Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Kahvehanelerin Arap Edebiyatındaki Yeri ve Etkisi-Mısır Örneği

    Dayı, Rumeysa Bakır

    Kahvehaneler, modern şehirlerin tarih boyunca yaşanmışlıklarının özgün ve önemli bir parçası olup tarih mirasının sadık bir deposu ve aynı zamanda kültür ve geleneklerin tanıklarıdır. Kahvehaneler farklı karakterlerin, kokuların, tınıların bir mekânda birbirine karışmasıdır. Kültür ve edebiyat kahvehaneleri, kalbi olmayan betonarme şehirlerde insanların boş vakit geçirmesi olmayıp toplumların kültürel, edebî, ekonomik ve politik açıdan gelişiminin canlı bir belgesidir. Kuruldukları günden bu yana fikir tarihinin ortaya çıkışında ve gelişiminde önemli bir rol oynayan ve ilk olarak 16.yy’da Doğu’da kendini gösteren kahvehaneler, dünyanın birçok yerinde edebî, sanat ve felsefi akımların ortaya çıkışı ile ilişkilendirilmiş, sömürgeciliğe ve diktatörlüğe karşı siyasi hareketlerin doğuşu ve harekete geçtiği ana komuta merkezi olmuştur. Yüzyıllardır Mısır’ı karakterize eden en önemli toplumsal geleneklerden biri de çeşitli biçimleriyle karşımıza çıkan kahvehaneleridir. Popüler kültürün kuluçka merkezi konumunda olan Mısır edebiyat kahvehaneleri de özellikle Kahire’de sürekli bir mücadele tarihiyle bağlantılı olmuştur. Devrim rüzgârları ve değişimin esintileri oralardan esmiş, bu kahvehanelerden yazarlar ve düşünürler doğup toplumun yapısını, siyasi ve sosyal tarihini değiştiren kültür ve aydınlanma mesajları yaymışlardır. Çalışmada Mısır’da özellikle Kahire’de yer alan edebiyat ve kültür kahvehaneleri tarihçeleri, konumları ve kültürel önemleriyle birlikte bu kahvehaneleri ziyaret eden edebiyatçılar ve oralarda kaleme aldıkları eserler ele alınmaya gayret gösterilmiş, edebiyatçıların yanında bu kültür kahvehanelerinde faaliyet gösteren sanat ve siyaset camiasına da yer verilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Bir kendini bulma ve varoluşunu gerçekleştirme yolculuğu: lâmi’î çelebi’nin vâmık u azrâ mesnevisi

    Karaduman, Ruken; Erzen, Mehmet Halil

    Carl Gustav Jung, bireyin yaşadığı topluma ait her şeyi hafızasına kaydettiğini söyler ve buna kolektif bilinçdışı adını verir. Kolektif bilinçdışına ait öğeler tüm insanlığın geçmiş deneyimlerinin ürünüdür ve nesilden nesile miras yoluyla aktarılmıştır. Jung’un takipçilerinden olan Joseph Campbell da kolektif bilinçdışı kavramı içerisinde yer alan kahraman arketipinden hareketle farklı milletlere ait mitsel ve efsanevi metinleri incelemiş; bunun neticesinde bahsi geçen metinlerin tamamında kahramanın benzer bir serüveni yaşadığı sonucuna varmıştır. Kahramanın yolculuğu şeklinde ifade edilen bu serüven, ana karakterin hem mecazen hem de reel olarak katettiği yolun döngüselliğini ifade etmektedir. Nitekim tekrar eden belli aşamaların ardından kahraman, başladığı yere dönmekte; olay örgüsü farklı gibi görünen hikâyelerde dahi kahramanın temel macerası benzer aşamalar içermektedir. Campbell’ın monomit olarak adlandırdığı, kahramanın döngüsel yolculuğunda katettiği aşamaların bahsi geçen anlatı türlerinde olduğu gibi mesnevi türünde de ortak olduğu görülmektedir. Bu bağlamda 16. yüzyıl aşk mesnevilerinden Lamiî Çelebi’nin Vamık u Azra Mesnevisi, monomitin çekirdek birimi olarak adlandırılan ayrılma, erginlenme ve dönüş aşamaları esas alınarak incelenmiştir.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    The Struggle for the Mother Tongue of the Turkish Community in Germany From Past to Present: A General Evaluation

    Karaca, İlhan

    The most important problem of Turkish society in Germany originates from the mother tongue. As a matter of fact, the mother tongue has been one of the most discussed issues since the first years of migration. However, the limitations imposed on the mother tongue by the majority society and the mutually produced information pollution are an obstacle to the opening of an effective field of struggle. Immigration studies are devoted to the German spoken by the immigrants, rather than to their original language. Although the problem of the native language of immigrants is actually related to the field of linguistics it has been pushed into the lap of sociology by this discipline. However sociology does not include studies that examine the transfer and loss of language and its effects on migration. As a esult, the mother tongue debates have become like a labyrinth with no exit. In the study, the struggle for the mother tongue of the Turkish society in Germany was evaluated over generations. In the light of sociolinguistic theories and related literatüre, it has been tried to reveal how close this struggle is to the conditions required for the preservation of a language that is in the state of reference. The results show that Turkish should be taken under institutional protection in order to be able to maintain it as a mother tongue in Germany. Nevetheless, the struggle moves the Turkish society away from this goal as the generations progress. While the process is working towards language shift, the German society is also preparing to offer Turkish as a foreign language course in German schools. Parallel to this, the struggle for the mother tongue of the Turkish society also tends to install Turkish as a second foreign language course in high schools. This refers to the acceptance that Turkish children's mother tongue will no longer be Turkish in the future.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele