Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Bu dergideki yayınlar

11 →
  • MakaleAçık Erişim2026
    Sanat ve Tıbbın Kesişiminde Şifalı Bitkiler: Görsel Temsiller Üzerine Bir İnceleme

    Çelik, Yasemin Tümer

    Giriş: Bitkiler, antik çağlardan günümüze tedavi edici özellikleri nedeniyle insanlığın en temel şifa kaynakları arasında yer almıştır. Modern tıbbın gelişimiyle birlikte bilimsel çalışmalarda da birçok bitkinin tedavi edici etkileri görülmüş; günümüzde şifalı bitki popülaritesi tekrar artmıştır. Ancak bitkilerin rolü yalnızca sağlıkla sınırlı değildir. Kültürel semboller olarak da toplumların inanç sistemlerinde, halk anlatılarında ve sanatsal üretimlerinde yer bulmuşlardır. Bu durum, bitkileri yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda sosyokültürel ve estetik bir inceleme konusu hâline getirmiştir. Amaç: Bu çalışmada, bitkileri yalnızca tıbbi yönüyle değil, kültürel, sanatsal ve mitolojik boyutlarıyla da ele alarak doğa ve kültür arasındaki ilişkiyi disiplinler arası bir perspektifle yeniden düşünme amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada literatür tarama yöntemi kullanılmış; yerli ve yabancı bilimsel makaleler, kitaplar, lisansüstü tezler ve dijital veri tabanları incelenerek kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu bağlamda hem tıbbi değeri hem de sanat tarihindeki sembolik karşılıkları göz önünde bulundurularak; Adaçayı, Buğday, Çam, Defne, Dut, Elma, Haşhaş, Karanfil, Lale, Nar, Nergis, Sarımsak, Kavak, Selvi ve Zeytin bitkileri inceleme kapsamına alınmıştır. Sonuç: Yapılan incelemeler, bitkilerin sanat eserlerindeki temsillerinin sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda dini ve toplumsal hafızanın bir yansıması olduğunu göstermiştir. Botanik verilerin tarihsel ve sanatsal bağlamla harmanlanmasının, tıp tarihi ve kültürel çalışmalar alanında yeni araştırma olanakları sunacağı sonucuna varılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Tıp Fakültesi Öğrencilerinde Sınav Kaygısının Fizyolojik Belirtilerini Azaltmada Ardıç ve Kekik Uçucu Yağlarının Etkinliği

    Erkılıç, Tugçe Orkun; Bayraktar, Bülent; Bozok, Ümmü Gülşen; Ozcan, Gulbahar Boyuk

    Tıp öğrencileri, bilişsel ve akademik performansı olumsuz etkileyen sınav kaygısıyla mücadele etmektedir. Aromaterapi, farmakolojik tedavilere alternatif olarak popüler hale gelmektedir. Bu çalışma, ardıç ve kekik esansiyel yağlarının lisans öğrencilerinin sınav kaygısını psikofizyolojik olarak nasıl etkilediğini incelemektedir. Sınavlara giren öğrencilerde ardıç ve kekik aroması inhalasyonu asprosin, siklik guanozin monofosfat yanıt elementi bağlayıcı protein (CREB), kortizol ve sınav kaygısı üzerinde test edilmiştir. Yöntem: Tıp Fakültesi'nden 18-25 yaş arası 80 sağlıklı öğrencinin rastgele bir örneği, final sınavları sırasında toplanmıştır. Katılımcılar kendi kontrolleriydi ve aromaterapiden önce ve sonra tükürük alındı. Tükürük örnekleri ELISA kullanılarak Asprosin, CREB ve kortizol için test edildi. Kalp hızı, oksijen satürasyonu, sistolik basınç, diyastolik basınç ve vücut sıcaklığı aroma inhalasyonundan önce ve sonra izlenmiştir. Bulgular: Bu çalışmanın bulgularına göre, ardıç ve kekik aromaterapisinin tükürük ortalama Asprosin, CREB ve kortizol hormon düzeylerini artırmada etkili olduğu, en anlamlı düşüşün ise ardıç aromaterapisi alan gruplarda olduğu tespit edildi (p<0.001). Ardıç aromaterapi uygulaması Sistolik Kan Basıncı (SKB) ve Diyastolik Kan Basıncı (DKB)'yi etkilemiş (p<0.05) ancak Kalp Atım Hızı (KAH), Periferik Kapiller Oksijen Satürasyonu (SPO2) veya sıcaklığı etkilememiştir (p>0.05). Kekik aromaterapisi SBP, DBP, HR, SPO2 veya sıcaklığı etkilememiştir (p>0.05). Sonuç: Hafıza ve duyguları kontrol eden limbik sistem koku ile bağlantılıdır. Çalışmamız, koku inhalasyonunun sınav sırasında üniversite öğrencilerinde Asprosin, CREB, kortizol ve diğer fizyolojik göstergeleri etkilediğine dair özgün kanıtlar ortaya koymuştur ve sınav kaygısının giderilmesinde destekleyici bulgular sunmaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2025
    Lavanta Yağı ve Genetik Etkileşim: Epigenetik Perspektiften Sağlık Üzerine Bir İnceleme

    Karakas, Ümıt

    Amaç: Lavanta yağı, Lamiaceae ailesinin önemli bir üyesi olan lavanta bitkisinden elde edilen ve çeşitli terapötik etkilerle öne çıkan bir uçucu yağdır. Tarihsel olarak, antik medeniyetlerden günümüze kadar antibakteriyel, antienflamatuar, anksiyolitik, antifungal ve yara iyileştirici özellikleri nedeniyle geniş bir kullanım alanı bulmuştur. Lavanta yağının temel bileşenleri olan linalool ve linalil asetat, sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etkiler gösterirken, inflamasyonu ve oksidatif stresi azaltarak çeşitli kronik hastalıkların tedavisine yardımcı olabilmektedir. Yapılan araştırmalar, lavanta yağının nörolojik bozukluklardan kansere kadar uzanan geniş bir etki spektrumu olduğunu ortaya koymuş, ancak bu etkilerin moleküler düzeyde nasıl gerçekleştiği henüz tam olarak anlaşılmamıştır. Çalışmanın amacı güncel literatürü mikroRNA’lar çerçevesinde derlemektir. Yöntem: Çalışmanın içeriği “Lavanta yağı”, “miRNA”, “epigenetik”, “gen ifadesi” anahtar kelimelerinin kombinasyonları ile PubMed, Google akademik, Web of science ve Science direct veri tabanlarından yapılan taramalarla oluşturulmuştur. Bulgular: Son yıllarda, esansiyel yağların genetik ve epigenetik düzeydeki etkileri üzerinde durulmakta ve miRNA'lar ile olası etkileşimleri incelenmektedir. miRNA'ların gen ekspresyonunun düzenlenmesindeki kritik rolü göz önüne alındığında, lavanta yağının özellikle stres, depresyon ve inflamasyonla ilişkili miRNA'ları etkileyerek genetik mekanizmaları modüle etme potansiyeli büyük bir araştırma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, bu alandaki literatür eksikliği dikkat çekmektedir. Lavanta yağının terapötik etkilerinin daha iyi anlaşılması, özellikle miRNA'lar üzerindeki etkilerine odaklanan moleküler çalışmaların artmasıyla mümkün olacaktır. Sonuç: Gelecekteki çalışmalar, lavanta yağının moleküler biyolojideki yerini sağlamlaştırabilir ve klinik kullanımı genişletebilir. Bu doğrultuda, lavanta yağının biyolojik mekanizmalarını aydınlatmak, onu hastalıkların tedavisinde daha etkili bir araç haline getirebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Türkiye’deki İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve İşgünü Kayıplarının Cinsiyet Temelli Analizi

    Ozdemir, Mustafa

    Amaç: Bu çalışma, 2018-2022 yılları arasında Türkiye'de iş kazaları, meslek hastalıkları ve işgünü kayıplarını cinsiyet temelli bir yaklaşımla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, erkek ve kadın çalışanlar arasındaki olay sıklığı ve etkilerindeki farklılıkları anlamayı hedefleyerek bu farkların iş sağlığı ve güvenliği (İSG) politikalarına nasıl yansıyabileceğini değerlendirmektedir. Yöntem: Çalışmada kullanılan veriler, 2018-2022 dönemine ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yayımlanan resmi istatistiklerden elde edilmiştir. Nicel analizde, erkek ve kadın çalışanlar için iş kazaları ve meslek hastalıkları ayrı ayrı incelenmiş; kaza sıklık oranları, toplam iş göremezlik gün sayısı ve sektörel dağılım gibi ölçütler kullanılmıştır. Nitel analizde ise sektör bazlı istihdam desenleri, iş rolleri ve risk maruziyetleri gibi cinsiyet farklılıklarına katkıda bulunan faktörler değerlendirilmiştir. Bulgular: Bulgular, iş kazaları ve meslek hastalıklarının dağılımı açısından belirgin cinsiyet farklılıkları olduğunu göstermektedir. Erkek çalışanların, özellikle fiziksel olarak zorlu işlerin yoğun olduğu inşaat sektöründe daha yüksek iş kazası oranlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Kadın çalışanlar ise daha çok sağlık sektöründe yoğunlaştığından, biyolojik ajanlara ve ergonomik sorunlara bağlı meslek hastalıkları ile daha sık karşılaşmaktadır. Ayrıca, iş kazalarının en sık 11:00-11:59 saatleri arasında gerçekleştiği ve erkeklerin iş kazalarından sonra kadınlara kıyasla daha uzun iş göremezlik süreleri geçirdiği tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma, İSG politikalarına cinsiyet eşitliği perspektifinin entegrasyonunun önemini vurgulamaktadır. Özellikle erkeklerin yoğun olduğu inşaat sektöründe güvenlik protokolleri ve eğitimlerin iyileştirilmesi, kadınların yoğun olduğu sağlık sektöründe ise ergonomik önlemler ve sağlık taramalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Cinsiyet kaynaklı risklerin anlaşılması, daha etkili önleme stratejileri geliştirilmesi ve iş güvenliğinin artırılması açısından kritik öneme sahiptir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Assessment of Nucleic Acid Extraction Kits for SARS-CoV-2 Surveillance in Wastewater Samples

    Bayraktar, Bülent; Aslan, İsmail; Korkmaz, Serol; Parmaksız, Ayşe; Sait, Ahmet

    Objective: The aim of this study is to evaluate the effectiveness of three commercial nucleic acid extraction kits (kit A, B and C) in isolating SARS-CoV-2 viral RNA from wastewater samples. Method: In this study, water samples were collected in March 2021 from three wastewater treatment plants located in different parts of Istanbul, and it was confirmed that they were negative for SARS-CoV-2. Different concentrations of the SARS-CoV-2 virus, previously inactivated at the BSL-3 laboratory of the Pendik Veterinary Control Institute, were added to the wastewater samples. RNA extraction and quantification were performed using commercial nucleic acid extraction kits and and RT-qPCR kit specific to SARS-CoV-2. Results: At the end of the study, it was determined that kit C yielded the highest total RNA and produced more consistent results, significantly outperforming the other two kits in terms of RNA yield and purity. Statistical analysis revealed significant differences in RNA concentrations (p < 0.05) and gene copy numbers (p < 0.01) between the kits, and kit C demonstrated superior linearity and reproducibility. Conclusion: According to the findings, although all three evaluated kits are suitable for detecting SARS-CoV-2 RNA in wastewater samples, kit C provides the most efficient and reliable performance, especially for high-throughput studies. Additionally, this study highlights the importance of selecting appropriate nucleic acid extraction methods for wastewater surveillance, which serves as an early warning system for outbreaks that threaten public health.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Deprem Sonrası Cerrahi Hemşirelerinin Algılanan Stres ve Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri

    Semerci, Vahide; Güneş, Hüseyin; Sönmez Sarı, Ebru; Beyoglu, Sakine

    Amaç: Bu araştırmada, deprem sonrası cerrahi hemşirelerinin algıladıkları stres ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanan bu araştırma, Türkiye’nin doğusunda yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinde gönüllü 241 cerrahi servis hemşireleri ile yürütüldü. Veriler; araştırmacılar tarafından 25 Eylül-15 Ekim 2023 tarihleri arasında çevrimiçi toplandı. Verilerin toplanmasında ‘‘Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ)’’ kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama, standart sapma, min-maks değerler, sayı ve yüzde kullanıldı. Verilerin analizinde parametrik testlerden bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü Anova ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Levene testi ile veri setinin homojenliği değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p&lt;0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmada hemşirelerin yaş ortalaması 33,39±7,63 (19-55)’tir. Cerrahi hemşirelerin PİOÖ puan ortalaması 38,45±9,32 ve ASÖ puan ortalaması 30,23±7,10 olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin psikolojik iyi oluşları ve algılanan stresleri arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik yapılan Pearson korelasyon testi sonucuna göre, zayıf düzeyde, negatif yönde doğrusal ilişki vardır (r=-0,374, p&lt;0,001). Sonuç: Bu çalışmada cerrahi hemşirelerinin algılanan stres ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Hemşirelerinin algılanan stres düzeyi azaldıkça psikolojik iyi oluş düzeyinin arttığı belirlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    Kahramanmaraş Depreminden Etkilenen Ergenlerin İyi Oluş Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi

    Kırbaş, Zila Özlem

    Amaç: Bu çalışma depremden etkilenen ergenlerin iyi oluş düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte olan araştırma, Türkiye’de deprem yaşanılan illerin birinde liselere devam eden 154 öğrenci ile Nisan 2023- Haziran 2023 tarihleri arasında yapıldı. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Ölçeği (EPOCH)” ile toplandı. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t test ve One-Way ANOVA kullanıldı. Bulgular: Çalışmada Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Modeli: EPOCH Ölçeği toplam puanı 65,30±11,59 bulundu. Ölçeğin alt boyut puanları sırasıyla bağlılık 3,17±0,77, kararlılık 3,35±0,69, iyimserlik 3,03±0,94, ilişkililik 3,86±0,88 ve mutluluk 2,89±0,83 bulundu. Ölçeğin iyimserlik ve ilişkililik alt boyut puanları ile ergenlerin okul başarı durumları arasında anlamlı fark bulundu (p

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Sınav Döneminde Üniversite Öğrencilerinin Tükürük Kortizol Düzeyleri İle Beslenme, Sigara İçme, Fiziksel Aktivite Durumlarının Belirlenmesi

    Erkılıç, Tugçe Orkun; Bayraktar, Bülent; Erkılıç, Ali Ozan; Ozcan, Gulbahar Boyuk

    Amaç: Bu çalışmanın amacı, sınav döneminde üniversite öğrencilerinin tükürük kortizol düzeyleri ıle beslenme, sigara ıçme fiziksel aktivite durumlarının belirlenmesidir. Yöntem: Bu çalışma Bayburt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde 2023-2024 final sınav döneminde yürütülmüştür. Bir anket ile katılımcıların demografik özellikleri, beslenme ve fiziksel aktivite davranışları belirlenirken, antropometrik ölçümler alınmış ve beslenme durumları değerlendirilmiştir. Final sınavından önce ve sonra alınan tükürük örneklerinde kortizol hormonu seviyeleri ELISA ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma, klinik olarak herhangi bir sağlık problemi bulunmayan 18-25 yaş aralığındaki toplam 120 gönüllü öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada, öğrencilerin sınav öncesi ve sonrası tükürük kortizol düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Kortizol düzeyleri erkek öğrencilerde (n=60) kız öğrencilerden (n=60) daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sigara içenlerin kortizol düzeyleri içmeyenlere göre yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sınav kaygısı kız öğrencilerde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sınav döneminde fiziksel aktivite, beslenme davranışları veya besin tercihleri açısından anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p>0.05). Sonuç: Öğrencilerin için önemli stress etmenlerinden birisi olan sınav dönemidir. Bu dönemde beslenme, fiziksel aktivite ve sigara kullanımı üzerindeki etkilerinin incelenmesi önemlidir. Kortizol seviyeleri bu tür çalışmalar için önemli bir belirteçtir ve stres önleme stratejilerinin etkinliğinin değerlendirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Araplarda Halk Hekimliğine Dair Bazı Tespitler

    Ünalan, Ibrahım

    Amaç: Bu çalışma Cahiliye döneminden itibaren Araplar arasında uygulanan halk hekimliği yöntemlerini tespit etmeyi, hastalıkların ve tedavilerin sosyal ve kültürel hayata etkilerini ortaya koymayı ve Araplar arasında şifa verdiğine inanılan mekânlara dair (şehir, türbe vb. ziyaret yerleri) örnekler vermeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu çalışma 25.03.2022 tarihinde “Geçmişten Günümüze Araplarda Halk Hekimliği” adıyla Bayburt Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje Koordinatörlüğü birimi tarafından 2022/69002-02 proje koduyla desteklenmiştir. Halk hekimliğiyle ilgili bazı bilgiler Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmiş ve Araplardaki halk hekimliği yöntemleri majik (büyüsel) ve akılcı (gerçekçi) yöntemler olarak tasnif edilmiştir. Bulgular: Araplarda halk hekimliğinin geçmişi İslamiyet öncesi döneme (Cahiliye dönemine) kadar dayanmaktadır. O dönemlerden itibaren hastalıkların tedavisinde majik ve akılcı yöntemler uygulanmıştır. Eski Mısır döneminden kalan belgelerde de halk hekimliğine dair bilgiler yer almaktadır. Ayrıca Arap seyyahlar seyahatnamelerinde şifa amacıyla ziyaret edilen türbe, şifalı su, taş vb. ziyaret yerlerinden söz etmişlerdir. Çalışmada literatür tarama yapılarak çeşitli Türkçe ve Arapça kaynaklardan konuyla ilgili veriler tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma neticesinde geçmişte olduğu gibi günümüzde de Araplar arasında çeşitli halk hekimliği yöntemlerinin uygulandığı belirlenmiştir. Bu yöntemlerin bir kısmı koruyucu bir kısmı da tedavi edici özellik göstermektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Tropikal Meyve Yetiştiriciliğinin Türk Halk Hekimliği Üzerindeki Etkileri

    Ünalan, Ozlem

    Amaç: Bu çalışma iklim ile halk hekimliği arasındaki ilişkiyi, yetiştirilen yöresel meyvelerin halk sağlığındaki kullanım özelliklerini ve Türkiye’de son yıllarda büyük rağbet gören tropikal meyve yetiştiriciliğinin Türk halk hekimliği üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmayı gerçekleştirebilmek için Türk halk hekimliği üzerine yapılan tez, kitap, makale vb. çalışmalar incelenmiş, söz konusu çalışmalarda yer alan muz, avokado, kudret narı vb. tropikal meyvelerin hangi hastalıklarda, ne şekilde kullanıldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak Alanya’da pazarlarda yer alan el broşürleri irdelenmiştir.Bulgular: Araştırmalar ve yapılan incelemeler bir bölgenin iklim ve bitki örtüsü özellikleri ile o bölge halkının halk hekimliği uygulamaları arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu doğrultuda özellikle Antalya, Mersin, Adana ve Hatay bölgesinde yetiştirilen tropikal meyvelerin aynı zamanda bölge halkının hastalıklardan korunma ve tedavi etmede bir drog özelliği gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışma, 12.06.2019-15.10.2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde yıllardır üretilen muz ve avokado, özelde yetiştikleri bölgede genelde ise tüm Türkiye’de bir besin olarak tüketilmesinin dışında, içinde yer alan önemli vitaminler ve bileşenler sebebiyle çeşitli hastalıklara karşı da kullanılmaktadır. Son yıllarda Türkiye’de tropikal meyve yetiştiriciliği artmış ve yeni tropik meyveler yetiştirilmeye başlanmıştır.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
creativeworkseries.issn1309-761X
creativeworkseries.issn1309-8004
dc.date.accessioned2026-10-29T19:23:56.811429135Z
dc.date.available2026-10-29T19:23:56.811429135Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/15661
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleLokman Hekim Dergisi