Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024
    Selçuklu dönemi iran’ında arapça yazan müellifler

    Dayı, Rumeysa Bakır

    On birinci yüzyılda İran coğrafyası Selçuklu hâkimiyetine girmiş, İslâmî dönem içerisinde kültür, sanat ve edebiyat açısından parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Selçuklu devlet adamlarının desteği ile Fars edebiyatının yanı sıra Arapça ve Arap edebiyatı da gelişim göstermiştir. İslamiyet’in yaygınlaşması ve Arapların İran’ı fethetmesi ile Arapça da siyasi bağlamda kendini göstermiş, Arapların İran topraklarına göç etmesi ile hızlanmıştır. Arap dilinin İran topraklarında yaygınlaşması, İran lehçeleri üzerinde daha çok sarayda kullanılan Pehlevice’nin üzerinde etki bırakmış hatta onu gölgede bırakmıştır. Siyasi ve divani konularda Arapçanın zorunlu hale gelmesi, Arapça kelimelerin de dile girmesine yol açmıştır. İslam kültüründe dini ve edebi ilimlerin Arapçaya çevrilmesi ve İran’da eğitim merkezlerinin açılması, Arap dilinin İranlılar arasında giderek yaygınlaşmasını sağlamıştır. Pehlevice’den Arapçaya çeviri yoluyla başlayan dil çalışmaları, şiir nazmetme ve dilbilim çalışmaları ile ortaya çıkmış, saray idaresinin desteği ile de hız kazanmıştır. Bu çerçevede Arapça ve Farsça bir milletin edebi, kültürel ve günlük hayatında ortak bir dili haline gelmiştir. İran halkı Arapça ile tanıştıktan sonra Farsça ve Arapça kelimeleri birleştirmiş iki dili tek bir potada harmanlamışlardır. Hatta bazı kelimeleri olduğu gibi alıp kendi dillerine yansıtmışlardır. Selçuklu İranı’nda, Arapça söz söyleyen büyük şair ve yazarlar ortaya çıkmış, Arap edebiyatı İran’da yükselişe geçmiştir. Bu durumda dini ve siyasi otoriterler içerisinde belli bir konuma ulaşmak isteyen kişiler, bu dili öğrenmek, yazışma ve konuşmada bu dili kullanmak zorunda olduklarını fark etmişlerdir. Arapça nazım ve nesir yazanlar, sultanların yanında ve hizmetinde büyük ikram ve iltifat görmüşlerdir. Özellikle bu dönemde müelliflerin eserlerinde Arapçayı tercih etmelerinin en önemli nedenlerinden biri kültürel etkileşimin yanında Arapçanın edebî sanatlar açısından daha hazır oluşu ve daha yerleşmiş anlatım tarzına sahip oluşudur. Ayrıca bu dönemde nesir konularında dinî, ilmî ve edebî alanlarda çeşitlilik meydana gelmiş, bu da İranlı müelliflerin dikkatini cezbetmiştir. Zira Arap ve İran topraklarında mensur çalışmalar Arap müelliflerden önce İran asıllı müellifler tarafından kaleme alınmış, tercüme hareketleri ile Arapçaya kazandırılmıştır. Örneğin Arap nesrinin gelişimi konusunda hem Pehleviceyi hem Arapçayı iyi bilen Ibn Mukaffa’nın ve Arapça risale yazan ve bu türü yeniden düzenleyen Yahyâ el-Kâtib’in adı zikredilebilir. Söz konusu bu 8.yy ediplerin yanında Selçuklu döneminde de ünlü Arapça yazarlar bulunmaktadır. Kübrevî tarikatının lideri büyük âlim Seyfüddîn el-Bâharzî, dil ve edebiyat âlimi Hâtib-i Tebrizî, saray kâtibi ve şecere âlimi Tuğrâî, tarihçi, şair ve yine soy bilimci Ebîverdî, ünlü Selçuklu vezirlerinden Enûşirvan b. Hâlid İran asıllı Arapça eserler kaleme alan müellifler arasında bulunmaktadır. Çalışmada, Selçuklu dönemi İran coğrafyasında Arapçanın tercih edilme nedenleri ele alınıp İran’da Arapça eserler kaleme alan ve Arapça yazılan eserleri şerh eden İranlı müellifler incelenecektir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Tölögön Kasımbekov’un ‘Baskın’ Romanında Tarih Bilinci

    Aytaç, Aslıhan

    İnsanoğlu geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç görüntü düzeyinden meydana gelen zaman algısına bütünsellik kazandırarak tarih bilinci oluşturur. Bu doğrultuda tarih bilinci, ataların deneyimsel belleğinden yola çıkarak şimdiyi, geçmiş düzleminde anlaşılır kılarken geleceğin farkındalıkla kurulmasını sağlar. Toplumlar için tutunma noktası oluşturan tarih bilinci, bir milletin varoluşundaki öncül koşullardan biri şeklinde kabul edilir. Tarih bilincini, anlatmaya dayalı edebî metinlerinde ana etimon olarak önceleyen Tölögön Kasımbekov, tarihsel romanlarıyla Kırgız edebiyatına yön verir. Yazar, tarihsel gerçeklikleri kurgusal düzleme aktarıp okuru bilgilendirmeyi amaçlarken ideolojisi doğrultusunda yönlendirmek ister. Bu bakış açısıyla yazarın tarihsel gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı ‘Baskın’ romanında, Türkistan coğrafyasındaki Hokand Hanlığının, 1859-1898 yılları arasındaki sosyal, politik, ekonomik, askerî ve kültürel panoraması, özgürlük/ bağımsızlık mücadelesi şeklinde çıkarılırken tarih bilincinin önemine dikkat çekilir. İnsan- zaman- mekân ilişkisinin algısal düzlemde kurulduğu romanda, kolektif bilinçte yer alan kültürel bellek kodları, tarih bilincini belirginleştirmek üzere sıklıkla kullanılır. Bu açıdan çalışmada geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki döngüsel ilişki; atalar kültü, vatan bilinci ve müziğin büyüsü şeklinde değerlendirilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Mektup Yazma Sanatında Bir Karşılaştırma Örneği-Mey Ziyâde ve Fatma Aliye

    Dayı, Rumeysa Bakır

    Türk ve Arap edebiyatı, Arapça ve Türkçe gibi yıllar boyunca aralarında dilbilim açısından yakınlık bulunmamasına rağmen belirli dönemlerde aynı topraklarda yaşam sürmeleri ve buna bağlı olarak medeniyetlerin yakınlaşmasıyla birbirlerinden etkilenmişlerdir. Her iki edebiyatta da divan edebiyatından başlayan yeni edebi türlerin gelişimi kendini göstermiştir. Mektup yazma sanatı da bu yeni edebi türler arasında olup yazının icadı ile başlamış olsa da edebi anlamda 19.yy’da vücut bulmuştur. Mektup yazma sanatı çerçevesinde resmi ve bireysel olarak erkek ya da kadın fark etmeksizin farklı konularda yazılar yayınlanmıştır. Çalışmada ön plana çıkarılmak istenen ise biri Arap edebiyatından Mey Ziyâde, diğeri Türk edebiyatından Fatma Aliye Hanım’ın mektup yazma sanatını kullanma şekilleridir. Aynı yüzyılın kadın edebiyatçılarından Mey Ziyâde ve Fatma Aliye Hanım mektup sanatında eser veren yazarlardan olup kadınları cesaretlendirme, bilgilendirme ya da kadının toplumdaki yerini vurgulamakla kalmaz, aynı zamanda kadınların kendi aralarında yazdıkları mektupları da ele almışlardır. Her iki kadın yazar da gerek eğitimleri ve kaleme aldıklarıyla gerekse edebi toplantılar düzenlemeleri, toplumsal kuruluşlarda öncü isim oluşları bağlamında Arap ve Türk edebiyatında önemli yere sahip olmuşlardır. Çalışma, mektup sanatından kısaca bahsedilen bir giriş bölümünden sonra her iki yazarın hayatlarını, edebi kişiliklerini ve eserlerini ele alan birinci bölüm ve adı geçen bu iki sanatçının mektup yazma sanatına katkılarını ve eserlerinde bunu nasıl işlediklerinden oluşan ikinci bölümden oluşmaktadır. Çalışmada Fatma Aliye Hanım’ın Levâyih-i Hayat’ı (Hayat Sahneleri), Mey Ziyâde’nin Resâilu Mey’i (Mey’in Mektupları) ana kaynak olarak ele alınmıştır. Levâyih-i Hayat’ta beş kadının kendi aralarında evlilik başlığı altında toplumdaki erkek-kadın kavramları, kız çocuklarının eğitiminin önemi, kadının toplumdaki saygınlığı, o dönemlerde evlilikte asıl beklentilerin ne olabileceği mektuplar vasıtasıyla aktarılmıştır. Resâilu Mey ise Mey Ziyâde’nin dostu Cibrân Halîl Cibrân’dan edebi hayranlık duyduğu Yakûb Sarrûf’a, Mısırlı yazar Melek Hanefi Nâsıf’e, Mısırlı felsefeci Lütfî es-Seyyid’e kadar birçok isimle mektuplaşmasını içermektedir. Mektuplarında Fatma Aliye Hanım gibi Doğulu kadınlarını ele almış, onlar adına edebi, felsefi ya da dini sorularını yöneltmiştir. Fatma Aliye Hanım ve Mey Ziyâde hakkında ferdi çalışmaların mevcut bulunmasıyla birlikte her iki edebiyatçının hayati ve edebi karşılaştırılmasının yapılmamış olması, eserler bağlamında da Levâyih-i Hayat ve Resâilu Mey’in mektup yazma sanatı çerçevesinde ele alınması ile çalışmanın edebi alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Yolsuzluk ve iktisadi gelişme ilişkileri: latin amerika, doğu avrupa ve asya ülkeleri’nden örnekler

    Gültekin, Ömer Faruk

    Yolsuzluk, toplumsal refah artışının önündeki en büyük engellerden biridir. Toplumlara bugün için büyük maliyetler oluşturmasının yanı sıra gelecek nesillere de ekonomik ve sosyal açıdan maliyetler oluşturur. Bu nedenle yolsuzluğun azaltılması, toplumların ekonomik gelişme gerçekleştirebilmeleri için çok önemlidir. Yolsuzluğun ekonomik gelişmeyle ilişkilerini araştırmak için Sovyet etkisi altında kalan bazı Avrupa ve Asya ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan iki farklı model geliştirilmiştir. 2000-2019 döneminin araştırıldığı modellerde yer alan değişkenler yolsuzluk algı endeksi, kişi başına düşen gelir, yönetişim, enflasyon, kamu harcamaları, doğrudan yabancı yatırımlar, ticari dışa açıklık ve beşeri sermaye endeksidir. Modellerle ilgili temel sınamalar sonrası İki Aşamalı Sistem GMM ve panel ARDL yaklaşımlarına dayalı tahminler yapılmış ve 4 farklı tahmin sonucu elde edilmiştir. Sonuçlara göre, ilk modelde kişi başına düşen gelir artışı, beşeri sermaye endeksi, ticarileşme ve yönetişim, yolsuzluk üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Öte yandan kamu harcamaları ve doğrudan yabancı yatırımların sonuçları Sistem GMM tahmini için istatistiksel olarak anlamlı değildir. İkinci modelde yolsuzluğun kişi başına düşen gelir artışını olumsuz etkilediği gözlenmiştir. Son aşamada Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi yapılmış ve bazı değişkenlerden yolsuzluğa doğru tek yönlü nedensellik ilişkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Araplarda Halk Hekimliğine Dair Bazı Tespitler

    Ünalan, Ibrahım

    Amaç: Bu çalışma Cahiliye döneminden itibaren Araplar arasında uygulanan halk hekimliği yöntemlerini tespit etmeyi, hastalıkların ve tedavilerin sosyal ve kültürel hayata etkilerini ortaya koymayı ve Araplar arasında şifa verdiğine inanılan mekânlara dair (şehir, türbe vb. ziyaret yerleri) örnekler vermeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu çalışma 25.03.2022 tarihinde “Geçmişten Günümüze Araplarda Halk Hekimliği” adıyla Bayburt Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje Koordinatörlüğü birimi tarafından 2022/69002-02 proje koduyla desteklenmiştir. Halk hekimliğiyle ilgili bazı bilgiler Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmiş ve Araplardaki halk hekimliği yöntemleri majik (büyüsel) ve akılcı (gerçekçi) yöntemler olarak tasnif edilmiştir. Bulgular: Araplarda halk hekimliğinin geçmişi İslamiyet öncesi döneme (Cahiliye dönemine) kadar dayanmaktadır. O dönemlerden itibaren hastalıkların tedavisinde majik ve akılcı yöntemler uygulanmıştır. Eski Mısır döneminden kalan belgelerde de halk hekimliğine dair bilgiler yer almaktadır. Ayrıca Arap seyyahlar seyahatnamelerinde şifa amacıyla ziyaret edilen türbe, şifalı su, taş vb. ziyaret yerlerinden söz etmişlerdir. Çalışmada literatür tarama yapılarak çeşitli Türkçe ve Arapça kaynaklardan konuyla ilgili veriler tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma neticesinde geçmişte olduğu gibi günümüzde de Araplar arasında çeşitli halk hekimliği yöntemlerinin uygulandığı belirlenmiştir. Bu yöntemlerin bir kısmı koruyucu bir kısmı da tedavi edici özellik göstermektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Moğol sivil valileri döneminde horasan (1233-1256)

    Durmuşoğlu, Kurban

    Geçmişten günümüze kadar birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olan Horasan coğrafyası, idarî anlamda hem zor hem de bir o kadar karışık dönemi Moğol hâkimiyetiyle yaşamıştı. Cengiz Han liderliğindeki Moğollar 1218 yılındaki Ortar hadisesinden sonra Ön Asya’da hâkimiyet kurmaya başlamışlardı. Cengiz Han’ın önderliğinde başlayan bu süreçte Moğollar, önce Mâverâünnehir ardından İran coğrafyasında Hârezmşâhlara ağır bir darbe vurmuş ve bölgeyi ele geçirmişlerdi. Bu süreç, aynı zamanda İran’a bağlı idarî bir bölge olan Horasan coğrafyasını da Moğol istilâsına maruz bırakmıştı. Büyük bir yıkımdan sonra ele geçirilen Horasan coğrafyası, Moğol idaresine boyun eğmek zorunda kalmıştı. Horasan coğrafyası, Moğol toprağı hâline geldikten sonra Cengiz Han’ın ülüşüne dâhil edilmemişti. Bu bölge bütün Moğollar için müşterek bir toprak parçası olarak yönetilmeye başlamıştı. Dolayısıyla bu durum Horasan coğrafyasında bütün Moğol şehzâdelerinin hak iddia ettiği, idarî anlamda karışık bir yapıyı ortaya çıkarmıştı. Bu sebeple Moğollar, Horasan coğrafyasına hâkim olduktan sonra bölgede idarî anlamda birtakım yeni uygulamaları hayata geçirmeye başlamıştı. Bu bağlamda Horasan coğrafyası, Cengiz Han döneminde askerî valilerle idare edilmişti. Ancak Horasan coğrafyasında özellikle Hârezmşâh etkinliğinin kırılamaması yüzünden bu sistem başarılı olmamıştı. Bu yüzden Cengiz’in ölümünden sonra onun ardılları döneminde Horasan’da aynı sistemin benimsenmediği görülmektedir. Cengiz Han’dan sonra tahta geçen Ögedey Han ile başlayan süreçte, Horasan coğrafyasında sivil valiler üzerinden yeni bir idarî yapı ortaya çıkmıştı. Bölgede görev alan sivil valiler, müşterek bir toprak parçası kabul edilen Horasan coğrafyasını merkez Karakorum adına idare etmişlerdi. Moğol hanı tarafından bölgeye atanan bu valiler, bölgede yalnız olmamıştı. Bütün Moğol şehzâdeleri Horasan’daki haklarından mahrum kalmamak için valilerle birlikte bölgeye birer temsilci göndermişlerdi. Bu da bölgede bir çıkar çatışmasının ortaya çıkmasının yanı sıra idarî anlamda da hakimiyet kurmak isteyen Moğol şehzâdelerinin hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştu. Horasan coğrafyasındaki bu karışık durum, Möngke Han’ın kardeşi Hülegü’yü daha merkeziyetçi bir idarenin kurulabilmesi için Ön Asya’ya görevlendirmesine kadar devam etmişti. Hülegü’nün Ön Asya’da İran merkezli bir Moğol şube devleti olan İlhanlıları kurmasıyla Horasan bir İlhanlı toprağı hâline gelmişti. Böylece artık bölgede bundan sonra İlhanlı idaresi başlamış olacaktı. İlhanlı Devleti’nin kuruluşuna kadar geçen süreçte Horasan’da üç sivil vali görev almıştı. Bu makale, Moğollarda Ögedey Han döneminden itibaren Horasan’da görev alan Cin Timur, Körgüz ve Argun Aka’nın valiliklerini dönemin çağdaş kaynakları üzerinden incelemekte; ayrıca Moğollar döneminde Horasan’ın sivil valiler tarafından nasıl idare edildiğine dair bilgi vermektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Osmanlı Dönemi Arap Edebiyatı Seyahatnamelerinde İstanbul

    Ünalan, Ibrahım

    İstanbul Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari ve kültür başkenti olduktan sonra Osmanlı’nın Arap vilayetlerinde yaşayan milletler, resmî işlerini yapabilmek veya devlet yöneticileriyle görüşmek için sık sık İstanbul’a ziyaretler gerçekleştirmiştir. Osmanlı dönemine mensup Arap seyyahlar da çeşitli görevler veya görüşmeler için İstanbul’a seyahatler düzenlemişlerdir. Bu seyahatleri boyunca karşılaştıkları olumlu ve olumsuz durumları, yol güzergâhlarını, İstanbul’un tarihî ve doğal güzelliklerini seyahatnamelerinde anlatmışlardır. İstanbul her seyyah için ayrı bir şey ifade etmiş ve her seyyah İstanbul’a farklı bir gözle bakmıştır. Yüzyıllar boyunca tarihî ve doğal güzellikleriyle seyyahların merak duyduğu ve seyahatler düzenlediği bu şehir, Osman dönemi Arap seyyahlarını da etkilemiştir. Osmanlı dönemi seyyahlarından Bedruddîn el-Gazzî’nin el-Metâli‘u’l-Bedriyye fi’l-Menâzili’r-Rûmiyye, Muhibbuddîn el-Hamevî’nin Bevâdî’d-Dumû‘i’l-‘Andemiyye bi-Vâdî’d-Diyâri’r-Rûmiyye, Ali b. Muhammed Temgrûtî’nin en-Nefhatu’l-Miskiyye fi’s-Sifâreti’t-Turkiyye, Muhammed Kibrît’in Rihletu’ş-Şitâ ve’s-Sayf, Kutbuddîn Nehrevâlî’nin el-Fevâidu’s-Seniyye fi’r-Rihleti’l-Medeniyye ve’r-Rûmiyye, Muhammed Hâfızuddîn el-Kudsî’nin İsfâru’l-Esfâr ve Ebkâru’l-Efkâr, İbrâhîm b. Abdirrahmân el-Hıyârî’nin Tuhfetu’l-Udebâ ve Selvetu’l-Gurabâ ve el-Âlûsî’nin Neşvetü’ş-Şemûl fi’s-Seferi ilâ İslâmbûl, Neşvetu’l-Mudâm fi’l-‘Avdi ilâ Dâri’s-Selâm ve Garâibu’l-İğtirâb ve Nüzhetü’l-Elbâb fi’z-Zehâbi ve’l-İkâmeti ve’l-İyâb isimli seyahatnameleri İstanbul hakkında çeşitli bilgiler içermektedir. Bu çalışmada seyyahların söz konusu seyahatnamelerindeki İstanbul gezilerinden, İstanbul’da yaşadıkları olaylardan ve İstanbul’a dair izlenimlerden söz edilecektir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2022
    İran EFL Liselerinin Ders Kitabı, Vizyon 1'de Kültürel Öğelerin Temsili

    Özkan, Yonca; Azimzadeh, Monireh

    İngilizce tüm dünyada iletişim dili haline gelmiştir. Bunun anlamı, farklı dillerdeki konuşmacıların farklı durumlarda birbirleriyle etkileşim kurmak için bu dili kullandıklarıdır. Ancak İngilizce konuşan kişiler farklı ülkelerden ve kültürlerden insanlarla karşılaşabilirler. Bu nedenle, başarılı bir dil iletişimcisi olabilmek için, öğrencilerin çeşitli ülkelerin adetleri, gelenekleri ve kültürleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Bu bilgiler ışığında Azimzadeh’in (2020) doktora çalışmasından bir kesit içeren bu çalışmanın temel amacı, İran lise müfredatlarında kullanılan İngilizce ders kitabının kültürel unsurlarını incelemektir. Bu doğrultuda, İngilizce ders kitabında temsil edilen kültürlerin coğrafi kökenlerini belirlemek için Kachru’nın (1986) modeli kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları, İran'ın kültürel içeriklerinin incelenen İngilizce ders kitaplarının kültürel içeriklerine hâkim olduğunu göstermiştir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    The Effect of Social Value Perception on Travel Motivation

    Apak, Ömer Ceyhun; Oflaz, Musa

    It is well known that Turkish citizens living abroad usually spend their holidays in the places where they were born and raised or where their families used to live. If we examine the trips these people make to Turkey and the time they spend in their home countries, we can speak of a travel movement that cannot be ignored. In this context, an online questionnaire was applied to 456 individuals in order to determine the effect of social value perceptions of Turkish citizens living in Vienna on their travel motivations. It was found that there were significant differences between the Turkish culture dimension and descriptive information in terms of occupation, education level, age, number of visits to Turkey, number of children and length of stay. The results of the path analysis showed that the perception of social value has a significant and positive effect on Turkish culture and family inheritance.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Tradition and Identity Construction in Cengiz Aytmatov's Novel "The White Ship"

    Oruç, Osman

    Aytmatov is one of the most important novelists of the Turkic world, who managed to express the story of the Kyrgyz in all its aspects but implicitly during the Soviet Russia period. In an environment where writing, especially as a Turkic novelist under the yoke of the Soviet administration, voicing national/traditional values, bears a heavy price to pay, Aytmatov has undertaken a difficult task. He instilled in the Kyrgyz people, who lived in a colonial state, the consciousness of being a nation through national romance, and thus made them realize their "self". In this sense, the works of Cengiz Aytmatov have an irreplaceable value not only for the Kyrgyz but also for all Turkic. The dominant theme that affects almost all of these works is the theme of being able to re-create oneself despite all the negativities, embracing the future by embracing the revitalizing power of tradition and establishing a national identity in the face of "mankurtism". Aytmatov, who built his works by benefiting from the accumulation of tradition, thus wants to give a historical message to the nation he belongs to. This message includes the meaning that an imagination of the future will be created by being inspired by the past. In this study, the possibilities of constructing an identity based on the fairy tale, which is one of the carrier elements of the tradition in the author's novel “The White Ship”, were emphasized.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Moğol asrında basra körfezi (1220-1335)

    Dayı, Özkan

    Moğolların İran coğrafyasına hâkim olması ile Güney İran bölgesinde bulunan yönetimlerin elinde bulunan Basra Körfezi’nin ticaret merkezleri de dolaylı olarak daha sonra İlhanlı Devleti’nin denetimine girmişti. Basra körfezi ticareti XIII. yüzyılda İlhanlı Devleti’nin önemli ticaret güzergâhlarından biri idi. Basra körfezi üzerinden yapılan ticaret, Umman ve Hind denizleri vasıtası ile baharat yolu ticarteinin önemli duraklarına ulamaktaydı. Basra körfezi vasıtası ile İlhanlılar, Arabistan, Hindistan, Çin ve Güneydoğu Asya diyarlarından getirilen kıymetli malları Avrupa’ya ulaştırmakta idiler. İlhanlılar zamanında oldukça zengin bir ticarî hayata sahip olan Basra körfezi, İlhanlı Devleti’nin iktisadî yapısının da önemli dayanaklarından birisi idi. Bu bağlamda Ortaçağ ticarî faaliyetlerinde değerli bir yeri olan Basra körfezi’ni ve bu körfezin komşu olduğu Umman ve Hind Denizi ticarî güzergâhını, bu bölgenin önemli ticaret limanlarını bu coğrafyada İlhanlı Devleti’nin hâkimiyeti sürecinde değerlendireceğiz. Basra körfezi civarında bulunan ve bu bölgenin ticaret limanlarını ellerinde bulunduran, İlhnalılara tabi yerel yönetimlerin İlhanlılar ile ilişkileri ve bu ilişkinin Basra körfezi ticaretne yansıması çalışmamızda ele alamaya gayret edeceğimiz bir diğre husus olacaktır.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2021Scopus SJRQ3
    Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye Arasında Sosyal Güvence İş Birliklerinin Değerlendirilmesi

    Bulut, Mehmet

    Uluslararası göçün göçmenler açısından ortaya çıkardığı en önem- li sorunlardan birisi sosyal güvence konusudur. Nitekim ülkelerin- den yurtdışına çalışmaya giden kişiler sosyal güvenlik mevzuatla- rındaki katı kuralların etkisi ile ya tamamen sistem dışında kalmış ya da her iki ülke sisteminin de parçası olmuşlardır. Bu sorunun çözümlenmesi açısından ülkeler iç hukuk sistemlerinin yanında ikili sosyal güvenlik sözleşmelerini devreye sokmaktadırlar. Tür- kiye ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında yaşanan insan hareketliliği de yıllar içinde kümülatif olarak artmıştır. Bunun so- nucunda gerçekleşmesi gereken sosyal güvence iş birliği ise henüz yeterli seviyede değildir ve bazı adımların atılması gerekmektedir. Mevcut durumda Azerbaycan ve Kırgızistan ile onaylanmış olan ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri bulunmaktadır. Ancak uygulama noktasında sıkıntılar yaşanmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Ertuğrul faciasının trabzonlu şehitleri

    Bulut, Engin Çağdaş

    Osmanlı Devleti’nin Uzakdoğu ile ilgilenmesi, Japonya’nın dışa kapalı bir ülke olma politikasını bırakıp dünyaya açılmasıyla birlikte başladı. Japonya’nın uzun süren “Sakoku (kapalı ülke)” dönemini bitiren açılım politikası sonrasında Japon Prensi İstanbul’u ziyaret etmiş, bu ziyarete bir karşılık verme ihtiyacı ortaya çıkmıştı. Osmanlı Devleti açısından bakıldığında Japonya’ya yapılacak ziyaretin iki amacı vardı: Rusya’ya karşı bir müttefik edinmek ve Avrupalı devletlerin sömürgesi olan Müslüman halkla irtibat kurulabilmek. Bu amaç doğrultusunda Japonya’ya bir deniz yolculuğu planlandı. Osmanlı Devleti tarihinin en uzun yolculuklarından birisini gerçekleştirecek gemi olarak da tüm tartışmalara rağmen Ertuğrul Fırkateyni seçildi. Fakat çeşitli kazalar, kötü hava şartları ve salgın hastalıklarla mücadele ederek yaklaşık 11 ay süren gidiş yolculuğunu tamamlayan Ertuğrul Fırkateyni, dönüş yolculuğunun henüz başındayken fırtına sonucu Japonya sahillerinde battı. 527 kişinin şehit olduğu ve 69 kişinin kurtulduğu gemide Karadeniz Bölgesi’nden giden yaklaşık 300 kişi de bulunmaktaydı. 71 şehit ile Trabzon şehri hem bölge içerisinde hem de ülke çapında en çok şehit veren il oldu. O dönem ki Trabzon Vilayeti sınırları dikkate alındığında ise bu sayı yaklaşık 230 civarındaydı.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Bamsı beyrek boyunun trabzon varyantı bası böyrek üzerine bir inceleme

    Kabak, Turgay

    Türk kültür tarihinin en önemli eserlerinden birisi olan Dede Korkut üzerine ülkemiz ve yurtdışında günümüze kadar pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalardan ülkemizde yapılanlara bakıldığı zaman çalışmaları iki ana kola ayırmak mümkündür. Bunlardan biri Dede Korkut kitabının nüshaları, diğeri de Dede Korkut boylarının Anadolu’daki varyantları ile ilgili yapılan çalışmalardır. Bamsı Beyrek boyunun Trabzon varyantı ilk olarak 1931 yılında Bartın Gazetesi’nde Ahmet Baha imzasıyla Hamamîzâde İhsan’dan naklen neşredilmiştir. Bartın Gazetesi’nde köşe yazısı şeklinde yayınlanan bu anlatı hem çok kısadır hem de eksiktir. Ancak 2003 yılında Trabzon merkeze bağlı Bengisu (Eski adı Kisarna) köyünden Basi Böyrek adı ile derlenen elimizdeki anlatı, gerek olay örgüsü gerekse de kahramanları ile tam anlamıyla bir Bamsı Beyrek varyantıdır ve daha önce yapılan yayının eksik bıraktığı noktaları tamamlamaktadır. Bu kapsamda araştırmanın amacı Bamsı Beyrek’in Trabzon varyantının tamamını ilk defa bilim dünyası ile paylaşmak ve bu varyant üzerine ilk bilimsel bir incelemeyiyapmış olmaktır. Araştırmanın deseni doküman araştırması olarak yapılandırılmıştır. Araştırmanın örneklem yöntemi ise amaçlı örneklemdir. Amaçlı örneklemde anılan Trabzon varyantı çalışılmıştır. Verilerin analizinde ise doğrudan alıntılara dayanan betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Trabzon varyantının olay örgüsü, kahramanlar, olağanüstü olaylar ve şekil özellikleri bakımından diğer varyantlarla büyük oranda benzerlikler göstermekle birlikte ayırt edici farklılıklar da taşıdığı tespit edilmiş ve bu farklılıklar “Sözlü Kompozisyon Kuramı” ve “Performans (İcra) Yöntemi” ışığında analiz edilerek açıklanmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Protocol Applications in Turkish Seljuq Empire

    Aktaş, Yasemin

    States carry out their political, military, commercial and social initiatives through ambassadors. There are some protocols about seeing, hosting and bidding farewell for the ambassadors who are welcomed by the palace officials called hosts. The geographical location, military and political power of Turkish Seljuq Empire prepared a basis for keeping in touch with the neighbouring states. Seljuq sultans and the ambassadors on behalf of the sultans have many meetings for reasons of ascending the throne, death, marriage, alliance, war, peace and commercial activities. Most of these meeting in Turkish Seljuq Empire have been carried out by the ambassadors. The protocol rules in these meetings are not always the same and they change according to the relations with the other states. The meetings start with ambassador’s presenting his gift and delivering the message. During these meetings, ostentatious welcoming ceremonies, feasts and entertainments have been organized and gifts have been presented. In this study, what kind of protocol rules have been followed about the welcoming, hosting and seeing of the ambassadors who have visited Turkish Seljuq Empire and those who have been sent by the Seljuq Empire will be analyzed

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Mâverâünnehir fıkıh kültürünün etkileri(kırgızistan örneği)

    Şen, Yusuf

    Mâverâünnehir, "nehrin ötesi"; "çayardı" anlamlarında kullanılmakta olup Amuderya (Ceyhun), Siriderya (Seyhun) arasında kalan, özellikle Türklerin yaşadığı ve bugün ise Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan'ın bulunduğu bir bölgedir. İslam medeniyetinin geliştiği Semerkant, Buharagibi şehirler de bu bölgede yer almaktadır. İslam, Hz peygamber zamanından itibaren dünyanın değişik yerlerine yayılmış ve bu yerlerden biri olan Mâverâünnehir, İslam'ın ilim ve medeniyet merkezlerinden biri olmuştur. Mâverâünnehir demek; İslam medeniyetinin temel taşları olan Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Tasavvufgibi İslami ilimlerin, İslam dünyasına yayılması demektir. Söz konusu İslami ilimler içerisinde insan hayatını şekillendiren ibadet ve muamelat ile ilgili hükümler fıkhın alanına girmektedir. Tarihte ilim ve irfanla inkişaf eden Mâverâünnehir, yetiştirdiği âlimlerle İslami ilimlerde ve özellikle de fıkıh, -İslam Hukuku-alanında dikkate şayandır. Mâverâünnehir fıkıh havzasında yetişen fıkıh âlimleri ve bu âlimlerin yazdıkları fıkıh eserleri, yıllarca medreselerde okutulmuş, bu eserlere şerhler ve haşiyeler yazılmıştır.Mâverâünnehir bölgesinde oluşan fıkıh kültürü, o zamanki Müslümanların fıkhi hayatında olduğu gibi, günümüzde de özellikle Hanefi anlayışının benimsenmesinde önemli role sahiptir.Hiç şüphesiz fıkıh hayatına etki eden Mâverâünnehir anlayışı, Kırgızların İslami hayatlarında da önemli etkiye sahiptir. Karahanlılar zamanında İslam'ı kabul eden Kırgızlar, bu etkiye sahip olarak, İslam'ın fıkhi yönü olan ibadet ve muamelat hükümlerini hayatlarında uygulamışlardır. Mâverâünnehir fıkıh anlayışının, İslam'ı kabul eden sünni Kırgızların ibadet hayatını nasıl şekillendirdiği örneklerle açıklanacaktır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele