Koleksiyon/r/bayburt/10001

Yayınlar

Koleksiyondaki öğeler

  • MakaleAçık Erişim2026
    Reformist Yönetime Karşı Muhafazakâr Direniş: Mihail Gorbaçov’a Yönelik Darbe Girişimi ve Sonuçları

    Sadık, Ramin

    Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’nun başat gücü Sovyetler Birliği, kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süreçte, ülke yönetiminde muhafazakâr kanat ile reform yanlılarının kıyasıya mücadele ettiği iktidar mücadelesine şahit olmuştur. Komünist Partisi içindeki muhafazakârlar, partinin toplum üzerinde etkin olmasını, Sovyet ülkesini kapitalist dünyadan koruyan bir araç olarak lüzumlu görmüşlerdir. O nedenle daha sert bir yönetimsel yaklaşım sergilenmesinin gerekli olduğuna kanaat getirmiştir. Buna karşın, halkın sosyal ihtiyaçlarının öne çıkarıldığı bir ekonomik sistemin savunuculuğunu yapan ıslahatçılar, bir yandan partideki kemikleşmiş muhafazakâr klikle mücadele ederken, bir yandan da batılı devletlerle rekabet edebilmek adına daha fazla toplumsal özgürlükleri öne çıkaran bir yol izlemeye çalışmışlardır. Böylece Sovyetler Birliği’nin varlığı boyunca yönetimde bir mücadele yaşanmış; ancak Mihail Gorbaçov dönemine kadar genel olarak muhafazakâr kanat, bu mücadeleden hep başarıyla çıkabilmiştir. Ağustos 1991’de Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov’a karşı düzenlenen darbe teşebbüsü, Sovyet tarihinde muhafazakârlar ile ıslahatçılar arasındaki anlaşmazlık sürecinin yeni bir boyutuydu. Darbe girişimi sırasında toplum ülkede devam etmekte olan ıslahatlardan yana tavrını koyarken, Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin’in Gorbaçov’dan yana tercihte bulunması teşebbüsün başarısız olmasında etkili oldu. Sonuçta darbe toplum ile Rusya liderliğinin sert direnişiyle püskürtüldü, buna rağmen Sovyetler Birliği’nin hızlı bir şekilde tarih sahnesinden silinme sürecine girdi ve o yılın sonunda feshedildi. Bu çalışmanın ana problemi, Sovyetler Birliği’nde muhafazakâr kanat ile reform yanlıları arasındaki mücadelenin kırılma noktası olan Ağustos 1991 darbe girişimini derinlemesine incelemektir. Bu bağlamda çalışma, darbeyi Sovyetler Birliği yönetiminde muhafazakârlar ile reformistler arasında yaşanan güç mücadelesi perspektifinden ele almaktadır. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmış, dönemin Rus ve Türk basını ana kaynaklar olarak incelenmiş, çeşitli birincil ve ikincil kaynaklarla harmanlanarak akademik bir metin haline getirilmiştir. Çalışma kapsamında Mihail Gorbaçov’un başlattığı ıslahatlar, ıslahatların ülkede birtakım değişiklikler meydana getirmesi, bu değişikliklerin ülkeyi yıkıma götürdüğüne inanan Komünist Partisi’nin muhafazakâr kanadının sürece engel olmaya çalışması ve sonuçta Ağustos 1991’de darbe girişiminde bulunması gibi çeşitli başlıklar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları, muhafazakâr kanadın Ağustos 1991’deki darbe girişiminin; reformist yönetimin başlattığı yeniliklerin yarattığı dönüşüm, dönemin siyasal ve toplumsal koşulları ile Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve ekibinin müdahaleleri sonucunda başarısızlığa uğradığını, dahası girişimin birlik cumhuriyetlerini merkezden uzaklaşma eğilimine sevk ederek Sovyetler Birliği’nin dağılmasına giden süreci hızlandırdığını ortaya koymaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Paul Tillich Felsefesinde Din-Sanat İlişkisi

    Karadağ, Fırat

    Bu çalışmada Paul Tillich’in din-sanat ilişkisine dair düşüncesi, Mutlak, nihai ilgi ve sembol kuramı ekseninde dinî, felsefi ve kavramsal bağlam içinde ele alınmıştır. Araştırmanın temel meselesi, din ile sanat arasındaki ilişkinin yüzeydeki konu ortaklığından öte bir derinliğe dayanıp dayanmadığıdır. Ayrıca sanatın dinsellik taşıma biçimlerinin üslup, içerik ve sembolik işlev bağlamında nasıl değerlendirileceğidir. Bu sorun, yalnızca estetik teorisi ya da teoloji sınırlarına hapsedilemeyecek şekilde varoluşsal kaygı, anlam üretimi ve kültürel biçimlenme gibi çok farklı alanlara dokunan disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmiştir. Yöntem olarak karşılaştırmalı kavram analizi, metinler arası okuma ve nitel kuramsal çözümleme kullanılmıştır. Çalışma, Tillich düşüncesinde dinin özünün nihai ilgi olarak tanımlandığını, Mutlak’ın koşulluluğu aşan zemini nedeniyle dinî ve estetik ifadelerin zorunlu olarak sembolik bir karakter taşıdığını göstermektedir. Tillich’in sanat anlayışı, sanatın yalnızca güzelleştirme olmadığını, üslup ve biçim aracılığıyla varlığın derinliğini görünür kılma işlevi taşıdığını öne çıkarmaktadır. Tillich düşüncesinde sanatın dolaylı dinselliği, natüralist ve dışavurumcu üslup ayrımı, üslup-içerik uygunsuzluğu sorunu, dinsel üslup ile dinsel içeriğin birlikteliği şeklinde dört düzeyli değerlendirme ölçütü oldukça önemlidir. Çünkü bu ölçütler sanat eserlerinin dinselliğini konu temelli indirgemelerden kurtararak üslup ve derinlik-içerik açısından analiz etmeyi mümkün kılmaktadır. Sembol kuramı açısından ise sembolün katılım niteliği, kendini aşma gücü, doğuş-olgunlaşma-ölüm döngüsü ile kutsal boşluk kavramı öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda çağdaş dinsel sanatın görevinin ölmüş sembolleri tekrar etmek değil, yerinde ve içsel zorunlulukla yeni sembolik şeffaflıklar üretmek olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak Tillich düşüncesi, din ile sanatı birbirinin yerine koymayan, ancak aynı varoluşsal kaynaktan beslenen ve koşulluluk içinde farklı işlevler üstlenen iki kesişen alan olarak sunmaktadır. Dinselliğin ölçütü ise ikonografik içerik değil sembolik otantiklik ve üslup-içerik uyumuna dayanır. Bu doğrultuda çağdaş dinsel sanatın etik-estetik sorumluluğu, sembollerin canlılığını koruyacak içsel zorunluluğu ve Mutlak’a işaret etme kapasitesini yeniden üretmektir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Dream Motifs as Instruments of Legitimacy and Motivation in the Ottoman Empire (1453–1566)

    Saka, Erdem

    During the foundation and expansion periods of the Ottoman Empire, various political strategies were employed to secure legitimacy, gain support, and facilitate territorial expansion. Within this framework, dream narratives emerged as important instruments of political and ideological representation. These narratives frequently included religious figures such as prophets and caliphs, who possessed strong legitimacy within the Islamic world. Dreams presented to the sultan often contained symbolic elements associated with the ideal of universal sovereignty (cihan hâkimiyeti). Dreams reportedly seen before military campaigns, foretelling victory and sometimes indicating the direction of conquest, appear to have functioned as tools of political legitimation. At the same time, these dream narratives also reflected the folkloric and cultural characteristics of the period. Celestial symbols such as the moon, sun, and stars, together with mythological motifs including birds, fish, and rams, may be interpreted as symbolic representations of cosmological beliefs, collective hopes and fears, and perceptions of power, authority, and destiny. This study draws primarily upon archival documents, alongside chronicles and other relevant contemporary sources related to the period under examination.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Samakovcuk demir madenleri’nde üretim faaliyetleri (1695-1725)

    Saka, Erdem

    Samakovcuk Dökümhâneleri, Fatih Sultan Mehmed döneminde işletildiği şeklindeki yerel bilgiye istinaden “Fatih Dökümhânesi” şeklinde adlandırılmıştır. Erken dönemlerden itibaren işletilen Samakovcuk madenlerinde XVII. yüzyılın sonlarından itibaren yeni ocaklar açılmış ve ham demir üretim faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Buradan çıkarılan demir, İstanbul’daki harp sanayi tesislerine gönderilerek işlenmek suretiyle top güllesi ve humbara yapımında kullanılmıştır. XVII. yüzyılın sonunda ve XVIII. yüzyılın başında artan bu faaliyetler Prut Seferi’nin öncesinde de yoğunlaşmış olup, seferden sonra durma noktasına gelmiştir. Ancak 1714 yılında Venedik üzerine yapılacak seferin hazırlıklarına başlanmış olup, bu bağlamda yeni ocaklar açılmış ve üretim tesislerinin kapasitesi artırılmıştır. Akabinde ise Avusturya ve İran üzerine yapılacak seferlerin hazırlıkları münasebetiyle Tophâne ve Tersane gibi kurumlara ciddi miktarlarda demir gönderilmiştir. 1695-1725 yılları arasındaki zaman diliminde toplamda üç milyon tonun üzerinde maden ilgili kurumlara nakledilmiştir. Madenler deniz yoluyla sevk edilmiştir. Bu faaliyetleri yürüten madenciler bazı vergilerden muaf olmuşlardır. Bu çalışmada 1695-1725 yılları arasında Samakovcuk demir madenlerindeki üretim faaliyetlerinin, gönderilen demirin teslim edildiği kurumların, madenci taifesinin, üretim miktarlarının ve nakliye faaliyetlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın en önemli kaynaklarını Osmanlı Arşivleri’nden temin edilen vesikalar oluşturmaktadır. Araştırma-inceleme türü eserlerden de yararlanılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Almanya'da Misafir İşçi Anma Kültürü: Gösterişçi Duyarlılık

    Yurttaş, Süleyman; Karaca, İlhan

    Bu çalışma, Almanya’da son yıllarda giderek daha görünür hâle gelen misafir işçi anma kültürünü ve bu kültürün ardındaki siyasi dinamikleri konu almaktadır. Araştırmanın temel amacı, anma pratiklerini, “gösterişçi duyarlılık” kuramı çerçevesinde eleştirel bir analize tabi tutmaktır. Çalışma, anma kültürünün, geçmişle samimi bir yüzleşmeden ziyade, Almanya’nın güncel siyasi ve ekonomik krizler karşısında kendini “göçe açık” ve “tarihiyle barışık” bir toplum olarak sunma arzusundan kaynaklanan sembolik bir performans olduğunu iddia etmektedir. Araştırmada, doküman analizi kullanılarak yorumlayıcı bir yaklaşım benimsenmiş ve üst düzey siyasi aktörlerin konuşmaları, ırkçı saldırı kurbanlarının ailelerinin kamuya açık platformlarda yer alan açıklamaları ve kurumsal bellek projelerine ilişkin metinler incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, resmî söylem ile yapısal eşitsizlikler arasında derin bir çelişki olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle ırkçı saldırıların anılmasında, Mevlüde Genç gibi mağdurların affedici ve birleştirici mesajlarının devlet tarafından bir “barışma tiyatrosu” çerçevesinde araçsallaştırılarak, kurumsal ırkçılık ve devlet sorumluluğunun nasıl perdelendiği gösterilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Almanya’daki anma kültürünün, geçmişin öznelerinin bugünkü yaşam koşullarını iyileştiren somut ve kapsayıcı politikalardan ziyade, ahlaki bir üstünlük kurma ve toplumsal vicdanı rahatlatma amacı taşıyan sembolik jestlere dayandığı ve bu haliyle bir “gösterişçi duyarlılık” pratiği olduğu sonucuna varmıştır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Fundamental Principles of Ahl al-Sunna: The Views of the Jadidist Shākirjān Hamīdī

    Sever, Mehmet

    This study explores the theological boundaries and sectarian identity of the Jadīdism (Djadīdism) movement in the Idil-Ural region during the period of modernization through the lens of Shākirjān b. Asad Allāh Ḥamīdī (1878–1922 ?), one of its preeminent figures. While the scholarship on Jadīdism has predominantly focused on its educational and socio-political dimensions, this article addresses a significant lacuna by examining the preservation of Sunnī dogmatic identity within the movement. The research specifically analyzes Ḥamīdī’s seminal works, Iʿtiḳād wa-Iḳtiʿād and Sedjenjel al-Fiḳh, to delineate the theological limits set by the reformers. In terms of methodology, this research employs qualitative inquiry, utilizing text analysis and historical comparison. Centering on primary sources authored in the "New Tatar" Turkic vernacular, the study identifies and evaluates twenty fundamental principles (uṣūl) of Ahl al-Sunna as formulated by Ḥamīdī. These principles are systematically compared with classical Kalām literature and the intellectual legacy of Shihāb al- Dīn al-Mardjānī (d. 1889), the progenitor of religious reform in the region. Furthermore, the study elucidates the process of identity construction within the Jadīdī-Ḳadīmī dialectic, where Ḥamīdī defines the Sunnī self through a descriptive exclusion of "the Other," particularly the Muʿtazila and the Shīʿa.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yapay Zekâ ve Transhumanist Göstergeler Üzerinden ‘’Chappie’’ Filminin Analizi

    Karabulut, Ahmet; Sarıgül, Abdulselami; Sercan, Yavuz Selim

    Yapay zekâya sahip robotlar insan yaşamının sıradan bir parçası haline gelmiş ve yaşamı birçok yönden değiştirip dönüştürmüştür. Yapay zekâ teknolojisinin amacı insanların yaşamlarını kolaylaştırmak ve işlerini hafifletmektir. Ancak birçok alanda olduğu gibi yapay zekâ alanında da hesaplanmış davranışların öngörülemeyen sonuçları oluşmuştur. Yapay zekânın yoğun bir şekilde gündelik yaşamda yer alması distopik senaryoları da beraberinde getirmiştir. Bu süratli ve radikal değişimin insanlığa yönelik yarattığı tehlikeli durumlar tartışılırken, bu endişelerin sinema alanında da kendini göstermesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bu gelişmelerden dolayı farklı alanlarda filmler üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada, insan-makine-yapay zekâ arasındaki etkileşimin ortaya çıkaracağı sonuçları üreten ‘Chappie’ ‘filmi, transhumanizm bağlamında Barthes'in göstergebilimsel çözümleme yöntemleriyle analiz edilmiştir. Filmin içinde bulunan distopik bilgilerin anlatımında kullanılan imgelerin, yerlerin ve çağrışımların hem gösteren, gösterilen, gösterge hem de düz ve yan anlam analizleri yapılmıştır. Göstergeler kullanılarak elde edilen bulgularda ‘Chappie’ filminde yer alan robotların transhumanizm bağlamında insan- makine ve yapay zekâ ilişkisini ortaya çıkardığı söylenebilir. Sonuç olarak ortaya çıkan bu göstergelerin modern çağın vardığı en son noktada insan ve yapay zekâ arasındaki güç ve iktidar ilişkisini tanımladığı ifade edilebilir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Kamu Çalışanlarında Nepotizm, Psikolojik Sermaye ve Duygusal Tükenmişlik İlişkisi: Bayburt Örneği

    Battal, Fetullah; Eraslan, Esra

    Bu çalışmanın ilk amacı, nepotizm ve duygusal tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmada psikolojik sermayenin aracılık etkisinin olup olmadığına bakılmıştır. Çalışmanın teorik kısmında, nepotizm, duygusal tükenmişlik ve psikolojik sermaye kavramları ele alınmıştır. Literatürde nepotizm, duygusal tükenmişlik ve psikolojik sermaye ile ilgili daha önce yapılan ampirik çalışmalar incelenmiş ve bu doğrultuda araştırma modeli oluşturularak hipotezler geliştirilmiştir. Hipotezleri test edebilmek amacıyla anket tekniği ile Bayburt il/ ilçe milli eğitim müdürlüğünde görev yapan yöneticilerden ve öğretmenlerden 455 adet veri toplanmış olup SPSS ve AMOS programları aracılığıyla gerekli analizler yapılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda nepotizm ile duygusal tükenmişlik ilişkisi pozitif yönlü ve anlamlı, nepotizm ile psikolojik sermaye arasındaki ilişki negatif yönlü ve anlamsız, psikolojik sermaye ile duygusal tükenmişlik arasındaki ilişki ise negatif yönlü ve anlamlı bulunmuştur. Ayrıca psikolojik sermayenin, nepotizm ile duygusal tükenmişlik ilişkinde kısmi aracılık etkisinin bulunduğu anlaşılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Arap Sözlüklerinde Dilsel Ödünçleme ve Anlamsal Gelişim Arapçalaştırılmış Örneklerin Analitik İncelemesi

    Fallaha, Mahmoud

    Bu araştırma, Arap dilindeki söz varlığı ödünçlemesi ve anlam gelişimi olgularını yöntem bakımından incelemektedir. Çalışma, tarih boyunca ödünç alınan sözcüklerdeki anlam dönüşümlerini irdeleyerek, bu kelimelerin Arapça sözlüklerdeki seyrini ve anlam değişim mekanizmalarını çözümle-meyi amaçlamaktadır. Araştırma, betimleyici, çözümleyici ve tarihsel yön-teme dayanmaktadır. Çalışma öncelikle, dilsel ödünçleme kavramını ve bu kavramın Arapçalaştırma (ta'rīb), sözcük alıntılama (daḫīl) ve dil teması (temās) gibi ilişkili terimlerle bağlantısını inceleyerek aralarındaki farkları ortaya koymaktadır. Ardından, bu olgunun Arap dilindeki tarihsel gelişimi-ni siyasi, toplumsal ve kültürel nedenleriyle ele almaktadır. Araştırma, Arap dilinin yabancı unsurları özümseme ve bunları kendi ses ve biçim sistemine uyarlama yeteneğini ortaya koymakta ve bu unsurların anlam gelişimi ku-rallarına tabi tutulma sürecini incelemektedir. Çalışma, ödünçlenen sözcük-lerin geçirdiği anlam değişimlerini- genişleme, daralma ve aktarım süreçleri-ni- örneklerle açıklamakta ve bu sözcüklerin Cahiliye döneminden modern döneme kadar Arapça sözlüklerdeki semantik gelişimini takip etmektedir. Ayrıca, toplumsal, siyasal ve ekonomik etkenlerin dilsel ödünçleme sürecin-deki rolünü incelemekte, Arapçanın Farsça, Türkçe ve Yunanca gibi komşu dillerle etkileşimini örneklerle göstermektedir. Çalışma, el-Ferâhîdî'nin Kitâbü'l-Ayn'ından çağdaş sözlüklere kadar Arap sözlükbiliminin ödünçle-nen sözcükleri ele alış yöntemlerindeki gelişimi de ortaya koymaktadır. So-nuç olarak bu araştırma, dilsel ödünçlemenin basit bir sözcük aktarımı ol-mayıp, toplumlar arası kültürel etkileşimi yansıtan karmaşık bir süreç oldu-ğunu belirtmektedir. Ödünçlenen sözcüklerin, alıcı dilin toplumsal ve kültü-rel bağlamında geçirdiği anlam değişimleri belgelemektedir. Ayrıca Arap sözlüklerinin farklı dönemlerde bu olguya yaklaşımlarındaki yöntemsel geli-şimini de ortaya koymaktadır.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Down Sendromu Olan Çocukların Fiziksel Aktivite Düzeyleri ile Aile Yaşam Kaliteleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

    Töman, Ufuk; Yarimkaya, Erkan; Aydemir, Uğur; Şenlik, Zeynel Abidin; Demir, Mehmet

    Bu araştırmanın amacı, down sendromu olan çocukların fiziksel aktivite düzeyleri ile aile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmaya Adıyaman ilinde ikamet eden ve down sendromu olan çocuğa sahip 60 ebeveyn (anne: 44, baba: 16) katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Serbest Zaman Egzersiz Anketi" ve "Beach Center Aile Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde basit doğrusal regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları, down sendromu olan çocukların fiziksel aktivite düzeyinin aile yaşam kalitesi geneli ile aile yaşam kalitesi alt boyutları olan ebeveynlik, duygusal yeterlik, fiziksel/finansal/materyal yeterliği ve yetersizliğe ilişkin desteğin anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Buna karşın, down sendromu olan çocukların fiziksel aktivite düzeyi ile aile yaşam kalitesi alt boyutu olan aile etkileşimi arasında yordayıcı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar bağlamında, down sendromu olan çocukların aile yaşam kalitelerini ve aile yaşam kalitelerinin önemli bir bileşeni olan aile etkileşimini geliştirmek için ailenin diğer üyelerinin de katılımının sağlandığı fiziksel aktivitelerin düzenlenmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Examining the Mediation of Sport Engagement and Self-Confidence in the Effect of Self-Regulation on Burnout in Athletes: A Structural Equation Modeling Study

    Akeren, İhsan; Çelik, Hüsniye

    The aim of this study was to examine the mediation of self-esteem and sport engagement in the effect of self-regulation on burnout in athletes and to compare these variables according to some socio-demographic factors. The participants of the study, which was conducted with a correlational cross-sectional survey design, were 303 athletes of the Faculty of Sports Science. The Sportive Self-Regulation Scale (SSRS) was used to measure self-regulation, the Sport Engagement Scale (SES) to measure sport engagement, the Trait Sport-Confidence Inventory (TSCI) to measure sport confidence, and the Athlete Burnout Questionnaire (ABQ) to measure burnout. Results indicate that there are significant relationships between SSRS, SES, TSCI, and ABQ in student athletes. While sport age was positively associated with SSRS and SES, chronological age was not associated with any variable. When measures were compared by gender and type of sport, females and single sport participants had lower TSCI means. The 4th grade athletes had low SES and TSCI averages and high ABQ averages. Mediation results reveal that SSRS predicts SES and TSCI, SES does not have a mediating role because it does not predict ABQ, TSCI predicts ABQ and SSRS is a full mediator in its effect on ABQ.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2023
    Sedanter Kadınlarda Kan Basıncı ve Dinlenik Nabız Değerlerinin Bazı Antropometrik Özelliklerle İlişkisinin İncelenmesi

    Temür, Hacı Bayram

    Bu çalışmanın amacı, yetişkin sedanter kadınlarda, dinlenik nabız, yüksek ve düşük kan basıncı değerlerinin, yaş, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, beden kitle indeksi (BKİ), bel ve kalça çevre uzunlukları, bel-boy ve bel-kalça oranları ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya dahil edilen 54 katılımcının yaşları ortalaması, 38,20 ± 9,23 yıl, boy uzunlukları ortalaması 159,44 ± 6,38 cm, vücut ağırlıkları ortalaması ise 75,32 ± 12,52 kg düzeyindedir. Katılımcıların, sistolik ve diyastolik kan basıncı, dinlenik nabız, yaş, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, bel – kalça oranı, bel – boy oranı değerleri belirlendi. Ayrıca, BKİ değerleri hesaplandı. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamına aktarıldı. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programında Tanımlayıcı Frekans ve Korelasyon testleri kullanıldı. Analizler sonucunda, diyastolik kan basıncının, bel – kalça oranı ile ilişkisinin anlamlı (p>0,05) olmadığı, boy uzunluğu ile p<0,05 düzeyinde, negatif yönde, diğer tüm parametrelerle pozitif yönde anlamlı (p<0,01) ilişki gösterdiği belirlendi. Sistolik kan basıncının ise, sadece boy uzunluğu ile negatif yönlü ve p<0,05 düzeyinde, diğer tüm değişkenler ile pozitif yönlü anlamlı (p<0,01) ilişki içerisinde olduğu saptandı. Buna karşın dinlenik nabzın, tüm parametrelerle ilişkisinin anlamlı (p>0,05) olmadığı tespit edildi. Bunlarla birlikte, BKİ, bel ve kalça çevresi, karın bölgesi yağ miktarı ve bel/kalça çevresi ile anlamlı (p>0,05) bir ilişkisinin olmadığı ortaya konuldu. Araştırma bulguları neticesinde, sonuç olarak, diyastolik ve sistolik kan basıncının antropometrik özelliklerle negatif ya da pozitif ilişki içerisinde olduğu, dinlenik nabzın ise söz konusu değişkenlerle ilişkili olmadığı söylenebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Türkçe Ders Kitaplarında La Fontaine Masallarının Kullanılabilirliğine Dair Eleştirel Bir Yaklaşım

    Kara, Kürşad

    La Fontaine masalları fabl türünün önemli kaynaklarından biridir. Bu masallar genellikle örnek metin olarak Türkçe ders kitaplarında kullanılmaktadır. La Fontaine masallarındaki karakterlerin çelişkili kişilik özelliklerinin tespit edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda zıt kişiliklere sahip masal kahramanlarının çocuk okur açısından uygun olup olmadığı tartışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Kitap on iki kitabın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Bu kitaplarda nazım şeklinde yazılmış 231 masal yer almaktadır. Yapılan inceleme sonucunda masallardaki 94 hayvan karakterinden 21’inde birden fazla kişilik özelliği tespit edilmiştir. Bu kişilik özelliklerinin 44’ü olumlu, 143’ü olumsuz kişilik özelliğidir. Masallardaki karakterlerin farklı kişilik özellikleri sergilemelerinin çocuk okuyucuları açısından bazı olumsuz durumlar teşkil etmektedir. Karakterlerde aniden ve gerekçesiz yaşanan değişimler, çocuğun karakterlere ve kitaba karşı güveninin sarsılacağı bir durumdur. Değişimin inandırıcı olması ve okuru ikna etmesi gerekir. Birdenbire gerçekleşen, bir dirençle karşılaşmadan oluşan ya da olayda bir nedensellik bağı kurulmadan gerçekleştirilen değişimler çocuk okurda karaktere karşı bir güvensizlik oluşturulmasına neden olabilir. La Fontaine’in fablları birçok değeri somutlaştırarak gözler önüne serer. Fakat bu değerlerin sunumunda kahramanlara yüklenen zıt kişilik özellikleri yetişkinler için uygun olsa da ilkokul ve ortaokul öğrencileri açısından uygun olmadığı öngörülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Bayburt Halk Kültüründe Dua ve Beddualar

    Ünalan, Ozlem

    Dualar teslimiyeti ve inancı yansıtan, ümit bildiren iyi dileklerdir. Doğumdan ölüme yaşamın her evresinde dualara başvurulur. Duaların aksine beddualar öfke, acı ve üzüntü sonucunda kişinin muhatabına söylediği kötü ve olumsuz sözleri içerir. Beddualar çaresiz kalan insanın üzüntüsünün ve öfkesinin sözle dışa vurulmasıdır. Ayrıca beddualar haksızlığa veya zulme uğrayan kişinin kendisini rahatlatma yoludur. Dua ve beddualar diğer sözlü kültür ürünleri gibi bir geleneğin ürünüdür ve bunların geçmişi yüzyıllar öncesine dayanır. Bazı dua ve beddualarda Şamanizm ve eski Türk inanç sisteminin izleri görülürken özellikle dualar, İslami kültürün etkisiyle beddualara göre daha çok kabul görmüştür ve benimsenmiştir. Dualar ve beddualar müstakil olarak değerlendirilmelerinin yanı sıra âşık şiirinde, mânilerde, ninnilerde, türkülerde, halk hikâyesi ve destanlarda sıkça kullanılan sözlerdir. Bazı dua ve beddualar herkesçe bilinerek genel bir özellik göstermekle birlikte yörelere göre farklılıklar gösteren, yörenin gelenek ve göreneklerinden, inanışlarından ve yaşam biçiminden etkilenen dua ve beddualar da mevcuttur. Bayburt halk kültüründe de halk inanışlarıyla bütünleşmiş özellikle mânilerde ve âşık şiirinde yer almış halkın sıkça kullandığı dua ve beddualar vardır. Bu çalışmada Bayburt halk kültüründen tespit edilen dualar ve beddualar ayrı başlıklar altında incelenmiş ve her biri kendi içinde tasnif edilmiştir. Ayrıca halk inanışları ve uygulamalarında, mânilerde ve âşık şiirinde duaların kullanımıyla ilgili örnekler verilmiştir.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    “Altın Bülbül” Masalının Duyguların Dil Bildirimi Açısından İncelenmesi

    Akkoyun, Tuğba

    Edebiyat, dilin bilgilendirme ve duygulandırma işlevlerinin etkin olarak yer aldığı sanatsal bir alandır. Edebiyatın ilk ürünlerini içeren sözlü edebiyat, sanatsal bakış açısının ikinci planda olduğu, bilgi aktarımını ve duygulandırmayı amaçlayan sayısız kolektif metin sunmaktadır. Dilin en temel işlevi iletişimdir, dolayısıyla dil ile oluşturulan her unsurun amacı bir şeyleri iletmektir. Bir edebî ürün okuyucuya/ dinleyiciye geçmişteki olay ve olgular hakkında, dış dünyayla ilgili nesnel bilgiler verebilir; onun iç dünyasındaki duyguları harekete geçirebilir. Sözlü edebiyat ürünlerinde dinleyiciye bilgiler ve duygular sembollerle, millî kodlarla örülü biçimde, metnin dokusuna ve altyapısına işlenmiş olarak verilir. Dinleyici, millî kültürüne ait bu sembol ve kodları anlar. Aktarılmak ve yaşatılmak istenen duygu dinleyiciye nüfuz eder. Kolektif bellekte yer alan etik değerler, geçmiş yaşantılar, üzüntü ve sevinçler, kültürel tüm ögeler böylece nesilden nesile aktarılır. Üretim faaliyetlerinin ve bedensel hareketliliğin mecburen durduğu uzun kış gecelerinde insanlar, bir mekânda toplanıp mental faaliyetlerde bulunarak sosyal yapıyı bir arada tutmayı, kültürel devamlılığı sağlamıştır. Bu faaliyetlerde sözlü edebiyat ürünleri, eğlence, mizah, zevk uyandıran birer araç olarak yer almıştır. Bilmeceler, destanlar, masallar, hikâyeler, türküler vb. vasıtasıyla toplumdaki değerler, duygular ve tecrübî bilgilerin devamlılığı tesis edilmiştir. Bireysel ve sosyal açıdan türlü işlev ve yararları vardır. Bu ürünlerde bireyin ve toplumun iç dünyasını oluşturan zihin/ duygu yapısı ortaya konur. Dış dünyanın bireyin iç dünyasındaki yansıması olarak görülebilecek duygular, dile yansır. Her dilin duygu ve düşünceleri bildirim yolu birbirinden farklıdır. Duygusal hafıza, zihinde kalıcı iz bırakan ve bireyin zihninde tehlike sinyali işlevi gören uyarıcı yönüyle ön plandadır. Dillerin duyguları ifade ediş şekilleri bu bağlamda farklılık gösterse de temel olarak sekiz duygudan bahsedilir: sevinç, üzüntü, sevgi, tiksinme, korku, öfke, utanç ve hayret. Masallar, toplumun duygu ve düşünce dünyasını yansıtırlar. Dilin duygusal işlevi ve eğitsel işlev açısından zengin bir içeriğe sahiptirler. Bu çalışmada Altın Bülbül adlı masaldaki duygu bildirim dili incelenmiş, sekiz temel duygudan sevgi, sevinç, korku, öfke, üzüntü, hayret göstergelerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı görülmüştür. Duygu göstergeleri bilişsel olarak ve masaldaki işlevleri yönüyle açıklanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Manzum Bir Tefe’ülnâme: Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır

    Büyükada, Merve

    Tarihin her devrinde farklı coğrafyalardan kimseler, gelecekte yaşanabilecek hadiseleri öğrenmek ve buna göre çeşitli tedbirler almak istemişlerdir. Bu yüzden insanlar -özellikle de sıkıntılı dönemlerinde- fal uygulamalarının türlü yöntemlerine başvurmuşlardır. Türklerin yıldızlar, ay, güneş gibi gök cisimlerini, ateşi, hayvan kemiklerini, kumalak denilen taneler gibi birçok nesneyi kehanet ve fal vasıtası olarak kullandıkları bilinmektedir. Kur’an’da ve hadislerde gaibi, gizli olanı ve geleceği sadece Allah’ın bilebileceği bildirilmiş olmasına rağmen İslamiyet’in kabulünden sonra da fal bakma geleneği sürmüştür. Ancak bu dönemde fal bakma aracı olarak yararlanılan nesneler farklılaşmaya başlamış ve neticede çeşitli fal nevileri kullanılır hâle gelmiştir. Bunlardan biri de kitap fallarıdır. Kaynaklara göre fal bakma amacıyla en çok tercih edilen kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. “Tefe’ülnâme” olarak da zikredilen Kur’an falı örneklerinden biri de Süleymaniye Kütüphanesi Hasan Hayri-Abdullah Efendi Koleksiyonu’nda 00172-003 numara ile kayıtlıdır. 16 varaktan oluşan nüshanın 12b-16a varakları arasında yer alan metin, nesih hat ile kaleme alınmıştır. Eser, Mushaf-ı Şerîf’den Tefe’ül Etmenin Tarîki Beyânındadır başlığını taşımaktadır. Kur’an falı, aynı yazmanın 7b-12a sayfaları arasında yer alan Farsça manzum tefe’ülnâmenin Türkçeye tercümesidir. Falnâme, kısa mensur bir mukaddime ve 29 beyitlik kısa bir mesneviden oluşmaktadır. Mensur olan kısımda fal açmanın usulü açıklanarak fal açacak kişinin bazı ritüelleri gerçekleştirmesi istenmiştir. Manzum olan bölümde ise her bir harf elifba sırası gözetilerek yorumlanmış ve her harf bir beyitte tabir edilmiştir. Harflerin yorumları tefe’ülün gereği olarak büyük oranda müspet yöndedir. Çalışmada, mezkûr falnâme tanıtılarak Latin harflerine aktarılmış ve Kur’an falının dil içi çevirisine yer verilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Anabaptist Gelenekte Spiritüalist Eğilimler: Hans Denck Örneği

    Keleş, Hatice

    Martin Luther’in başlattığı Reform Hareketi, yalnızca Protestanlığın ortaya çıkmasına yol açmamış, aynı zamanda farklı dinî yönelimlerin gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Bu yönelimlerden biri olan Radikal Reform, Reform sürecinin daha keskin ve farklı bir çizgisini temsil etmiştir. Radikal Reform; Anabaptistler, Spiritüalistler ve Evanjelikler olmak üzere üç ana gruba ayrılmıştır. Ancak Radikal Reform'un önde gelen oluşumu ise Anabaptistlerdir. Onlar da kendi içinde Evanjelik, Devrimci ve Spiritüalist Anabaptistler olmak üzere üç ana gruba ayrılmışlardır. Spiritüalizm, Tanrı ile inananlar arasında insan ya da nesne olsun bütün maddi aracıları bastırma eğilimine denilmiştir. Spiritüalistlerin bireyselliği ön plana çıkarmalarından dolayı cemaat veya topluluk kurma gibi bir hedefleri olmamıştır. Spiritüalistlerin en önemli özelliği, Kutsal Ruh’u temel almalarıdır. Teolojik olarak, bütün dış öğelerin önemini küçümsemişler ve içsel, ilahi ve ruhsal varlığın veya Ruh’un önemine vurgu yapmışlardır. Kutsal Metinlerin lafızlarından çok içerdiği anlamın önemli olduğunu, aynı şekilde sakramentlerin de fiziksel açıdan icra edilmesinden ziyade anlamının önemli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Spiritüalistlerin genel görüşü, inananın içsel (batınî) eğiliminin dışsal (zahiri) biçimlere uymaktan daha önemli olduğu ve seremonilerin ancak inananın güvenini dışsal biçimlerden uzaklaştırıp gerçek ruhani ibadete yönelttiği ölçüde değerli olduğudur. Bu görüşlerin temsilcisi konumunda olan Hans Denck, Anabaptizm’in ve Spiritüalizmin gelişiminde çok önemli bir figür olarak görülür. Bu çalışmada, Spiritüalizm, Spiritüalist tipolojiler ile Anabaptizmin ve Spiritüal Anabaptistlerin gelişiminde önde gelen temsilcilerden Hans Denck deskriptif ve karşılaştırmalı yöntemle ele alınmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesi

    Kan, Muhammed Enes

    Bu çalışmanın amacı, öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesidir. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan çalışmada veriler, öğretim elemanlarından mülakat yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, öğretim elemanları üniversitedeki etik dışı uygulamalar konusunda; iş yükünü artıran görevlendirmelere, üniversiteye akademik personel alımı ve ders dağılımı süreçlerine dikkat çekmektedir. Öğretim elemanlarının ilgilenemeyecek kadar fazla sayıda lisansüstü öğrenci danışmanlığı üstlenmesi, öğrencilere karşı ayrımcılık yapılması, derslerin programlanan gün ve saatlerde işlenmemesi konuları ise öğrencilere yönelik etik dışı uygulamalar arasında ön plana çıkmıştır. Öğretim elemanları, etik dışı uygulamaların daha fazla para kazanma, kıskançlık, rekabet, intikam gibi kişisel duygular ve toplumsal yozlaşmanın artmasından kaynaklandığını düşünmektedir. Etik dışı davranışların iş yerinde huzursuzluğu artırdığı, kurumu itibarsızlaştırdığı ve eğitim-öğretimin verimini düşürdüğünü düşünen öğretim elemanları, üniversitelerde liyakatin daha fazla önemsenmesi, vatandaşlara ve kamu personeline etik eğitimi verilmesi ve etik standartların belirlenmesiyle bu eylemlerin azaltılabileceğini ifade etmektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Dijital yazmada web 2.0 aracı olarak padlet kullanımına yönelik öğretmen adayı görüşleri: yapay zekâ destekli özelliklere ilişkin yansımalar

    Banaz, Emrullah

    Dijital yazma becerileri, Web 2.0 araçları ve yapay zekâ destekli uygulamaların eğitim ortamlarına entegrasyonu ile birlikte öğretmen yetiştirme süreçlerinde giderek daha önemli hâle gelmektedir. Bu bağlamda, dijital yazma öğretiminde kullanılan araçlara yönelik öğretmen adaylarının deneyimlerinin incelenmesi, etkili ve sürdürülebilir pedagojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, dijital yazmada Web 2.0 aracı olarak kullanılan Padlet uygulamasına yönelik öğretmen adayı görüşlerini ve uygulamanın yapay zekâ destekli özelliklerine ilişkin düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bir eğitim fakültesinde öğrenim gören ve ders kapsamında Padlet uygulamasını deneyimleyen 40 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla Google Formlar üzerinden toplanmış ve MAXQDA 20 programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, öğretmen adaylarının Padlet’i dijital yazma sürecini destekleyen, işbirlikçi ve çoklu modlu bir araç olarak değerlendirdiklerini; yapay zekâ destekli ses ve görsel oluşturma özelliklerinin ise motivasyonu artırıcı ve üretkenliği destekleyici unsurlar olarak algılandığını göstermektedir. Bununla birlikte, yapay zekâ kullanımına yönelik pedagojik rehberlik ihtiyacının da vurgulandığı görülmüştür. Bu doğrultuda, öğretmen yetiştirme programlarında Web 2.0 ve yapay zekâ destekli dijital yazma uygulamalarına yönelik uygulamalı ve eleştirel içeriklerin artırılması önerilmektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Öğretmenler için alternatif ölçme ve değerlendirme öz-yeterlik ölçeğinin geliştirilmesi: geçerlik ve güvenirlik çalışması

    Veyis, Fatih; Kayar Muslu, Ayşegül; Çimen, Fatmanur; Cindilli, Büşra

    21. yüzyılda bireylerden beklenen beceri ve yeterliklerin değiştiği görülmektedir. Öğretim süreçlerini doğrudan etkileyen bu değişim, ölçme-değerlendirme anlayışı ve kullanılan teknikler üzerinde de etkisini göstermiştir. Alternatif ölçme-değerlendirme olarak adlandırılan bu teknikler, öğretmenlerin de çeşitli yeterliklere sahip olmasını gerektirmektedir. Bu açıdan öğretmenlerin alternatif ölçme ve değerlendirme yeterliklerini belirleyebilecek ölçme araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla öğretmenlerin söz konusu tekniklere yönelik öz yeterliklerini belirleyebilecek bir ölçme aracı geliştirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda geliştirilen ölçeğin varyansın %70'ini açıklayabildiği, 26 maddeli ve iki bileşenli bir yapıda olduğu görülmüştür. DFA, ölçeğin iki faktörlü yapısının doğrulandığını ve alt boyutların uyum değerlerinin gerekli şartları sağladığını ortaya koymuştur. Güvenirlik analizlerinde iç tutarlılık katsayısı .97 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğu görülmüş ve bu yönde yapılacak araştırmalarda kullanılabileceği değerlendirilmiştir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim