Yayınları
2 →- MakaleYalnız künye2015Romantikten postmoderne bir insan olarak roman kahramanının ölümü
Yalçın, Fatih
Her kuşak kendi tercümesini yapar. T.S. EliotBu çalışmada tarihsel süreç içerisinde hayatla edebiyat ilişkisi gerçeklik bağlamında değerlendirilmiş edebiyat metninde insanî duruş ve insanın varlığı problemi irdelenmeye başlanmıştır. Neredeyse insanlık tarihi ile eşzamanlı olarak ortaya çıkmış olan sanatsal etkinliklerin insanın insanla, insanın doğayla ve insanın eşyayla ilişkisinde yaşanan değişime paralel olarak yaşadığı etkileşimin sonucunda uğradığı dönüşüm tespit edilmeye çalışıldı. Sonuç olarak Tanrı merkezli dünya algısından aklın öncelendiği insan merkezli dünya algısına ve insanın merkezi konumunu kaybettiği bugünkü duruma geçiş sürecinde genelde sanat eseri özelde ise edebiyat metninin insan aleyhine gelişen yeni duruma çok kolay uyum sağladığı iddia edilmiştir. Her geçen gün insanî olanla ilişkisi zayıflayan edebiyat ve daha özelde bir edebi tür olarak roman genel edebiyat okurundan da uzaklaşmış daha elit bir okur kitleye hitap eder hale gelmiştir. Gasset'in "sanatın insansızlaştırılması" diye ifade ettiği bu durum özellikle roman türü için roman kahramanları üzerinden kolaylıkla takip edilebilecek bir süreçtir. Bir anlamda insanın itibar kaybı olarak değerlendirilebilecek bu süreç insan merkezli dünyanın insanlığı mahkûm ettiği acılarla doğrudan ilgilidir ve bu acı tecrübelerin insanın kendi türüne karşı geliştirdiği güvensizlik duygusunu körüklemekle sonuçlanmıştır. Romanın insani olandan ve dolayısıyla insandan uzaklaşmasının arka planında yatan temel gerekçe de bu acılardan, gerçek dünyanın onu sürüklediği bunalımlardan uzaklaşma duygusudur. Bir anlamda kendisine, kendi türüne yabancılaşan insana bir edebi tür olarak roman da yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma sürecinin sonunda bir edebi tür olarak romanın insansızlaşması sonucu beraberinde "roman öldü mü?" sorusunu gündeme getirmiştir. Geleneksel romanın insan merkezli yapısının çökmesi bu sorunun sorulmasının temel kaynağını oluşturur. Elbetteki roman ölmemiştir. Ama rahatlıkla ifade edilebilir ki bir roman kahramanı olarak insan ölmüştür. Bu ölüm ilanı bir edebi tür olarak romanı öldürmese de çok farklı bir forma sokmuştur. Bir anlamda insanı kendi yaşam alanından dışlayan roman türü hayata tuttuğu aynayı kendisine çevirmiş, kendi kendini konu edinir olmuştur. Bu değişim süreci sadece roman kahramanını değil genel anlamda sanatçı özel anlamda ise roman yazarını da değişime uğratmıştır. Bir anlamda büyük iddiaların adamı, toplumu kendi dünya algısı yönünde eğitme ve değiştirme amacındaki roman yazarı, romanda olduğu gibi kendi dünyasına dönüş biçiminde bir kaçışa yönelmiştir. (Şaylan, 2009: 112) Aslında bu durum aydınlanma düşüncesinin yazara yüklediği misyonun iflas etmesinin bir sonucudur. Bir anlamda bu sonuç, tanrı merkezli dünyadan insan merkezli dünyaya geçiş sürecinde insana yüklenen ağır sorumluğun altında kalan insanın yaşadığı travmatik bir sonuçtur. İnsana aydınlanma düşüncesi ile vadedilen mutluluk ve refah gerçekleşmemiş aksine insanlık yaşanan iki dünya savaşının neticesinde acılara mahkûm olmuştur. Vadedilen ve yaşanan arasındaki makasın açılması aydınlanma misyoneri gibi çalışan yazarların aydınlanma düşüncesi ve kendi kendileriyle yüzleşmeleri sonucunu doğurmuş bu yüzleşme süreci öncelikle hayal kırıklığı ve ardından yazarın bir fetih ve mühendislik alanı olarak gördüğü gerçek hayattan geri çekilmesi, kendine ve doğal olarak eserine dönmesiyle sonuçlanmıştır. Bütün bu süreç neticesinde yazar hem güven hem de özgüven kaybına uğramıştır. Güven kaybı okurla yazar arasındaki ilişkiyi yazar aleyhine bozmuş, bir anlamda yazarı kendi yalıtılmış dünyasında yalnızlığa mahkûm etmiştir. Neredeyse geleneksel romanın tanrı yazarı yazdıklarına muhatap bulamaz hale gelmiştir. Aslında bu süreç yazarın da aydınlanma düşünürlerinin ihanete uğramasıyla doğrudan ilgilidir. Aydınlanma düşünürlerinin sözcüsü ve misyoneri gibi çalışan geleneksel yazarın, onlardan ilhamla okura vadettiklerinin gerçekleşmemesi aksine insanlık açısından daha fazla acılı, daha fazla ölümlü açlığın ve güvensizliğin hüküm sürdüğü bir dünya insanlığı bunalıma sürüklemiştir. Bu bağlamda popüler romanın yaygınlaşmasını bir anlamda yazarın genel geçer okurla barışma, onu dikkate alma fildişi kuleden feragat edip insan içine çıkma gayreti olarak da değerlendirebiliriz. Bu süreç yazarın kendi türüyle arasında açtığı mesafenin kapanması, kendisinin de bir insan olduğunu hatırlaması, özüne dönüş sürecidir. Fakat bu öze dönüş süreci, yazarın bireyselleşmesini de beraberinde getirmiştir. Bu bireyselleşme ise yazar ile okur arasında farklı sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yazarın bireyselleşmesinin ortaya çıkardığı en önemli sorun edebiyat eserinin anlam(sızlık)ı sorunudur. Okur, yazarın bireysel dünyasından devşirdiği ve bir bakıma şiirin diliyle imgeleştirdiği dünyayı anlamakta zorlanır, o dünya içerisinde kendine yer edinme imkanı bulamaz hale gelir. Özgüven kaybı ise -ki bu özgüven zaman zaman kibre, kendini insanüstü bir varlık konumuna oturtmaya (tanrı yazar) kadar varmıştıryazarı insanileştirmiştir. Kibir mütevazılığa, tanrılık iddiası insaniliğe dönüşmüştür. Artık o büyük iddiaların kahramanı, bir toplum mühendisi değil, kendi sıradan yaşamının, özlemlerinin ve bunalımlarının yazarıdır. Kendi türünü oluşturan diğer herkes gibi dünyaya karşı güvensiz, dünyanın verdiği acılardan rahatsız, gelecekle ilgili kaygı taşıyan bir "insan"dır. Dünyada işlerin insan adına iyi gitmediğini farkındadır. Modernleşme sürecinin tartışılmaz kıldığı yeni insanlık değerlerini sorgular, gelenekle yeniden ve sağlıklı bir ilişki kurmanın derdindedir. Ancak, toplumsal hayattan uzaklaşması, kendi iç dünyasına yoğunlaşması onu okurdan iyice uzaklaştırmış, edebî faaliyetlerinin küçük bir azınlığa hitap etmesinin önüne geçememiştir. Bu sonucun ortaya çıkmasında televizyon ve sosyal medya gibi iki güçlü rakiple baş edememesinin de etkisi büyüktür. Yazılı olanın görsel olanla mücadelesi sürekli görsel olanın lehine gelişmiş, yazılı olan sürekli değer kaybetmiştir. Sonuç
- MakaleYalnız künye2015Necip fazıl şiirinde ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği
Yalçın, Fatih
Bu çalışma Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan ve hiçbir edebi gruba dâhil olmayan Necip Fazıl Kısakürek'in şiirinin önemli kaynaklarından biri olan ontolojik huzursuzluk ve mekânın tekinsizliği üzerine odaklanmıştır. Tecrübe edilmiş bu ruh halinin onun şiirindeki yansımasının işaret taşları olan imgeler de onun şiirinin estetik örgüsünü oluşturur. Hayatı boyunca varoluşu sorgulayan Necip Fazıl'ın ontolojik huzursuzluğunun zeminini de bu sorgulama oluşturur. Hayatı uçlarda yaşayan bir kişi olarak vasatın ilkelerinin/değerlerinin hâkim olduğu reel dünyada ona düşen "aramak"tır. O görünenle yetinmeyen bir şairdir ve sürekli olarak görünenin ardındaki gerçeğin/mutlak hakikatin arayışı, onun estetik yolculuğunun da muharrik unsurudur. Görüngüler dünyası, şiirinin da ana imgelerinden biri olan "perde"lerden ibarettir. Önemli olan bu perdelerin ardında saklı olan eşyanın hakikatine ulaşmaktır. Bu keşif yolculuğu çileli bir yolculuktur ve kaldırılan her perde şairi başka bir perdenin önüne getirmekten başka bir işe yaramaz. Tasavvuf anlayışındaki nefs basamaklarını andıran bu yapı bir sonraki nefs basamağına yükselişin gecikmesinde krizlere sebep olur. Tasavvuf yolculuğuna çıkmadan önce yaşadığı krizlerin kaynağı olarak meçhulü kurcalama şehvetini gösteren şair, bu yolculuk esnasında yaşadığı krizleri ise tasavvuf terminolojisindeki "hatarât" kelimesi ile karşılar. Tasavvuf yoluna giren herkesin yaşadığı bir hal olarak gördüğü bu ruh halinden ancak bir rehber eşliğinde -ki onun için bu rehber mürşidi Abdülhâkim Arvasi'dir- kurtulabilir. Bütün bu krizler çıkmış olduğu yolda tabi tutulduğu sınavlardır ve bu yolda ilerlemek için bu sınavları bir bir geçmek zorundadır. İster tasavvuf öncesi ister sonrası olsun, farklı şekillerde de olsa, bu krizler ömrü boyunca devam etmiş ve şiirini beslemiştir. Bu çalışmada şairin ontolojik huzursuzluğunun izleri, şiiri üzerinden takip edilmeye çalışılmış, eşya ve mekânla ilişkisi kullandığı imgeler aracılığıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır
AtıfTR Dizin1
İncele
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-29T19:20:28.506469280Z | |
| dc.date.available | 2026-10-29T19:20:28.506469280Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/bayburt/15446 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Yalçın, Fatih | |
| person.affiliation.name | BAYBURT ÜNİVERSİTESİ | |
| person.familyName | Yalçın | |
| person.givenName | Fatih | |
| person.status | unverified |
