Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2
    Ögedey Han Döneminde Herât’ın İmar Durumu (1229-1241)

    Durmuşoğlu, Kurban

    Moğollar, Cengiz Han liderliğinden itibaren dünya tarihinde adlarından söz ettirmeye başlamıştır. Onlar batıdaki en büyük rakipleri Hârezmşâhlarla olan mücadeleleri sebebiyle İran coğrafyasına girmiştir. Moğolları harekete geçiren görünürdeki sebep ise Otrar olayı olmuştur. Cengiz Han liderliğindeki Moğollar, elçilerinin öldürülmesinin intikamı olarak ya da bunu sebep göstererek Hârezmşâhlarla karşı karşıya gelmiştir. Moğolların Horasan’da Hârezmşâhlarla olan mücadelesi bölgeye büyük bir yıkım getirmiştir. Bu yıkımdan etkilenen Horasan şehirlerinden biri de Herât’tır. Şehir, Moğol istilasıyla yıkılmış olsa da bu durum sadece Cengiz Han dönemiyle sınırlı kalmıştır. Çünkü Cengiz’in ardıllarında, idarî anlamda babalarının politikasını benimsemedikleri görülmektedir. Dolayısıyla bu durum Horasan şehirlerinde yeni bir sürecin başlangıcı olarak kabul edilmekte ve birçok alana etki etttiği görülmektedir. Cengiz Han’ın yerine han olan Ögedey’in imar konusundaki tutumu da bunun bir yansımasıdır. Ögedey Han’ın şehirlerin imarı ile ilgili tutumu bütün Horasan şehirleri gibi Herât için de bir dönüm noktası olmuştur. Bu sayede Herât, Ögedey Han ile birlikte imar anlamında bir toparlanma dönemine girmiş ve gelişim göstermiştir. Ögedey Han’ın yönetimi altında yapılan imar faaliyetleri, bölgenin yeniden kalkınması ve gelişmesi için önem arz etmektedir. Bütün bunların aydınlatılması noktasında çalışma, ağrlıklı olarak dönemin Farsça kaynaklarına dayanmaktadır. Ancak gerekli görüldüğü yerlerde Türkçe ve İngilizce çalışmalara da müracaat edilmiştir. Bu bağlamda çalışma, Moğol istilasıyla Herât’ta yaşanan yıkımlara değinmekte ve Ögedey Han döneminde bölgede yapılan imar faaliyetlerini konu edinmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Yolsuzluk ve iktisadi gelişme ilişkileri: latin amerika, doğu avrupa ve asya ülkeleri’nden örnekler

    Gültekin, Ömer Faruk

    Yolsuzluk, toplumsal refah artışının önündeki en büyük engellerden biridir. Toplumlara bugün için büyük maliyetler oluşturmasının yanı sıra gelecek nesillere de ekonomik ve sosyal açıdan maliyetler oluşturur. Bu nedenle yolsuzluğun azaltılması, toplumların ekonomik gelişme gerçekleştirebilmeleri için çok önemlidir. Yolsuzluğun ekonomik gelişmeyle ilişkilerini araştırmak için Sovyet etkisi altında kalan bazı Avrupa ve Asya ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan iki farklı model geliştirilmiştir. 2000-2019 döneminin araştırıldığı modellerde yer alan değişkenler yolsuzluk algı endeksi, kişi başına düşen gelir, yönetişim, enflasyon, kamu harcamaları, doğrudan yabancı yatırımlar, ticari dışa açıklık ve beşeri sermaye endeksidir. Modellerle ilgili temel sınamalar sonrası İki Aşamalı Sistem GMM ve panel ARDL yaklaşımlarına dayalı tahminler yapılmış ve 4 farklı tahmin sonucu elde edilmiştir. Sonuçlara göre, ilk modelde kişi başına düşen gelir artışı, beşeri sermaye endeksi, ticarileşme ve yönetişim, yolsuzluk üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Öte yandan kamu harcamaları ve doğrudan yabancı yatırımların sonuçları Sistem GMM tahmini için istatistiksel olarak anlamlı değildir. İkinci modelde yolsuzluğun kişi başına düşen gelir artışını olumsuz etkilediği gözlenmiştir. Son aşamada Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi yapılmış ve bazı değişkenlerden yolsuzluğa doğru tek yönlü nedensellik ilişkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Horasan’ın İdarî Bürokrasisinde İlhanlı Şehzâdeleri ve Devlet Adamları (1256-1335)

    Durmuşoğlu, Kurban

    Moğollar, Horasan coğrafyasını ele geçirdikten sonra, bölgede idarî bürokrasiyi askerî ve sivil idareciler üzerinden kurmuştu. Moğolların Horasan’da kurduğu bu sistem Möngke Han’a kadar devam etmişti. Möngke’nin hükümdar olması, Horasan coğrafyasında yeni bir idarî düzeni ortaya çıkartmıştı. O, kardeşi Hülegü’yü İran coğrafyasına göndermesiyle Horasan, bir İlhanlı toprağı haline gelmişti. Ancak bu durum Horasan coğrafyasında İlhanlı-Çağatay çekişmesini beraberinde getirmişti. Bu yüzden İlhanlı Devleti, Hülegü’den itibaren Horasan’da yönetimi hükümdarların vekili olan şehzâdeler üzerinden oluşturmuştu. Böylece İlhanlılar, hem bölgede istediği idarî düzen kurmayı hem de devletin doğu sınırını Çağatay saldırılarına karşı korumayı amaçlamışlardı. Bu makale, İlhanlı Devleti döneminde Horasan coğrafyasında görev alan şehzâdeleri dönemin çağdaş kaynakları üzerinden incelemekte; ayrıca şehzâdelerle bölgede görev alan idarî görevliler hakkında bilgi vermektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex3TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    İlhanlı Devleti’nde Yargı Sistemi (1256-1335)

    Dayı, Özkan

    Moğolların Ön Asya coğrafyasına gelmesi ile bölgede idarî ve kültürel açıdan yeni bir dönemin başladığını görmekteyiz. İdarî ve kültürel açıdan bir değişim dönemi olan bu zaman diliminde, İslâm medeniyetinin unsurları ile Bozkır Medeniyeti’nin bir parçası olan Moğol geleneklerinin iç içe geçerek 1231 yılından İlhanlı Devleti’nin yıkılışına kadar Ön Asya’da yönetimi oluşturan bütün sistemlere yerleştiğini görmekteyiz. Yargı sistemi açısından İlhanlı dönemi, Moğol tahakkümü öncesi yargı ve hukuk anlayışı olan İslam geleneği ile Bozkır Medeniyeti’nin yazısız hukuk kuralları olan Töre’nin Cengiz Han yasası ile yazılı hale getirilen hukuk anlayışının beraber yürütüldüğü bir dönemdir. İlhanlı Devleti’nin hukuk anlayışında şer‘î hukuk ve Cengiz Han yasaları bir arada tatbik edilmiştir. Bu kültürel dönüşüm içerisinde, yargı sisteminde İslâmî anlayışın hâkim olduğu bölgede İlhanlı Devleti’nin kendi yargı sistemi içerisinde nasıl bir uygulama ile hareket ettiğini çalışmamızda inceleyeceğiz.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Meister Eckhart Düşüncesinde Lütuf Tecrübesi ve Kutsal’a Dönüşüm*

    Köse, Halil İbrahim

    Geç Orta Çağ döneminin etkili figürlerinden biri olan Alman Dominik Meister Eckhart, bir vaiz, mistikve teolog olarak ortaya koymuş olduğu eserleriyle felsefi ve teolojik birtakım tartışmaların zemininihazırlamıştır. Felsefenin temel konularından biri olan mistisizm konusunda savunduğu bazı görüşler yüzündenpapalık fetvasıyla kınanacak ve kâfir ilan edilecek kadar da kilisenin dikkatini çekmiş bir isimdir. İnsanı “özünedönmüş olan” olarak tanımlarken, ilahi bir müdahale ve lütufla, kişinin bu dönüşüm sürecinin sonundaTanrı’nın oğlu hatta daha da ileri giderek Tanrı’nın kendisi olacağını ifade eden Eckhart, her ne kadar teorikanlamda bir aşama ve kademelilik fikrinden bahsetmese de pratik anlamda birtakım çaba ve disiplin gerektirenhallerden bahsederek, bu dönüşümün yolunu dinleyicilerine göstermeyi başarmıştır. Negatif teolojiyibenimseyen Eckhart, takipçilerine Tanrı hakkında konuşmaktansa susulmasını önermiş olsa da Aristo’nun“benzeri benzer bilir” ilkesinden hareketle, insanın Tanrı hakkında bir şeyler bilebilmesi için kutsal bir dönüşüm geçirerek Tanrı’laşması gerektiğini ileri sürmüştür. Tanrı’yı tek gerçek varlık kabul ederken, Tanrıdışında yaratılanları bir hiç olarak değerlendiren düşünürümüz, insanın varlık sahasına çıkması ve varlıkkazanabilmesi için bu dönüşüme muhtaç olduğunu ifade etmiştir. İki tür lütuftan bahseden Eckhart, bedelsizolarak verilen ve Tanrı’dan çıkış olarak ifade ettiği yaratımın ilk lütuf olduğunu ve herkese verildiğini, Tanrı’yadönüş olarak ifade ettiği ikinci lütfun ise sadece zeki ve anlayış sahibi olup, bu dönüşüm için çaba sarf edenlereverileceğini belirtmiştir. Bu dönüşümü soyutlanma, aydınlanma, özdeşleşme ve atılım olmak üzere dörtaşamada geçekleştirebilecek olan insan, bir nevi aslına, özüne rücu etmektedir.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele