Yazarlar
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Sünbül Sinan, Sinâneddin Yusuf b. Ya'kûb el-Amâsî el-Halvetî'nin Tasavvuf Risâlesi
Adem Han
Sünbül Sinan Efendi, Osmanlı dönemi önemli mutasavvıflarındandır. Halvetiyye tarikatı kollarından olan Sünbüliyye tarikatının kurucusudur. Sünbül Sinan Efendi, dönemin semâ/devran zikrinin dinen meşruiyeti konusunda yapılan tartışmaların odağında olan bir isimdir. Bunun sebebi ise semâ/devran uygulamasının Sünbüliyye tarikatında yaygın olarak icra edilmesidir. ''Tasavvuf Risalesi'' adlı eserinden tasavvufî fikirlerini öğrenmemizin beraber devran zikrinin meşruiyetini savunduğu bir eseridir. Risalede ayakta zikir yapmanın ''raks'' yani dans olduğu şeklinde bid'at sayanlara karşı devranın ibadet olduğunu Kur'an ve sünnet bağlamında savunmuştur. Bu düşüncesini Zümer süresi yetmiş ikinci ve yetmiş beşinci ayetleri ve muhtelif hadis-i şerifler ile desteklemiştir. Devran zikrinin, meleklerin Allah'ı döne döne zikrettiği gibi yeryüzünde de kulların Allah'ı aynı şekilde zikrettiği şeklinde benzerlik kurarak anlatmıştır. Risalenin sonunda Zenbilli Ali Efendi'nin devran zikrinin meşruiyeti hakkında fetvası ile de desteklemiştir. Bu çalışma 16. yüzyılda devran zikrinin meşruiyeti konusunu anlamak açısından önem arz etmektedir. Çalışmamızda ''Tasavvuf Risalesi'' adlı eser üzerinden Sünbül Sinan Efendi'nin devran hakkındaki fikirleri tespit edilmeye çalışıldı.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Tasavvuf edebiyatında münâcât ve Halis Emek'in Münâcât-ı Mevlid-i Nebîsi
Abdullah Mesut Çınar
Tasavvufun "Kulu Allah'a, Allah'ı da kula sevdirme" hedefi göz önüne alındığında mutasavvıfların gerek mensur gerekse manzum olarak yapmış oldukları münacaatları da yukarıda ifade ettiğimiz amaca götüren metodlardan bir tanesi olarak ele alınabilir. Bu metod doğrultusunda münacaatın maksadını Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanma ve kulun yaratanına karşı sevimli görünme arzusu olarak değerlendirebiliriz. Bu doğrultuda münâcât, mutasavvıfın yaratanını tanıdığı nispette ve kendi acziyet ve mahviyetini hissettiği derinlikte gerek manzum ve gerek mensur olarak Rabbine olan dua ve niyazı olarak anlaşılabilir. Tasavvuf (tekke) edebiyatında münâcâtın anlamı, yeri, önemi, mensur ve manzum başlıca örnekleri, âlim ve mutasavvıf bir şahsiyet olan Erzurumlu Halis Emek'in hayatı, kişiliği, ilmî birikimi çalışmanın genel şemasını teşkil etmektedir. Halis Emek'in kaleme aldığı türkçe manzum münâcâtı, Hz. Ebubekir'e atfedilen "الهي يا بلطفك جود "münâcât kasidesine yazdığı tahmisi ve Münâcât-ı Mevlîd-i Nebî metninin aslı verilip çeviri ve incelemesi yapılarak çalışmanın ana gövdesi oluşturulmuştur. Anahtar Sözcükler: Tasavvuf, münâcât, Mevlid-i Nebî, Hz. Peygamber.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Rifaiyye meşayihinden Sanamerli Seyyid Hacı Ahmed Baba ve Bayburt Halifesi Hacı Şaban Efendi
Ahmet Ertaç
Rifâî tarikatının Doğu Anadolu'ya yayılmasına vesile olan Sanamerli Seyyid Hacı Ahmed Baba Van'ın Hoşab (Güzelsu) beldesinde 1792 (H. 1144) senesinde dünyaya gelmiş, Van'dan Erzurum Aşağı Pasinlere manevi görevle tayin edilmiş Anadolu'nun çeşitli yerlerinde 36 yıl gezdikten sonra o dönem Aşağı Pasin'in Sanamer köyüne yerleşmiştir. Burada dergâh açarak irşâd faaliyetlerine başlamıştır. Aynı zamanda 72 halife ile birlikte binlerce mürid yetiştiren Seyyid Hacı Ahmed Baba, 1912 (H: 1330) yılında 120 yaşında Sanamer'de vefat etmiştir. İlk tahsil ve tasavvuf terbiyesini babasının dergahında alan Sanamerli, yine babasının nezaretinde kemale ermiştir. Sanamerli, irşad göreviyle Anadolu'yu gezmiş sonra İstanbul'a geçmiş, oradan Hac farizasını ifa etmek için Hicaza gitmiştir. Hicaz dönüşü Pir Muhammed Küfrevi dergâhına iki yıllık bir eğitiminden sonra, 36 yaşlarında babasından almış olduğu manevi bir işaret üzerine, kardeşi ile birlikte Erzurum'un Pasinler yöresine gelmiştir. Bu iki kardeş Aşağı Pasin'in alt sınırında olan ve Pasinlerle birlikte Narman kazasını da kuş bakışı seyreden şimdiki adıyla Hacı Ahmed Baba (Sanamer) köyüne yerleşmiştir. Sevgi ve merhamet eksenli bir tasavvuf anlayışını benimseyen Sanamerli yaşadığı çağda insanları irşad etmiş, insanların zihinlerinde ve gönüllerinde iz bırakmıştır. Rifâîliğin Bayburt'taki mürşidi Hacı Şaban Efendi, 1901 senesinde Bayburt'ta doğmuş ve ömrünü hep bu yörede geçiren ve yöre halkının kıymet verdiği önemli bir mutasavvıftır. 1938 yılında Rifâî meşayihlerinden Kaleardılı Hacı Ahmed Baba ile tanışmış, ona bağlanarak Rifâî tarikatında seyr-i sülûkunu tamamlamıştır. Ahmed Baba hayattayken onu tam bir icazetle, şahitlerin içerisinde halife olarak tâyin etmiştir. Merhameti ve yardımseverliğiyle insanların kalbine dokunan Hacı Şaban Efendi, döneminin insanı üzerinde iz bırakmış Bayburt'un önemli şahsiyetlerindendir. Bu çalışmada Rifâî Şeyhlerinden Sanemleri Hacı Ahmed Baba ve Hacı Şaban Efendi'nin hayatları, ilmi, edebi şahsiyetleri ile tasavvufi yaşantıları ve görüşleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Esrar Dede Divanı'nda din ve tasavvuf
Ceylan Kan
Mevlevî tarikatının sanata verdiği değer ve eğitim müesseselerinde izlenen yöntemler Klasik Türk edebiyatına birçok şair kazandırır. Mevlana felsefesinin yarattığı manevi tesir tarikata intisap eden birçok müridin iç dünyasını şekillendirir ve onların ruhunda yaşadığı değişimlerin aktarılmasına zemin hazırlar. Çalışmamızın konusunu teşkil eden Esrar Dede, Mevlevîlik kültürünün Türk edebiyatına kazandırdığı şairlerden biridir. 18. yüzyılda yaşamış olan Esrar Dede, Mevlevî tarikatına kırklı yaşlarında intisap eder. Geç denilebilecek bir yaşta hayatının yönünü değiştiren şair, ömrünün geri kalan dokuz yılını Mevlevîlikte, kendini bulma yolculuğuna adar. Şeyh Galip gibi büyük bir şairin gözetiminde yetişen Esrar Dede, hocasından aldığı terbiyeyi kültürel birikimi ile sentezler ve kısa zamanda birçok eser vücuda getirir. Tarikat içerisinde yetişmiş birçok Mevlevî şairden de etkilenen Esrar Dede, bu etkileşimi kendi şiir potasında eriterek oldukça özgün şiirler kaleme alır. Mevlevîlikte dedelik makamına kadar yükselen şair, ömrünün son demlerini Galata Mevlevîhanesi'nde uzlette eser yazarak geçirir. Esrar Dede tasavvuf, din ve Mevlevîlik literatürüne hâkim bir şairdir. Onun dini ve tasavvufî söylemleri divanında önemli bir yer tutar. Bu çalışmada, Esrar Dede'nin şiirlerindeki dini ve tasavvufî kavramlar ile bu kavramların kulanım hususiyetlerini tespiti etmek amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda şairin hayal dünyasında özgün bir hal alan dini ve tasavvufî kavramlar değerlendirilip konumuz bağlamında izah edilmiştir. Böylece şairin anlatımları esnasında ortaya çıkan anlam derinliği ve okura verilmek istenen mesajların arka planı yansıtılmaya çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019Manevi eğitim yöntemi olarak letaif-i hamse
Mahmut Dunay
Hangi kültür ve medeniyet havzasına ait olursa olsun, hangi zaman diliminde yaşarsa yaşasın, insanoğlunun temel meselelerinin başında fertlerin dolayısıyla toplumların eğitimi gelmektedir. İnsan eğitimle beraber olgunlaşan, güzel fiilleriyle ahlâkî erdemler elde eden ve en üstün payelere ulaşan bir varlıktır. Bu eğitimin en önemli aşamasını da mânevî eğitim oluşturur. Mânevî eğitimi kendilerine bir çalışma alanı olarak belirleyen mutasavvıflar bu gayeye ulaşabilmek için çeşitli yöntemlere başvururlar. Bu yöntemlerden biri de insandaki ilâhî cevhere işaret eden letâiflerin eğitimidir. Nakşibendî-Müceddidiyye ve Hâlidiyye tarîkatlarında seyr ü sülûk usulü olarak kabul edilen letâif uygulamaları, sûfilerce çeşitli tasniflerle izah edilmiştir. "Kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâ" olarak belirlenen beşli tasnife "Letâif-i Hamse" denilmektedir. Mânevî yolculuktaki bu lâtîfelerin her biri bir önceki makamdan derece bakımından daha üst kısımdadır. Lâtîfeleri geçen sâlik lâtifleşir, seyr u sülûk yolculuğunu tamamlar. Bu çalışmada sûfîlerin insan bedeninde belli durakları olan ve onun hakikatini oluşturduğunu söyledikleri rûhânî letâifin beşli tasnifi ele alınarak incelenmiş, ruhsal eğitimde bu durakların terbiyesine yönelik uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019Ağlar Baba'nın hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri
Muhammet Nayir Akburak
Ağlar Baba, Osmanlı'nın son dönemleri olan XIX. ve XX. yüzyılda Bayburt'un Siptoros (Oruçbeyli) köyünde doğmuş ve ömrünü hep bu yörede geçirmiş, önemli bir mutasavvıf, şair ve âlimdir. Ağlar Baba icazetini, Nakşibendi tarîkatı temsilcilerinden olup vefat eden dedesi İrşadî Baba ve Erzincanlı Vehbi Hayyati'nin rûhaniyetlerinden almıştır. Bundan dolayı Ağlar Baba Bayburt'ta Üveysi yolla Nakşibendi tarîkatının hem müridi hem de mürşidi olmuştur. Dedesi İrşâdî Baba'nın yarım bıraktığı manzum Kısas-ı Enbiya adlı eseri tamamlamış, bunun yanında tasavvufî görüşlerini yansıttığı, Tasavvuf Mesnevisi, Ebyat-ı Ağlar Baba ( Ağlar Baba Divanı) ve Tefsir-i İnnaenzelnâ ve Şem'ûn Gâzî Mesnevisi isimli eserler kaleme almıştır. Sevgi eksenli bir tasavvuf anlaşını benimseyen Ağlar Baba, yaşadığı çağda yöresindeki insanları irşâd etmiş, insanların zihinlerinde ve gönüllerinde iz bırakmıştır. Bu çalışmada, Ağlar Baba'nın hayatı, tasavvufî, ilmî, edebî şahsiyeti, eserleri ve tasavvufa dair görüşleri incelenerek ortaya konulmaya çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018Tasavvufî düşüncede sekr ve sahv kavramları
Adem Urhan
Bütün mânevî ilimlerde olduğu gibi tasavvufun da gayesi Hakk (c.c)'ın rızasını kazanmak olup, konusu ise nefsi terbiye etme, ahlâkı güzelleştirme, içi ve dışı tenvir etme, sûret ve sîreti tezkiye etmektir. Ruhu terbiye yolunda yaşanan hȃl ve ȃhvaller ise dini his ve heyecan olarak bilinmektedir. Sâlik, tasavvufî bir eğitim olan seyr ü sülûk boyunca Allah Teâlâ'nın kendisine lütfettiği birtakım halleri yaşar. Bireysel tecrübeye dayalı pratiklerle tasavvufun kendine özgü bir dili, terim ve kavramlar dünyası oluşmuştur. Mutasavvıflar, geliştirdikleri bu tasavvufî terimleri ve onlara yükledikleri anlamları âyet ve hadislerden referanslarla kuvvetlendirmişler ve bunları açıklayan eserler yazmışlardır. Bu çalışmada, tasavvufî eserlerde sıkça yer verilen sekr (sarhoşluk) ve sahv (uyanıklık) kavramları ele alınmıştır. Öncelikle temel tasavvufî eserlere müracat edilerek müesseseleşme dönemi öncesi sûfîlerin bu kavramları nasıl algıladıkları tespit edilmiş, sekr ve sahv kavramlarının âyet ve hadislerden referansları incelenerek tasavvufî açıdan değerlendirilmiş, bu kavramlara mutasavvıfların yükledikleri anlamlar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Tarîkat, Sekr, Sahv, Bâyezîd-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdâdî.
