlendirileceğidir. Bu sorun, yalnızca estetik teorisi ya da teoloji sınırlarına hapsedilemeyecek şekilde varoluşsal kaygı, anlam üretimi ve kültürel biçimlenme gibi çok farklı alanlara dokunan disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmiştir. Yöntem olarak karşılaştırmalı kavram analizi, metinler arası okuma ve nitel kuramsal çözümleme kullanılmıştır. Çalışma, Tillich düşüncesinde dinin özünün nihai ilgi olarak tanımlandığını, Mutlak’ın koşulluluğu aşan zemini nedeniyle dinî ve estetik ifadelerin zorunlu olarak sembolik bir karakter taşıdığını göstermektedir. Tillich’in sanat anlayışı, sanatın yalnızca güzelleştirme olmadığını, üslup ve biçim aracılığıyla varlığın derinliğini görünür kılma işlevi taşıdığını öne çıkarmaktadır. Tillich düşüncesinde sanatın dolaylı dinselliği, natüralist ve dışavurumcu üslup ayrımı, üslup-içerik uygunsuzluğu sorunu, dinsel üslup ile dinsel içeriğin birlikteliği şeklinde dört düzeyli değerlendirme ölçütü oldukça önemlidir. Çünkü bu ölçütler sanat eserlerinin dinselliğini konu temelli indirgemelerden kurtararak üslup ve derinlik-içerik açısından analiz etmeyi mümkün kılmaktadır. Sembol kuramı açısından ise sembolün katılım niteliği, kendini aşma gücü, doğuş-olgunlaşma-ölüm döngüsü ile kutsal boşluk kavramı öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda çağdaş dinsel sanatın görevinin ölmüş sembolleri tekrar etmek değil, yerinde ve içsel zorunlulukla yeni sembolik şeffaflıklar üretmek olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak Tillich düşüncesi, din ile sanatı birbirinin yerine koymayan, ancak aynı varoluşsal kaynaktan beslenen ve koşulluluk içinde farklı işlevler üstlenen iki kesişen alan olarak sunmaktadır. Dinselliğin ölçütü ise ikonografik içerik değil sembolik otantiklik ve üslup-içerik uyumuna dayanır. Bu doğrultuda çağdaş dinsel sanatın etik-estetik sorumluluğu, sembollerin canlılığını koruyacak içsel zorunluluğu ve Mutlak’a işaret etme kapasitesini yeniden üretmektir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Anabaptist Gelenekte Spiritüalist Eğilimler: Hans Denck Örneği

    Keleş, Hatice

    Martin Luther’in başlattığı Reform Hareketi, yalnızca Protestanlığın ortaya çıkmasına yol açmamış, aynı zamanda farklı dinî yönelimlerin gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Bu yönelimlerden biri olan Radikal Reform, Reform sürecinin daha keskin ve farklı bir çizgisini temsil etmiştir. Radikal Reform; Anabaptistler, Spiritüalistler ve Evanjelikler olmak üzere üç ana gruba ayrılmıştır. Ancak Radikal Reform'un önde gelen oluşumu ise Anabaptistlerdir. Onlar da kendi içinde Evanjelik, Devrimci ve Spiritüalist Anabaptistler olmak üzere üç ana gruba ayrılmışlardır. Spiritüalizm, Tanrı ile inananlar arasında insan ya da nesne olsun bütün maddi aracıları bastırma eğilimine denilmiştir. Spiritüalistlerin bireyselliği ön plana çıkarmalarından dolayı cemaat veya topluluk kurma gibi bir hedefleri olmamıştır. Spiritüalistlerin en önemli özelliği, Kutsal Ruh’u temel almalarıdır. Teolojik olarak, bütün dış öğelerin önemini küçümsemişler ve içsel, ilahi ve ruhsal varlığın veya Ruh’un önemine vurgu yapmışlardır. Kutsal Metinlerin lafızlarından çok içerdiği anlamın önemli olduğunu, aynı şekilde sakramentlerin de fiziksel açıdan icra edilmesinden ziyade anlamının önemli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Spiritüalistlerin genel görüşü, inananın içsel (batınî) eğiliminin dışsal (zahiri) biçimlere uymaktan daha önemli olduğu ve seremonilerin ancak inananın güvenini dışsal biçimlerden uzaklaştırıp gerçek ruhani ibadete yönelttiği ölçüde değerli olduğudur. Bu görüşlerin temsilcisi konumunda olan Hans Denck, Anabaptizm’in ve Spiritüalizmin gelişiminde çok önemli bir figür olarak görülür. Bu çalışmada, Spiritüalizm, Spiritüalist tipolojiler ile Anabaptizmin ve Spiritüal Anabaptistlerin gelişiminde önde gelen temsilcilerden Hans Denck deskriptif ve karşılaştırmalı yöntemle ele alınmıştır.

  • MakaleYalnız künye2026
    Akademik Akıl ile İnanan Kalbin Sentezi: İlahiyat Öğrencileri İçin Kur’an ile İlişki Ölçeği’nin (Kiö) Geliştirilmesi

    Süheyb, Okur

    İlahiyat eğitimi, doğası gereği öğrencileri “akademik aklın” eleştirel disiplini ile “inanan kalbin” manevi teslimiyeti arasında karmaşık bir sentez kurmaya zorlamaktadır. Ancak mevcut literatürdeki ölçme araçları, öğrencilerin Kur'an-ı Kerim ile kurdukları bu çok katmanlı ilişkiyi genellikle “okuma sıklığı” gibi davranışsal boyutta ele almakta, varoluşsal ve entelektüel bütünleşmeyi ölçmekte yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, ilahiyat fakültesi öğrencilerinin Kur'an-ı Kerim ile kurdukları ilişkinin doğasını; manevi yönelim, akademik ilgi ve bu iki alanın bütünleşmesi ekseninde değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla yürütülmüştür. Metodolojik araştırma desenine sahip çalışmanın verileri, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Bayburt Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenim gören lisans öğrencilerinden iki aşamalı olarak toplanmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde, 161 öğrenciden elde edilen verilerle açımlayıcı faktör analizi (AFA), 288 öğrenciden elde edilen verilerle ise doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, toplam varyansın %63,214’ünü açıklayan, 13 madde ve üç alt boyuttan (Manevi Yönelim, Bütünleşme, Akademik İlgi) oluşan psikometrik açıdan güçlü bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, modelin mükemmel uyum iyiliği değerlerine sahip olduğunu göstermiştir (χ²/sd= 2.471, RMSEA=.072, CFI=.942). Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach Alpha) ise .884 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak literatüre kazandırılan “Kur'an ile İlişki Ölçeği (KİÖ)”, öğrencilerin Kur’an’ı Kerim ile kurdukları ilişkiyi sadece teknik bir okuma eylemi olarak değil, akademik merak ve manevi huşunun iç içe geçtiği bütüncül bir tecrübe olarak ölçme imkânı sunmaktadır.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • DerlemeAçık Erişim2026
    Beth Singler, Religion and Artificial Intelligence: An Introduction, Routledge, 2025, 218 s.

    Hasanov, Behram

    Beth Singler’s Religion and Artificial Intelligence: An Introduction (2025) is a pioneering study that explores the increasingly complex intersections between religion and artificial intelligence (AI) through the lenses of cultural and digital anthropology. Singler conceptualizes religion and AI as ‘two objects seemingly in motion’ and analyzes their intersections as forms of “entanglement,” challenging the assumption that religion belongs solely to the past while AI represents a purely secular future. Methodologically, the book adopts a bricolage approach rooted in religious studies, drawing on digital ethnography and grounded theory to allow theory to emerge from empirical data. Singler structures the relationship between religion and AI around three key categories: rejection, adoption, and adaptation. Rejection is illustrated through Christian and Muslim apocalyptic responses that frame AI as a threat to divine order. Adoption is examined through cases such as AI-generated sermons, personalized prayer apps, and ritual robots, which de- monstrate how religious traditions integrate AI technologies. Adaptation refers to more subtle transformations, including algorithmic authority, social media filter bubbles, and deepfake imagery, which reshape religious practice and truth claims. In later chapters, Singler analyzes transhumanism as an implicit religion, highli- ghting parallels between AI narratives such as Roko’s Basilisk and classical esc- hatological motifs. She also explores new religious movements that position AI as a spiritual being and discusses posthumanist challenges to human exceptionalism. Overall, the book presents AI as a cultural and religious phenomenon, offering a nuanced framework for understanding religion in the digital age.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-29T17:14:18.297915521Z
dc.date.available2026-10-29T17:14:18.297915521Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/10027
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleFelsefe ve Din Bilimleri Bölümütr
dc.titleDepartment of Philosophy and Religious Sciencesen
organization.identifier.codebayburt-ilahiyat-felsefe-ve-din-bilimleri
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.alias\bfelsefe ve din bilimleri bolumu\b
rdl.unit.alias\bphilosophy (and|&) religious sci