Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Alt birimler

Araştırmacılar(43)

Birim yayınları

108 →
  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    The Conception of Sunnism and Debates on Sectarian Identity in Farīd al-Dīn ʿAṭṭār’s Manṭiq al-Ṭayr

    Sever, Mehmet

    This study examines the life, works, and, in particular, the sectarian identity of Farid al-Din Attar, one of the most influential figures of thirteenth-century Islamic thought and Sufi literature, whose affiliation has long been debated in academic scholarship. Attar’s sectarian belonging has become open to speculation primarily through works such as Mazhar al-Ajaib and Heaft Vadi, which were attributed to him by Shi‘i biographical writers but have been shown by modern research to be apocryphal. Although these claims are generally grounded in the pronounced devotion to the Ahl al-Bayt and the gnostic attachment to Ali evident in Attar’s writings, Mantiq al-Tayr, regarded as his principal masterpiece, provides doctrinal clarity with respect to these debates. The article offers a detailed analysis of the eulogies composed by Attar for the Four Caliphs (the Rightly Guided Caliphs) in the preface of Mantiq al-Tayr. While portraying Abu Bakr as the center of loyalty and Sufi spiritual authority, Umar as the criterion of justice and truth, Uthman as a source in which modesty and knowledge converge, and Ali as the gate of spiritual authority and gnosis, Attar remains faithful to the hierarchical and historical framework of legitimacy upheld by the Sunni Islamic tradition. His understanding of Sunnism is not confined to a narrow juridical framework; rather, it is grounded in a gnostic perspective shaped by the Khurasan-Nishapur milieu, one that places devotion to the Ahl al-Bayt at its core and reconciles the concept of spiritual authority with Sunni creed. As a result, the study demonstrates that although Attar employs a suprasectarian language, he emerges as one of the most significant representatives of the Sunni Sufi paradigm at the level of fundamental belief.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Bilginin Aktarımı, Güvenilirliği ve Öğretimi Bağlamında Muhaddislerle Modern Eğitimcilerin Yöntemlerinin Mukayeseli Bir Analizi

    Demir, Necip Sefa

    Bu çalışma, hadis ilminde bilginin aktarım süreçleri ile modern eğitim yaklaşımlarını mukayeseli bir perspektifle ele almaktadır. İslâm medeniyetinin temel disiplinlerinden biri olan hadis ilmi bilginin korunması, titizlikle değerlendirilmesi ve güvenilir bir şekilde nakledilmesi süreçlerini içeren köklü bir geleneğe sahiptir. Araştırmanın konusunu, muhaddislerin klasik rivâyet metotları ile modern eğitimin öğrenci merkezli, etkileşimli ve teknoloji odaklı yapısı arasındaki işlevsel benzerlikler ve yapısal farklar oluşturmaktadır. Çalışma, geleneksel bilgi aktarım yöntemlerinin modern pedagojik araçlarla olan ilişkisini metodolojik bir düzlemde tartışmaya açması bakımından akademik bir öneme sahiptir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden betimleyici ve tematik analiz teknikleri kullanılmıştır. Bu kapsamda muhaddislerin ve modern eğitimcilerin bilgi aktarım yöntemleri, kendi disiplinlerinin özgün bağlamları içinde ayrı ayrı analiz edilmiş ardından belirlenen temalar ışığında iki disiplin arasındaki benzerlikler ve farklılıklar mukayeseli olarak değerlendirilmiştir. Analiz sürecinde hoca-öğrenci ilişkisindeki otorite ve rehberlik dengesi, bilginin doğrulanması, dijital araçların eğitime entegrasyonu ve bilgi okuryazarlığı gibi temel izlekler ana veri setini oluşturmuştur. Elde edilen bulgular hadis usûlündeki titiz bilgi doğrulama mekanizmalarının günümüz dijital çağındaki bilgi kirliliğiyle mücadelede ve akademik dürüstlük süreçlerinde önemli bir kuramsal referans sunduğunu göstermektedir. Özellikle hoca otoritesinin merkezî bir rol oynadığı geleneksel model ile öğrenciyi merkeze alan modern pedagoji arasındaki karşılaştırma, eğitimde rehberlik ve disiplin arasındaki dengenin ilişkisini ortaya koyma açısından önemlidir. Çalışmanın teknolojik boyuttaki en somut tespiti ise klasik dönemdeki kitâbet metodunun modern uzaktan eğitim sistemleri ve dijital ders materyalleri (PDF) ile mekânsal engellerin aşılması noktasında güçlü bir işlevsel süreklilik taşıdığıdır. BAYUZEM örneğinde görüldüğü üzere hocanın hazırladığı 14 haftalık PDF ders notlarının sisteme yüklenmesi ve öğrenciye ulaştırılması, klasik kitâbet geleneğinin dijital bir formda devam ettiğini kanıtlamaktadır. Neticede rivâyetten dijitale uzanan bu bilgi yolculuğu, geçmişin etik değerleri ile geleceğin teknolojik imkânlarının birbirini tamamlayan bir sentez oluşturabileceğini netleştirmiştir. Kaynak gösterme mecburiyeti ve intihal denetimi gibi modern akademik uygulamaların, muhaddislerin bin yıl önce sistematize ettiği ilim ahlâkı, sıdk ve emanet ilkelerinin teknolojik yansımaları olduğu anlaşılmıştır. Araştırma, geleneksel ilim geleneğinin sadece tarihsel bir miras olmadığını aksine çağdaş eğitim sorunlarına pratik ve teorik çözümler üretebilecek dinamik bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    XVII. Yüzyıl Osmanlısında Rüşvet Tartışmaları: Abdülganî en-Nâblusî’nin Rüşvet Risalesinden Hareketle Bir İnceleme

    Sivlim, Ayşe Aktaş

    XVII. yüzyıl Osmanlı’da birtakım hararetli çekişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Nitekim bu döneme damgasını vuran Kadızâdeliler hareketinin etkisiyle belli başlı konular münakaşa edilmiştir. Literatürde Kadızâdeli-Sivâsî tartışması olarak yerini bulan bu çekişme neticesinde, gündeme gelen tartışma konuların- dan biri de rüşvet olmuştur. Her ne kadar gerek ilgili dönemin bazı tarih kaynaklarında gerekse çağdaş lite- ratürde Kadızâdelilerin rüşvet aldıklarına yönelik bilgiler yer alsa da araştırmalarımıza göre taraflar arasında çekişmenin boyutu bu açıdan olmamıştır. Bilakis gerek Kadızâdeliler gerekse Sivâsîler eserlerinde rüşveti kötülemişler ve meşru kabul etmemişlerdir. Bunun yanı sıra bu dönemde yaşayan muayyen âlimler de hem bu gruplara cevap vermek hem de rüşvetin hükmünü ortaya koymak için bazı eserler kaleme almıştır. Söz konusu bu âlimlerden birisi de Şam ulemâsının meşhur sûfî fakîhi Abdülgani en-Nâblusî’dir (ö. 1143/1731). O, bu dönemde tartışılan hemen hemen tüm konulara dair müstakil eser telif ettiği gibi rüşvet konusunda da özel bir risale kaleme almıştır. Böylelikle Nâblusî rüşvete dair müstakil eser yazan sayılı âlimlerden birisi olmuştur. Bunun yanı sıra onun eseri sadece Hanefî mezhebi merkezli değil dört mezhebin görüş- lerine atıfta bulunarak yazılmıştır. Eserin adı Tahkiku’l-kadiyye fî’l-fark beyne’r-rüşveti ve’l-hediyye ale’l- mezâhibi’l-erbaa’dır. Nâblusî söz konusu eserinde rüşvetin tüm mezheplere göre ittifakla haram olduğunu ortaya koymuştur. Nâblusî’nin bu risalesinde diğer tartışma konularına yönelik yazmış olduğu eserlerindeki gibi doğrudan Kadızâdelileri hedef alan ifadelerine rastlanılmamıştır. Bu durum da Kadızâdelilerin rüşveti meşru gördüklerine yönelik ithamların doğru olmadığını desteklemektedir. Makalede Kadızâdeliler hare- keti bağlamında XVII. yüzyıldaki rüşvet tartışmaları hakkında bilgi verildikten sonra Nâblusî’nin eserinin bu münakaşalar açısından içeriği analiz edilmiş ve dönem açısından nasıl bir yeri olduğu ortaya konulmuştur.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Klasik Dönem Hanefî Fıkıh Usûlünde Hz. Peygamber’in Fiilleri ve Sünnetin Taksîmi

    Haçkalı, Taha Alperen

    İslam’ın anlaşılması ve uygulanmasında Kur'an’ın ardından en önemli kaynak sünnettir. Müslümanlar, İslam'ın doğuşundan itibaren sünneti rehber edinmiş ve bu konuda zengin bir ilim geleneği oluşturmuşlardır. Özellikle Hz. Peygamber'in fiilleri, Müslümanlar için örnek olması bakımından son derece önemlidir. Bu noktada, Hz. Peygamber'in fiillerinden hangilerinin dinî olarak bağlayıcı olduğu konusu öne çıkmaktadır. Bu araştırmada, Hz. Peygamber'den sâdır olan fiillerin, ümmeti için gerekliliği meselesi, kronolojik bir yöntemle Cessâs, Debûsî, Serahsî ve Pezdevî gibi klasik dönem Hanefî usûlcülerin eserleri çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmada, söz konusu usulcülerin mücerred fiiller konusunda “tevakkuf” veya mutlak “vücûb” yerine, delil bulunmadıkça ağırlıklı olarak “ibâha” görüşünü benimsedikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın devamında, usûlcülerin bu yaklaşımlarının, Hanefî geleneğinde beşerî fiilleri ifade eden ‘Sünnet-i zevâid’ tasnifiyle ne derece uyumlu olduğu sorgulanmıştır. Usûl eserlerindeki teorik çerçeve ile sünnet taksimi arasındaki bu mukayese neticesinde; Sünnet-i zevâid kategorisinin, usulcülerin fiillerin bağlayıcılığına dair belirledikleri genel ilkelerle tutarlı bir zeminde yeniden değerlendirilmesi ve sınırlarının netleştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kazan’da Yayımlanan Bir Kur’an Tercümesinin Mûsâ Cârullah’a Aidiyeti

    Çakır, Numan

    Bu çalışma, 2010 yılında Kazan’da Mûsâ Cârullah Bigiyef’e (1875-1949) nispet edilerek yayımlanan Kur’an tercümesinin gerçek müellifinin tespit edilmesini ele almaktadır. Yirminci yüzyılın başlarında Kazan Türkleri arasında yetişen önemli bir İslam âlimi olan Mûsâ Cârullah, 1912 yılında tamamladığı Tatarca Kur’an tercümesini neşretmek istemiş; ancak dönemin muhafazakâr çevrelerinin yoğun ten- kitleri ve dinî otoritelerin baskıları nedeniyle bu hedefini gerçekleştirememiştir. Müellifin sonraki yıl- larda tercümesini yayımlamaya yönelik diğer girişimleri de sonuçsuz kalmış, 1949 yılındaki vefatının ardından mezkûr tercümenin akıbeti belirsiz olup bu hususta çeşitli ihtimaller dile getirilmiştir. 2010 yılına kadar eserin neşrine yönelik herhangi bir girişim söz konusu olmamıştır. 2010 yılında ise Ka- zan’da yayımlanan bir Kur’an tercümesi, kamuoyuna Mûsâ Cârullah’ın 1912 yılında tamamladığı ve uzun süredir kayıp olduğu düşünülen tercümesinin yeniden basımı olarak takdim edilmiştir. Ancak yapılan ilmî incelemeler, Kazan’da neşredilen eserin aslında Süleyman Tevfîk’e ait olduğunu; dolayı- sıyla Mûsâ Cârullah’a nispet edilmesinin isabetli olmadığını ortaya koymuştur. Bu makalede önce Mûsâ Cârullah’ın Kur’an tercümesiyle ilgili görüşleri, kendi hazırladığı Kur’an tercümesini yayımlama girişimleri ve bu süreçte karşılaştığı engeller ele alınmış; ardından tercümenin akıbeti hakkında ileri sürülen ihtimaller değerlendirilmiştir. Son olarak 2010 yılında Kazan’da yayımlanan Kur’an tercüme- sinin aidiyet meselesi, tarihsel veriler ve metin tahlili yöntemiyle incelenmiş ve elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında analiz edilmiştir. Bu yönüyle çalışma, Mûsâ Cârullah’ın Kur’an tercümesinin akıbetiyle ilgili tartışmalara tutarlı ve ilmî bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Namazda Salât Meselesi ve Buhârî’nin Yaklaşımı

    Taban, Zeyd

    Salâtüselâm getirmek Müslümanların Hz. Peygamber’e olan saygı ve bağlılıklarını gösteren sembollerden biridir. Salli-Bârik duaları ise Salâtüselâmın kapsamlı bir formu olup daha çok namazla birlikte anılmaktadır. Bu duanın namazda okunmasıyla ilgili farz veya müstehap/mendup gibi farklı hükümler verilmiş, terk edenin en azından kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Buhârî’nin ise İslamî ilimlerin tamamıyla ilgili hüküm ve bilgileri sahih hadislere dayandırma gayesiyle telif ettiği anlaşılan es-Sahîh’inde bu duayı namazla ilişkilendirmediği, teşehhüdden sonra yapılacak duaya da bir bağlayıcılık atfetmediği anlaşılmaktadır. Nitekim onun, Salli-Bârik dualarını es-Sahîh’in birçok yerinde naklettiği ve namazda veya teşehhüdden sonra dua ile ilgili başlıklar açtığı hâlde bu duaları namazla ilgili bölümlerde aktarmadığı görülmüştür. Bu uygulamayla ilgili fakihler tarafından verilen muhtelif hükümler ve Buhârî’nin farklı tutumu Müslümanların her gün eda ettikleri namaz ibadetini etkileyebilecek bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple mezkûr duaların namazla ilişkisinin tekrar gözden geçirilmesi önemlidir. Bu durum araştırmacıyı tarafların delil olarak sunduğu rivayetleri incelemeye ve bu yerleşik uygulamanın dayanağını araştırmaya sevk etmiştir. Konuyla ilgili daha önce yapılmış akademik bir çalışmaya rastlanmadığından bu makalede namazda salât okumanın Hz. Peygamber’in sünnetine dayanıp dayanmadığı meselesi, ilgili rivayetler üzerinden incelenmiş, sahâbe ve tâbiûn döneminde bu uygulamanın varlığı sorgulanmıştır. Buna ilaveten namazda salâtın sonraki dönemlerdeki durumu araştırılmış, bu uygulamanın yerleşmesinin arkasındaki amiller üzerine fikir yürütülmüştür. Ardından bu sürecin hadis kitaplarına yansıması üzerinde durulup Buhârî’nin fakihlerden ve diğer musanniflerden farklı olan bu tasarrufunun ilgili rivayetlerin isnâd veya metinlerindeki zafiyetten kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Buna bağlı olarak Sahîh-i Buhârî’nin salt hadis kaynağı olarak görülmemesi ve Buhârî’nin tercihlerinin ilmî meselelerde mutlaka dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    The Fundamental Principles of Ahl al-Sunna: The Views of the Jadidist Shākirjān Hamīdī

    Sever, Mehmet

    This study explores the theological boundaries and sectarian identity of the Jadīdism (Djadīdism) movement in the Idil-Ural region during the period of modernization through the lens of Shākirjān b. Asad Allāh Ḥamīdī (1878–1922 ?), one of its preeminent figures. While the scholarship on Jadīdism has predominantly focused on its educational and socio-political dimensions, this article addresses a significant lacuna by examining the preservation of Sunnī dogmatic identity within the movement. The research specifically analyzes Ḥamīdī’s seminal works, Iʿtiḳād wa-Iḳtiʿād and Sedjenjel al-Fiḳh, to delineate the theological limits set by the reformers. In terms of methodology, this research employs qualitative inquiry, utilizing text analysis and historical comparison. Centering on primary sources authored in the "New Tatar" Turkic vernacular, the study identifies and evaluates twenty fundamental principles (uṣūl) of Ahl al-Sunna as formulated by Ḥamīdī. These principles are systematically compared with classical Kalām literature and the intellectual legacy of Shihāb al- Dīn al-Mardjānī (d. 1889), the progenitor of religious reform in the region. Furthermore, the study elucidates the process of identity construction within the Jadīdī-Ḳadīmī dialectic, where Ḥamīdī defines the Sunnī self through a descriptive exclusion of "the Other," particularly the Muʿtazila and the Shīʿa.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Role of the Amālfi Qasida in the Transmission of Māturfidfi Thought and Its Classıcısm

    Sever, Mehmet

    This article analyzes the role of Ab & umacr;'l-Hasan `Al & imacr; al-& Umacr;sh & imacr;'s (d. 575/1179) Em & amacr;l & imacr; Qasida (al-Qas & imacr;dat al-l & amacr;miyya / Bad'al-Am & amacr;l & imacr;) in the transmission and canonization of M & amacr;tur & imacr;d & imacr; thought within the Ahl al-Sunnah tradition. Although Maturidism was systematized by Im & amacr;m M & amacr;tur & imacr;d & imacr; (d. 333/944) in the Hanaf & imacr; intellectual environment of Transoxiana, the survival of only a limited portion of his works meant that the school's doctrines were carried mainly by later scholars and concise didactic texts. Among these, the Em & amacr;l & imacr; Qasida became one of the most effective instruments for teaching, memorizing, and stabilizing M & amacr;tur & imacr;d & imacr; creed across centuries and regions. The study situates the Em & amacr;l & imacr; within the broader M & amacr;tur & imacr;d & imacr; textual heritage, alongside major works such as Hak & imacr;m al-Samarqand & imacr;'s al-Saw & amacr;d al-a`zam, Ab & umacr;'l-Mu`& imacr;n al-Nasaf & imacr;'s al-Tamh & imacr;d and al-Tabsira, al-S & amacr;b & umacr;n & imacr;'s al-Bid & amacr;ya and al-Kif & amacr;ya, and `Umar al-Nasaf & imacr;'s al-`Aq & amacr;'id. While these extensive treatises provide systematic theological exposition, the Em & amacr;l & imacr; offers, in 67 verses, a tightly structured summary of core doctrines. It addresses themes such as divine unity and attributes, the createdness of the Qur'& amacr;n, ru'yat All & amacr;h, human acts and divine justice, prophecy and miracles, the virtues of the Rightly Guided Caliphs, the status of the Companions, the nature of faith and takf & imacr;r, death, resurrection, and eschatology. Its allusive use of had & imacr;th material reflects al-& Umacr;sh & imacr;'s training as a traditionist and reinforces the poem's pedagogical utility. The text also preserves the polemical voice of the Samarqand-based Hanafi-M & amacr;turidi tradition, especially in its criticisms of Mu'tazili positions. The article employs historical-textual analysis combined with a reception-history approach. By examining commentaries, glosses, and translations in Arabic, Ottoman Turkish, Persian, and Urdu, and by identifying the geographical origins of commentators, the study reconstructs the poem's diffusion from Central Asia to Syria, Egypt, Anatolia, the Balkans, and the Indian subcontinent. The Ottoman period emerges as a crucial phase in which the Em & amacr;li became widely taught, memorized, and commented upon. In particular, its inclusion in the curricula of the reformed D & amacr;r & uuml;'l-Hil & acirc;fe madrasas as the introductory text for teaching tawhid illustrates its institutionalized role as a representative statement of M & amacr;turidi creed. Based on this reconstruction, the article argues that the Em & amacr;li Qasida functioned not only as a concise catechism but also as a canonical marker of M & amacr;turidi identity. Its constant reproduction, commentary, and even polemical modification by opponents signal that it achieved the status of a classic-a text perceived as indispensable for the articulation of Hanafi-M & amacr;turidi orthodoxy. The commentary tradition shows how different regions and periods reinterpreted the same core text, thus revealing both continuity and controlled adaptation within the M & amacr;turidi intellectual world. In conclusion, the article suggests that the Em & amacr;li Qasida remains essential for understa As a concise yet richly layered doctrinal text with a vast commentary tradition, it offers a coherent entry point for re-establishing a foundational M & amacr;turidi canon within contemporary studies of the History of Islamic Sects.

  • MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ2
    Recitation Mode Is Associated With Salivary CREB and Cortisol Responses during Qur'anic Recitation

    Okur, Süheyb; Topyay, Yusuf; Bayraktar, Bülent

    Background: Spiritual practices such as Qur'anic recitation are commonly associated with psychological and physiological regulation; however, their salivary biomarker correlates remain insufficiently understood. This exploratory study examined whether different modes of Qur'anic recitation were associated with changes in salivary cAMP response element-binding protein (CREB), a biomarker related to plasticity-associated pathways, and cortisol, a marker of hypothalamic-pituitary-adrenal axis activity. Methods: The sample comprised three nonrandomized, criterion-defined conditions: Passive Control (n = 20; participants unable to read Qur'anic Arabic), Sight-Reading (n = 30), and Memorized Recitation (n = 30). Saliva samples were collected immediately before and after the experimental task or passive rest period. Salivary CREB and cortisol concentrations were quantified using ELISA. Post-task CREB levels were analyzed using ANCOVA with baseline CREB as a covariate. Cortisol responses were analyzed using change scores, Welch's ANOVA, and an additional robust factorial model with HC3 heteroscedasticity-consistent standard errors to evaluate exploratory Condition × Gender patterns. Results: After controlling for baseline CREB levels, experimental condition had a significant effect on post-task salivary CREB, F(2, 76) = 8.16, p < 0.001, η2p = 0.18. Memorized recitation showed higher adjusted post-task CREB levels than both sight-reading and passive control conditions. Cortisol change scores also differed significantly across conditions, Welch's F(2, 40.02) = 30.76, p < 0.001. Both active recitation conditions were associated with cortisol reduction relative to passive rest, with no significant difference between sight-reading and memorized recitation. Although descriptive data suggested a possible gender-related divergence in the memorized recitation condition, the Condition × Gender interaction did not remain statistically significant under robust estimation and was therefore interpreted as exploratory. Conclusion: These preliminary findings suggest that Qur'anic recitation modes are associated with distinct salivary biomarker patterns. Memorized recitation was linked to higher adjusted salivary CREB levels, whereas both active recitation modes were associated with cortisol attenuation relative to passive rest. Because the present design did not include active non-Qur'anic vocalization or neutral reading control conditions, the specificity of these effects to Qur'anic content cannot be determined. Future studies should include active control conditions and larger gender-stratified samples to clarify the mechanisms underlying these biomarker responses.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS1OpenAlex1
    ScopusWeb of SciencePubMedİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    “Lâ Tekûmü’s-sâatü Hattâ” Kalıbıyla Nakledilen Rivayetlerin Anlamı

    Türkoğlu, Hamdi

    Temel hadis kaynaklarında kıyamet alâmetleriyle alakalı çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerden bir kısmı “لاَ تَقُومُ السَّاعَة حتى” kalıbıyla rivayet edilmiş devamında ise kıyamet kopmadan önce meydana gelecek birtakım olaylar sıralanmıştır. Bu çalışma, kıyametle ilgili mezkûr kalıpla nakledilen rivayetlere odaklanmakta ve bu rivayetlerin muhtevalarından hareketle ilgili kalıbın ne anlam ifade ettiği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bahsi geçen rivayetler insanın iradesi ve sorumluluğu bakımından iki ana gruba ayrılabilecek niteliğe sahiptir. Birinci gruptaki rivayetler ve içerikleri insan gücünün ve sorumluluğunun dışındadır. Dolayısıyla bu konulara insanın müdahale etmesi, değiştirmeye veya düzeltmeye çalışması çok mümkün gözükmemektedir. Rivayetlerin diğer bir kısmında ise ağırlıklı olarak bireysel ve toplumsal bozulmalardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla bu bağlamdaki rivayetlerin ifade ettiği asıl anlam, dünyanın sonu anlamındaki kıyametin kopması değil, bireyin ve toplumun hayatındaki bozulan hususların düzeltilmesi ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasıdır. Bu öncelikli mânânın yanında bu rivayetler, kıyamete yakın bir zamanda muhtelif alanlarda bozulmaların olacağına işaret etmektedir.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-29T17:14:17.961525740Z
dc.date.available2026-10-29T17:14:17.961525740Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/10014
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleTemel İslam Bilimleri Bölümütr
dc.titleDepartment of Basic Islamic Sciencesen
organization.identifier.codebayburt-ilahiyat-temel-islam-bilimleri
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.alias\btemel islam bilimleri bolumu\b
rdl.unit.alias\bbasic islamic sci