Yazarlar
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Hadisler ışığında insan kazanma yöntemi ve nebevi örnekliğin günümüze taşınması
Emrah Kerem Acar
Bu çalışmamızda hadisler ışığında insan kazanma yöntemi ve nebevi örnekliğin günümüze taşınmasını konu ettik. Bir şahsın konumu ve başarısı tespit edilirken onun söz ve davranışlarını ihtiva eden kaynaklara başvurulur. Bu bağlamda biz de Kur'an'ı ve hadis kaynaklarını temel kabul ederken İslam tarihi ve diğer kaynaklardan da istifade ettik. Hz. Peygamber'in izlediği yöntemi ölçü alarak onun insanlığa vermek istediği mesajı ele aldık. Çalışmamız girişi takip eden Yüce Allah'ın Hz. Peygamber'e ahlâk öğretisi Hz. Peygamber'in insan kazanma yöntemindeki detaylar onun ailesi, akrabaları, çocuklar, gençler ve ehl-i kitapla olan ilişkileri başlıklarını ihtiva eden iki bölümden müteşekkildir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Kur'an'da insana etkisi açısından şeytan ve nefis
Müberra Purutoğlu
Kur'an-ı Kerim'de şeytanın, kibri yüzünden kendini aşağı konuma düşürdüğü, bundan da Yüce Allah'ı sorumlu tutarak insanı suçladığı ve insana düşman olduğu vurgulanmaktadır. Şeytan, Allah'ın asla rakibi değildir, asi bir kuludur, insanın rakibi ve düşmanıdır. Şeytan, Allah'ın huzurundan kovulmasından itibaren şerle özdeşleşerek, insanı hataya, belaya uğratmak için kini, fesadı, yalanı ve çeşitli kötülükleri kullanmıştır. Bunları kullanmaya da devam edecektir. Şeytandan bir an ya da kısa bir süre için uzaklaşmak mümkündür, ancak bir ömür boyunca ondan kurtulmak zordur, hatta imkânsızdır. Şeytan nefiste bulunan unsurları (hevâ, heves, vb.) kullanarak insanı kandırmaya çalışır. İnsan üzerinde yaptırım gücü olmayan, sadece günahı süsleme ve vesvese verme özelliğine sahip olan şeytandan daha çok insana şiddetle kötülüğü emreden nefsi etkilidir. Nefis ve şeytan insanı, hayır olmayan şeylere çağırır. Bu çağrıya icabet eden insan hayırsız şeylere müptelâ olur ve beyhude birtakım işlerle uğraşarak bir fayda elde edememiş olur. Ahirette ise şiddetli azap içinde kalır. Dolayısıyla dünyası ve ahireti rezil ve rüsvâ olur. Her müminin gayesi Allah'a yaklaşmaktır. Şeytan ve nefsin birlikteliği insanın bu gayesinde büyük bir engel oluşturur. Şeytanın vesveselerine karşı koymak Allah bilinciyle dolu olmak ve O'na sığınmakla gerçekleşir. Ancak hidayet ve dalâlet Allah'ın dilemesi ve kulun iradesini iyi veya kötü yönde kullanmasıyla mümkündür. İnsana fücûrunu (günah işleme yeteneğini) ve takvasını (günahtan kaçınma yeteneğini) ilham eden Allah her insana birçok niteliği bilkuvve (harekete geçmemiş güç) olarak vermiştir. Bunun yanında ona bu nitelikleri harekete geçirebilecek irade de bahşetmiştir. İradenin iyi tarafında ilahi kuvvet, kötü tarafında şeytaniyet bulunmaktadır. Bu nedenle insan iradesiyle yaptığı işlerden sorumludur. Bu çalışmamızda insan, insanın ayrılmaz bir özelliği olan nefs ve nefsani istekleri süsleyerek insanı aldatmaya çalışan şeytanın özellikleri incelenerek her birinin varoluş amaçları açıklanmıştır. Şeytan ile nefis arasındaki ilişki ele alınarak şeytanın ve nefsin insan hayatındaki etki ve rollerinin ne olduğu incelenmiştir. Kur'an'ın anlatımlarından yola çıkılarak insanın nefsani istekleri ve şeytanın insan üzerindeki etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tefsir, Kur'an, akıl, kalp, nefis, şeytan
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019F. Nietzsche ve M.İkbal'in insan ve eğitim anlayışlarının karşılaştırılması
Mehmet Aydın
Nietzsche ve İkbal farklı toplumlarda yaşamalarına rağmen düşünce dünyalarında birçok benzer ve farklı noktaları vardır. Bu çalışma, Nietzsche ve Muhammed İkbal'in ideal insan ve eğitim anlayışlarının karşılaştırılmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde F. Nietzsche'nin insan ve eğitim anlayışı, ikinci bölümde İkbal'in insan ve eğitim anlayışı, üçüncü bölümde ise her iki düşünürün insan ve eğitim anlayışları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonunda her iki düşünürün, insan varlığına önem verdiği ve insanın ideal olma konusunda ortaya koyduğu benzer durumlara temas ettikleri tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın sonunda iki düşünürün ideal insan anlayışlarının birbirine birçok açıdan benzediği de görülmüştür. Ayrıca ideal insan konusunda Nietzsche'nin ''üstinsan'' ile İkbal'in ''insan-ı kâmil'' arasındaki farklılığa dikkat çekilmiştir. Bu noktada ise iki düşünürün birbirinden farklı düşünce ve inanca sahip olduğu gözlenmiştir. Eğitim konusunda ise her iki düşünür, bireyin eğitim sürecinde kültürün önemine değinmişler, kişinin kendi kültüründen haberdar olmasını sağlayan gücün de eğitim olduğuna kanaat getirmişlerdir. Yerli bir neslin devamlılığı için bu ilkenin benimsenmesi gerektiği hususunda önemli fikirler öne sürmüşlerdir. Bu bağlamda İkbal eğitimi, bireyin benliğini güçlendirecek bir süreç olarak tanımlamış ve eğitimin kritik dönemi olarak ilköğretim çağını görmüştür. İkbal, bu dönemde çocuğun tevhid ve ahlaki ilkelere bağlı kalarak daha çabuk gelişim gösterebileceğini belirtmiştir. İkbal'in eğitimden beklentisi topluma örnek rol olabilecek kâmil insanların yetiştirilmesidir. Nietzsche ise eğitimin kritik dönemini orta öğretim olduğunu belirtmiştir. Alman filozof, özellikle liselerin yüksek öğretime geçişte önemli bir köprü olduğuna dikkat çekmiştir. Nietzsche, ideal bireylerin yetiştirilmesinde en önemli görevin öğretim kurumlarının olduğunu ifade etmiştir. Bu yüzden XIX. yüzyıl Almanya eğitim sisteminin bozulmasında eğitim kurumlarını sorumlu tutmuş ve sert bir dille eleştirmiştir. Nietzsche'nin eğitimden beklentisi ise; anadiline, kültürüne ve tarihine sahiplenebilen üst insanların yetiştirilmesidir. Anahtar Sözcükler: Nietzsche, İkbal, Nietzsche ve İkbal'in insan anlayışı, Nietzsche'nin eğitim anlayışı, İkbal'in eğitim anlayışı
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017Ebu'l Muîn en-Nesefî'de insan fiilleri (Efâlü'l-ibâd)
Boran Çayır
İnsanın farklı sebeplerin teşvik ve tahrikiyle davranışa yansıyan, ortaya çıkmasında bizzat insanın rol aldığı ve özgür iradesinin etken olduğu fiillerine insan fiilleri denir. İnsan fiilleri ve hürriyeti meselesi Kelâm tarihinde "Kader" ile ilgili konularla bağlantılı olduğu için, Kelâm eserlerinde genellikle kader meselesiyle beraber değerlendirilmiştir. İnsan fiilleri problemi temelde iki ana grup fikir etrafında şekillenmiştir. Bunlardan birincisi; insanın fiillerini yaparken fiili yapacak güç ve iradesinin olmadığı buna bağlı olarak fiillerinin sonuçlarından sorumlu tutulamayacağını ifade eden ve bunun fikri altyapısını Kur'ân-ı Kerim, hadisler ve aklı esas alarak sağlamaya çalışan görüştür. Bu görüşün savunucuları ise başta Cebriyye ve bazı Mürciî akımlardır. İkincisi ise; Başta Mu'tezile olmak üzere zikri geçen kaynaklar temel alınarak, insanın fiilinin hâlikı olduğu, fiili kendi irade ve gücüyle yaptığı, Allah'ın bu fiillerin yaratılmasına müdahale etmediğini savunan görüştür. Bu anlayışa göre insanın fiillerinin sonucunda sorumlu olabilmesi için, insanın fiillinin yaratıcısı olması ve o fiili kendi özgür iradesiyle ortaya koyması gerekmektedir. Sorumluluk için fiilin yaratılması ameliyesini insana bağlamaktadır. Ayrıca bu görüş içerisinde insanın sorumluluğunun kendi yapıp ettikleri sonucu olduğunu savunan ve fakat bunu fiilin yaratılmasına değil de; o fiilin, insanın başlangıçta Allah tarafından verilen kudretle, sebeplerin temel yaratıcısı olarak yine Allah'ı kabul etmekle beraber insanın özgür iradesiyle yapılmasına bağlayan uzlaştırmacı bir görüşte vardır. Bu görüşte Selefîlik- Eş'ârilik ve Mâtüridîliğin öncülük ettiği Ehl-i Sünnet ve'l- Cemaat'in görüşüdür. Biz bu çalışmada Ehl-i Sünnetin önde gelen temsilcilerinden biri olan Ebu'l Muîn Nesefî'nin görüşleri bağlamında insan fiilleri konusunu ana kaynaklar doğrultusunda incelemeye ve farklı yönlerini ortaya koymaya çalıştık. Anahtar kelimeler: Yaratma, kudret, özgür irade, kader, sorumluluk
