Koleksiyon/r/bayburt/10001

Yayınlar

Koleksiyondaki öğeler

  • MakaleAçık Erişim2025
    Deprem Sonrası Cerrahi Hemşirelerinin Algılanan Stres ve Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri

    Semerci, Vahide; Güneş, Hüseyin; Sönmez Sarı, Ebru; Beyoglu, Sakine

    Amaç: Bu araştırmada, deprem sonrası cerrahi hemşirelerinin algıladıkları stres ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanan bu araştırma, Türkiye’nin doğusunda yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinde gönüllü 241 cerrahi servis hemşireleri ile yürütüldü. Veriler; araştırmacılar tarafından 25 Eylül-15 Ekim 2023 tarihleri arasında çevrimiçi toplandı. Verilerin toplanmasında ‘‘Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ)’’ kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama, standart sapma, min-maks değerler, sayı ve yüzde kullanıldı. Verilerin analizinde parametrik testlerden bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü Anova ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Levene testi ile veri setinin homojenliği değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmada hemşirelerin yaş ortalaması 33,39±7,63 (19-55)’tir. Cerrahi hemşirelerin PİOÖ puan ortalaması 38,45±9,32 ve ASÖ puan ortalaması 30,23±7,10 olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin psikolojik iyi oluşları ve algılanan stresleri arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik yapılan Pearson korelasyon testi sonucuna göre, zayıf düzeyde, negatif yönde doğrusal ilişki vardır (r=-0,374, p<0,001). Sonuç: Bu çalışmada cerrahi hemşirelerinin algılanan stres ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Hemşirelerinin algılanan stres düzeyi azaldıkça psikolojik iyi oluş düzeyinin arttığı belirlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji Dersinin Öğrencilerin Etik Değerlerine Etkisi: Yarı Deneysel Çalışma

    Akeren, Zahide

    Çalışma, “Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji” dersinin ö ğrenci- lerin etik değerlerine (sorumluluk, saygı duyma ve adil olma) etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yarı deneysel tasarımla ger- çekleştirilen çalışma grubunu, bu dersi alan 39 öğrenci (girişim grubu) ve dersi almayan 48 ö ğrenciden (kontrol grubu) olu şturmuştur. Veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu” ve “Sa ğlık Bilimlerinde Okuyan Öğrencilerin Etik Değerleri Ölçeği (SBOÖEDÖ)” kullanılmış ve 87 öğrenci dâhil edilmiştir. Girişim grubundaki öğrencilere, 13 hafta boyunca haftada 2 saat süren “Hem şirelik Tarihi ve Deontoloji” e ği- timi verilmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulu- nulmamıştır. Eğitim sürecinin sonunda, her iki gruba tekrar SBOÖEDÖ uygulanarak veriler toplanm ıştır. Giri şim grubundaki ö ğrencilerin SBOÖEDÖ ön test toplam puanı (113,48±13,04) iken, son test toplam puanıdır (122,23±14,11). Ön test ve son test toplam puan ı arasındaki farkın istatistiksel anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Kontrol grubun- daki öğrencilerin SBOÖEDÖ ön test toplam puanı (117,56±11,21) iken, son test toplam puan ı (115,79±10,34)’dür. Ön test ve son test toplam puanları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Girişim ve kontrol grubunun ön testler SBOÖDÖ puan ortalamalar ı karşılaştırıldığında, anlamlı farklılık bulunmazken (p>0,05); son testte anlamlı farklılık bu- lunmuştur (p<0,05). “Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji” dersi alan ö ğ- rencilerin SBOÖEDÖ puanlar ında artış saptandı. Girişim grubundaki öğrencilerin “sorumluluk bilinci” alt boyut puan ortalamaları açısından grup içi (t=-2,397; p=0,022) ve 2 grup arasında istatistiksel anlamlı artış saptandı (t=-3,425; p=0,001). Aynı zamanda bu gruptaki ö ğrencilerin “adil olma” alt boyut puan ortalamalarında grup içerisindeki artışın ista- tistiksel anlamlı olduğu saptanırken (t=-2,743, p=0,009) “saygı duyma” alt boyut puan ortalamalarında grup içerisindeki artışın istatistiksel an- lamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). “Hemşirelik Tarihi ve Deonto- loji” dersinin öğrencilerin etik değerlerini olumlu yönde etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Necip Fazıl’s Ideolocia Pattern: A Thematic Analysis

    Yazıcı, Sinan

    Having made significant contributions to Turkish thought, Necip Fazıl Kısakürek is a thinker who has made serious contributions to the intellectual, philosophical, literary and political environment of our country. Despite this characteristic, he is known in our country only as a poet and writer who has produced important works in various fields of literature. For this reason, Necip Fazıl Kısakürek, who is referred to as a master in Turkish literature by some circles, is known as a poet who has the title of İkinci Sultanu'ş Şuara (Sultan of Poets) after Baki, and is also a thinker who has produced important works in the intellectual/political field. His works titled "Western Thought and Islamic Sufism" and "Ideolocya Örgüsü" are among his most important works as a thinker and political thinker. This study aims to reveal the foundations of Necip Fazıl's views on political and administrative order. For this reason, thematic content analysis was applied to Necip Fazıl's most important work on political and administrative order, "İdeolocya Örgüsü". Rather than defining the political and administrative structure envisaged by Necip Fazıl at a descriptive level, the aim was to reach the main reasons for envisaging this structure. With the literature review conducted in line with this purpose, both the political atmosphere of the period and the biography of the thinker and other important information on the subject were reached. Thus, the implicit meaning was tried to be discovered together with the themes obtained as a result of the analysis. As a result of the study, it was revealed that "İdeolocya Örgüsü" and the political and administrative model called "Başyücelik Devleti" proposed by Necip Fazıl were a result. The main reason leading to this result was understood as a result of the analysis as the decline process that started in the 16th century and continued until today.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yolsuzlukla Mücadelede Örnek Bir Ülke Olarak Singapur: Siyasi İrade, Yasalar, Reformlar, Eğitim ve İşbirliği

    Kan, Muhammed Enes

    Dünyada hemen her ülkenin ortak problemlerinden biri olan yolsuzluk, devlete ve topluma önemli zararlar veren çok boyutlu bir meseledir. Bu nedenle günümüzde birçok ülke, çeşitli enstrümanlar kullanarak yolsuzlukla mücadele etmekte ve bu yolsuzluğun olumsuz etkilerini bertaraf etmeye çalışmaktadır. Ancak, dünya genelinde az sayıda ülke bu mücadelede gerçek anlamda başarı elde etmiştir. Yolsuzlukla mücadeledeki başarısı, ulusal ve uluslararası göstergelerle herkes tarafından kabul edilen Singapur bu ülkelerden biridir. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele eden Singapur’un stratejilerini detaylı bir şekilde inceleyerek, yolsuzlukla mücadeleye ilişkin önerilerde bulunmaktır. Çalışma nitel araştırma desenine göre tasarlanmıştır. Çalışmada, nitel verilere dayalı olarak gerçekleştirilen kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede Singapur’un yolsuzlukla mücadelesini ele alan akademik çalışmalar, Singapur’un yolsuzluğa ilişkin yasal düzenlemeleri ve resmi kurumsal internet siteleri incelenmiştir. Bu çerçevede Singapur’un geçmişten günümüze bu sorunu nasıl ele aldığı ve çözümü için neler yaptığı derinlemesine araştırılmış, elde edilen bulgular derlenerek sunulmuştur. Araştırma sonucunda Singapur’un yolsuzlukla mücadelesindeki başarısında; hukukun üstünlüğünü sağlaması, güçlü yasal mevzuatı, kararlı siyasi iradesi, kurumsal düzenlemeleri ve reformları, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri ile uluslararası işbirliklerine verdiği önemin etkili olduğu tespit edilmiştir

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Siyasal propaganda aracı olarak müzik: 2023 seçim şarkılarının tematik analizi

    Kan, Muhammed Enes; Kapusızoğlu, Mehmet

    Seçim kampanyaları, siyasi partilerin seçmenle doğrudan iletişim kurabildikleri, toplumsal karşılık bulma amacıyla çeşitli stratejiler geliştirdikleri yoğun süreçlerdir. Bu çalışma, Türkiye’de 2023 yılında gerçekleştirilen milletvekili seçimlerinde TBMM’de temsil hakkı elde eden siyasi partilerin seçim kampanyalarında kullandıkları seçim müziklerini, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan içerik analizi çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın amacı, seçim müziklerinin siyasal iletişim bağlamında nasıl işlev gördüğünü, partilerin seçmenle kurdukları ilişkiyi hangi duygusal ve ideolojik kodlar üzerinden nasıl inşa ettiklerini ortaya koymaktır. Bu yönüyle çalışma siyasal iletişim ve müzik sosyolojisi disiplinlerinin kesişim noktasında yer almakta; müziğin siyasal alan içindeki temsil gücüne dair derinlemesine bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, seçim kampanyaları sırasında kullanılan müzikler yalnızca propaganda aracı değil; ideolojik kimlik inşası, duygusal mobilizasyon ve toplumsal hafıza oluşturma işlevi görmektedir. Temalar arasında en çok vatan, umut, mücadele, birlik ve liderlik öne çıkarken; muhalefet partileri daha çok değişim ve umut temalarına, iktidar partileri ise istikrar ve liderlik vurgusuna odaklanmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2025
    The Dynamics of Dutch Disease in Coffee-Producing Economies

    Kubar, Yesim; Kurt, Duygu Baysal; Ketenci, Seyit Taha

    Coffee producing countries have large production capacities, but the inefficient use of the income earned from the export of this product may have a negative impact on the economic growth rate. The fact that coffee producing countries are the world leaders in terms of coffee production and exports increases the possibility of the Dutch Disease problem in these countries. This has been the main motivation for investigating the existence of Dutch Disease in coffee-producing countries. In this study, the effect of Dutch Disease in the agricultural sector was analyzed by using the variables of coffee production amount, real exchange rate, GDP (gross domestic product), agricultural added value, exports, foreign direct investments and foreign trade deficit of Brazil, Colombia, Indonesia, Honduras, Mexico, Guatemala, Vietnam, Uganda, India, which produce the best coffee among the coffee producing countries and rank first in terms of production amount for the period 1989-2022. The long-term relationship between the variables was examined using the Pedroni panel cointegration test, and a significant cointegration relationship was found in the panel group. Long-term coefficient estimates were obtained using the Fully Modified Ordinary Least Squares (FMOLS) method. The coefficients were found to be statistically significant in both country-level and panel-level analyses. However, no direct evidence was found to support the existence of Dutch Disease. This finding was supported by the Hurlin panel causality test, which revealed that coffee production and exports did not lead to structural deterioration in the agricultural sector, indicating that no Dutch Disease effect was observed.

  • MakaleAçık Erişim2024
    The impact of aromatherapy on glossophobia among medical students: A study on cortisol levels and stress reduction

    Battal, Fetullah; Bayraktar, Bülent; Bozok, Ümmü Gülşen; Ozcan, Gulbahar Boyuk

    Glossophobia (fear of public speaking, presentation anxiety) is an anxiety disorder characterized by extreme fear and anxiety about public speaking. Glossophobia is a very common phobia worldwide, reportedly affecting 75% of the population. This study aims to examine the effects of different aroma inhalations (Thyme and Juniper) on public speaking anxiety, and salivary cortisol hormone levels in university students. The sample of the research consisted of a total of 104 university students, male and female, between the ages of 18-20. In the first step, cortisol hormone levels were determined using the ELISA technique in the saliva samples taken from the university students included in the study. The average salivary cortisol hormone level and public speaking anxiety levels of the university students participating in the study showed a positive and statistically significant relationship (p=0.001). There is a significant negative correlation between the participants' public speaking anxiety and post-thyme oil status at a 99% confidence level and a 1% significance level, r=-.318. When public speaking anxiety and juniper oil were analyzed, a significant negative relationship was found at r=-.290, a 99% confidence level, and a 1% significance level. It was also concluded that inhalation of 2% thyme essential oil in individuals with high glossophobia is both safe and beneficial in reducing anxiety levels.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex4TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Recaîzade mahmut ekrem’e göre şiirin estetik kaynağı olarak kadın: “bu da bir şi’r-i muhzin-i dîğer”

    Aytaç, Aslıhan

    Sanat eserini, güzellik unsuru bağlamında değerlendiren Recaîzade Mahmut Ekrem, bireysel duyuş ve hassasiyetleri önceleyen estetik değer hakkındaki teorik görüşleriyle Türk edebiyatının yenileşme seyrine dikkat çekici katkılarda bulunur. Bu bağlamda Recaîzade Mahmut Ekrem, sanatkârın duyuş tarzı, duygulanım ve anlamlandırma biçimini estetik değer kaynakları düzleminde açımlar. Böylece şiirin konusuyla ilgili retorik görüşleri, duyusal alana ait olan izlenimlerle ilişkilendirilebilir olması yönüyle önem taşır. Şairin duyarlığı ve şiirsel etkinlik üzerine kuramsal düşüncelerini “Bu Da Bir Şi’r-i Muhzin-i Dîğer” isimli eserinde estetize eden Recaîzade Mahmut Ekrem’e göre edebî metnin estetik değer kazanmasında güzelliğin temsilcisi olan kadın vazgeçilmez bir koşuldur. Şiirde kadın, birbirinden farklı nitelikleriyle özgün biçimde betimlenir ve sorumluluk bilincine sahip eylemleriyle idealleştirilip estetik bir kaynak şeklinde şiirin varoluş nedenine dönüşür.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Speeding up the Discrete Cosine Transform Through Custom Operations and Fixed-Point Arithmetic

    Akçay, Latif; Engin, Mustafa Alptekin

    Digital signal processing applications are becoming increasingly important because modern systems work with much larger amounts of data than before. The Discrete Cosine Transform (DCT), used in almost all multimedia compression methods, creates a significant computational load especially in resource-constrained embedded systems. This study proposes four custom operations compatible with Transport-Triggered Architecture (TTA). To enhance computational efficiency and avoid floating-point overhead, fixed-point arithmetic is used. To analyse the effect of the proposed operations, different Application-Specific Instruction Set Processor (ASIP) configurations were created on a general-purpose processor architecture. Performance analyses show that speedups between 2x and 3.5x are achieved. In addition, the developed processor models have been implemented in hardware. FPGA synthesis results indicate a reasonable increase in chip area, showing that the proposed solutions could be an efficient alternative, particularly for limited-resource embedded systems.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleYalnız künye2025
    An analysis of the artificial intelligence concerns of those learning turkish as a foreign language from the perspective of various variables

    Banaz, Emrullah; Demirel, Osman

    This study aims to identify the levels of anxiety towards artificial intelligence (AI) among individuals learning Turkish as a foreign language and to examine whether this anxiety shows significant differences according to variables such as gender, level of education, course level, and the use of AI in language learning. Employing a quantitative research design, the study adopted a survey model; data were collected online from 170 international students learning Turkish at A2, B1, B2, and C1 levels at various language teaching centres in Türkiye. The Artificial Intelligence Anxiety Scale was administered to participants; independent samples t-test and one-way analysis of variance were used in the analyses as parametric tests. According to the research results, participants' overall anxiety levels regarding AI were found to be high (X=4.30). In particular, concerns that AI could be misused, create mental dependency in individuals, and lead to uncontrollable outcomes form the basis of these high anxiety levels. Although male participants reported higher mean levels of AI anxiety (X = 4.40) than female participants (X = 4.19), this difference was not statistically significant (p=.264). However, significant differences emerged with respect to proficiency level and AI-use status. A2-level learners exhibited higher levels of anxiety, while individuals actively using AI tools demonstrated lower levels of anxiety. According to the results, it can be argued that the anxiety of individuals learning Turkish as a foreign language towards AI has a complex and multidimensional structure. The findings reveal that this anxiety is shaped not only by demographic factors such as technological competence or academic background, but also by individuals' relationship with technology, their level of experience, and their perceptual evaluations.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Kaosta doğan, kozmosla görevlendirilen kağan: oğuz kağan

    Akkoyun, Tuğba

    Destanlar, çoğunlukla, milletlerin herhangi bir şekilde yok olma aşamasına geldikleri dönemlerin tarihleridir. Sözlü gelenekle aktarılırken mitik bir zeminin üzerine inşa edilen yeni tabaklarla donanan ürünlerdir. Varoluş süreleri boyunca çekirdekteki aslî unsurları da taşırlar. Kimi zaman şecere, kimi zaman evrenin yaratılışı vb. hakkında insanların ilk bilgi ve tasavvurlarını içeren arkaik unsurlara sahiptirler. Türk destanlarının bugüne erişebilenleri için de durum aynıdır. Oğuz Kağan Destanı’nın arkaik yapısı, sözcük düzeyinden makro düzeye tüm metinde sürmektedir. Oğuz Kağan’ın dünyaya gelişinden itibaren Türk mitolojisinin ve kültürünün izleri anlatıda takip edilebilmektedir. Hemen tüm kültürlerin ilk mitolojik bilgisi olarak görülen kozmoloji, destanın temelinde yer almaktadır. Türklerin kozmolojik tasavvurlarının yanı sıra, dinî düşünce öncesi (yazının icadı öncesi) unsurlar, devlet geleneği ve yapısı gibi ögeler destanda anlamsal tabakalar halinde izlenebilmektedir. Tabakalar ve kültürel kodların anlamlandırılabilmesi için göstergelerin kavram alanlarının farklı açılardan değerlendirilmesi, dil bilim, onomastik gibi disiplinlere de başvurulmasını gerekli kılmaktadır. Bilhassa adlandırmanın ontolojik ve kültürel bağlantıları metnin çözümlenmesine ışık tutan seçimler olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda makalede astronomi, eski Türk dili, onomastik, antropoloji, tarih bilimleriyle bağlantılar kurulmuştur. Bu çalışma, Ferruh Ağca tarafından hazırlanan (2019) “Uygur Harfli Oğuz Destanı” (OKD) metni üzerine temellendirilmiştir. Metnin başında ve çeşitli kısımlarında eksikler olması bir dezavantaj teşkil etse de eldeki kısmın dilsel verilerinden yararlanılmıştır. Uygur harfli OKD’nin ait olduğu çevre, ne zaman ve kimin tarafından yazıldığı, sözlü gelenekte yaşayan destanın yazıya geçirilmiş ilk şekli olup olmadığı belli olmasa da metin, anlatı geleneği özelliklerini barındırmaktadır. İçerdiği mitolojik ifadeler nedeniyle en erken tarihli Oğuznâme olduğu genel kanaattir. Ay Kağan’ın bir erkek çocuk doğurmasıyla başlayan destanda, doğumundan itibaren üstün güç ve özellikler sergileyen bir Türk kağanının yaşamı, zaferleri ve kurduğu devletin bekası için oğullarını görevlendirmesi anlatılır. Çalışmada; Oğuz Kağan’ın adıyla anıldığı, canavarı avlama sahnesine kadar incelenen kısımdaki göstergelerin siyasi birliğe ihtiyaç duyulan kaotik bir ortamda dünyaya gelen Oğuz ekseninde, anlatının mitik ve kültürel kavram alanını, tutarlı/ tabakalı yapısını disiplinler arasılık yardımıyla ortaya koymak amaçlanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Seçmen davranışları etkileyen faktörler: Bayburt örneğinde bir araştırma

    Çağlar, Ali; Bayar, Ahmet

    Bu çalışmanın amacı, Bayburt ili özelinde seçmen davranışlarının hangi faktörlerle belirlendiği; neden kesintisiz bir şekilde sağ partilerin tercih edildiği ve sol partilerin şehirde neden çok düşük oy oranında kaldıklarını araştırmaktır. 1989 yılından bu yana müstakil bir seçim çevresi olan Bayburt’ta gerçekleşen yerel/genel seçimlerin hepsinde sağ siyasal partiler başarı göstermiştir. Bu çalışmanın ana veri kaynağı, Bayburt’ta faaliyet yürüten siyasi parti il örgütlerinin temsilcileri, gençlik ve kadın kollarında görev alan kişiler ile şehirden seçilen milletvekili ve belediye başkanlarıyla yapılan yarı yapılandırılmış mülakatlardır. Bu kapsamda şehirdeki sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile kanaat önderi olarak sınıflandırılabilecek ildeki siyasi yapıyı görece iyi bildiği düşünülen kişilerle de görüşmeler yapılmış ve toplam 36 mülakat gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın temel argümanı, Bayburt’taki siyasal tercihlerin ve parti algılarının, sosyolojik ve rasyonel oy verme yaklaşımları çerçevesinde anlamlandırılabileceğidir. Bayburt’ta güçlü bir milliyetçi muhafazakâr seçmen tabanın olduğu ve bunun temelinde seçmenlerin sahip oldukları dini duyguların/hassasiyetlerin bulunduğu, nihai olarak ilde sol partilerin çok düşük oy oranlarında kalmasında bu durumun etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    İslâm Hukukunda Adalet Sağlama Vasıtası Olarak Kur‘a ve Uygulanma İmkânı

    Mahmutoglu, Yakup; Abdelazız, Eıd Fathı Abdellatif

    Tüm hukuk sistemleri gibi İslâm hukuku da toplumsal düzeni sağlamak, ihtiyaçları karşılamak ve adaleti gerçekleştirmek amacıyla hayatın her alanıyla ilgili insan davranışlarını düzenleme, ortaya çıkan bir mesele hakkında çözüm üretme ve hüküm verme iddiasında olmuştur. İslâm hukukunda hüküm verme ve anlaşmazlıkları çözme yöntemlerinin çok olduğu bilinmektedir. Klasik fıkıh kitaplarında ayrıntılı bir şekilde açıklanan dava, delil, şahitlik, yemin, karine ve kur‘a gibi hak ispat etme vasıtaları, taraflardan birine haksızlık yapmaksızın hakkın belirlenmesine yardımcı olan yöntemlerdir. Kur‘a hariç, bu vasıtalar özellikle yargılama hukukunun önemli konuları arasında yer aldıkları ve sıklıkla başvuruldukları için oldukça fazla bilinmektedir. Bununla birlikte kur‘a, diğer vasıtalar/yöntemler kadar bilinmese ve hüküm verme bakımından diğerleri kadar belirleyici olmasa da hakların ve menfaatlerin paylaşımı esnasında tercih yapmanın mümkün olmadığı belirsizlik hallerinde gizli hükmü ortaya çıkarma, adaleti sağlama ve anlaşmazlıkları çözme yöntemi olarak kabul edilir. Biz bu çalışmada kur‘ayı İslâm hukuku çerçevesinde; fıkıh sistemindeki yeri, hukuksal değer olan adalet anlayışı ile ilişkisi ve gizli hükmü ortaya çıkarmadaki rolü açısından incelemek istedik. Öncelikle sözlük ve terim anlamlarını vererek tanıttığımız kur‘anın meşrûiyetini temellendirmek için Kur’ân, sünnet, sahabe uygulamaları ve fakihlerin çoğunun kur‘a üzerindeki ittifakı ile ilgili delillere yer verdik. Kur‘anın gayeleri başlığı altında İslâm hukuku açısından sağladığı faydalara, taraflar arasında kur‘a çekiminin yapılma şeklini (keyfiyetini) açıklama sadedinde ise dört mezhebin meşhur fakihlerinin görüşlerinden iktibaslara yer verdik. Ardından kur‘anın sıhhat şartlarını belirttik ve İslâm hukukunda uygulandığı alanlardan çeşitli örnekler verdik. Son olarak, kur‘anın Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre hükmünü ve kur‘a ile varılan sonucun tüm taraflar için bağlayıcı olup olmadığını tespit ettik.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Artificial Intelligence Applications in International Trade: A Bibliometric Analysis

    Aktepe, Cemalettin; İzgi, Fatma

    Artificial intelligence is having an increasingly significant impact on the functioning of international trade, productivity dynamics, and policy processes today. This study examined the role of artificial intelligence applications in international trade and identified research trends in the field using a bibliometric approach. The study analyzed 146 articles published between 1981 and 2025, using the keywords ‘international trade’ and ‘artificial intelligence applications’ in the Web of Science database on 4 September 2025. Subject areas and document types were considered during the search process; publication trends, collaborations between countries and institutions, the most-cited studies, and keyword networks were evaluated using VOSviewer. The findings show that academic output in the fields of artificial intelligence and international trade has increased rapidly, particularly since 2018, with 2024 exhibiting the highest publication volume. It was found that most studies were concentrated in the field of Business Economics. The analysis results clearly reveal that the United States, the United Kingdom, and China are leaders in both publication and citation counts. The original contribution of this study is that, unlike bibliometric studies commonly found in the literature that approach the relationship between ‘artificial intelligence and international trade’ from a general perspective, it addresses the subject from an international trade perspective, focusing on artificial intelligence applications. In this respect, the study provides a more targeted contribution to the field by revealing both the direction of development in the literature and the application areas in which artificial intelligence is concentrated in trade processes.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    What Do Teachers Think About the Use of Artificial Intelligence in Educational Environments?

    Cengiz, Ekrem; Gümüş, Muradiye

    Artificial intelligence is employed regularly in many different fields. Artificial intelligence applications in educational settings have become commonplace, particularly in recent years. Thus, the purpose of this study was to investigate how educators felt about the use of AI in classrooms. The study was conducted with teachers working in different types of schools in a provincial center in Türkiye's Eastern Black Sea region. The qualitative research strategy used the case study method to perform the study. The study's subjects were chosen to maximize variety. Fifteen elementary and middle school instructors took part in the survey. Seven open-ended interview questions that the study's researchers created were used to gather data for the investigation. Using this data collection tool, researchers collected the study's data. Through content analysis, the study's data were examined comprehensively. According to this research, most teachers with different branches and experiences participating in the study stated that artificial intelligence would make the education process efficient and facilitate and accelerate the education process. In contrast, some of them stated that it would make students lazy. In addition, teachers stated that artificial intelligence will contribute to their professional development, but they need training to use it. Suggestions include conducting studies like this with teachers working at different school levels and other education stakeholders, as well as training teachers in this field.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Motivation in Foreign Language Acquisition: The Case of Turkish at Akkuyu Nuclear Power Plant

    Kaplan, Kadir; Demirel, Osman; Avşar, Abdulvahap

    This study aims to determine the motivation of Russians working at Akkuyu Nuclear Power Plant towards learning Turkish. The study group consists of 17 female and 19 male employees working at Akkuyu Nuclear Power Plant. A mixed research method was preferred in the study, and data were collected using the Motivation Scale for Learning Turkish as a Foreign Language. The data obtained were analyzed using SPSS 22 software and content analysis techniques, and the results were discussed, tabulated, and interpreted with field experts. It was determined that the motivation of the Russians working at Akkuyu Nuclear Power Plant to learn Turkish was high, and the total scores they received from the motivation scale did not differ significantly according to gender, age, educational status, place of residence, course-taking status, and language level. It has been determined that the effect of business life is high among the reasons that push Russians to learn Turkish, and that they want to learn Turkish for a better job. It is also clearly stated that the study will contribute to the literature and guide future studies.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2024
    Investigation of the relationship between orthorexic tendencies and some anthropometric measurements and variables in university students

    Erkılıç, Tugçe Orkun; Bayraktar, Bülent; Bülbül, Ali Savaş; Bozok, Ümmü Gülşen; Erkılıç, Ali Ozan; Ozcan, Gulbahar Boyuk; Turan, Merve

    Orthorexia nervosa (ON) is a type of eating disorder marked by an excessive preoccupation with eating healthily to preserve and promote health, which surpasses normal levels of concern. This study aims to investigate the correlation between orthorexic tendencies, anthropometric measurements, and several other characteristics among university students. A cross-sectional study was done with a sample size of 307 university students from various departments, consisting of 228 females and 79 males. The data-gathering process consisted of administering a demographic information form and the ORTO-11 questionnaire. Anthropometric measurements, such as weight, height, waist circumference, hip circumference, and chest circumference, were measured. In addition, Body Mass Index (BMI) was calculated. The TANITA BC-418 equipment was used to measure the weight of the participants, while a flexible tape measure was used to measure their height, waist circumference, hip circumference, and chest circumference. The BMI was calculated by the individual's weight (in kilograms) by the square of their height (in meters). The data analysis encompassed the utilization of descriptive statistics, t-tests, variance analysis, and Pearson correlation analysis. A score of 25 or lower on the ORTO-11 scale was categorized as orthorexic, whereas a score higher than 25 was deemed normal. The average age and orthorexia scores of the subjects were 20.81±1.86 and 27.76±4.42 for females, and 21.38±4.14 and 28.11±4.37 for males, respectively. It was determined that 29.3% of the participants were found to display orthorexic tendencies, while the remaining 70.7% did not. There were no statistically significant variations in age, hip circumference, and orthorexia scores across genders (p>0.05). No statistically significant relationship was found between the total orthorexia scores and BMIs of the individuals (r=-.051, p>0.05). ON is associated with psychological and social complications, which in turn contribute to the development of disordered eating patterns. The results of this study indicate that determining the frequency of orthorexic tendencies among university students may contribute to the development of strategies for its prevention.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Relationship between perceptions of family-to-family support, general well-being, and psychological resilience of mothers with children with special needs

    Kırbaş, Zila Özlem; Şahin, Emel

    This study aimed to investigate the association between perceptions of family-to-family support and the general well-being and psychological resilience of mothers raising children with special needs. Employing a descriptive correlational research design, the study included mothers of children aged 0-18 residing in a city center in northeastern Türkiye. Data collection was conducted through face-to-face interviews using the Personal Information Form, Brief Psychological Resilience Scale, General Well-Being Scale Short Form, and Family-to-Family Support Perception Scale for Families of Disabled Children. The results revealed a positive and significant relationship between mothers' perceived level of family-to-family support and their psychological resilience (β=0.437, p<0.01). Furthermore, a positive relationship was observed between mothers' general well-being levels and perceived support (β=0.315, p<0.05). However, no significant relationship was found between general well-being levels and psychological resilience (β=0.189, p>0.05). These findings underscore the significant connections between perceived family-to-family support, general well-being, and psychological resilience among mothers of children with special needs. They suggest a critical need for developing enhanced social and psychological support mechanisms to alleviate the stress and difficulties experienced by these mothers.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Yapay Zekâ Destekli Görsel Sanat Yaratıcılığında Hipostatik Birleşme ve Erkenlik Paradoksu

    Keskin, Savaş; Uzun, Imran; İsmail, Birlik

    Bu makale görsel ve plastik sanatlar üst disiplinlerinin bir uzantısı olduğu varsayılan yapay zekâ görselliğini (fotoğraf, resim, grafik tasarım) kapsamaktadır. Makalenin çıkış noktası ise meşhur Cosmopolitan Dergisi’nin, Yapay Zekâ özel sayısının kapağında görünen “Kedi Yürüyüşü Yapan Kadın Astronot” illüstrasyonunun yanına kocaman bir şekilde şu ifadeyi iliştirmesidir: "Dünyanın İlk Yapay Zekâlı Dergi Kapağıyla Tanışın". Hatta derginin söz konusu sayısının internet sayfası lansmanında bu ifade biraz değiştirilerek “Dünyanın En Akıllı Yapay Zekâsı İlk Dergi Kapağını Yaptı” biçimine dönüşmüştür. Ancak fail ile fiili arasındaki bu ilişki dönüşümün en önemli ikinci mottosu ise şudur: “Ve onu yapmak yalnızca 20 saniye aldı!”. Belki de daha önce bir yardımcı araç/aparat olarak parçası olduğu modern görsel sanatlara bir yaratıcı fail olarak yeniden dahil olan bilgisayarlar, mutlak hızlılığın hüküm sürdüğü güncel post-McDonaldlaşma akılcılığının belki de en paradoksal akıldışılığı olarak tuhaf bir insan-bilgisayar tümleşmesini mevzubahis kılmıştır. Bu birleşmenin marjinal bir melezleşme mi, yoksa hipostatik bir birleşme mi olduğu ikilemi ise bu araştırmanın tartışma konusudur. Sanat eserinin insan emeği boyutunu ifade etmekte önemli bir parametre olan tekillik, artık melezleşen bir çoklu-fail ya da insansızlaşan fail tarafından her şeyde olduğu gibi erkenlik sorunsalına neden olmaya başlamıştır. Üstelik bu sorunsal, modern ve post-modern görsel sanatların pazarlama mottosuna dönüşmüştür. Sanatsal eylemin böylesine fiillerini erken boşalan failler tarafından sergilenmesi, üretimde bollaşma ile bayağılaşma/kalabalıklaşma arasında sıkışan yeni bir biricikleşme problemine işaret etmiştir. Çünkü Türk Dil Kurumu sözlüğü, gayr-ı meşru bir şekilde ilişki kuran anne ve babanın mahsulü olan çocuğun piç olarak çağrılabileceğini söyler. Baba sıfatına erişen insan ile ana sıfatındaki yapay zekânın bu gayr-ı meşru ve gelenekçilik açısından gayr-ı ahlakî ilişkisinden doğan sanat eseri piç midir yoksa insan emeğinden kopuşu nedeniyle soysuzlaşmanın/kökensizleşmenin bir sonucu mudur? Bu temel soruya ilişkin sorgular üretmek için var olan bu makale, hermenötik düzlemde biçimlenen bir dizi hipostatik birleşme meselesinin özü ve arketipleri hakkındadır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Martin Bucer’in 16. Yüzyıl Reform Hareketiyle Bölünme Yaşayan Hıristiyanları Uzlaştırma Gayretleri

    Keleş, Hatice

    16. yüzyılda meydana gelen reform hareketi, Martin Luther’in yanı sıra birçok farklı görüşe sahip olan din adamlarını da harekete geçirmiştir. Bu din adamlarından biri Martin Bucer (1491-1551)’dir. Bucer, Schlettstadt’ın yerel prestijli hümanist Latin okulunda ileri derecede bir eğitim almıştır. Hayatının erken yıllarında Hümanist ve Erasmian bir kimlik kazanmıştır. Luther ile tanışmasıyla birlikte reformu destekleyen dini liderlerden biri olmuştur. Daha sonra reformun önemli bir dini merkezi olan Strasburg’un din adamları meclisinin başkanı seçilmiştir. Bucer’in, reforma destek verdiği en önemli görüşü, gruplara/cemaatlere ayrılmış olan Hıristiyan alemini, uzlaşmacı bir yöntemle tekrar bir araya getirmektir. Bunun için de birçok toplantı, tartışma ve kolokyuma katılmıştır. Öncelikle Protestanları kendi aralarında birleştirmek için çabalamıştır. Daha sonra da Protestanlarla Katolikleri uzlaştırmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, Martin Bucer’in reform sürecinde görüş ayrılıkları sebebiyle çeşitli gruplara ayrılan Hıristiyanları birleştirme gayretleri deskriptif yöntemle ele alınmıştır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele