Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Kütahya Erguniye Mevlevîhanesi

    Mehmet Gültekin

    Kütahya Ergûn Çelebi Mevlevîhanesi (Zaviyesi ya da Dergâhı) olarak bilinen bu eser, günümüzde "Dönenler Camii" olarak hizmet vermektedir. Mevlevîhane, Kütahya Ulu Camii ve Vâcidiye Medresesi ile aynı bölgede yer almaktadır. İlk kuruluşu hakkında kaynaklar 14. Yüzyıla kadar dayandırmaktadır. Ancak eserin günümüze ulaşan yapısı 19. Yüzyılda yapılan tamiratlar ve eklemeler ile bu şeklini almıştır. Bitişiğindeki Selçuklu döneminden kalma Hezâr Dinarî Mescidi; sonradan, Kütahya Mevlevîhane'sinde ilk meşihat eden ve yapıya adını veren Celaleddin Ergûn Çelebi ve ahfadının medfun olduğu bir türbe haline gelmiştir. Konya ve Karahisar (Afyon) Mevlevîhanelerinden sonra, en önemli ve erken dönem Mevlevîhanelerinden olan Kütahya Mevlevîhanesi'nin ilk inşasına dair bir kitabesi bulunmamaktadır. Ancak Germiyanoğlularının I. Yakub Bey'den itibaren "Çelebi" unvanıyla anılması, Mevlevîhane'nin 14. Yüzyılda kurulmuş olacağını göstermektedir. Nitekim aynı dönemlerde Ulu Arif Çelebi'nin bölgeye yaptığı seyahat bu durumu destekler niteliktedir. Kütahya Mevlevîhanesi'nin tarihinde en önemli mevki şüphesiz, dergâhın bilinen ilk şeyhi Celaleddin Ergûn Çelebi'dir. Konya'da önemli Mevlevi şeyhlerinin elinde yetişen Ergûn Çelebi Kütahya postnişinine tayin edilmiştir. Ergûn Çelebi ile dergâha ilave edilen hücre, matbah ve semahâne ile Kütahya Mevlevîhanesi zamanının en önemli Mevlevîhanelerinden biri olmuştur. Ergûn Çelebi'den sonra çelebiler tarafından devam ettirilen Mevlevîhane genellikle türbegah olarak devam ettirilmiştir. Ergûn Çelebiden sonra Kütahya Mevlevîhanesi'nde 19. Yüzyıla gelinceye kadar; Burhaneddin Çelebi (ö. 798/1395), Zeyneddin Çelebi (ö. 828/1424), İbrahim Dede (ö. 1010/1601), Mehmed Dede (. 1060/1650), Kâmile Hanım (ö.?), Hüseyin çelebi (ö.?) Fatma Hanım (ö. 1122/1710), Sâkıb Dede (ö. 1148/1735), Halis Ahmed Dede (ö. 1191/1791), Abdurrahim Atâ Çelebi (ö. 1206/1791), İsmail Hakkı Çelebi ve İdris Hamdi Çelebi postnişin olarak görev yapmışlardır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Şiî Müfessir Hâşim b. Süleymân el-Bahrânî'nin (ö. 1107/1696) tefsir metodu

    Hasan Faruk Satıcı

    Kur'ân'ı anlama ve yorumlama çabaları, onun nazil olduğu ilk dönemlerden itibaren başlayarak günümüze kadar devam etmiştir. İslam tarihinin iki ana mezhebinden biri olan Şîa da kendi mezhebinin esaslarına göre bir tefsir yöntemi geliştirmiştir. Şîa içinde bulunan ahbârîlik ve usûlîlik adlı iki farklı ekol arasında Kur'an'ı yorumlama metodu açısından önemli farklılıklar vardır. Ahbârîlik, rivayetleri önceleyip imamlardan gelen ahbâr ile Kur'ân'ı tefsir etmeye çalışırken, usûlîlik ehl-i sünnetin rey metoduna benzer bir metodu takip etmiştir. Ahbârîlere göre, Kur'an'ın tefsirini en iyi bilenler imamlar olup onların dışındakilerden gelen rivayetlere dayanarak yapılan tefsir, Kur'an'ın rey ile tefsir edilmesi anlamına gelir ki, bu da caiz değildir. Şiî âlimler arasında "Allâmetü'l-Bahreyn" lakabıyla anılan Bahrânî (öl. 1107/1696) de, el-Burhân fî tefsîri'l-Kur'ân adlı tefsirinde ayetleri ahbârî anlayışla yorumlamıştır. Yetmiş kadar eseri olan Bahranî'nin en önemli eseri, el-Burhân fî tefsîri'l-Kur'ân adlı tefsiridir. Ülkemizde Şiî müfessirler ve tefsirleri hakkında yapılan akademik çalışmalarda artış olmasına karşın Bahrânî'nin el-Burhân fî tefsîri'l-Kur'ân adlı tefsirini ele alan bir çalışma olmadığını tespit ederek bu konuyu çalışmaya karar verdik. Çalışmamızda Bahrânî'nin tefsir metodunu, tefsirinde dayandığı ilkeleri ve Kur'an ilimleri hakkındaki görüşlerini ortaya koymaya gayret ettik. Çalışmamıza müellifin hayatı, hocaları, talebeleri, eserleri ve Şîa içindeki konumunu tabakat ve teracim kitaplarından araştırarak başladık. Bu konudaki bilgileri Şîa kaynaklarından derlemeye özen gösterdik. Ardından el-Burhân tefsiri baştan sona inceleyerek çalışmanın asıl muhtevasını ortaya konmaya çalıştık. Müellifin görüşlerini en doğru şekilde ortaya koymak ve tahlil etmek temel hedefimiz olduğundan, her konuda sözü uzatmadan bir iki örnek vermekle yetindik. İmkânlar ölçüsünde bu alanda yapılmış olan benzer çalışmaları da inceledik. Bu çalışmamız neticesinde ortaya çıktı ki, Bahrânî Ehl-i beyti, Hz. Ali'yi ve taraftarlarını öven, buna karşın ilk iki halifeyi yeren rivayetlere tefsirinde çokça yer vermiştir. Muhammed el-Bâkır (öl. 114/733), Ca'fer es-Sâdık (öl. 148/165), Ali er-Rızâ (öl. 203/819) başta olmak üzere imamlardan nakledilen birçok rivayeti aktarmış; hatta Kur'an'ın üçte birinin Şîa ve düşmanları hakkında indiğini belirtmiş; nüzûl sebepleri hakkında da farklı açıklamalar yapmıştır. Müteşâbih ayetleri tefsir ederken zâhiri manadan ziyade bâtınî manaya ağırlık vermiştir. Onun tefsirinin başka bir önemli özelliği de mezhebî bir tefsir olarak İmâmiyye itikadını esas almasıdır. İmâmet ve velâyet, onun ayetleri tefsir ederken tavizsiz bir şekilde savunduğu iman esaslarıdır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân adlı tefsirinde kevni ayetlere yaklaşımları

    Ömer Karaca

    Kur'an'ı Kerim'de yer alan ayetler Allah Teâlâ'nın varlığının ve birliğinin delillerini ifade eder. Ayetler aynı zamanda Allah Teâlâ ile insanlar arasındaki bağlantıyı kuran köprülerdir. Kur'an'da yer verilen bu köprüler/vahiyler, yüce yaratıcının eşsiz kudretini insanlara anlatmak için kimi zaman telkin kimi zamanda ispat şeklinde ifade edilir. Ayrıca bu ayetler insanları hidayetin çeşitli yollarına ulaştırır. Allah Teâlâ, insanların ibret almaları için kâinattan pek çok örneği varlığının ispatı olarak onlara sunmuştur. Allah Teâlâ'nın kudretini ve kâinatın oluşumuyla kâinatta sergilediği ayetlerini ifade eden bu delilleri Kur'an'da anlatması kevnî ayet olarak değerlendirilir. Bu çalışmada, kevnî ayetlerin daha çok bilimsellikle ilişkili olmasına rağmen işari tefsirin temsilcilerin arasında sayılan İsmail Hakkı Bursevî'nin "Rûhu'l-beyân" adlı tesirinde bu ayetlere yaklaşımları incelenmiştir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Kur'ân-ı Kerîm'de helâl ve haram yiyeceklerin tefsirler açısından değerlendirilmesi

    Kübra Sağlam

    Kur'ân'a göre insan, Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Allah (c.c.) yeryüzünde insanoğlunun varlığını sürdürebilmesi ve yeryüzünde faydalanması için birçok nimet yaratmıştır. İnsanoğlunun varlığını sürdürebilmesi için temel gereksinimlerden birisi de gıda ihtiyacıdır. İnsanlar, kendilerine sunulan bu nimetlerden çeşitli yönlerde faydalanarak onlardan istifade ederler. Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de insanların fayda ve zararına olan yiyecek ve içecek türü şeyleri açıklayıp, bunlarla ilgili hükümleri helâl ve haram şeklinde bildirmiştir. Allah (c.c.) tarafından helâl ya da haram olarak belirlenen yiyecek ve içecekler hükmen bütün müminler için aynı şekilde bağlayıcıdır. Kişinin helâl ve harama karşı gösterdiği duyarlılık onun dindarlıktaki özveri ve hassasiyetini belirler. Bu çalışmada, Kur'ân-ı Kerîm'de bulunan helâl ve haram yiyeceklerin neler olduğu ele alınmıştır. Allah'ın helâl kılıp rızık olarak faydalanılmasını istediği yiyecekler ile Allah'ın haram kılıp insanların faydasına olmadığını belirttiği yiyeceklerin neler olduğu, ilgili tefsîrler açısından değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kur'ân, tefsîr, helâl, haram, tayyib, habis.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Roger Garaudy'nin bazı Kur'ani meseleleri yorumlaması

    Yusuf Okumuş

    Roger Garaudy, Batı medeniyetinin merkezi Fransa'da dünyaya gelmiştir. Anne-babası ateist olmasına rağmen kendisi on dört yaşında Hıristiyanlığı benimsemiş ve altmış dokuz yaşında iken İslâm'ı kabul ettiğini açıklamıştır. Bu çalışmamızda, Garaudy'nin bazı Kur'ânî meseleler hakkındaki yorumları ele alınıp onun bakış açısı incelenmiş ve Kur'ân anlayışının ortaya konulması hedeflenmiştir. Temel İslâm Bilimleri alanında daha önce bu konuda çalışma yapılmamış olması çalışmamızı daha da önemli bir hale getirmiştir. Bu araştırmada Garaudy'nin kitapları ekseninde dokümantasyon yöntemi kullanılmış ve veriler toplanıp tanzim edilmiştir. Böylece onun Kur'ân'a bakışı, bütün eserlerinin farklı bölümlerinde bulunan bilgilerden hareketle oluşturulmuştur. Garaudy, neredeyse bütün dinlerin kitaplarını okumuş ve böylece dinler hakkında büyük bir müktesebata sahip olmuştur. Bu ilmi birikimle Kur'ân'ı okumaya başlamış ve şirki ısrarla reddetmesi sebebiyle onu diğer kitaplara nispetle tevhidi öne çıkaran bir kitap olarak nitelemiştir. Kur'ân'ın dinamik bir yapısının olduğunu söyleyerek şeriat, ictihad, servet, tasavvuf, İslâm sanatları ve felsefe gibi günümüzde de tartışılan önemli konuları, Kur'ân bağlamında ele almış ve değerlendirmiştir. Şeriatın kanunlar yığını olmadığını, aksine Allah'ın manevi yasası olduğunu belirtmiştir. Yine şeriatın Kur'ân ve sünnet olmak üzere iki ana kaynağı olduğunu açıklamış ve şeriatı, Allah'ın iradesinin bireylerin hayatına ve tarihe müdahalesi şeklinde tanımlamıştır. İctihadı ise, İslâm'ın yeniden ayağa kalkmasının ve Kur'ân'a dönüşün en önemli şartı olarak görmüştür. Zira ictihadın, Allah adına toplumlara gerçeğin bilgisini öğrettiğini ve bu hakikatle milletlerin ictihad ile taklidin karanlığından kurtulabileceğini savunmuştur. Servetin ise, ilahi iradenin yeryüzünde tatbik edilebilmesi için Allah tarafından insanlara ihsan edildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla mülkün tek sahibinin Allah olduğunu ve Kur'ân'ın da bu prensibi vurguladığını ifade etmiştir. Tasavvufun, İslâm sanatlarının ve felsefenin kaynağının ise, Kur'ân'ın bizzat kendisi olduğuna dikkat çekmiştir. Çünkü Kur'ân'ın, bu unsurların aslını ve içeriğini oluşturan ana kaynak olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Kur'ân'ın tarihsel bir metin olup bir bilim kitabı değil; insanlara sembol ve mesellerle seslendiğini dile getirmiştir. Anahtar Kelimeler: İslâm, Kur'ân, Tefsir, Garaudy, Modern Yorum.

  • Doktora TeziAçık Erişim2022
    Şa'râvî tefsirinde belagat ilmi ve Kur'an'ın i'cazı

    Zeynep Demiryorgan

    Bu çalışma Şa'râvî'nin tefsir kitabında işlediği belagat ve i'caz anlayışını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Şa'râvî'nin tefsirinde işlediği belagat ve i'caza konu olan tüm ayetler incelenmiştir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu ayetler, Şa'râvî'nin ele aldığı şekliyle klasik dönem tefsir kitaplarıyla mukayeseli olarak açıklanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Şa'râvî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, i'caz ve belagat kavramları temellendirilmiştir. İkinci bölümde, Kur'an-ı Kerim'in belagat bağlamında i'cazı hakkında ayetler örneğinde açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Kur'an'ın içerdiği gaybî bilgiler ve ilmî hakikatler sebebiyle muciz olmasıyla ilgili izahatlar yapılmıştır. Şa'râvî'nin Kur'an'ın temelde fesahat ve belagat cihetiyle muciz olduğunu ifade ettiği ortaya çıkmıştır. Ancak Kur'an'ı Kerim'in hem içerdiği gaybî bilgiler, hem bildirdiği ilmî hakikatler hem de insan ruhuna etki etmesi sebebiyle muciz olduğunu belirttiği de anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Şa'râvî, Kur'an, Mucize, Belagat, İ'caz.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    İlk dört halîfenin sünnete yaklaşımı

    Maşallah Konuksever

    Bilindiği gibi sünnet, Kur'ân'dan sonra dînimizin ikinci temel kaynağıdır. Geçmişte ve günümüzde Müslümanların benimsemiş oldukları İslam anlayışını Kur'ân ve sünnet belirlemiştir. Ancak sahâbeden günümüze kadar Kur'ân ve sünnet, temel referans kabul edilmesine rağmen, tarihi süreç içerisinde farklı görüşler ve farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Şüphesiz ki, sağlıklı bir İslam anlayışı onun temel kaynaklarının iyi anlaşılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yüce kitabımız Kur'ân'ı Kerîm'in ifadesiyle insanlığa rehber olarak gönderilen ve Peygamberler zincirinin son halkası olan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s.) hem sözlerinde hem de davranışlarında kendisine inanan kimseler için güzel bir örnek vardır. Bu sebeple hangi asırda yaşarsa yaşasın ona inanan insanların ideal bir mü'min olabilmeleri elbette ki onun sünnetini takip etmeleri ile mümkün olacaktır. İşte tam bu noktada Rasûlullâh'ın sünnetini sonraki kuşaklara aktaracak olan güzide şahsiyetler yani ashâb-ı güzînin vazîfelerinin ne derece ehemmiyetli olduğu anlaşılmaktadır. İnsanların anlama kabiliyetleri ve anlama metotları neticesinde elde ettikleri farklı anlayışların sağlamasını yapmak için elbette yine Kur'ân ve sünnetin yanı sıra ilk Müslüman nesle yani sahâbeye başvurmamız en doğru yol olacaktır. Çalışmamızın giriş bölümünde genel olarak sahâbenin sünnete yaklaşımlarına kısaca değindikten sonra araştırmanın konusu, amacı, metodu ve kaynaklarından bahsedildi. Kavramsal çerçeveye yer verilerek halîfe-hilâfet, sünnet, hadîs ve ittiba kavramları hakkında yeterli bilgi sunulmaya çalışıldı. Her bir halîfe için ayrı bölümler açılmak suretiyle toplamda dört bölüm oluşturuldu. Her bir bölümde ana hatlarıyla ilgili halîfenin hayatı öz bir şekilde verildikten sonra onların sünnet/hadîs anlayışları, sünnete verdikleri önem ve sünnete bağlılıkları, hadîslere mürâcaât etmeleri, hadîslerin rivâyet edilmesinde gösterdikleri titizlik ve hadîslerin tedvîn edilmesindeki tutumları izah edilmeye çalışıldı.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kur'an-ı Kerim bağlamında Hz. Muhammed'in eğitim süreci

    Merve Kurban

    Ayetler çerçevesinde Hz. Muhammed'in (s.a.v) risâlet öncesi ve risâlet sonrası dönemleri ele alınmıştır. Bu sayede Allah Teâlâ ile Hz. Peygamber'in (s.a.v) iletişimine ve "Kur'an temelli eğitimin" nasıl gerçekleştirildiğine değinildi." Allah Teâlâ risâletten sonra çeşitli vasıtalarla Hz. Peygamber (s.a.v) ile iletişime geçti. Fakat risâletten önce de onu manevi bir gözetim altında tutuyordu. Çünkü Allah Teâlâ Hz. Muhammed'i (s.a.v) çok şerefli bir göreve hazırlamaktaydı. Bunun en açık ispatı ise Hz. Peygamber'in (s.a.v) risâlet öncesi dönemine temas eden ayetlerdir. Bu ayetler Hz. Muhammed'in (s.a.v) risâlet öncesi durumunu ifade etmekte ve risâlet sonrası durumu ile ilgili kıyaslamalara yer vermektedir. Çalışmamızda vahiyden sonra Hz. Muhammed'in (s.a.v) Kur'an ahlakı ile ahlaklanması süreci ayetler bağlamında tespit edildi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kur'ân'da cinsiyet adaleti

    Reyhan Ocak

    İnsanlık tarihi boyunca dikkat çekici özelliğini kaybetmeyen konulardan birisi 'cinsiyet' meselesi olmuştur. Pek çok şeye muktedir olabilen insanoğlu, yön veremediği ve tercihini yapamadığı bu noktada, zaman zaman arayış veya gelgitlere duçar olmuştur. Özellikle cinsiyetler arası adaletsizliklerin hüküm sürdüğü toplumlarda bu arayışlar artarak isyana dönüşmüştür. İnsanı yaratan ve ona şekil veren Yüce Yaratıcı ise, gönderdiği dinler ile bu tür adaletsizlikleri düzeltmek adına pek çok elçi göndermiştir. Fakat zaman içerisinde kutsal metinleri tahrif olan insanoğlu, bunun da etkisiyle her defasında yeniden bu adaletsiz düzende hem kendi cinsine hem karşı cinse acı çektirmeye devam etmiştir. Kur'an-ı Kerîm'in inişi ile hayat bulan yeni düzen ile gerçek bir cinsiyet adaleti sağlanmıştır. Fakat bu da yıllar içerisinde; bazı gelenek, alışkanlık, yanlış örnekler, anlayışlar ve değişen hayat şartları neticesinde bozulmaya başlamış hem cinsiyet meselesi bulanmış hem kadın-erkek arasında kurulan o 'birbirine sükûnet verme' güzelliği zamanla azalmıştır. Bu sebeple gerek kadın dernekleri gerek farklı cinsiyet yönelimlerini temsil eden derneklerin sayısı artmış, fakat zaman zaman art niyetli kişilerin yönlendirmeleriyle konu amacının dışına çıkarılmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında, kadın-erkek eşitliği ana temasında, özellikle gençler 'cinsiyetsizleştirme veya farklı cinse yönelme' durumuyla karşı karşıya bırakılmıştır. Oysa Kur'ân'ın bizi getirmek istediği noktada, ne problem olarak görülen toplumsal cinsiyet meselesine ne de kadın-erkek eşitliği gibi kadına ekstra yük yükleyen açılımlara gerek kalmadığı anlaşılacaktır. Çünkü Kur'ân bize güçlü bir cinsiyet adaleti sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İslâm hukukunda fâsid evlilik ve hükümleri

    Rabia Bayhan

    İslâm Âile hukukunda Hanefî mezhebinin görüşleri etrafında şekillenen fesâd kavramı bu tezde evlilikler kapsamında ele alınmıştır. Hiçbir sonuç bağlanmayan bâtıl nikâhların aksine fâsid nikâhların taraflar üzerinde sorumlukları bulunmaktadır. Çalışma ile bu sorumlulukları barındıran fâsid nikâhların şartlarına, hükümlerine ve sonuçlarına yer verilmiştir. Tarafların biri için yükümlülük, diğeri için hak ifade eden bu sorumluluklar bir çok mağduriyetin önüne geçmektedir. Bu nedenle konu eşler ve çocuk açısından incelenmiştir. Çalışma sırasında fâsid kavramını teorik olarak kabul etmeyen Cumhûr ulemânın pratikte bu kavramdan faydalandıkları ve benzer hükümler verdikleri tesbit edilmiştir. Aynı zamanda Medenî Hukuktaki geçersiz evlilik akidleri ile de günümüz hukukunun İslâm hukukundan etkilendiği noktalar tesbit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Akıl ve iman ilişkisi bağlamında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'da dini düşüncenin teşekkülü

    Abdulmecit Hafızoğlu

    Bu çalışmamızda mazi ile istikbal arasında adeta köprü vazifesi gören; İslami ilimlerden kelam, tefsir, fıkıh, tasavvuf, sanat, siyaset ve felsefe gibi birçok ilim dalını tahsil edip ilim hayatına damga vuran bir düşünür ve hatta filozof olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ı ele aldık. İslami ilimleri medrese geleneğinde tahsil etmesi nedeniyle birçok ilmi saha ile ilgili eser yazacak kadar da kendisini yetiştirmiş mümtaz bir âlimdir. Lakin bu eserlerinin bazısı yayınlanmış iken bazısı da yayınlanamamıştır. Ayrıca Batı'yı takip etmek suretiyle dönemin fikir hareketlerini de yakından değerlendirme imkânı bulmuştur. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve konuyla ilgili yapılmış bazı çalışmalar ile birlikte düşünürümüzün hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Birinci bölümde genel hatlarıyla akıl ve iman kavramlarını ele aldık ve bu kavramları din felsefesi açısından inceledik. Sonra da Yazır'a göre akıl ve iman ilişkisini ele aldık. Burada akıl, iman ve irade kavramlarını düşünürümüzün nasıl değerlendirdiği üzerinde durduk ve böylece akıl - iman ilişkisi konusunda bir analiz yapmaya çalıştık. İkinci bölümde ise akıl - iman ilişkisi bağlamında onun dini düşüncesinin oluşumundaki temel kavram ve düşüncelere yer verdik. Çünkü akıl ve iman ilişkisi sadece İslam'ı değil, diğer inançları da ilgilendiren bir bahistir. Bu da kişinin iman bakımından salt akılcı bir tutum sergileyip her şeyin ölçüsü olarak aklı mı, yoksa vahyin akla olan tesiri bakımından bunun aynı zamanda duygu boyutuyla beraber bir bütün mü olduğu sorusunu gündeme getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Akıl, İrade, İman, Vahiy ve Yazır'da Dini Düşünce.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Abdulvehhâb b. Muhammed el-Kurtubî'nin el-Mûdih fi't-Tecvîd adlı eserinin tecvîd ilmindeki yeri

    Muhammet Lütfü Tatlısu

    Bu çalışmamızda tecvîd ilminin bilimsel olgunluğa eriştiği hicrî V. yüzyılda Endülüs'te kaleme alınan Abdulvehhâb b. Muhammed El-Kurtubî'nin (461/1068) el-Mûdih fi't-Tecvîd isimli eserinin tecvîd ilmindeki yerini konu ettik. Herhangi bir şeyin o sahadaki yeri tespit edilirken; içerik itibariyle kendinden önce ve sonra, o şeyle ilgili kaynaklara başvurulur. Bu meyânda biz de âdeta pergelin ucunu bu eserde sabitleyip gerekli oranda diğer kaynaklarla pergelin açısını genişlettik. Eserin takip ettiği konu sıralamasına sadık kalarak ele aldığı bahisleri bu minval üzere inceledik. Çalışmamız girişi takip eden; lahn, harflerin mahreç ve sıfatları, lafızların terkîbî ile alakalı durumlar, hareke-sükûn, işmâm-revm ve Kur'ân okuma üslûbu başlıklarını ihtiva eden beş bölümden müteşekkildir. Tecvîd'in tarihsel serancâmı ve müellifin hayatı başka çalışmalarda yer aldığı için tekrara düşmemek adına bu fasıllara yer vermedik.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hz. Âişe'nin aile hukuku alanındaki içtihatlarının Hanefî mezhebine yansımaları

    Ömer Öztürk

    Hz. Âişe (r. anha), Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında yetişmiş, dini konuların pek çok alanında temayüz etmiş ve edindiği bu bilgileri sonraki nesillere aktarmada önemli bir rol üstlenmiş kadın sahabîlerdendir. Sahabe neslinin önemli fakihlerinden birisi olan Hz. Âişe, farklı alanlarda birçok ilmi kendisinde toplayan bir müçtehidedir. Fıkha olan vukûfiyetinden dolayı fakihlerin görüşüne sık sık başvurduğu önemli şahsiyetlerden biri olmuştur. Hz. Âişe kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplarla ve ortaya koyduğu fıkhî görüşleri ile yaşadığı zamandaki birçok meseleye ışık tuttuğu gibi sonraki dönemlerde de ortaya çıkan pek çok fıkhî konuda mezhep imamlarının başvurduğu bir kaynak olmuştur. Bu tezde Hz. Âişe'nin aile hukuku alanındaki içtihatları tespit edilerek bu içtihatların Hanefî mezhebindeki etkileri incelenmiştir. Bu etkiyi tespit edebilmek için Mâlikî Şafiî ve Hanbelî mezheplerinin görüşlerine de konuyla alakalı boyutuyla kısaca yer verilmiştir. Tezimiz bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde Hz. Âişe'nin nikâhla ilgili içtihatları ikinci bölümünde talak ile ilgili içtihatları üçüncü bölümde ise aile hukukuyla alakalı diğer içtihatları ele alınarak Hanefî mezhebi temelinde diğer üç fıkhî mezhebe yansıması incelenmiştir. Sonuç bölümünde Hanefî mezhebi Hz. Âişe'nin konuyla alakalı görüşlerini dikkate aldığı gibi pek çok konuda farklı düşündüğü sonucuna ulaşılmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2021
    Abdurraûf el-Münâvî ve hadis ilmindeki yeri

    Merve Şişman

    Hicrî 10/11. asrın önemli âlimlerinden olan Abdurraûf el-Münâvî, farklı alanlarda birçok ilmi kendisinde toplayan bir muhaddistir. Telif ettiği eserler incelendiğinde başta hadis olmak üzere hemen hemen her alanda eser kaleme alması onun bu özelliğinin bir sonucu olmalıdır. Döneminde yaşayan insanların Münâvî'ye gelerek belirli konularda kitap yazmasını istemeleri ise söz konusu âlimin toplum nazarındaki otoritesini göstermektedir. Bu sebeple günümüze ulaşan eserleri çervevesinde Münâvî'nin hadis ilmindeki yerinin tespiti önem arz etmektedir. Bu amaçla giriş ve iki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Abdurraûf el-Münâvî'nin yaşadığı dönem, hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise onun bazı hadis meseleleri ile hadis ilimleri hakkında yapmış olduğu açıklamalar, hadis şerhçiliği ve âlimlere yönelttiği bazı tenkitler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Abdurraûf el-Münâvî, hadis, şerh, metod.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Kur'an-ı Kerim ve tefsir kaynaklarında Hz. Meryem ve oğlu İsa (as)

    Hadıl Ibrahım Al Houran

    Allah Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Meryem'i övgü dolu ifadelerle taltif etmiştir. Hatta Kur'ân'da onun hem ailesinin hem de kendisinin adını taşıyan iki müstakil sûrelere (Âl-i İmrân ve Meryem sûreleri) yer vermiştir. Dikkatli bir okuyucu onun hayatında seçilmişliğinden, yetişmesine, iffetine ve faziletine dâir ayrıntıları görecektir. Kur'ân, Hz. Meryem'den bahsettiği gibi açık, şüphe ve kapalılığa mahal olmayacak derecede Hz. İsâ'dan da bahsetmiştir. Kur'ân'da Hz. İsâ'nın doğumundan, mucizelerinden ve Allah'ın ona tahsis etmiş olduğu sıfatlarından bahsedildiği gibi onun dine davetinden, Allah yolunda mücadele edişinden, ona isnat edilen sihirle konumunun düşürülmek istenmesinden de bahsedilmektedir. Ayrıca Hz. Meryem ve Hz. İsa hakkında vârid olan hadisler de bulunmaktadır. Ancak burada söz konusu olan çalışmalar ayet merkezli ele alındığından, konunun bağlamı çerçevesinde tüm hadislere değil de bazı hadislere yer verilecektir. Müfessirler bu konuya dair yeteri kadar ayrıntıya yer vermişlerdir. Bu araştırmada Hz. Meryem ve Hz. İsa hakkında müfessirlerin görüşlerinden istifade edilmeye çalışılmış, Hz. Meryem ve Hz.İsa'nın Kur'ân'da geçen kıssaları, tarihsel süreç dikkate alınarak sunulmuş, gereken yerlerde de müfessirlerin görüş, ihtilaf ve tartışmalarına yer verilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Klasik İslam ahlâk düşüncesinde kadın algısı

    Rukiye Kızıltunç

    Bu çalışmada Klasik İslam Ahlâk Filozofları'nın görüşlerinde kadının yeri tespit edilmeye çalışıldı. İslam Ahlâkçılarının klasik dönem kitaplarında kadını hangi bağlamda ele aldıkları değerlendirildi. İslam Ahlâk Felsefecileri'nin, felsefe ile İslam'ı sentezleyen bakış açısıyla kadını, ahlâkını, vazifelerini ve konumunu aile içi ilişkilerde değerlendirdikleri görüldü. Çalışmada cevabı aranan diğer bir soru ise, ahlâk filozoflarının kitaplarında sundukları görüşlerin neden birbirine benzerlik arz ettiği veya birbirlerinden az bir farkla ayrıldığıydı. Bu probleme filozofların dönemlerinde hâkim olan bilgi anlayışıyla irtibat kurularak cevap verilmeye çalışıldı. Çalışmada yöntem olarak klasik ahlâk düşünürleri ve metinleri sistemli biçimde bir araya getirilerek incelenmiş, araştırmaya dâhil edilen eserler deskriptif bir okuma yapılarak aktarılmıştır. Ahlâk alanı insanın varlık alanın en temel edimidir. Bu açıdan insanın dâhil olduğu varlık dünyasında ahlâkî sorgulamalar kaçınılmazdır. Bu çalışmada klasik dönem ahlâk filozofları kapsamında kadının, ahlâk alanına nasıl dâhil edildiği sorusuna yanıt arandı. Anahtar Kavramlar: Ahlâk, İslam Ahlâk Filozofları, Kadın, Bilgi Sosyolojisi

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    İçtima ilkesinin Hanefî ve Şâfiî mezhepleri bağlamında mukayesesi

    Bahri Tikici

    Fıkhî mezhepler, içtima ilkesini kapsamlı bir şekilde kullanmışlardır. İçtima, sebebin tekrar etmesine bağlı olarak hükmün tekrar etmesi kuralından istisna edilmesi suretiyle, birçok sebebin tek bir hükme bağlanmasıdır. Bu çalışma, içtima ilkesinin Hanefî ve Şâfiî mezhepleri bağlamında mukayesesini kapsamaktadır. Çalışmamız, iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmamızın konusu, amacı, önemi ve temel başvuru kaynakları yer almaktadır. Birinci bölümde içtima ilkesinin sözlük anlamı, terim anlamı, içtima ile ilgili kavramlar ve içtima ilkesinin dayanakları bulunmaktadır. İkinci bölümde ise, Hanefî ve Şâfiî fakihlerin, kendi ekollerince belirledikleri ve geliştirdikleri fıkhî kurallara bağlı olarak içtima ilkesini ibâdât, muâmelât ve ukûbât alanlarında nasıl uyguladıklarının mukayesesi yer almaktadır. Hanefiler, daha çok ibadet ile alakalı olmayan fakat ibadete vesile olan fiillerde içtima ilkesini tercih etmişlerdir. İbadet olan fiillerde ise, istihsân kuralı gereği içtimayı tercih etmişlerdir. Şâfiîler ise, hem ibadet olan hem de ibadete vesile olan fiillerde herhangi bir ayrım gözetmeksizin, içtima ilkesini tercih etmişlerdir. Bu çalışmamızda, özellikle Hanefi ve Şafiî mezheplerinin içtima ilkesini uyguladıkları alanları, kaynaklarından tespit ederek, delilleri ile birlikte belirtmeye çalıştık. Ayrıca bu mezheplerin, içtima ilkesini uyguladıkları alanları ve delillerine dayanarak, tercih edilen görüşleri açıklamaya gayret ettik. Bu çalışmamızı, Hanefi ve Şafii mezheplerinin temel kaynakları başta olmak üzere, konumuz ile ilgili son dönemde yazılmış olan diğer eserlerden de istifade ederek hazırladık.

  • Doktora TeziAçık Erişim2020
    Hanefîler ve hadis usûlü -İlk beş asır özelinde-

    İsmail Çiçek

    Hanefîler ve Hadis Usûlü isimli bu araştırma, hadis usûlünün sistematik tedvîninden yaklaşık iki asır önce, Hanefî alimlerin meselelere buldukları çözümler arasına serpiştirdikleri Hanefî hadis usûlünü inşa çabasıdır. Çalışma geçmişten bugüne daima gündemde olan Hanefî mezhebinin hadis alanındaki usûlî prensiplerini, usûl ve fürû' metin okumalarından tahric yöntemiyle derleme gayretidir. Bu araştırma üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde Hanefî mezhebinin ortaya çıkışı, gelişimi ve kaynakları ele alınmış, hadis usûlü tarihi ve Hanefîlerin hadis usûlüne yaptıkları katkılar ortaya konulmuş; ikinci bölümde hadis ıstılahları ve Hanefîlerin bu konudaki anlayışları sunulmuş, üçüncü ve son bölümde ise Hanefîlerin hadisin sıhhatini tespit kriterleri incelenerek Hanefî hadis usûlü tespite çalışılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Kur'an'da insana etkisi açısından şeytan ve nefis

    Müberra Purutoğlu

    Kur'an-ı Kerim'de şeytanın, kibri yüzünden kendini aşağı konuma düşürdüğü, bundan da Yüce Allah'ı sorumlu tutarak insanı suçladığı ve insana düşman olduğu vurgulanmaktadır. Şeytan, Allah'ın asla rakibi değildir, asi bir kuludur, insanın rakibi ve düşmanıdır. Şeytan, Allah'ın huzurundan kovulmasından itibaren şerle özdeşleşerek, insanı hataya, belaya uğratmak için kini, fesadı, yalanı ve çeşitli kötülükleri kullanmıştır. Bunları kullanmaya da devam edecektir. Şeytandan bir an ya da kısa bir süre için uzaklaşmak mümkündür, ancak bir ömür boyunca ondan kurtulmak zordur, hatta imkânsızdır. Şeytan nefiste bulunan unsurları (hevâ, heves, vb.) kullanarak insanı kandırmaya çalışır. İnsan üzerinde yaptırım gücü olmayan, sadece günahı süsleme ve vesvese verme özelliğine sahip olan şeytandan daha çok insana şiddetle kötülüğü emreden nefsi etkilidir. Nefis ve şeytan insanı, hayır olmayan şeylere çağırır. Bu çağrıya icabet eden insan hayırsız şeylere müptelâ olur ve beyhude birtakım işlerle uğraşarak bir fayda elde edememiş olur. Ahirette ise şiddetli azap içinde kalır. Dolayısıyla dünyası ve ahireti rezil ve rüsvâ olur. Her müminin gayesi Allah'a yaklaşmaktır. Şeytan ve nefsin birlikteliği insanın bu gayesinde büyük bir engel oluşturur. Şeytanın vesveselerine karşı koymak Allah bilinciyle dolu olmak ve O'na sığınmakla gerçekleşir. Ancak hidayet ve dalâlet Allah'ın dilemesi ve kulun iradesini iyi veya kötü yönde kullanmasıyla mümkündür. İnsana fücûrunu (günah işleme yeteneğini) ve takvasını (günahtan kaçınma yeteneğini) ilham eden Allah her insana birçok niteliği bilkuvve (harekete geçmemiş güç) olarak vermiştir. Bunun yanında ona bu nitelikleri harekete geçirebilecek irade de bahşetmiştir. İradenin iyi tarafında ilahi kuvvet, kötü tarafında şeytaniyet bulunmaktadır. Bu nedenle insan iradesiyle yaptığı işlerden sorumludur. Bu çalışmamızda insan, insanın ayrılmaz bir özelliği olan nefs ve nefsani istekleri süsleyerek insanı aldatmaya çalışan şeytanın özellikleri incelenerek her birinin varoluş amaçları açıklanmıştır. Şeytan ile nefis arasındaki ilişki ele alınarak şeytanın ve nefsin insan hayatındaki etki ve rollerinin ne olduğu incelenmiştir. Kur'an'ın anlatımlarından yola çıkılarak insanın nefsani istekleri ve şeytanın insan üzerindeki etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tefsir, Kur'an, akıl, kalp, nefis, şeytan

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Tefsîru'l-Menâr'da kıyamet ve ahiret olgusu

    Hikmet Ayhan

    Kıyâmet ve Âhiret İslam dininin temel inanç esaslarının en önemlilerindendir. Bunlar, Kur'ân'ın birçok ayetinde bazen peşpeşe, bazen de muhtelif yerlerde geçmekte olup insanların zihinlerinde canlandırılabilecekleri bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu âyetlerin doğru bir şeklide anlaşılabilmesi için Kur'ân'ın bütüncül bir tarzda okunması gerekmektedir. Bu tezde Kıyâmet ve âhiret konusu Tefsîru'l-Menâr penceresinden ele alınmıştır. Söz konusu tefsir akılcıl bir metotla yazılmış, pek çok ayet aklın verilerine müracaat edilerek yorumlanmıştır. Hiç şüphe yok ki Kıyâmet ve âhiret bütünüyle gaybın konusudur. Müellifler mezkûr konuları işlerken bu duruma sıkça vurgu yapmış, Allah'ın öte âlemden haber verdiği her şeye şeksiz şüphesiz îman edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte pek çok âyeti izah ederken aklı son derece etkin kullanmışlar, Allah'ın âhiret âlemiyle ilgili verdiği bilgileri farklı şekillerde tevil etmekten kaçınmamışlardır. Ancak burada şunun vurgulanması gerekir ki, Menâr tefsirinin müellifleri olan Muhammed Abduh ve Reşid Rızâ arasında her ne kadar hoca talebe ilişkisi olsa da bazı konularda aynı düşünmelerine karşın birçok konuda birbirlerinden ayrılmışlardır. Tezde bunun örnekleri yer almaktadır. Çalışmanın ana kaynağı olan Tefsîru'l-Menâr, müelliflerinin ömürlerinin kifâyet etmemesi nedeniyle tamamlanamamış bir çalışmadır. Müelliflerden biri olan Abduh, söz konusu tefsiri Nisâ sûresinin yüz yirmi altıncı ayetine kadar olan kısmını, Reşid Rızâ ise buradan itibaren Yusuf sûresinin elli ikinci ayetine kadar tefsir etmiştir. Geri kalan kısmını ise Behcet el-Baytar tamamlamıştır. Dolayısıyla tez yazılırken Kıyâmet ve âhiret konusu belirtilen ayetlerde geçtiği kadarıyla ele alınmıştır. Tefsîru'l-Menâr'da ahiret ve kıyametle ilgili sınırlı sayıda ayetin tefsiri yapıldığı için Muhammed Abduh'un "Tefsîru cüz'i Âmme" sinden de istifade edilmiştir. Tezde Kıyâmet ile âhiret konusu ayrı başlıklar halinde ele alınmış, bunlarla bağlantılı olan konular ilgili başlığın altında incelenmiştir.