Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Kuzeydoğu Anadolu'da Bir Doğrusal Yapı: Sınır Hattı Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler

    İlhan, Hüseyin

    Kuzeydoğu Anadolu’da yer alan Bayburt-Gümüşhane toprakları, Anadolu’yu Kafkasya ve Karadeniz kıyı şeridiyle buluşturan tarihsel bir geçiş koridoru niteliği taşır. Nitekim yörede yürütülen yüzey araştırmaları, bu işlevi doğrular biçimde, kale ve gözetleme kulelerinden höyük, han ve köprülere kadar zengin bir arkeolojik-kültürel envanter ortaya koymuştur. Araştırmalar sırasında tespit edilen arkeolojik bulgulardan biri de büyüklüğü ile dikkat çeken bir doğrusal yapıdır. Kelkit ve Çoruh havzalarını ayıran su ayrım çizgisinin birkaç km doğusundan, Gümüşhane'nin Köse ilçesine bağlı Altıntaş Köyü'nün hemen kuzeyinden başlayarak, Bayburt sınırları içerisinde yer alan Pulur Dağları üzerinde sona eren bu yapı, başlangıcından sonuna kadar yaklaşık 24 km'dir. Özellikle İkindi Tepeleri ve Pulur Dağları üzerinde doğrusal yapının izleri açık bir şekilde görülebilmektedir ancak ovalık arazilerde bu izleri takip edebilmek oldukça güçtür. Kuzey-güney ekseninde uzanan ve ortalama 5 m genişliğinde bir moloz taş yığını şeklinde karşılaşılan yapının, takip edilebilen yüksek araziler üzerindeki kısmı 15 km'dir. Kelkit Havzası'na oldukça kolay bir geçiş imkanı sunan ve doğu-batı ulaşımında bir koridor niteliğindeki Mormuş Ovası ve Gökçedere Vadisi, stratejik birer topografyadır. Bu bağlamda yapı ve etrafında gerçekleştirilen arazi çalışmaları neticesinde, doğrusal yapı ve bununla ilişkili diğer yapıların bir sınır hattını oluşturduğu anlaşılmıştır. Söz konusu sınırın tarihlendirilmesi amacıyla uzun soluklu bir inceleme yürütülmüş; sahadaki benzer mimari özellikler ile seramik buluntular bütüncül olarak ele alınmıştır. Bütüne ait bir parça olduğu anlaşılan bu doğrusal hat, yakın çevresindeki ve muhtemel devamı üzerindeki çeşitli arkeolojik izlerle birlikte değerlendirildiğinde, bu toprakların uzun soluklu bir sınır işlevine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu tespit ışığında Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırlarda İslam orduları ile yoğun mücadeleler verdiği özellikle 7. yüzyıl sonları ve 8. yüzyıl başlarından 11-12. yüzyıllara kadar, zaman zaman önemini kaybetse de bu hattın sınır olarak kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Dahası Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınır yönetimine dair birçok kavramın somutlaştırılması ve örneğinin sunulması bu alanda yeni bir ufuk açmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, söz konusu doğrusal yapı temelinde bu sınır hattını aydınlığa kavuşturmayı ve bu konudaki çeşitli tespitleri aktarmayı amaçlamaktadır.

  • MakaleYalnız künye2025
    An examination of the sun cult and sun disc symbols in the hittite civilization from a formal perspective

    Emir, İlknur

    The Hittite civilization existed in Central Anatolia between 1650 and 1200 BCE, with its capital in Hattusa. This polytheistic society attributed symbolic meanings to unexplained natural phenomena. They showed reverence to sacred beings through worship. The symbols created in Hittite art were not only aesthetically crafted but also believed to be iconic and venerated. Archaeological excavations have uncovered sun discs from the Hittite period, which are key to understanding their religious beliefs and cultural practices. These discs highlight the significance of the sun cult and the historical legacy of the Hittites. Each disc features unique designs, with distinct formal and symbolic traits. This study examines their meanings and formal features, shedding light on their cultural and religious importance.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024Scopus SJRQ3
    Almanlar Tarafından Yapılan Zincirli Höyük [Sam’al] Kazıları ve Osmanlı Devleti’nin Bu Süreçteki Uygulamaları

    Yildirim, Yildiray

    Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen tarihi eser araştırmalarındaki gelişmelere bağlı olarak yabancı araştırmacıların akınına uğradı. Bu araştırmacıların mensup olduğu devletlerden biri de Almanya idi. Almanlar, ilk olarak Anadolu’nun batısında yürüttükleri faaliyetlerin ardından ülkenin diğer kısımlarında da çalışmalar yapmaya başladı. Bu yerlerden biri, Osman Hamdi Bey’in 1884 yılında keşfettiği Zincirli Höyüktü. Berlin Müze Müdürü Carl Humann’ın başkanlığında 1888 yılında kazı için ilk ruhsat alındı. Bunu 1890 ve 1894 yılındaki kazılar takip etti. Ardından 1902 yılında üçüncü kazının devamı niteliğinde başlanan kazı ile Almanların yaptığı çalışmalar son buldu. Kazılarda bulunan eserlerden bir kısmı mevcut nizamname ve padişah onayı ile Almanya’ya verildi. Zincirli hakkında yapılan araştırmalar, genellikle arkeoloji veya eskiçağ disiplini çerçevesinde yoğunlaşmakta ve Almanların yaptığı kazılar hakkında çok kısa bilgiler verilmektedir. Doğrudan Almanlar tarafından Anadolu’da yapılan çalışmaları içeren araştırmalarda ise Zincirli kazılarına neredeyse hiç değinilmemiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi doküman analizi tekniği ile Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan Osmanlı Dönemi belgelerinden hareketle Almanlar tarafından yürütülen Zincirli Höyük kazıları incelenmiştir. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin kazı sürecindeki yaklaşımı, Alman kazı ekibinin ve Osmanlı Devleti’nin buluntularla ilgili tutumları ele alınmıştır. Asar-ı Atika Nizamnamesi kapsamında kazıların yürütüldüğü ve buluntuların buna göre değerlendirildiği tartışılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2023
    İlkokul Öğrencilerinin Kültürel Mirasa Duyarlılıklarının İncelenmesi: Bir Karma Yöntem Araştırması

    Yilmaz, Sevda

    Bu araştırmanın amacı ilkokul öğrencilerinin kültürel mirasa duyarlılığının incelenmesidir. Çalışma, yakınsayan desen olarak tasarlanmış ve ilkokul 4. sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda veri toplama aracı olarak Kültürel Mirasa Duyarlılık Ölçeği kullanılmıştır. Nitel verilerin toplanmasında ise yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutuna 592 ilkokul öğrencisi dahil edilmiştir. Çalışmanın nitel boyutunda ise 19 ilkokul öğrencisi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda ilkokul öğrencilerinin kültürel mirasa duyarlılık düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Kız öğrencilerin kültürel mirasa duyarlılıklarının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu ve ailedeki çocuk sayısının, yaşanılan yerin ve sosyal etkinliklere katılma durumunun öğrencilerin kültürel mirasa duyarlılıklarını etkileyen değişkenler olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca düzenli olarak kitap, gazete ve dergi okuyan öğrencilerin kültürel mirasa duyarlıklarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. İlkokul öğrencilerinin daha çok yaşadıkları şehirde bulunan tarihi eserleri tanıdıkları; kültürel miras ögelerinin tanınması ve öğrenilmesine önem verdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin ayrıca kültürel miras öğelerini korumak için sorumluluk alma boyutunda duyarlılık gösterdikleri belirlenmiştir. Araştırmanın nicel ve nitel sonuçlarının katılımcıların kültürel mirasa duyarlılık düzeyleri açısından uyum gösterdiği belirlenmiştir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Araplarda Halk Hekimliğine Dair Bazı Tespitler

    Ünalan, Ibrahım

    Amaç: Bu çalışma Cahiliye döneminden itibaren Araplar arasında uygulanan halk hekimliği yöntemlerini tespit etmeyi, hastalıkların ve tedavilerin sosyal ve kültürel hayata etkilerini ortaya koymayı ve Araplar arasında şifa verdiğine inanılan mekânlara dair (şehir, türbe vb. ziyaret yerleri) örnekler vermeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu çalışma 25.03.2022 tarihinde “Geçmişten Günümüze Araplarda Halk Hekimliği” adıyla Bayburt Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje Koordinatörlüğü birimi tarafından 2022/69002-02 proje koduyla desteklenmiştir. Halk hekimliğiyle ilgili bazı bilgiler Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmiş ve Araplardaki halk hekimliği yöntemleri majik (büyüsel) ve akılcı (gerçekçi) yöntemler olarak tasnif edilmiştir. Bulgular: Araplarda halk hekimliğinin geçmişi İslamiyet öncesi döneme (Cahiliye dönemine) kadar dayanmaktadır. O dönemlerden itibaren hastalıkların tedavisinde majik ve akılcı yöntemler uygulanmıştır. Eski Mısır döneminden kalan belgelerde de halk hekimliğine dair bilgiler yer almaktadır. Ayrıca Arap seyyahlar seyahatnamelerinde şifa amacıyla ziyaret edilen türbe, şifalı su, taş vb. ziyaret yerlerinden söz etmişlerdir. Çalışmada literatür tarama yapılarak çeşitli Türkçe ve Arapça kaynaklardan konuyla ilgili veriler tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma neticesinde geçmişte olduğu gibi günümüzde de Araplar arasında çeşitli halk hekimliği yöntemlerinin uygulandığı belirlenmiştir. Bu yöntemlerin bir kısmı koruyucu bir kısmı da tedavi edici özellik göstermektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Kilikya ermenilerinin çukurova’daki iktisadî faaliyetleri

    Aktaş, Yasemin

    Kilikya olarak da isimlendirilen Çukurova, stratejik konumundan dolayı tarih boyunca önemli bir bölge oldu. Bu coğrafyaya hâkim olmak isteyen birçok devlet ve topluluğun içinde Ermeniler de vardı. Ermeniler, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’daki yer değişimi neticesinde Çukurova’ya geldiler ve bölgede kendi hakimiyetlerini sağlamaya çalıştılar. Siyasî ilişkilerin yanında varlıklarını gösterebilme adına iktisadî kalkınmaya önem verdiler. İktisadî başarıyla da bölgedeki siyasî varlıklarını daha sağlam zemine oturtmaya çaba sarf ettiler. Bu kapsamda verimli ve zengin Çukurova topraklarını amaçlarına uygun olarak kullandılar. Bu zenginlikten en üst düzeyde fayda sağlamaya çalışan Ermeni hânedân liderleri, tarım ve hayvancılıktan madenciliğe kadar birçok iktisadî girişimde bulundular. Bu şekilde hem bölgeye dikkat çekmeyi hem de söz konusu zenginlikten siyasî noktada bir sonuç almayı hedeflediler. Ermeniler, bu kapsamda bölgenin her türlü ürününü ticarileştirdiler. Ayrıca başta Ceneviz ve Venedik olmak üzere çeşitli tüccar gruplarına yönelik iskân ve vergi muafiyeti tanıdılar. Böylece Çukurova’nın ticarî potansiyelini artırmaya yönelirken bölge ticareti ve ticaret yollarını da kendi kontrollerine almak için uğraş verdiler. Bu girişimlerini kanunlarla da destekleyen Ermeniler, kanunnâmeler ilan etiler. Böylece ticarî alanda düzen sağlayıp daha fazla gelir elde etmeyi amaçladılar. Bu çalışma, Kilikya Ermenilerinin XI. yüzyılın sonunda bölgeye gelip yerleşmelerinin akabinde söz konusu iktisadî kalkınma konusunda neler yaptığını ve hangi faaliyetlerde bulunduğunu ele almaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2021
    Some Determinations About Yakutiye Madrasas

    Ozdemir, Gazi

    The research has three purposes. The first of these is the determination of the influence levels of Gazan Han, Olcaytu Han, Bulugân Hatun and Hoca Yakut, whose names are found in the inscription of Yakutiye madrasahs that served as educational institutions in the cities of Bayburt and Erzurum during the Ottoman Period. The second is to put forward the reasons why madrasahs were built in these cities. The third is to examine whether the two madrasahs are connected with each other. Qualitative research method and literature search technique were used in the study. The research data, studies on Erzurum and Bayburt Yakutiye madrasas, and the archives of the Presidency Ottoman Archive and the General Directorate of Foundations created documents on the subject. Archive documents were selected to shed light on the subject with a purposeful sample. The data were evaluated with content analysis. As a result, it was understood that Hodja Yakut was not a builder in the construction of madrasahs, but was only responsible for the construction processes of the madrasahs. In the selection of the cities of Bayburt and Erzurum, it was concluded that the courage of the people of the region and their effective strategic position in the Sunni-Shi'a struggle were effective. It was determined that some information about the operation, income and other areas related to the Bayburt and Erzurum Yakutiye madrasas needed to be re-evaluated.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Mustafa necati sepetçioğlu’nun sabır ağacı roman serisinde kült ve sembol olarak ağaç

    Kabak, Turgay; Kara, Kürşad

    Çalışmamızın amacı millî kültürümüzün önemli bir alt ögesi olan ağaçkültünün günümüze Türk edebiyatına simgesel değer olarak yansımasınıntespiti olacaktır. Araştırma yöntemi olarak da doküman inceleme yöntemikullanılmıştır.Kült kavramı; Türk kültüründe saygı gösterme, kutsallık atfetmeanlamlarında kullanılmıştır. Fakat zaman içerisinde bu anlamlardanesinlenerek kültler yeni sembolik değerler kazanmıştır. Çalışmamızda tabiataait bir nesne olan ağaç kültünün kazandığı yeni sembolik değerler bir romandizisi üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmacıların çoğu mit,destan ve modern edebiyatın birbirini izleyen aşamalar olduğuna dikkatçekmişlerdir. Bundan dolayı mitsel arketipler modern romanlarda da varlığınıdevam ettirmişlerdir. Bu iddianın doğruluğu Sabır Ağacı roman dizisiüzerinde irdelenmiştir.Ağacın sembolik değerleri için Mustafa Necati Sepetçioğlu‟nun “SabırAğacı” adlı roman dizisi incelenmiştir. Eser sekiz ayrı kitaptan oluşmaktadır:“Zaman Sahibi ve Toprak”, “Sahibini Arayan Toprak”, “Zaman Dar BirKapıda”, “Zaman Sarkacı”, “Zaman Dönümü”, “Zaman Yok”, “ZamanUyanışı”, “Zaman Yürüyüşü”, “Sabır Ağacı” adlı eseri oluşturan sekiz ayrıeser taranarak ağaç kültünün simgesel değeri alıntılar yapılarak ortayakonmuş ve yorumlanmıştır. Ağaç kültünün sadece saygı gösterdiğimiz vekutsallık atfettiğimiz bir kültten daha fazlası olduğu ortaya çıkarılmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele