Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Tarihi Tokat saat kulesinin deprem performansının araştırılması ve çelik elemanlar ile güçlendirilmesi

    Furkan Sürer

    Bu tez çalışmasında, Tokat il merkezinde yer alan ve kentin simge yapılarından biri olan II. Abdülhamid dönemi eseri Tokat Saat Kulesi'nin sismik davranışı incelenmiş ve yapısal güvenliğinin artırılmasına yönelik güçlendirme önerileri geliştirilmiştir. Yığma taş ve kireç esaslı harç ile inşa edilen yapı; narin geometrisi, kütle düzensizlikleri ve düşük çekme dayanımı nedeniyle deprem etkileri karşısında yüksek risk grubunda yer almaktadır. Çalışmanın temel amacı, yapının mevcut deprem performansının sayısal yöntemlerle belirlenmesi ve tarihi dokuya minimum müdahale ilkesi gözetilerek çelik elemanlarla güçlendirilmesidir. Çalışma kapsamında yapı, sonlu elemanlar yöntemi kullanan SAP2000 yazılımı ile üç boyutlu olarak modellenmiştir. Gerçekçi bir yapı-zemin etkileşimi simülasyonu elde etmek amacıyla, kule doğrudan temel seviyesinden ankastre mesnetlenmemiş; bunun yerine geoteknik zemin etüt raporu verilerine dayanılarak iki farklı tabakadan (Solid 1 ve Solid 2) oluşan 3 boyutlu bir zemin bloğu modellenmiş ve tam ankastre (sabit) sınır koşulları bu zemin kütlesinin tabanına uygulanmıştır. Deprem etkileri, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018) esas alınarak, ZD yerel zemin sınıfı ve DD-2 deprem yer hareketi düzeyi için Tepki Spektrumu Yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; mevcut yapıda özellikle gövde geçiş bölgelerinde oluşan maksimum çekme gerilmelerinin 1.090 MPa değerine ulaştığı ve yığma duvarın çekme kapasitesini (%87 oranında) zorladığı tespit edilmiştir. Bu durumun olası bir depremde gövde duvarlarında hasar ve stabilite kaybı riski oluşturacağı belirlenmiştir. Bu doğrultuda, kule gövdesine dıştan çelik kuşaklama ve zemin kat açıklıklarına çelik çapraz sistemi uygulanarak güçlendirme modeli oluşturulmuştur. Karşılaştırmalı analizler sonucunda, güçlendirme ile kritik bölgelerdeki çekme gerilmelerinin 0.819 MPa seviyesine düşürüldüğü, tepe yer değiştirmelerinin sınırlandırıldığı ve yapının sismik güvenlik düzeyinin artırıldığı görülmüştür. Önerilen yöntemin, tarihi yapının mimari bütünlüğünü bozmadan uygulanabilir, etkili ve geri döndürülebilir bir çözüm olduğu ortaya konulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Al11Si alaşımlarının dökümünde değişen fe içeriklerinde Nb ilavesinin etkisinin incelenmesi

    Burak Bayır

    Alüminyum döküm alaşımları, yüksek dayanım, üstün korozyon direnci, iyi ısıl iletkenlik ve düşük yoğunluk gibi avantajları sayesinde özellikle otomotiv ve savunma sanayii gibi birçok endüstriyel uygulamada yaygın biçimde tercih edilmektedir. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte alüminyum dökümlerinde kalite gereksinimleri de giderek artmaktadır. Bununla birlikte, çevresel etkiler, maliyet avantajı ve birincil hammadde kaynaklarının azalması nedeniyle alüminyum alaşımlarının dökümünde ikincil (hurda) alüminyum kullanımının önemi giderek artmaktadır. Buna karşın, hurda alüminyum kullanımında özellikle demir (Fe) içeriğine bağlı olarak kırılgan intermetalik fazların oluştuğu ve bunun mekanik özellikler üzerinde olumsuz etkilere yol açtığı bilinmektedir. Alüminyum döküm alaşımlarında çekme mukavemeti, uzama ve yorulma ömrü gibi mekanik özelliklerin iyileştirilebilmesi için, alaşımda oluşan gözeneklilik ve yapısal kusurların mümkün olan en düşük seviyeye indirilmesi gerekmektedir. Mekanik özellikleri olumsuz etkileyen en zararlı elementlerden biri olan Fe, alaşım içerisindeki diğer elementlerle reaksiyona girerek çeşitli intermetalik bileşikler oluşturmaktadır. Bu intermetalik fazların; mekanik özellikler, dökülebilirlik, gözeneklilik, korozyon direnci ve yüzey işlemleri üzerinde olumsuz etkiler yarattığı literatürde yaygın olarak rapor edilmiştir. Bu bağlamda, Fe elementinin olumsuz etkilerinin azaltılması ve döküm alaşımlarında artan kalite beklentilerinin karşılanabilmesi amacıyla, farklı alaşım elementlerinin ilavesi ve üretim süreçlerinde yeni teknolojilerin kullanımı üzerine çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmada, difüzyon yolu ile farklı Fe içeriklerine sahip Al11Si primer alaşımlarına Niyobyum (Nb) eklenerek döküm deneyleri gerçekleştirilmiştir. Böylece alaşım içerisindeki Fe ve Nb elementlerinin etkileri kapsamlı deneysel çalışmalarla değerlendirilmiştir. Akıcılık, mekanik özellikler ve mikroyapı karakteristikleri detaylı olarak analiz edilerek Nb ilavesinin etkileri ortaya konulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Seyyid Kutub ve Mevdûdî'nin tefsirlerinde güncel tefsir problemleri

    Kübra Durmuşoğlu

    Bu çalışmada Seyyid Kutub ve Mevdûdî'nin tefsirlerinde ele alınan güncel tefsir problemleri incelenmiştir. Çalışmada, modern dönemde ortaya çıkan sosyal, siyasal ve fikrî meselelerin bu iki müfessirin Kur'an yorumlarına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Konu, çağdaş tefsir anlayışını anlamak açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Seyyid Kutub ve Mevdûdî'nin tefsirlerinde güncel tefsir problemlerine yaklaşımlarını ortaya koymak ve bu yaklaşımları karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini çağdaş Kur'an tefsirleri oluşturmaktadır. Örneklem olarak Seyyid Kutub'un Fî Zılâli'l-Kur'ân adlı tefsiri ile Mevdûdî'nin Tefhîmu'l-Kur'ân adlı eseri seçilmiştir. Araştırmanın veri toplama aracı doküman incelemesidir. Veriler, ilgili tefsir metinlerinin incelenmesi yoluyla elde edilmiştir. Veri çözümleme sürecinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, her iki müfessirin de Kur'an'ı yaşanan hayata rehber olarak gördüğü tespit edilmiştir. Seyyid Kutub'un tefsirinde daha çok toplumsal adalet, hâkimiyet ve cahiliye kavramları öne çıkmaktadır. Mevdûdî'nin tefsirinde ise sistemli düşünce, siyasal yapı ve İslam toplumunun inşası konuları ön plandadır. Her iki müfessirin de güncel problemlere Kur'an merkezli çözümler üretmeye çalıştığı sonucuna ulaşılmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Bayburt florasında doğal olarak yetişen adaçayı (Salvia spp.) türlerinin uçucu yağ, uçucu yağ bileşenleri ve antioksidan özelliklerinin belirlenmesi

    Bayram Yurtvermez

    Bu çalışma, Bayburt ili florasında doğal olarak yayılış gösteren Salvia türlerinin uçucu yağ oranı, uçucu yağ bileşenleri ile toplam fenolik madde ve antioksidan aktivitesini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. İlk defa Bayburt ili sınırlarında doğal olarak yetişen 11 farklı Salvia türü ile ticari olarak temin edilmiş kültür türleri olan Salvia officinalis ve Salvia fruticosa bitki materyali olarak kullanılarak belirtilen özellikler bakımından karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda toplamda 106 uçucu yağ bileşeni belirlenmiştir. En yüksek uçucu yağ içeren yabani türün %0,154 ile Salvia sclarea olduğu görülmüştür. En yüksek toplam fenolik madde içeriği (64,44 mgGAE/g) ve en yüksek DPPH değeri (133,55 mgTE/g) Salvia bracteata türünde tespit edilmiştir. Bayburt florasında doğal olarak yetişen türler arasında özellikle Salvia bracteata, Salvia multicaulis ve Salvia nemorosa toplam fenolik madde ve antioksidan aktivite sonuçları açısından yüksek değerler ile dikkat çekici bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar Bayburt ili florasında doğal olarak yayılış gösteren Salvia türleri arasında uçucu yağ oranı, uçucu yağ bileşenleri ile toplam fenolik madde ve antioksidan aktivitesi bakımından değerli türlerin bulunduğunu göstermiştir. Bölgenin iklim koşulları ile üretimi yapılan bitki çeşitliliği göz önününe alınarak, daha kapsamlı analizler ile desteklendikten sonra özellikle S. bracteata, S. multicaulis ve S. nemorosa türlerinin kültüre alınma potansiyellerinin olabileceği düşünülmektedir. Bu türlerin daha kapsamlı analizler ile araştırılarak bölgeye ekonomik gelir ve yani istihdam alanları kazandırılabileceği sonucuna varılmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Girişimcilik okuryazarlığı: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Alper Abca

    Bu tez çalışmasında, üniversite öğrencilerinin girişimcilik okuryazarlığı düzeylerini belirlemeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirilmesi amaçlanmıştır. Girişimcilik okuryazarlığı; bireyin girişimcilik alanına ilişkin bilgiye erişme, bilgiyi anlama, eleştirel değerlendirme ve toplumsal bağlamda anlamlandırma kapasitesi ile bu bilgiyi yenilikçi, etik ve sürdürülebilir değer yaratımı doğrultusunda kullanmaya yönelik farkındalık, duyarlılık ve davranışsal hazırbulunuşluk düzeyi olarak ele alınmıştır. Araştırma, nitel ve nicel aşamalardan oluşan karma yöntemli bir ölçek geliştirme çalışmasıdır. Nitel aşamada 10 akademisyen/uzman, 10 girişimci ve 25 üniversite öğrencisi olmak üzere toplam 45 katılımcı ile derinlemesine görüşme ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Veriler MAXQDA aracılığıyla refleksif tematik analiz yaklaşımıyla çözümlenmiş; nitel bulgular ve alan yazın doğrultusunda girişimcilik okuryazarlığı beş boyutlu bir yapı olarak kavramsallaştırılmıştır. Bu boyutlar; girişimsel bilgi ve iş süreçleri, girişimci düşünme, girişimsel değerler ve etik farkındalık, girişimsel öz yeterlik ve psikolojik hazırbulunuşluk ile girişimsel davranış eğilimi olarak belirlenmiştir. Kavramsal yapı temelinde oluşturulan madde havuzu, dil, ölçme-değerlendirme ve alan uzmanlarının görüşleriyle değerlendirilmiş ve 41 maddelik taslak ölçek hazırlanmıştır. Ön deneme ve pilot uygulama sonrasında bir madde çıkarılarak 40 maddelik form ana uygulamaya hazır hâle getirilmiştir. Nicel aşamada Açıklayıcı Faktör Analizi için 403, Doğrulayıcı Faktör Analizi için 576 üniversite öğrencisinden veri toplanmıştır. AFA'da temel eksen faktörleme yöntemi ve direct oblimin döndürme tekniği kullanılmış; faktör sayısının belirlenmesinde Kaiser kriteri, yamaç-birikinti grafiği, paralel analiz ve kuramsal anlamlılık birlikte değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda beş faktörlü ve 35 maddeli bir yapı elde edilmiştir. DFA aşamasında bu yapı farklı bir örneklem üzerinde test edilmiştir. Likert tipi ordinal veri yapısı nedeniyle WLSMV kestirim yöntemi kullanılmıştır. DFA sürecinde üç madde çıkarılmış ve kuramsal olarak uygun görülen bir hata kovaryansı tanımlanmıştır. Revizyon sonrasında ölçeğin nihai formu beş faktör ve 32 maddeden oluşmuştur. Nihai modelin uyum indeksleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuş; faktör yükleri, açıklanan varyans değerleri ve model uyum bulguları ölçeğin yapı geçerliğini desteklemiştir. Ölçeğin benzeşim geçerliği Açıklanan Ortalama Varyans (AVE) değerleriyle, ayrışım geçerliği ise HTMT oranlarıyla incelenmiştir. Güvenirlik kapsamında bileşik güvenirlik, Cronbach alfa ve McDonald's omega katsayıları değerlendirilmiş; elde edilen bulgular ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak geliştirilen Girişimcilik Okuryazarlığı Ölçeği'nin, üniversite öğrencilerinin girişimcilik okuryazarlığı düzeylerini belirlemede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Ölçek, girişimcilik okuryazarlığını yalnızca bilgi düzeyiyle sınırlı olmayan; girişimci düşünme, iş süreçleri bilgisi, etik farkındalık, psikolojik hazırbulunuşluk ve davranışsal eğilim bileşenlerini içeren çok boyutlu bir yapı olarak değerlendirmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    El-Fütûhâtü'l-Mekkiyye bağlamında Muhyiddin Ibnü'l-Arabî'nin kelam ve felsefe eleştirisi

    Emre Topcuoğlu

    Tezde İbnü'l-Arabî'nin şahıslar bağlamında kelâmcı ve filozoflara; gruplar bağlamında kelâmî ve felsefî ekollere; disiplinler bağlamında ise kelâm ve felsefeye yönelik eleştirileri ontolojik ve epistemolojik açıdan ele alınmaktadır. Çalışmada amaçlanan husus, İbnü'l-Arabî'nin eleştirileri bağlamında, onun bir sûfî olarak düşünce dünyasının, kelâm ve felsefe ya da kelâmcı ve filozoflar arasındaki gerçek konumunu tespit etmektir. Çalışmanın temel kaynağı, İbnü'l-Arabî'nin el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye isimli geniş külliyatıdır. İbnü'l-Arabî'nin zikredilen eserdeki eleştirileri, önemli kelâm ve felsefe metinleri de dikkate alınarak aktarılmakta ve değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda İslâm düşüncesinin bu üç kanalına (tasavvuf, kelâm ve felsefe) ait fikirler mukayese edilmektedir. Çalışma neticesinde İbnü'l-Arabî'nin ontolojik ve epistemolojik bağlamda onu kelâm ve felsefe disiplinlerinden ayrıştıran özgün düşünce sisteminin açıklık kazanmasına katkı sağlandığı söylenebilir. Onun ontoloji alanında teorik fizik ve metafiziğe ilişkin görüşleriyle kendine has bir evren tasavvuru ve vesilecilik anlayışı geliştirdiği; epistemoloji alanında ise özgün bir duyumcu/deneyimci tavra sahip olup bilgide de vesileci bir tutum sergilediği görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bayburt'taki hafızlık geleneğinin tarihi süreç içerisindeki durumu Oruçbeyli Kur'an Kursu örneği

    Sadri Aydın

    Kur'an-ı Kerim'in diğer ilahi kitapların uğradığı tahrifattan korunması amacıyla Hz. Muhammed (s.a.v) döneminden itibaren yoğun çaba gösterilmiş; sahabeler Kur'an'ın ezberlenmesi ve korunması için sistemli bir faaliyet yürütmüştür. Kur'an'ı ezberleme geleneği, Hz. Peygamber dönemiyle sınırlı kalmayıp sonraki dönemlerde de devam etmiş ve farklı coğrafyalarda hafızlık uygulamaları ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, Türkiye'de sürdürülen hafızlık geleneği içerisinde Bayburt ilinin konumunu ele almakta ve özellikle "Bayburt'taki Hafızlık Geleneğinin Tarihi Süreç İçerisindeki Durumu: Oruçbeyli Kur'an Kursu Örneği"ni incelemektedir. Araştırmanın amacı, Bayburt'ta hafızlık geleneğinin tarihsel gelişimini ortaya koymak, günümüzde bu geleneğin nasıl sürdürüldüğünü belirlemek ve bu süreçte karşılaşılan sorunları tespit etmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni benimsenmiştir. Veri toplama sürecinde doküman analizi, mülakat ve gözlem teknikleri kullanılmıştır. Araştırma, Bayburt ilinde hafızlık eğitimi veren Kur'an kursları ile sınırlıdır. Çalışma kapsamında Bayburt'ta din eğitimi ve hafızlık geleneğinin tarihsel arka planı, medreselerden günümüze Kur'an kurslarının gelişimi ve bu kurumların yetiştirdikleri hafız sayıları incelenmiştir. Ayrıca Kur'an kurslarının genel durumu ile öğreticilerin hafızlık eğitimine ilişkin deneyimleri değerlendirilmiştir. Kur'an kurslarının oluşum ve işleyiş süreçlerinde etkili olan yerel destek mekanizmaları da araştırmanın ulaştığı bulgular arasında yer almaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Mahmûd Hamza Efendi'nin el-İstikşaf adlı risalesinde vakıf mallarında mahallî uygulamalar ve hukukî niteliği

    Emrullah Hocaoğlu

    Bu araştırmada, Osmanlı'nın son dönem Şam müftüsü ve Hanefî fakihi Mahmud Hamza Efendi'nin vakıf hukukuna dair yaklaşımı, el-İstikşâf an Teâmüli'l-Evkâf adlı risalesi çerçevesinde incelenmektedir. Çalışmanın temel konusu, klasik İslam hukuku ilkeleri doğrultusunda şekillenen vakıf müessesesinin Osmanlı tatbikatı ile bu uygulamaların Mahmud Hamza Efendi tarafından nasıl fıkhî bir zeminde değerlendirildiğinin ortaya konulmasıdır. Araştırmanın amacı, Osmanlı vakıf pratiğinde ortaya çıkan icâreteyn, hulû, marsad, müşeddü'l-miske ve benzeri tasarruf biçimlerinin fıkhî mahiyetini tespit etmek ve bu uygulamaların örf–fıkıh ilişkisi bağlamında nasıl meşruiyet kazandığını analiz etmektir. Bu çerçevede çalışma, vakıf hukukunun yalnızca teorik hükümlerle sınırlı kalmadığını; yerel ihtiyaçlar ve teamüller doğrultusunda dinamik bir yapı kazandığını göstermeyi hedeflemektedir. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış; başta Mahmud Hamza Efendi'nin el-İstikşâf adlı risalesi olmak üzere klasik Hanefî fıkıh kaynakları, Osmanlı arşiv belgeleri ve tabakat eserleri incelenmiştir. Metin merkezli analiz yöntemiyle risalede ele alınan vakıf uygulamaları, klasik fıkıh literatürüyle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Mahmud Hamza Efendi'nin vakıf hukukunu yalnızca teorik hükümler üzerinden değil, toplumsal ihtiyaçlar ve yerel uygulamalar ışığında ele alan bir yaklaşım benimsediği ortaya konulmuştur. el-İstikşâf risalesinin, Osmanlı vakıf sisteminde karşılaşılan pratik sorunlara fıkhî çözümler sunması bakımından önemli bir kaynak olduğu ve modern vakıf hukukunun tarihsel arka planını anlamada dikkate değer katkılar sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Sporcu öğrencilerde psikolojik yetimliğin saldırganlık ve psikolojik sağlamlık üzerine etkisi

    Talha Sert

    Araştırmanın temel amacı, sporcu öğrencilerde psikolojik yetimliğin saldırganlık ve psikolojik sağlamlık üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de üniversite düzeyinde öğrenim gören ve aktif sporculuk yaşamına devam eden 18 yaş üzeri bireyler oluştururken, örneklemini Bayburt Üniversitesi, Trabzon Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğrencileri arasından orantısız tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 540 sporcu öğrenci (226 kadın, 314 erkek) oluşturmaktadır. Demografik Bilgi Formu, Sporcularda Psikolojik Yetimlik Ölçeği, Kar-YA Saldırganlık Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Veriler SPSS 27.0 programı ile analiz edilmiş, T-testi, ANOVA, Pearson Korelasyon ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, spor yapma sıklığı ve annenin hayatta olma durumu değişkeni ile psikolojik yetimlik arasında anlamlı farklara, yaş ve spor yaşı değişkeni ile psikolojik yetimlik arasında anlamlı ilişkilere rastlanmıştır. Cinsiyet, babanın hayatta olma durumu ve parçalanmış aile yapısına sahip olma durumu değişkeni ile saldırganlık arasında anlamlı farklara, yaş ile saldırganlık arasında anlamlı ilişkiye rastlanmıştır. Cinsiyet, spor yapma sıklığı ve üniversite değişkeni ile psikolojik sağlamlık arasında anlamlı farklara, yaş ile psikolojik sağlamlık arasında anlamlı ilişkiye rastlanmıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, psikolojik yetimlik ile saldırganlık arasında negatif yönlü, psikolojik yetimlik ile psikolojik sağlamlık arasında ise pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçlarına göre, psikolojik yetimlik alt boyutlarından ait olma ve yeterlilik negatif, motivasyon ise pozitif yönde saldırganlığı anlamlı yordadığı, ilişkili olma negatif, motivasyon ve yeterlilik ise pozitif yönde psikolojik sağlamlığı anlamlı yordadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, sporcu öğrencilerde psikolojik yetimlik düzeyinin saldırganlık ve psikolojik sağlamlık üzerinde anlamlı düzeyde bir yordayıcılığının bulunduğu ortaya konulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin gelecek korkusu ve iş bulma kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

    Muhammed Fatih Üstün

    Günümüz koşullarında iş gücü piyasasında yaşanan belirsizlikler, üniversite öğrencilerinin geleceğe yönelik kaygı düzeylerini artırmaktadır. Bu araştırmanın amacı, spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin mezuniyet sonrası yaşamlarına ve kariyer süreçlerine ilişkin algıları ile gelecek korkusu ve iş bulma kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Bayburt Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğrencileri oluşturmuş, örneklemini ise 2024–2025 eğitim-öğretim yılında fakültenin farklı bölümlerinde öğrenim gören 408 öğrenci meydana getirmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak çevrim içi anket formu kullanılmış; Kişisel Bilgi Formu, Gelecek Korkusu Ölçeği ve İş Bulma Kaygısı Ölçeğinden yararlanılmıştır. Veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler ve Cronbach's Alpha katsayısı hesaplanmış; verilerin dağılım özellikleri incelendikten sonra parametrik testler uygulanmıştır. Demografik değişkenlere göre farklılıkları belirlemek amacıyla bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, gelecek korkusu ile genel gelecek kaygısı arasında güçlü ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. İş bulma kaygısı ile gelecek korkusu, gelecekten umutsuzluk ve genel gelecek kaygısı arasında negatif yönlü anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi ve algılanan gelir düzeyi değişkenlerine göre iş bulma kaygısı ile gelecek korkusu ve genel gelecek kaygısı düzeylerinde anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Genel olarak sonuçlar, öğrencilerin geleceğe dair algıları ile iş bulma kaygısı düzeyleri arasında demografik değişkenlerle anlamlı bağlantılar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gelecek korkusu, kaygı, iş bulma kaygısı, genç işsizlik.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Boş zaman yönetimi, serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcıları ve öz-kontrol öz-yönetim düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Bedensel engelli üniversite öğrencileri üzerine bir araştırma

    Sümeyya Baş

    Bu araştırmanın amacı, bedensel engelli üniversite öğrencilerinin boş zaman yönetimi, öz-kontrol öz-yönetim düzeyleri ile serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Nicel yöntemle yürütülen çalışmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 97 kadın ve 143 erkek olmak üzere toplam 240 bedensel engelli üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak dört bölümden oluşan anket formu kullanılmış olup bu formda sırasıyla Kişisel Bilgi Formu, Boş Zaman Yönetimi Ölçeği, Özkontrol-Özyönetim Ölçeği ve Serbest Zaman Fiziksel Aktivite Kısıtlayıcıları Ölçeği (Engelli Bireyler Formu) yer almıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra farklılık ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu analizler doğrultusunda ölçeklerin toplam boyutları bağlamında; katılımcıların yaş değişkeni ile serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algıları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Aktif olarak spor yapan katılımcıların serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algıları, aktif olarak spor yapmayanlara kıyasla daha düşüktür. Katılımcıların algıladığı kişisel gelir düzeyi değişkenine göre boş zaman yönetimlerinde anlamlı farklılıların olduğu görülmüştür (Düşük>Yüksek; Orta>Yüksek). Buna ek olarak, katılımcıların algıladığı kişisel gelir düzeyi değişkenine göre serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algılarında anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir (Düşük>Orta; Düşük>Yüksek). Katılımcıların algıladığı aile gelir düzeyi değişkenine göre öz-kontrol öz-yönetimlerinde anlamlı bir farklılıların olduğu bulunmuştur (Orta>Yüksek). Ayrıca, katılımcıların algıladığı aile gelir düzeyi değişkenine göre serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algılarında anlamlı farklılıların olduğu tespit edilmiştir (Düşük>Orta; Düşük>Yüksek; Orta>Yüksek). Ölçekler arasındaki ilişkiler kapsamında: Katılımcıların öz-kontrol öz-yönetimleri ile serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algıları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Katılımcıların boş zaman yönetimleri ile serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algıları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur. Katılımcıların öz-kontrol öz-yönetimleri ile boş zaman yönetimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, katılımcıların öz-kontrol öz-yönetimleri arttıkça serbest zaman fiziksel aktivite kısıtlayıcı algılarının ve boş zaman yönetimlerinin de arttığı ileri sürülebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Boş zaman yönetimi, öz-kontrol, öz-yönetim, fiziksel aktivite kısıtlayıcıları, engelli öğrenci, serbest zaman.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Yüzme sporuyla ilgilenen yetişkinlerin spora bağlılık düzeylerinin yaşam kaliteleri üzerine etkisi

    Beyzanur Tepecik

    Bu araştırmanın amacı, yüzme sporuyla ilgilenen yetişkin bireylerin spora bağlılık düzeylerinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada, yetişkin yüzücülerin spora bağlılık durumları ile yaşam kalitesinin fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutları arasındaki ilişkinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırma, nicel araştırma yöntemine dayalı betimsel tarama modeli ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, 2025 yılında Bayburt ilindeki Gençlik ve Spor Bakanlığı tesislerinde yüzme sporuyla düzenli olarak ilgilenen yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak "Spora Bağlılık Ölçeği" ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen "Yaşam Kalitesi Ölçeği (Kısa Form)" kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, spora bağlılık düzeylerinin yaşam kalitesinin çeşitli alt boyutlarıyla anlamlı ilişkiler gösterdiği belirlenmiştir. Yüzme sporuyla ilgilenen yetişkinlerin spora bağlılık düzeyleri arttıkça yaşam kalitesinin genel sağlık, fiziksel sağlık ve mental sağlık alt boyutlarında yükselme görüldüğü tespit edilmiştir. Cinsiyet, medeni durum ve eğitim düzeyi gibi demografik değişkenlerde belirli farklılıklar gözlenmekle birlikte, özellikle yüzme spor yılı ve haftalık yüzme sıklığının hem spora bağlılık hem de yaşam kalitesi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca yüzmeye katılım amacı (sağlık, performans geliştirme, rekreasyon vb.) yaşam kalitesinin bazı alt boyutlarında anlamlı farklılıklar oluşturmuştur. Sonuç olarak, yüzme sporuna düzenli katılım gösteren yetişkinlerin spora bağlılıklarının yaşam kalitesi düzeylerini olumlu yönde etkilediği ortaya konulmuştur. Bu bulgu, yüzme sporunun fiziksel ve psikolojik iyilik hâline katkı sağladığını göstermekte ve yetişkin bireylerde yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik önemli bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, yetişkin bireylerin spora katılım motivasyonlarını artırmaya yönelik programların desteklenmesi ve yüzme sporunun erişilebilirliğinin artırılması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Lise öğrencilerinin kinestetik zekalarının beden eğitimi ve spor dersine ilişkin tutumları üzerine etkisi

    Gülcan Emir

    Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin kinestetik zeka düzeyleri ile beden eğitimi ve spor dersine yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek ve çeşitli bireysel ile çevresel değişkenlerin bu ilişki üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Bayburt ilinde öğrenim gören 709 lise öğrencisi üzerinde yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu, Beden Eğitimi ve Spora İlişkin Tutum Ölçeği (BESİTÖ) ve Bedensel/Kinestetik Zeka Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 programında tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, öğrencilerin hem kinestetik zeka hem de beden eğitimi ve spora yönelik tutum puanlarının genel olarak orta ve üzeri seviyede olduğunu göstermiştir. Cinsiyet değişkenine göre erkek öğrencilerin hem tutum hem kinestetik zeka düzeylerinin kız öğrencilere kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Sınıf düzeyi değişkeni sadece tutum puanlarında anlamlı farklılık göstermiş; 12. sınıf öğrencilerinin daha yüksek tutuma sahip olduğu tespit edilmiştir. Genel sağlık durumu ve fiziksel aktivite düzeyi arttıkça hem tutum hem de kinestetik zeka puanlarının yükseldiği belirlenmiştir. Ailesi spor yapan, düzenli fiziksel aktiviteye katılan ve beden eğitimi dersini seven öğrencilerin her iki ölçekte de daha yüksek puanlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Buna karşın BKİ ile tutum ve kinestetik zeka arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Araştırmanın en temel sonucunu, kinestetik zeka ile beden eğitimi ve spora yönelik tutum arasındaki pozitif ve anlamlı ilişki oluşturmaktadır. Kinestetik zeka düzeyi yükseldikçe öğrencilerin derse karşı duyuşsal, davranışsal ve genel tutum düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Bu bulgu, Gardner'ın Çoklu Zeka Kuramı'ndaki hareket temelli öğrenme yaklaşımı ile uyumludur. Sonuç olarak araştırma, öğrencilerin sporla erken yaşta tanıştırılmasının, aile desteğinin, öğretmen yönlendirmesinin ve okul ortamında hareket temelli etkinliklere yer verilmesinin hem kinestetik zekayı hem de derse yönelik olumlu tutumu geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Kinestetik zeka, beden eğitimi ve spor, tutum.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Tasavvuf kültüründe çiçek ve koku sembolizmi

    Müşerref Kırmızıoğlu

    Tasavvuf, insanın içsel dönüşümünü ve Hak ile olan bağını sembollerle derinleştiren bir düşünce ve hayat biçimidir. Bu semboller arasında çiçek ve koku, hem zâhirî hem de bâtınî anlam katmanları taşıyan önemli metaforlar olarak karşımıza çıkar. Gül, sümbül, menekşe gibi çiçekler; aşk, sabır, sükûn, nebevî sevgi gibi manevî hâllerin temsilcisi olarak tasavvufî metinlerde ve halk irfanında özel bir yere sahiptir. Aynı şekilde misk, amber ve öd ağacı gibi kokularda, ruhanî sezgilerin, iç huzurun ve nebevî izlerin taşıyıcısı olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada çiçeklerin ve kokuların, suf'îlerin eserlerinde ve tarikat erkânında nasıl sembolik bir dile dönüştüğü; Kur'ân ve hadislerdeki göndermelerle, Mevlânâ ve Yunus Emre gibi mutasavvıfların görüşleriyle birlikte incelenmiştir. Ayrıca Osmanlı döneminden günümüze ulaşan arşiv belgeleri ve tarikat kültürü içerisinde yer alan uygulamalar (örneğin tekkelerde buhur yakılması, gül suyu serpilmesi gibi) ışığında, güzel kokunun ritüel değerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda koku ve çiçeklerin sadece estetik birer unsur değil, aynı zamanda kalp terbiyesine ve ruhî disipline hizmet eden semboller olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Tasavvufi temsilin görsel anlatımı: TRT Vefa Sultan dizisi örneği

    Gül Sekmen

    Tasavvuf, insanın içsel olarak dini yaşantısını ve mâneviyatını güçlendiren bir disiplindir. Kişinin inancını yaşayabilmesi için yalnızca dini bilgileri kâğıt üzerinde öğrenerek hıfzetmesi yeterli değildir. Kişi, öğrendiği ilmini amellerine dönüştürebildiği sürece tam anlamıyla gerçek mü'min sayılır. İslâm'ın bize sunmuş olduğu bu manevî yaşantıyı tasavvuf öğretileriyle gerçekleştiririz. Tasavvufi yaşantıda bize örnek olabilecek pek çok şahsiyet olmuştur. Bu örnek şahsiyetler gerek yaşam şekilleri, gerekse öğretileri ile insanlara mânevî rehberlik ederek olgunluğa ulaştırıp, yol gösterici olmuşlardır. Aynı zamanda ahlâki değerleri de ön plana çıkararak toplum içerisindeki ilişkilerin sevgi ve huzur içerisinde devam etmesinde önemli rol oynamışlardır. Günümüzde dijital imkânların çoğalmasıyla birlikte birçok bilgiye daha kolay ulaşabilmekteyiz. Çeşitli platformlarda yayımlanan dizi ve filmler vasıtasıyla da yapımcılar birçok konu hakkında mesajlarını izleyenlere aktarabilmektedir. Tasavvuf, bu gözde konular arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu çalışmamızda TRT 1 ekranlarında yayımlanan ve Muslihuddin Mustafa'nın (Şeyh Vefa) hayatını ve mesajlarını ekranlara taşıyan "Vefa Sultan" dizisi ele alınmaktadır. Dizide tasavvuf kavramlarının, sembollerinin görsel olarak nasıl aktarılıp insanların iç dünyasına nasıl dokunabildiği ve dizinin gerçeklikle bağlantısını ne derece kurabildiği, tezimizin problemi olarak belirlenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme tekniği kullanılarak dijital veriler incelenmiş ve tahlil edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Bankacılık hizmetlerinde kurumsal marka imajı ve markaya güvenin kişisel satış elemanlarının başarısızlık duygusunu yönetmelerine ve satış performanslarına etkisi

    Esra Arikan

    Bu çalışma, bankacılık hizmetlerinde kurumsal marka imajı ve markaya güvenin, kişisel satış elemanlarının başarısızlık duygusunu yönetme becerileri ve satış performansları üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren kişisel satış elemanlarının, kurumlarının marka imajını ve markaya duydukları güveni nasıl algıladıkları, bu algıların başarısızlık duygusunu yönemeleri ve satış performansları üzerindeki rolü analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de faaliyet gösteren özel bir bankada çalışan kişisel satış elemanları oluşturmaktadır. Araştırmada, tam sayım örnekleme tekniği kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde anket yöntemi kullanılmış; ölçekler aracılığıyla kişisel satış elemanlarının marka imajı, markaya güven, başarısızlık duygusunu yönetme ve satış performansına ilişkin algıları ölçülmüştür. Araştırma verileri, bankada görev yapan 144 kişisel satış elemanından elde edilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS ve AMOS programları aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, kurumsal marka imajının markaya güvenini pozitif etkilediği ancak kişisel satış elemanlarının başarısızlık duygusunu yönetme ve satış performansı üzerinde anlamlı bir etki oluşturmadığı belirlenmiştir. Marka güvenin ise kişisel satış elemanlarının hem başarısızlık duygunu yönetmeleri hem de satış performansı üzerinde anlamlı bir pozitif etki oluşturduğu saptanmıştır. Bunun aksine kişisel satış elemanlarının başarısızlık duygusunu yönetmelerinin satış performansları üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı saptanmıştır. Bu araştırma sonuçları, marka temelli unsurların sadece alıcılar için değil banka personeli için de önemli olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, bu araştırma bankacılık sektöründe insan odaklı yönetim yaklaşımlarının önemini vurgulamakta ve marka temelli kurum içi motivasyon süreçlerinin satış performansına katkısını ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Son yüzyıl Türk Kelâm Akademisinde Cüveynî

    Ayşenur Demir

    İmâmü'l-Haremeyn Ebü'l-Me'âlî el-Cüveynî, Türk Kelâm akademisi için sadece klasik bir figür değil, aynı zamanda metodolojik zenginliği ve eleştirel düşünceyi temsil eden bir şahsiyet olarak kabul edilmektedir. Kelâm ve fıkıh usûlü arasındaki disipliner bütünleşmeye öncülük eden Cüveynî, Türk Kelâm akademisinin post-klasik dönemin yorum geleneğinden çıkarak, kendine özgü bir fikri sentez inşa etme arayışının önemli bir prototipi olduğu ifade edilebilir. Tez, İslâm düşünce tarihinde önemli bir yere sahip olan İmâmü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin fikrî mirasının, son yüzyılda (1923-2025) Türk Kelâm akademisindeki konumunu ve görmüş olduğu ilgiyi sistematik olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Tezde öncelikle insan fiilleri, kesb teorisi, epistemoloji ve bilgi teorisine dair serdettiği görüşleri üzerinde durulmuştur. Akabinde, son yüzyılda Türk kelâm akademisinde Cüveynî'ye yönelik yapılan araştırmalar, klasik metinler çerçevesinde analitik değerlendirmeye tâbi tutularak bunların dikkat çekici yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca tezde, Cüveynî'nin düşüncesinin güncel etik ve bilim felsefesi tartışmalarına entegre edilmesi yönünde öneriler sunulmuştur. Nihâi olarak, Türk Kelâm araştırmalarının Cüveynî'nin eserlerinden bilhassa eş-Şâmil fi'l-Usûl ve el-İrşâd'a başvurarak, kelâm'ın kurucu metinlerine doğrudan dönüş eğilimi sergilediği görülmüştür. Yine, Cüveynî'ye yönelik akademik ilginin özellikle 2000'li yıllardan sonra ciddi bir niceliksel ve niteliksel artış gösterdiği tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Lise öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı, fiziksel aktivite veuyku kalitesi ilişkisinin incelenmesi

    Levent Kaşıkcı

    Bu araştırmada lise öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı, fiziksel aktivite ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Fiziksel aktivitenin de araştırmaya dahil edilmesi Türkiye'de yapılmış olan az sayıda araştırmalara farklı bakış açısı katması açısından önemli görülmüştür. Araştırmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Erzurum Aziziye ilçesinde bulunan 3 lisede okuyan yaşları 13-18 arasında olan 292 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak dört bölümden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. İlk bölümde araştırmacı ve danışmanı tarafından hazırlanan ve katılımcıların sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi edinmeyi amaçlayan kişisel bilgi formu, anket formunun ikinci bölümünde katılımcıların sosyal medya bağımlılığı düzeylerini ölçmek için Özgenel ve arkadaşları tarafından (2019) oluşturulan ergenler için sosyal medya bağımlılığı ölçeği kullanılmıştır. Ölçek 9 madde 5'li Likert olarak derecelendirilmiştir (Hiçbir zaman-1, Nadiren-2, Bazen-3, Çoğunlukla-4, Her zaman-5). Ölçekte ters puanlanan madde bulunmamaktadır. Ölçekten en az 9 puan, en fazla 45 puan alınabilmektedir. Ölçekten toplam puan elde etmek için tüm maddelere verilen cevaplar toplanmaktadır. Anket formunun üçüncü bölümünde katılımcıların uyku kalitesi düzeylerini ölçmek için Buysee vd. (1989) tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması ise Ağargün vd (1996) tarafından yapılan bir aylık bir zaman aralığındaki uyku kalitesini değerlendiren PUKİ testi kullanılmıştır. Subjektif uyku kalitesi, uyku gecikmesi (latansı), uyku süresi, uyku verimliliği, uyku bozukluğu, uyku ilacı kullanımı ve gündüz işlerinde bozulmanın değerlendirildiği yedi öğeden oluşan bir ankettir PUKİ değerlendirmesinde 18 madde puanlamaya dahil edilir (Buysse vd., 1991). PUKİ "öznel uyku kalitesi, uyku gecikmesi, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği, uyku bozukluğu, uyku ilacı kullanımı ve gündüz işlev bozukluğu" olmak üzere 7 bileşenden oluşmaktadır. Anket formunun dördüncü bölümünde katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerini ölçmek için Craig vd. (2003) tarafından yapılan uluslararası fiziksel aktivite anketi kısa formu kullanılmıştır. Bu anketin kısa formu, yürüme, orta ve şiddetli aktivitelerde geçirilen süre hakkında bilgi vermektedir. Ankette son 1 haftada yapılan en az 10 dakikalık fiziksel aktiviteleri içeren sorular bulunmaktadır. Anketin sonuçlarında dakika, gün ve MET değeri çarpılarak "MET-dakika/hafta" olarak bir skor elde edilmektedir. Araştırmanın sonucunda; cinsiyete göre kadın katılımcıların erkek katılımcılara göre sosyal medya bağımlılığı ve uyku kalitesi ortalaması yüksek bulunmuştur. Uyku kalitesinde ortalamanın yüksek olması uyku kalitesinin daha kötü olduğunu ifade etmektedir. Fiziksel aktivite ise erkek katılımcıların ortalamaları kadın katılımcılara göre yüksek olduğu belirlenmiştir. Yaş değişkenine göre ise 17 yaş ve üzeri katılımcıların sosyal medya bağımlılığı, fiziksel aktivite düzeyleri ve uyku kalitesi ortalamaları yüksek bulunmuştur. Aile medeni durumunda ise ailesi evli olanlarda fiziksel aktivite yüksek bulunurken, ailesi boşanmış olanlarda sosyal medya bağımlılığı ve uyku kalitesi ortalamasının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Son olarak katılımcıların kaç yıldır spor yapıyorsunuz sorusuna verdikleri cevaplarda 0-2 yıl spor yapanlarda sosyal medya bağımlılığı yüksek, 6 yıl ve üzeri spor yapanlarda fiziksel aktivite yüksek, 3-5 yıl spor yapanlarda ise uyku kalitesi ortalamaları yüksek bulunmuştur. Bu araştırmada elde edilen veriler literatüre göre tartışılarak önerilerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Akıllı telefon bağımlılığı, sosyal kaygı ve psikolojik sağlamlık arasındaki

    Serdar Eraslan

    Bu tez çalışmasında, lise öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılığı, sosyal kaygı ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkiler incelenmiş ve bu değişkenlerin çeşitli demografik özellikler doğrultusunda nasıl farklılık gösterdiği araştırılmıştır. Araştırma tarama modeli kapsamında yürütülmüş ve örneklemini Bayburt ilinde bulunan 392 lise öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, katılımcılara uygulanan Kişisel Bilgi Formu ile birlikte geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış üç ölçek (Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği, Sosyal Kaygı Ölçeği ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği) aracılığıyla toplanmıştır. Analiz sürecinde, verilerin normal dağılıma uygunluk gösterdiği tespit edilmiş ve buna uygun olarak parametrik testler (Bağımsız Örneklemler t-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Tukey Post Hoc ve Pearson Korelasyon Analizi) kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programında analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, kadın katılımcılar erkeklere kıyasla daha yüksek akıllı telefon bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerine sahiptir. Bununla birlikte, psikolojik sağlamlık düzeyi açısından cinsiyet temelli anlamlı bir fark saptanmamıştır. Katılımcıların yaklaşık üçte biri günde 7 saatten fazla telefon kullandığını belirtmiş; bu durum bağımlılık düzeylerini önemli ölçüde artırmıştır. Ayrıca, sosyal medya uygulamalarını sıklıkla kullanan bireylerin, diğer uygulama kullanıcılarına kıyasla daha yüksek bağımlılık ve kaygı düzeylerine sahip olduğu gözlenmiştir. Yaş değişkeni açısından, 12–14 yaş grubunun hem sosyal kaygı hem de telefon bağımlılığı açısından en yüksek puanlara sahip olduğu; 14–16 yaş grubunun ise psikolojik sağlamlık bakımından en güçlü düzeyi gösterdiği belirlenmiştir. Ailede telefon kullanımına yönelik sınırlamalar bulunan bireylerin, paradoksal olarak daha yüksek bağımlılık ve sosyal kaygı düzeylerine sahip olduğu; bu durumun, kontrolcü ebeveyn tutumlarıyla ilişkili olabileceği değerlendirilmiştir. Gelir düzeyi "zayıf" olan bireylerde sosyal kaygı düzeyinin daha yüksek olduğu; buna karşılık, "iyi" gelir düzeyine sahip bireylerin bağımlılık puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yakın arkadaş sahibi olmayan katılımcılar hem sosyal kaygı hem de bağımlılık düzeylerinde daha yüksek puanlar alırken, psikolojik sağlamlık düzeyleri açısından anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Takım sporları yapan bireylerde, bireysel sporculara kıyasla daha yüksek bağımlılık ve psikolojik sağlamlık düzeyleri kaydedilmiştir. Telefon sahipliği süresi arttıkça sosyal kaygı puanlarında da artış gözlenmiş; ancak bağımlılık ve sağlamlık düzeyleriyle anlamlı bir ilişki kurulmamıştır. Son olarak, Pearson korelasyon analizinde, akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Buna karşılık, psikolojik sağlamlık değişkeni ile hem bağımlılık hem de kaygı arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Bu sonuçlar, sosyal kaygının dijital bağımlılığı artıran bir unsur olabileceğini; ancak psikolojik dayanıklılığın bu ilişkiyi doğrudan etkilemediğini ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları, genç bireylerde dijital bağımlılık davranışlarının sosyal kaygı ile yakından ilişkili olduğunu ve psikolojik sağlamlığın daha çok bireysel ve çevresel faktörlerle şekillendiğini göstermektedir. Elde edilen veriler ışığında, sosyal beceri geliştirme, dijital okuryazarlık ve spor temelli psikososyal müdahale programlarının erken yaşta uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon bağımlılığı, sosyal kaygı, psikolojik sağlamlık.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Aksaray ili lastik fabrikası su kaynaklı ısı pompası uygulama ve analizi

    Halil İbrahim Kazici

    Isı pompaları, düşük sıcaklıktaki bir kaynaktan aldığı ısıyı yüksek sıcaklıktaki bir ortama taşıyan, hem ısıtma hem de soğutma yapabilen yüksek verimli sistemlerdir. Enerji verimliliği, fosil yakıt tüketiminin azaltılması ve karbon salımının düşürülmesi hedefleri doğrultusunda sanayi tesislerinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Bu çalışma, Aksaray'da bulunan bir Lastik Sanayi ve Tic. A.Ş. tesisinde gerçekleştirilen enerji etütleri kapsamında, su kaynaklı ısı pompası (SKIP) uygulamasının teknik ve ekonomik analizini sunmaktadır. Çalışmadaki amaç enerji verimliliğini artırmak, doğal gaz tüketimini azaltmak ve doğaya salınan karbon salımını düşürmektir. SKIP sistemi kullanılarak soğutma kulelerinden atılan ısı geri kazanılarak proses ısıtma ihtiyacına yönlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler incelendiğinde yıllık 6.788.251 kWh doğalgaz tasarrufuna karşılık 1.262.882 kWh elektrik tüketilmiş, net 475,18 TEP/yıl tasarruf ve 797,89 ton CO₂ salım azalımı sağlanmıştır. Ekonomik analizde yıllık 5,7 milyon TL tasarruf ve 2,41 yıl geri ödeme süresi hesaplanmıştır. Yapılan uygulama sonucunda doğalgaz kullanımından kaynaklanan emisyon 1.588 ton CO₂-e, ısı pompası tüketiminden kaynaklanan emisyon ise 746 ton CO₂-e olarak gerçekleşmiştir. Elektrik tasarrufundan sağlanan ilave azaltım 45 ton CO₂-e seviyesindedir. Bu toplam etki, yıllık bazda yaklaşık 58.000 ağacın karbon tutumuna eşdeğer bir çevresel faydaya karşılık gelmektedir.